Celâlî Mehmed Çelebi, hizmet ettiği efendilerin her birini sırayla yitiren Amasyalı bir divan kâtibiydi. Şehzade Ahmed'in Amasya'daki divanında kâtip olarak başladı; şehzadenin ölümünden sonra Şâdî Paşa'nın, sonra Lala Sinan Paşa'nın divan kâtipliğini yaptı, Sinan Paşa'yla hacca gitti, paşanın orada ölümü üzerine Amasya'ya döndü. 934 (1527-28) yılında Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi oldu ve Hüsameddin'in "940 vak'ası" dediği olayda öldü. Hakkındaki tek kaynak olan Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar maddeyi "şâir, kâtib, hattı güzel" nitelemesiyle kapatır; kaleminden çıkmış bir mısra günümüze gelmemiştir.

Hayatı

Amasya Tarihi'nin sekizinci cildindeki madde, Celâlî'nin hizmet ettiği kapıları sırasıyla sayar:

Amasyalıdır. Yörgüç Paşa’nın emekdâr kethüdâlarından Hamza Ağazâde Ramazân Ağa’nın mahdûmudur. Ulemâ ve üdebâdan tahsîl-i ulûm u ma’ârif ederek Şehzâde Sultân Ahmed’in ketebe-i dîvânı zümresine iltihâk etdi. 918’de Şehzâde-i müşârün-ileyhin kazâ’en vefâtında bir müddet menkûb olup sonra Şâdî Paşa’ya intisâb ederek onun kâtib-i dîvânı olup Sivas’a gitdi. Şâdî Paşa’nın vefâtından sonra Sivas Beylerbeyi Lala Sinan Paşa’nın kâtib-i dîvânı oldu. 931’de Sinan Paşa emîrü’l-hâcc olarak âzim-i Hicâz oldukta beraber gidip surre-i hümâyûn kethüdâsı oldu. Paşa’nın orada vefâtıyla Amasya’ya geldi. 934’de Sultân Bâyezîd evkâfı kâtibi olup 940 vak’asında vefât etdi. Erbâb-ı ma’ârifden şâir, kâtib, hattı güzel idi.

Sadeleştirilmiş biçimiyle: Amasyalıdır. Yörgüç Paşa'nın emektar kethüdalarından Hamza Ağa oğlu Ramazan Ağa'nın oğludur. Âlimlerden ve edebiyatçılardan okuyup Şehzade Sultan Ahmed'in divan kâtipleri arasına katıldı. 918'de şehzadenin ölümüyle bir süre işsiz ve gözden düşmüş kaldı; sonra Şâdî Paşa'ya bağlanıp onun divan kâtibi oldu ve Sivas'a gitti. Şâdî Paşa'nın ölümünden sonra Sivas beylerbeyi Lala Sinan Paşa'nın divan kâtibi oldu. 931'de Sinan Paşa hac emîri olarak Hicaz'a yola çıkınca onunla gitti ve padişahın Mekke ile Medine'ye gönderdiği surrenin kethüdası oldu. Paşanın orada ölmesi üzerine Amasya'ya döndü. 934'te Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi oldu ve 940 olayında öldü. Bilgi ehlinden, şair, kâtip ve güzel yazı yazan biriydi.

"Menkûb" sözü, efendisi düşen bir kapı halkının durumunu anlatır: Şehzade Ahmed'in taht mücadelesini kaybetmesiyle onun adamları bir süre işsiz kalmış, yeni bir hami bulana kadar beklemek zorunda kalmıştı. Hüsameddin aynı ciltte, şehzadenin çevresindeki başka Amasyalılar için de aynı kelimeyi kullanır. Şehzade Ahmed'in taht mücadelesi ve ölümü ayrı bir yazıda ele alınmıştır.

Şâdî Paşa ve Sinan Paşa'nın Kapısında

Celâlî'nin yeni efendisi Şâdî Paşa, eski sadrazam Amasyalı İshak Paşa'nın oğluydu. Hüsameddin'in onun için yazdığı maddeye göre paşa 918'de Amasya beylerbeyi olmuş, 922'de ikinci kez Amasya'ya gelmiş, 924'te Celâlîlerin Sivas çevresindeki hareketleri üzerine vilayetin merkezi Sivas'a taşınınca Sivas beylerbeyi olmuştu. 926'da Karaman beylerbeyiliğine geçmiş ve 930 (1524) yılının Rebiülevvel ayında Konya'da ölmüştü. Bu durumda Celâlî'nin paşayla Sivas'a gidişi 924 yılına denk gelmelidir. Şâdî Paşa öldüğünde artık Sivas'ta değil Konya'daydı; Celâlî'nin 926'da paşanın yanından ayrılıp Sivas'ta mı kaldığı, yoksa ölümüne kadar onun hizmetinde mi bulunduğu madde metninden çıkmaz. Hüsameddin'in paşa için yazdığı maddenin tamamı Şâdî Paşa-İshâk Paşazâde başlığını taşır.

Lala Sinan Paşa'nın kim olduğu maddede açıklanmaz; Hüsameddin onu yalnız Sivas beylerbeyi ve 931 (1525) yılının hac emîri olarak anar. Surre kethüdalığı, hac kafilesiyle Mekke ve Medine'ye gönderilen para ve hediyelerin dağıtımında görev alan bir hizmetti. Paşanın Hicaz'da ölümü, Celâlî'yi bir kez daha efendisiz bıraktı.

940 Olayı

Celâlî'nin öldüğü "940 vak'ası", Hüsameddin'in birçok maddede kısaltarak andığı bir olaydır. Kitabın üçüncü cildinde anlatıldığına göre sadrazam İbrahim Paşa Anadolu askeriyle Irak seferine çıkınca Amasya çevresindeki Şiî topluluklar cesaret bulmuş, 940 yılının Zilhicce ayında (Haziran-Temmuz 1534) şafak vakti ansızın şehri basmışlardı. Sancakbeyi "Deli Pervâne" lakaplı Mehmed Bey evinde kuşatılıp savaşarak öldü, şehirde çok kişi öldürüldü ve mallar yağmalandı; kale dizdarı ile sipahiler direnince baskıncılar dağıtıldı. Hüsameddin, baskının başında Şehzade Ahmed'in oğlu Sultan Murad'ın bulunduğunu sandığını, bunun kendi tahmini olduğunu belirterek yazar. Celâlî'nin bu olayda nasıl öldüğü bilinmiyor. Hüsameddin'in tahmini doğruysa Celâlî, gençliğinde divanında kâtiplik ettiği şehzadenin oğluna bağlanan bir baskında ölmüş demektir; kaynak bu rastlantı üzerinde durmaz.

Şiiri

Hüsameddin aynı ciltte bu adı taşıyan üç kişiye madde ayırır ve Kethüdâzâde bunların en eskisidir. Ötekiler, XVII. yüzyılın ortasında saz şairi ve sipahi olan Celâlî Mehmed Ağa (Türedioğlu) ile yüzyılın sonlarında ölen kâtip Celâlzâde Celâlî Mehmed Çelebi'dir; Metin Hakverdioğlu üçünü de sekizinci cildin şairleri arasında ayrı ayrı sayar. Başlıktaki "Celâlî" büyük olasılıkla Kethüdâzâde'nin mahlasıdır. Hüsameddin bunu ayrıca belirtmez, bir beyit de nakletmez. Celâlî Mehmed Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır.

Kronoloji

918 (1512-13): Şehzade Ahmed ölür; divan kâtibi Celâlî bir süre görevsiz kalır.

924 (1518): Şâdî Paşa Sivas beylerbeyi olur; Celâlî onun divan kâtibi olarak Sivas'a gider.

930 (1524): Şâdî Paşa Konya'da ölür.

931 (1525): Lala Sinan Paşa hac emîri olarak Hicaz'a gider; Celâlî surre kethüdasıdır. Paşa Hicaz'da ölür.

934 (1527-28): Celâlî Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi olur.

Zilhicce 940 (Haziran-Temmuz 1534): Amasya baskını; Celâlî Mehmed Çelebi bu olayda ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar