Bir vezir dairesinde kalemiyle yükselen Bahçevanzâde Cenânî Ali Efendi, ömrünün sonunda Amasya'ya döndü ve bağını, bahçesini şehrin kenarında yaptırdığı bir mescitle bir mektebe vakfetti. XVII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir kâtip, hattat ve şairdi. Babası, Hüsameddin'in "meşâhîr-i ulemâdan" diye andığı Mehmed Efendi'dir. Hayatına dair elimizde olan, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nin sekizinci cildindeki kısa maddeden ibarettir ve orada da doğum ile ölüm yılı verilmez. Madde iki tarih taşır: hamisi Ankebût Ahmed Paşa'nın ölümü ve kendisinin 1099 (1687-88) yılında Amasya'ya dönüşü. Hayatını kabaca yerleştirmek için bu iki nokta yeter.

Hüsameddin'in Kaydı

Meşâhîr-i ulemâdan Mehmed Efendi'nin oğludur. Ankebûd Ahmed Paşa'nın dâ'iresinde kâtib-i dîvân olarak bulundu. Müşârün-ileyhin vefâtında hâcegândan olup 1099'da Amasya'ya avdet etdi. Filingirler mevki'inde mescid ve mekteb yaptırdı. Bağ ve bâğçesin vakf ve imâm u mu'allime tahsîs ederek ba'dehû vefât etdi. Şâ'ir, kâtib hattât idi.

Bugünkü dille: Tanınmış âlimlerden Mehmed Efendi'nin oğludur. Ankebût Ahmed Paşa'nın maiyetinde divan kâtibi olarak bulundu. Paşa ölünce hâcegân (kıdemli kâtipler) sınıfına geçti ve 1099'da Amasya'ya döndü. Filingirler mevkiinde bir mescit ve bir mektep yaptırdı. Bağını ve bahçesini vakfedip gelirini imam ile mektep hocasına ayırdı, bir süre sonra da öldü. Şair, kâtip ve hattattı.

Ankebût Ahmed Paşa'nın Dairesinde

Cenânî Ali Efendi'nin bağlandığı kişi, Amasya'nın XVII. yüzyılda yetiştirdiği en hareketli devlet adamlarından biriydi. Ankebût Ahmed Paşa, şehrin güneybatısındaki Kayabaşı Mahallesi'nden bir zaim ailesinin oğluydu. Pehlivan yapısı ve okçuluğuyla IV. Murad'ın gözüne girip saraya alınmış, has ahır hizmetinden yükselerek Sivas, Konya, Anadolu beylerbeyliklerine, Budin valiliğine ve vezirliğe ulaşmıştı. Amasya sancağı ona altı kez verildi. Hüsameddin'e göre tarihte "Örümcek", Amasya'da ise "Kayalı Paşa" diye bilinirdi. Ömrünün son yirmi yılını Girit'te geçirdi: 1071'de (1661) Girit serdarı ve muhafızı oldu, Hanya'da yıllarca oturdu, Kandiye'nin fethinden sonra Resmo'ya gönderildi ve 21 Muharrem 1092'de (Şubat 1681) orada öldü.

Bir paşanın divan kâtibi, efendisinin yazışmalarını yürüten, emirlerini kaleme alan ve gittiği yere onunla giden kişidir. Cenânî'nin bu görevde geçirdiği yıllar maddede yoktur. Paşanın uzun Girit yılları, kâtibinin de bir süre adada bulunduğunu akla getirir; bunu doğrulayan bir satır olmadığı için ihtimal olarak kalır. Kesin olan, efendisinin ölümünün onun meslek hayatında bir dönüm noktası olduğudur: maddeye göre paşa ölünce hâcegândan, yani kâtiplik mesleğinin kıdemli ve itibarlı mertebesindeki kalem efendilerinden olmuştur.

Amasya'ya Dönüş ve Filingirler'deki Vakıf

Cenânî Ali Efendi 1099 (1687-88) yılında memleketine döndü. Aynı yıl Amasya, Hüsameddin'in "harîk ve kıtâl hâdise-i fecîası" diye andığı büyük kargaşayı yaşamış, şehirde birçok bina, konak ve han yanmış, pek çok kişi ölmüştü. Cenânî'nin şehre bu felaketten önce mi, sonra mı geldiğini madde söylemez.

Döndükten sonra yaptığı iş, bir kalem efendisinin birikimini nasıl kullandığını gösterir. Filingirler mevkiinde bir mescit ve bir mektep yaptırdı, bağ ve bahçesini bu iki yapı için vakfetti ve gelirini mescidin imamına ve mektebin hocasına bağladı. Hüsameddin, Amasya'nın bağlarını sayarken ırmağın kuzey kıyısında Bahçeler İçi'nden sonra "Filingir, Firingir, Firenkler" diye anılan bağların, en sonda da Ziyare bağlarının geldiğini yazar. Cenânî'nin mescidi de anlaşıldığı kadarıyla bu bağlar arasında, şehrin doğu ucunda bir yerdeydi. Bugün Yassıçal köyüne bağlı Filingirler Mahallesi'nin adı bu eski mevkii hatırlatır; ancak mescidin bugünkü Filingirler Camii'nin öncülü olup olmadığını gösteren bir belge bilinmiyor. Mevkiin adı ve bugünkü mahalle, Yassıçal (Yaylagöl) üzerine yazıda ayrıca konu edilir.

Ailenin adı da bu çevreye uygun düşer. "Bahçevanzâde" bahçıvanın oğlu demektir; Hüsameddin lakabın kaynağına değinmez. Babası âlim, kendisi kâtip olan birinin lakabı, daha eski bir kuşaktan kalmış olabilir.

Aynı Mahlası Taşıyan Öteki Cenânî

Amasya Tarihi'nde Cenânî Ali Efendi'nin maddesinden hemen önce, ondan yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış başka bir Cenânî gelir: Şehzade Ahmed'in divan kâtibi olan ve 918 (1512) yılında şehzadenin idamından bir ay sonra öldürülen Rıdvânzâde Cenânî Hüseyin Çelebi. İkisi de kâtip, ikisi de hattattır ve aynı mahlası kullanır. Benzerliği akrabalığa bağlamak için bir dayanak yoktur: mahlasın yaygınlığı ve Amasya'da kalem erbabının kuşaktan kuşağa süren geleneği onu açıklamaya yeter, Hüsameddin de iki aile arasında bir bağ kurmaz. Rıdvânzâde'nin birkaç beyti tezkirelerde korunmuşken Bahçevanzâde'den tek mısra kalmamıştır.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Maddenin son cümlesinde "şâ'ir" sıfatı kâtiplik ve hattatlıkla yan yana durur; onu karşılayacak bir beyit, bir divan adı ya da mecmuadan bir iz gösterilmez. Hüsameddin'in, Amasya şairlerini 1081 (1670) yılına kadar kaydeden Abdî Efendi tezkiresinden aktardığı parçalarda da Cenânî adına rastlanmaz. Sözcük açıklamalarıyla birlikte maddenin kendisi Cenânî Ali Efendi-Bahçevanzâde başlığı altındadır.

Kronoloji

1071 (1661): Ankebût Ahmed Paşa Girit serdarı ve muhafızı olur.

21 Muharrem 1092 (Şubat 1681): Ankebût Ahmed Paşa Resmo'da ölür; Cenânî Ali Efendi hâcegân arasına geçer.

1099 (1687-88): Cenânî Ali Efendi Amasya'ya döner; Filingirler mevkiinde mescit ve mektep yaptırır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar