Amasya Mevlevîhânesi'nin şeyhliği ve vakıf mütevelliliği üzerine yirmi yıla yakın süren bir çekişme, Hacı Osman Sâkıb Efendi'nin hayatını baştan sona belirledi. Babası Alâaddîn Dede 1112'de (1700-01) ölünce bu çekişmenin içinde kaldı; kimi zaman posta oturdu, kimi zaman yerini Konya'dan gönderilen bir şeyhe bırakmak zorunda kaldı ve 1131'de (1718-19) öldü. Tekkeyi 1047'de (1637-38) Bayram Paşa'nın yardımıyla yeniden kurduran Şeyh Ârif Mehmed Dede'nin torununun oğluydu. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "âlim, şâir, edîb, müteharrik", yani bilgili, şair, edip ve yerinde duramayan hareketli bir kişi olarak tanıtır. Şiirlerinden bugüne tek satır kalmamıştır.

Maddenin Metni

Amasyalıdır. Amasya mevlevîhânesi şeyhi Alâaddîn Dede Efendi bin Abdülbâkî Dede bin eş-Şeyh Ârif Mehmed Dede'nin mahdûmudur. Mevlevîhâne şeyhi fâzıl-ı meşhûr Kudsî Hasan Dede Efendi'den ve Amasya müftî-i meşhuru Allâme Hızır Efendi'den ulûm-ı edebiyye ve şer'iyyeyi ahz edib mesnevî-hân oldu. 1112'de pederinin vefâtında Bilâl Efendi şeyh olduysa da 1113'de bunun ref'inden mevlevî-hâne şeyhi oldu. 1118'de mütevellî Bilâl Efendi'nin vefâtıyla mevlevî-hâne evkâfına da mütevellî olmuştu. Ancak, Konya'dan Ebûbekir Dede Efendi şeyh olduğu hâlde geldiğinden 1120'de meşîhat u tevliyetten azl edildi. 1126'da mütevellî Mustafa Efendi'nin vefâtıyla mevlevîhâne mütevellîsi oldu. 1131'de eş-Şeyh Ebûbekir Efendi'nin vefâtından az sonra vefât etdi. Âlim, şâir, edîb, müteharrik bir zât idi. Birâderi Abdulbâkî Efendi de urefâdandır.

Bugünkü Türkçeyle: Amasyalıdır. Amasya Mevlevîhânesi şeyhi Alâaddîn Dede Efendi'nin oğludur; Alâaddîn, Abdülbâkî Dede'nin, o da Şeyh Ârif Mehmed Dede'nin oğludur. Edebî ve şer'î ilimleri Mevlevîhâne şeyhi, ünlü âlim Kudsî Hasan Dede Efendi'den ve Amasya'nın meşhur müftüsü Allâme Hızır Efendi'den öğrenip mesnevîhan oldu. 1112'de babası ölünce Bilâl Efendi şeyh olduysa da 1113'te onun görevden alınmasıyla Mevlevîhâne şeyhi oldu. 1118'de mütevelli Bilâl Efendi ölünce Mevlevîhâne vakıflarının mütevelliliğini de üstlendi. Fakat Ebûbekir Dede Efendi Konya'dan şeyh olarak geldiği için 1120'de (1708-09) şeyhlikten ve mütevellilikten azledildi. 1126'da (1714) mütevelli Mustafa Efendi'nin ölümüyle yeniden Mevlevîhâne mütevellisi oldu. 1131'de Şeyh Ebûbekir Efendi'nin ölümünden kısa süre sonra öldü. Bilgili, şair, edip, hareketli bir zattı. Kardeşi Abdülbâkî Efendi de irfan sahiplerindendir.

"Sâkıb" mahlası Arapçada "delip geçen, parıldayan" anlamına gelir ve özellikle karanlığı delen parlak yıldız için kullanılır. Sâkıb Osmân Efendi-Ârif Dedezâde başlığında mahlas önde, ad arkada durur; "Ârif Dedezâde" ise ailenin, Mevlevîhâne'yi ihya eden Ârif Mehmed Dede'nin adıyla anıldığını gösterir.

Ârif Mehmed Dede'nin Torunları

Hüsameddin'in birinci ciltteki Mevlevîhâne bahsine göre XVII. yüzyılın başında, 1011'deki (1602-03) eşkıya baskını sırasında tekke yanmış ve şeyhi ortadan kaybolmuştu. Onun oğlu Şeyh Mehmed Ârif Dede eski sadrazam Bayram Paşa'ya durumu anlatmış, Paşa 1047'de binayı yeniden yaptırıp vakıflarını genişletmişti. Ârif Dede'den sonra şeyhlik damadı Şeyh Mahmûd Dede'ye, ardından Abdülkâdir Dede'ye ve Şeyh Alâeddîn Dede'ye geçmiştir. Sâkıb'ın dedesi Abdülbâkî Dede ise on birinci ciltteki maddesine göre babası Ârif Dede ile İstanbul'a gitmiş, Galata Mevlevîhânesi'nde kalmış, sonra Beşiktaş'taki Mürre Hüseyin Paşa Mevlevîhânesi'nin şeyhi olmuş ve 1086'da (1675-76) ölmüştür; oğlunun Alâaddîn Dede olduğunu da Hüsameddin aynı yerde kaydeder. Ebû Saîd Ahmed Dede'nin maddesine göre Amasya Mevlevîhânesi'nin şeyhliği 1099'da (1687-88) ondan alınıp Alâeddîn Dede'ye verilmişti.

Böylece Sâkıb, babası on üç yıl kadar şeyhlik ettikten sonra tekkenin başına geçmek isteyen dördüncü kuşak olarak sahneye çıkar. Aynı yıllarda tekkede vaiz ve mesnevî hocası olan, 1112'de de vakfın mütevelliliğine getirilen Senâyî İbrâhim Efendi ise ailenin damat tarafındandı; Ârif Dede'nin damadı Mahmûd Dede'nin oğluydu. Hüsameddin, Sâkıb'ın kardeşi Abdülbâkî Efendi'yi de irfan sahipleri arasında sayar, ama ona ayrı bir madde ayırmaz.

1112-1131 Arasında Mevlevîhâne

Babasının ölümünden sonraki olaylar Hüsameddin'in kitabında dört ayrı yerde anlatılır ve anlatımlar birbirini tutmaz. Sâkıb'ın kendi maddesine göre 1112'de Bilâl Efendi şeyh olur, 1113'te o görevden alınınca Sâkıb şeyh olur, Bilâl 1118'de ölünce mütevelliliği de alır, Ebûbekir Dede 1120'de Konya'dan gelince iki görevi de kaybeder. Yedinci ciltteki "Bilâl Efendi-Müezzin el-Hâc" maddesi ise Kocacık Mescidi'nin müezzini olan, Kudsî Hasan Dede'nin sohbetinde yetişen Bilâl'in 1112'de şeyh olduğunu, 1113'te Ebûbekir Dede Konya'dan şeyh olarak gelince vakfın mütevellisi olduğunu ve 1118'de öldüğünü söyler; bu anlatımda Sâkıb'ın adı geçmez. Altıncı ciltteki Ebûbekir Dede maddesi de Ebûbekir'in 1112'de, Alâeddîn Dede'nin ölümü üzerine geldiğini, yirmi yıl kadar şeyhlik edip 1131'de öldüğünü yazar.

Dördüncü bir sıra birinci cildin Mevlevîhâne bahsinden çıkar: 1112'de İbrâhim Çelebi mütevelli, Bilâl Efendi şeyh olur; 1113'te Bilâl mütevelliliği de alır; 1118'de ölünce iki görev "Mehmed Ârif Dede evlâdından el-Hâc Osmân Sâkıb Efendi"ye verilir, ama aynı yıl Sâkıb görevden alınır ve Ebûbekir Dede şeyh olur. Bu listede Sâkıb 1126'da mütevelli olur ve 1131'de Ebûbekir Dede ölünce şeyhliğe Arap Sâlih Dede geçer; Sâlih Dede'nin mütevelliliği almasının sebebi ise Sâkıb'ın ölümü değil "Hacı Osmân Efendi'nin ref'i", yani görevden alınmasıdır. Ebûbekir Dede'nin Amasya'ya gelişi için 1112, 1113, 1118 ve 1120 tarihleri, Sâkıb'ın şeyhliği için de 1113-1120 ile yalnız 1118 arasında iki ayrı süre ortaya çıkar. Ortak olan, Sâkıb'ın mütevellilik ve şeyhlik için uzun bir mücadeleye girdiği, Konya merkezinin atadığı şeyh karşısında yerini koruyamadığı ve 1131 dolaylarında öldüğüdür. Hüsameddin'in onu "müteharrik" diye nitelemesi, bu hareketli hayatla birlikte okunabilir.

Birinci ciltteki türbeler listesi, Mevlevîhâne'nin içindeki türbe odasında Ârif Mehmed Dede, Alâeddîn Ali Dede, Arap Sâlih Dede ve başka şeyhlerle birlikte "Osmân Sâkıb Dede"nin de gömülü olduğunu şer'iyye sicillerine dayanarak kaydeder.

Şiiri

Sâkıb'ın yetiştiği çevrede şiir yabancı bir uğraş değildi. Hocası Kudsî Hasan Dede'nin sohbetinden, Hüsameddin'in "şi'ire heveskâr" dediği müezzin Bilâl Efendi de çıkmıştı; aynı yıllarda tekkede Senâyî gibi vaiz şairler bulunuyordu. Sâkıb'ın şairliği bu küçük Mevlevî çevresinin içinde düşünülebilir. Hüsameddin onu açıkça şair sayar, fakat kendisinden bir beyit aktarmaz, bir divanını da anmaz. Sâkıb Osman Efendi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Metin Hakverdioğlu'nun Amasya Tarihi'nden çıkardığı şair listesinde adı, sekizinci ciltten gelenler arasındadır.

Kronoloji

1047 (1637-38): Bayram Paşa, Ârif Mehmed Dede'nin isteğiyle Amasya Mevlevîhânesi'ni yeniden yaptırır.

1086 (1675-76): Dedesi Abdülbâkî Dede İstanbul'da ölür.

1099 (1687-88): Babası Alâeddîn Dede Mevlevîhâne şeyhi olur.

1112 (1700-01): Alâeddîn Dede ölür; Bilâl Efendi şeyh olur.

1113-1120 (1701-1709): Kendi maddesine göre Mevlevîhâne şeyhidir; 1118'den itibaren mütevellidir.

1126 (1714): Yeniden vakıf mütevellisi olur.

1131 (1718-19): Şeyh Ebûbekir Dede'nin ölümünden kısa süre sonra ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar