Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'ni yazarken hemşehrisi Dâimî Ali Efendi'den bir gazel ya da bir kıt'a istemiş, Ali Efendi de söz vermiş, fakat sözünü bir türlü yerine getirmemiştir. Bu küçük not, Amasya'nın son Osmanlı kuşağından bu şairin şiirlerinin neden elimizde olmadığını da açıklar. 1278'de (1861-62) doğan, rüştiyeden sonra Mîr Hasan Efendi'nin derslerine devam eden Ali Efendi, uzun yıllar Amasya nüfus idaresinin başkâtipliğini yapmış, bir yandan da tohum ticaretiyle servet edinmiş, 1343 Receb'inde (Şubat 1925) ölmüştür. "Dırdır" lakabı, Hüsameddin'in onu anlatırken kullandığı "çok sözlü" sıfatıyla yan yana durur.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasyalıdır. Meşâhîr-i ulemâdan Benderli Medresesi müderrisi Çırakçızâde Hâfız Ahmed Efendi'nin birâderi Ali Ağazâde Seyyid Ahmed'in oğludur. 1278'de doğdu. Mekteb-i Rüşdiyeden ikmâl-i tahsîl ederek çıkıb bir müddet Mir Hasan Efendi'nin dersine devam etdi. Bu esnâda nüfûs idâresi kalemine girib baş-kâtib oldu. Hayli müddet baş-kitâbetde kaldı. Haricen de tohum ticaretiyle iştigâl ederek oldukça bir servet edindi. Meşrutiyet devresinde tekâüde sevk edilib mebûsluğa hayli özendiyse de muvaffak olamadı. Sonra bir âile meselesi yüzünden 1343 senesi recebinin yirmi birinci pazar günü müntehiren vefât etdi. Mûmâ-ileyh kısa boylu, nahifü'l-bünye, kâtib, oldukça âlim, şâir, çok sözlü, hod-pesend, latîf bir zât idi. Eş'ârından bir gazel yahud bir kıt'a taleb ve ricâ etdiğim halde vaadini her nedense incâz edemedi. Evlâdı vardır.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Tanınmış âlimlerden, Benderli Medresesi müderrisi Çırakçızâde Hâfız Ahmed Efendi'nin kardeşi Ali Ağazâde Seyyid Ahmed'in oğludur. 1278'de (1861-62) doğdu. Rüştiye mektebini bitirdikten sonra bir süre Mîr Hasan Efendi'nin derslerine devam etti. Bu sırada nüfus idaresinin kalemine girip başkâtip oldu ve uzun süre başkâtiplikte kaldı. Dışarıda da tohum ticaretiyle uğraşarak epeyce servet edindi. Meşrutiyet döneminde emekliye ayrıldı; mebus olmayı çok istediyse de başaramadı. Sonra bir aile meselesi yüzünden 1343 yılı Receb ayının yirmi birinci pazar günü (15 Şubat 1925) canına kıyarak öldü. Kısa boylu, zayıf yapılı, kâtip, epeyce bilgili, şair, çok konuşan, kendini beğenmiş, hoş sohbet bir zattı. Şiirlerinden bir gazel ya da bir kıt'a istediğim ve rica ettiğim hâlde, her nedense sözünü yerine getiremedi. Çocukları vardır.

Ailesi ve Öğrenimi

Ali Efendi, Amasya'nın ilmiye çevresine yakın bir aileden geliyordu. Amcası Çırakçızâde Hâfız Ahmed Efendi, Hüsameddin'in "meşâhîr-i ulemâ" arasında saydığı, Benderli Medresesi'nde ders veren bir müderristi; babası Seyyid Ahmed ise "Ali Ağazâde" diye anılır ve "seyyid" unvanı ailenin Hz. Peygamber soyuna bağlandığını gösterir. Aile adı olan Çırakçı, şehrin bir mahallesinin de adıdır; Hüsameddin bu mahallenin adını, Şehzade Mustafa'nın yakınlarından olup 957'de (1550) orada mescit yaptıran Çırakçızâde el-Hâc Halîl Çelebi'ye bağlar. Ali Efendi'nin ailesinin bu kişiyle bir soy bağı olup olmadığı kaynakta yazılı değildir; ad birliği yalnızca bir ihtimale işaret eder.

Öğrenimi, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Amasya'da yetişen bir kâtibin tipik yolunu izler: önce yeni usul rüştiye mektebi, sonra eski usul bir hocanın halkası. Hocası Mîr Hasan Efendi, 1281'de (1864-65) Hacı Hamza Nigârî ile birlikte Karabağ'dan Amasya'ya gelen, akli ilimlerdeki derinliğiyle tanınan bir Şirvanlı âlimdi ve 1323'te (1905) ölmüştü. Hüsameddin onun derslerine katılanlar arasında şehrin pek çok müderrisini sayar. Ali Efendi'nin bu derslere "bir müddet" devam ettiği söylenir; Hüsameddin'in onu "oldukça âlim" diye anması da bu yıllara dayanmış olmalıdır.

Nüfus Kaleminden Mebusluk Hevesine

Ali Efendi'nin hayatı medreseden çok kalemde geçti. Nüfus idaresine kâtip olarak girdi, başkâtipliğe yükseldi ve bu görevde uzun süre kaldı. Aynı yıllarda tohum ticaretiyle uğraşması, memuriyetini serbest bir işle birleştiren ve bu yolla "oldukça bir servet" edinen bir taşra efendisini gösterir. Meşrutiyet yıllarında emekliye sevk edildi. Hüsameddin'in "mebûsluğa hayli özendi" sözü, 1908'den sonra Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçimlerinin taşrada uyandırdığı heveslerden birini kaydeder; Ali Efendi bu seçimlerde aday olmak ya da seçilmek için uğraşmış, fakat başarılı olamamıştır. Hangi seçimde ve hangi çevrenin desteğiyle denediği bilinmiyor.

Hüsameddin'in çizdiği portre, kitabındaki pek çok kuru maddeden ayrılır. Ali Efendi'yi şahsen tanıdığı bellidir: kısa boyunu, zayıf yapısını, çok konuşmasını, kendini beğenmişliğini ve buna rağmen hoş sohbet oluşunu birlikte yazar. "Dırdır" lakabının da bu konuşkanlıktan geldiği düşünülebilir; Hüsameddin lakabı açıklamaz. Ali Efendi 21 Receb 1343'te, bir pazar günü öldü; Hüsameddin ölümün bir aile meselesi yüzünden intihar sonucu olduğunu yazar ve ayrıntı vermez.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin'in kitabında ondan aktarılmış tek bir mısra yoktur ve bunun sebebini de kendisi söyler: istediği gazel ya da kıt'a kendisine verilmemiştir. Basılı bir şiir kitabı, dergi ya da gazetede yayımlanmış bir şiiri de bilinmiyor. Kullandığı "Dâimî" mahlası, XVIII. yüzyıl sonunda Havza'da Bektaşî Hacı Dede Zâviyesi'nin şeyhi olan Arabzâde Dâimî Mehmed Baba'nın mahlasıyla aynıdır; Hüsameddin ikisini art arda, ayrı maddelerde anlatır. Hüsameddin'in yazdıkları, eski kelimelerin karşılıklarıyla birlikte Dâimî Ali Efendi-Dırdır maddesinde okunabilir; hocasını anlatan kayıt ise Hasan Efendi-Mîr adını taşır.

Kronoloji

1278 (1861-62): Amasya'da doğar.

1323 (1905): Hocası Mîr Hasan Efendi ölür.

1908 sonrası: Meşrutiyet döneminde emekliye ayrılır; mebus olmak ister, başaramaz.

21 Receb 1343 (15 Şubat 1925): Amasya'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar