Aruzu ve şiir vezinlerini hakkıyla bilen, ama bir şiiri doğru dürüst okuyamayan bir hoca: Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Hacı Hâfız Efendi diye tanınan el-Hâc Mustafa Tevfik Efendi'yi böyle anlatır. Uzun maddesine göre Arap, Fars ve Türk edebiyatlarını biliyor, aruz üzerine şerhler yazıyordu; aynı madde şiir yeteneği olmadığını da açıkça kaydeder. Edebiyat bölümüne ilk bilgi yüzünden girmiş, ikincisi yüzünden şair sayılması tartışmalı kalmıştır. Köprü kasabasında, bugünkü Vezirköprü'de doğdu ve ömrünün büyük kısmını Amasya'da ders vererek geçirdi. Amasya müftüsü ve mebusu oldu, sonra İstanbul'da Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye'de, Ankara'da Şer'iyye Vekâleti ile Diyanet İşleri Reisliği'nin kurullarında görev aldı. 11 Mayıs 1931'de Amasya'da öldü. Hüsameddin'in metni baştan sona Hacı Hâfız Efendi-el-Hâc Mustafa Tevfîk Efendi sayfasındadır.
Hüsameddin'in Kaydı
Madde, Hüsameddin'in kendi çağdaşı için yazdığı en uzun kayıtlardan biridir; sonunda Hacı Hâfız Efendi'nin ölümünden iki ay önce Hüsameddin'e gönderdiği, kendi el yazısıyla eser listesi yer alır. Maddenin girişi şöyledir:
Köprülüdür. Köprü kasabasından Semercioğlu Hüseyin bin Mehmed'in mahdûmudur. 1278'de doğdu. Köprü'de hıfz-ı Kur'ân edib bir müddet Hacı Mehmed Emin Efendi'den okudu. Ba'dehû Amasya'ya gelip Sultân Bâyezîd medresesinde ikâmet ve Harpûtî Alî Efendi'nin halka-i tedrîsine mülâzemet etdi. Bu esnâda fâzıl-ı meşhûr Mîr Hasan Efendi'nin dersinden iktisâb-ı fezâ'il ederek 1302'de mûmâ-ileyh Alî Efendi'den usûl-i ulemâ üzere tedrîse mücâz u me'zûn oldu.
Bugünkü Türkçeyle: Köprülüdür; Köprü kasabasından Semercioğlu Hüseyin bin Mehmed'in oğludur. 1278'de doğdu. Köprü'de Kur'an'ı ezberledi ve bir süre Hacı Mehmed Emin Efendi'den okudu. Sonra Amasya'ya gelip Sultan Bayezid Medresesi'nde kaldı ve Harputlu Ali Efendi'nin ders halkasına devam etti. Bu sırada ünlü âlim Mîr Hasan Efendi'nin derslerinden de yararlandı ve 1302'de Ali Efendi'den, âlimlerin usulüne göre ders verme icazeti aldı.
Edebiyatla ilişkisini anlatan bölüm ise onu çağdaşı ve rakibi Hâfız Kâmil Efendi ile karşılaştırırken gelir:
Hacı Hâfız Efendi de elsine-i selâse edebiyâtına âlim olmakla beraber tabî'at-ı şi'riyyesi yoktu. Arûz ve evzân-ı şi're bi-hakkın vâkıf olduğu hâlde bir şi'ri dürüst okuyamazdı. Tevârih ve muhâzarâtı bilirdi. Fakat yerinde satamazdı.
Bugünkü dille: Hacı Hâfız Efendi de üç dilin edebiyatını bilmekle birlikte şiir yeteneği yoktu. Aruzu ve şiir vezinlerini hakkıyla bildiği hâlde bir şiiri doğru dürüst okuyamazdı. Tarihleri ve sohbet bilgisini bilirdi, ama yerinde kullanamazdı.
Hayatı
1278'de (1861-62) doğdu. İcazetini 1302'de (1884-85) aldıktan sonra bir süre Köprü'ye döndü, Amasyalı tapu kâtibi Tiryâkîzâde Hacı Ahmed Efendi'nin kızıyla evlendi ve Orta Camii'nde ders vermeye başladı. Hüsameddin'e göre memleketinde beklediği ilgiyi görmeyince Amasya'ya döndü ve Sultan Bayezid Camii'nin sağ kanadında sabah ve ikindi dersleri okuttu. 1313'te (1895-96) ilk öğrenci kafilesine icazet verdi.
1314 recebinde (Aralık 1896-Ocak 1897) Amasya'ya mutasarrıf olarak gelen Mehmed Kemal Bey, onu ve Hâfız Kâmil Efendi'yi yanına çekti. Cünûnzâde Hacı Mustafa Ağa, Sofular Mahallesi'nde Abdullah Paşa Camii'nin batısındaki arsaya öğrencileri için bir medrese yaptırdı; Hacı Hâfız Efendi de Sofular'a taşınıp harap bir mektebi onararak dershane ve ev olarak kullandı. Bu yıllarda Yukarı Pazar'daki İbâdullah Camii'nin hatipliği, Merzifon'da Cami-i Atik'in vaizliği ve Abdullah Paşa Medresesi'nin müderrisliği ona verildi. 1316'da (1898-99) bidayet mahkemesi üyesi oldu. Mehmed Kemal Bey 1321 recebinde (Eylül-Ekim 1903) Amasya'dan ayrılınca üyelikten çekildi, ikinci kez icazet verip üçüncü öğrenci kafilesini okutmaya başladı.
1908'de Meşrutiyet ilan edilince, Amasya'da sürgünde bulunan Köprülü Fâzıl Mehmed Ârif Efendi'nin mebus seçilmesiyle İttihat ve Terakki'ye girdi. Hüsameddin'in 1329 diye verdiği seçimde Amasya mebusu oldu, meclis bir yıl sonra feshedilince derslerine döndü. 1331'de Hâfız Kâmil Efendi'nin azliyle Amasya müftüsü oldu. Sitedeki Abdurrahman Kâmil Efendi yazısına göre Kâmil Efendi Eylül 1915'te yaş haddinden emekli edilmiştir; Hüsameddin'in bu kesimdeki yılları rumî takvimle verdiği anlaşılıyor, ama yazar takvimi belirtmez. Ardından İstanbul'da Meşihat'ta açılan Dârü'l-hikme'ye beş bin kuruş maaşla üye olarak gitti, 1338'de İlâmât-ı Şer'iyye müdürü oldu.
Millî Mücadele'nin zaferle bitmesinden sonra Ankara'da kurulan Şer'iyye Vekâleti'nin Heyet-i İftâiyye'sine üye olarak Ankara'ya gitti. Vekâlet kaldırılıp yerine Diyanet İşleri Reisliği kurulunca Heyet-i Müşâvere üyesi oldu ve maaşı yedi bin beş yüz kuruşa çıkarıldı. Altmış beş yaşını geçtiği için emekli edilmesi gerekirken Diyanet reisi Mehmed Rifat Efendi'nin isteğiyle görevi beş yıl uzatıldı. 1349'un başlarında maaşsız olarak emekliye ayrıldı; mesane hastalığı ağırlaşmıştı. 23 Zilhicce 1349 pazartesi akşamı, 11 Mayıs 1931'de Amasya'da öldü.
Hâfız Kâmil Efendi ile "Sa'deyn"
Hüsameddin'in maddesini sıradan bir biyografiden ayıran, iki âlimi yan yana koyduğu uzun karşılaştırmadır. Mecdîzâde Hâfız Abdurrahman Kâmil Efendi ile Hacı Hâfız Efendi, Amasya talebesinin büyük kısmını derslerinde toplayan iki hocaydı ve ilim çevrelerinde onlara "Sa'deyn" denirdi: biri Sa'deddin Teftâzânî, öbürü Seyyid Şerif Cürcânî sayılırdı. Topal yürüdüğü için "Timurleng" lakabı takılan Mutasarrıf Mehmed Kemal Bey ikisini her yerde yanında gezdirdiğinden üçüne "Müselles" dendi ve "Timurlenk ile Sa'd ve Seyyid birleşti" sözü dolaştı.
Hüsameddin karşılaştırmada Kâmil Efendi'yi açıkça öne çıkarır. Kâmil Efendi zeki, dili düzgün, vaazlarında halkı ağlatıp güldürebilen, şair bir hocadır; Hacı Hâfız Efendi ise "lisân ü beyânı tutuk", anladığını anlatmakta zorlanan, biraz da ağır kanlı biri olarak çizilir. İbâdullah Camii'ndeki vaazlarını pek az kişinin dinlediğini söyler. Buna karşılık onun bilgisini hiç küçümsemez: usul, fıkıh ve kelamda "asrın teki" sayılacak kadar derin, gece namazını elli yıl bırakmamış, dindar, uzun boylu, zayıf, bakışları keskin bir adamdır. İki hocanın arasındaki dargınlığı da saklamaz ve bunu "çekememezliğe" bağlar. Kâmil Efendi'nin müftülükten azli, yerine Hacı Hâfız Efendi'nin getirilmesi ve sonra Kâmil Efendi'nin öğrencisi Hâfız Mehmed Tevfik Efendi'nin müftü olması, Hüsameddin'e göre Hacı Hâfız Efendi'nin nüfuzunun eseridir. Hüsameddin bu satırları yazarken tarafsız bir tanık olmadığını da bilmek gerekir: Kâmil Efendi'ye açık bir hayranlıkla bakar.
Eserleri
Hacı Hâfız Efendi'nin oğlu Eczacı Abdullah Ekrem Efendi'nin Hüsameddin'e verdiği ve babasının el yazısıyla yazılmış listede on yedi tamamlanmış eser vardır. Bunların arasında edebiyatla doğrudan ilgili olanlar aruz şerhleridir:
- Hakâyıku'l-Beyân Şerhi
- Ali Kuşçu'nun Vaz'iyye şerhinin şerhi
- Aruzdan Endülüsiyye Şerhi
- Birgivî'nin hadis usulü risalesinin şerhine haşiye
- Münazaradan Takrîr-i Kavânîn Şerhi
- Hayâlî'nin Şerh-i Akâid haşiyesinin şerhi
- Gelenbevî'nin Celâl haşiyesinin özeti
- Fıkıh usulünden Mecâmi' Şerhi
- Şerhu't-Târîhi'l-Mektûb fî Evâhiri'l-Kütüb
- Tevşîhu's-Sîmâ fî Tavzîh-i Lâ-siyyemâ
- Risâletü'l-Besmele fi'l-Mantık
- Şerhü'l-Lugaz alâ İsmi Tîmârhâne
- Şerhü'l-Lugaz fî Kelimeti't-Tevhîd
- er-Resâil fî Ba'zi'l-Mesâil
- Duhâ, İnşirâh ve Asr surelerinin tefsirleri
Listenin ikinci kısmında kitap kenarlarına yazılmış, henüz derlenmemiş yirmi iki talik yer alır. Sonuncusu, Kayserî'nin Endülüslü aruzcunun manzumesine yazdığı şerhe düşülmüş notlardır. Hüsameddin bu eserler içinde otuz formayı aşan Mecâmi' Şerhi'ni en değerlisi sayar ve Tokatlı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin Dârü'l-hikme'de bu şerhi küçümsediği hâlde bazı meselelerde Hacı Hâfız Efendi'ye danışmak zorunda kaldığını not eder. İki lugaz şerhi de dikkat ister: lugaz, bir kelimeyi harfleriyle oynayarak bulduran manzum bilmecedir ve bunlar divan edebiyatının bir türüne yazılmış açıklamalardır.
Şiiri
Hüsameddin'e bakılırsa Hacı Hâfız Efendi şiir yazmamıştır; elimizde ona ait bir şiir de yok. Aruzu ve vezinleri bilen, aruz üzerine iki şerh ve iki lugaz şerhi kaleme alan bir âlim olarak şiirin tekniğine hâkimdir, ama "tabî'at-ı şi'riyye", yani şiir söyleme yeteneği yoktur; hatta bir şiiri doğru okuyamadığı söylenir. Bu hükmü veren, onu Kâmil Efendi'nin karşısında anlatan ve ona karşı mesafeli olan bir yazardır; ama başka bir kaynakta da Hacı Hâfız Efendi'ye ait bir manzume bulunamadı. Lugaz şerhlerinde şerh edilen manzumeleri kendisinin yazıp yazmadığı da bilinmiyor.
Kaynakların Durumu
Hacı Hâfız Efendi, ana şair listesine Hüsameddin'in ciltlerinin otomatik taranmasıyla girmiştir; maddesinde "şâir" kelimesi geçer, ama bu kelime Hâfız Kâmil Efendi için kullanılmıştır. Kendisi için kullanılan ifade tam tersidir. Bu yüzden onu, aruz ve edebiyat bilgisi derin olan ama şiir söylemeyen bir âlim olarak tanımak daha doğrudur.
İkinci bir karışıklık adla ilgilidir. 1919'da Mustafa Kemal Paşa'yı Amasya'da karşılayan, Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin ilk üyesi olan ve Kasım 1921'de ölen müftü de "Hacı Hâfız Tevfik Efendi" diye anılır. Sitedeki Abdurrahman Kâmil Efendi yazısına göre bu kişi, Hacı Hâfız Mustafa Tevfik Efendi Dârü'l-hikme'ye atandıktan sonra 1918'de müftü olan, 1868'de Amasya'da doğmuş Hacı Mehmed Tevfik Efendi'dir. Hüsameddin'in "Hâfız Kâmil Efendi'nin tilmizi Hâfız Mehmed Tevfik Efendi" dediği de odur. İki müftünün adları, unvanları ve görev yılları birbirine çok yakın olduğundan karıştırılmaları kolaydır. 1919 olaylarındaki müftü Köprülü Mustafa Tevfik Efendi değildir.
Kronoloji
1278 (1861-62): Köprü'de doğar.
1302 (1884-85): Harputlu Ali Efendi'den icazet alır.
1313 (1895-96): İlk öğrenci kafilesine icazet verir.
1316 (1898-99): Amasya bidayet mahkemesi üyeliği.
1321 (1903): Mutasarrıf Mehmed Kemal Bey'in ayrılışıyla üyelikten çekilir.
1331: Amasya müftüsü olur.
1338: İstanbul'da İlâmât-ı Şer'iyye müdürü.
11 Mayıs 1931: Amasya'da ölür.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 238-249 (e-kitap s. 551-554), "Hacı Hâfız Efendi-el-Hâc Mustafa Tevfîk Efendi" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page551.html
Çevrimiçi kaynaklar
