Pontus Krallığı'nın gücü anlatılırken sözün çoğu Mithridates'in savaşlarına, Amaseia'daki kaya mezarlarına ve Roma ile girişilen mücadeleye ayrılır. Oysa bir ordunun kılıcı, mızrağı ve zırhı önce bir madenin ve bir demirci ocağının işidir. Antik yazarlar Karadeniz'in güneydoğu dağlarını anarken en çok üzerinde durdukları konulardan birinin buradaki demir üretimi olduğunu gösterir; bu üretimi yürüten halk da Khalybler adıyla Yunan şiirinden coğrafya kitaplarına kadar pek çok metne girmiştir. Amasya'nın genel maden geçmişi ve Gümüşhacıköy gümüşü ayrı yazılarda işlendiği için burada ağırlık antik dönemde ve Khalyblerdedir: kimlerdi, antik yazarlar onları nasıl anlattı, bölgede madencilik nasıl yapılırdı ve Amaseia bu tabloda nerede durur.

Khalyblerin Yurdu ve Adı

Klasik yazarlar, Khalyblerin ve onlarla sık sık birlikte anılan Khaldoi'nin (Chaldaioi) Pontus ve Kappadokia'nın kuzey kesiminde yaşadığını bildirir. Bu halkın toprağına Khaldia denirdi; Halys (Kızılırmak) ırmağından doğuya, Pharnakeia (Giresun) ve Trapezus (Trabzon) yönüne, güneyde ise Küçük Ermenistan'a doğru uzanan dar ve dağlık bir kuşaktı. Strabon, kendi çağında Khaldaioi diye anılan kavmin eskiden Khalybler olarak adlandırıldığını yazar ve Pharnakeia'nın tam bu kavmin ülkesinin karşısında yer aldığını söyler. Kıyı şeridi son derece dardır, çünkü maden ve ormanla dolu dağlar denizin hemen üzerinde yükselir ve işlenebilir toprak azdır. Bu yüzden bölge halkının geçimi iki koldan yürür: dağlarda madencilik, denizde ise özellikle palamut ve yunus avı. Strabon yunus yağının burada her işte kullanıldığını da kaydeder.

Khalyb adı, bu insanların ünü hakkında bir fikir verir. Yunancada su verilmiş demir ve çelik anlamına gelen khalyps sözcüğü halkın adıyla aynıdır ve Latinceye chalybs biçiminde, yine çelik anlamında geçmiştir. Bazı modern araştırmacılar bu nedenle Khalyb adını gerçek bir kavmin değil, bir meslek grubunun niteleyicisi olarak değerlendirir. Ivan Diakonoff'a göre Yunanlar bu adı Pontus kıyısında demir cevheri ticaretiyle uğraşan toplulukların hepsi için kullanmış olabilir; kimi durumlarda Khalyb ve Moskhoi adlarının, gerçekte Tibarenler ile Mossynoikoiler arasında oturan Khaldoilere dışarıdan verilmiş adlar olduğundan bile şüphelenilebilir. Xavier de Planhol'un 1963 tarihli makalesi başlığında aynı soruyu sorar: Khalyb bir halk adı mıdır, yoksa bir mesleğin niteleyicisi mi? Maria Beatrice Bittarello'nun 2022 tarihli çalışması da Khalyblerin tarihsel bir halk olarak ele alınıp alınamayacağını yeniden tartışır. Kesin bir hüküm vermek mümkün değildir ve iki yorum da savunulabilir durumdadır.

Khalyblerin etnik kökeni de tartışmalıdır. Rhodoslu Apollonios, Argonautika'da onları İskitler arasında sayar. Bazı modern tarihçiler ise Khalyblerin Kartvelce konuşan bir topluluk olduğunu ileri sürer; Kalistrat Salia bu görüşü tartışmasız bulur ve Türkiye topraklarında yaşamış Kartvelce konuşan Zan grubunu onların torunları sayar. Ermeni kaynaklarında karşılık gelen ad Khaltik'tir ve yedinci yüzyıla ait Ermenistan Coğrafyası, Khaldlerin Karadeniz'e Kakamar dediğini aktarır. Archibald Sayce ise Khalyb adını Hititçedeki Halys ırmağının ülkesi anlamına gelen bir sözcüğe bağlamıştır. Bu önerilerin hiçbiri genel kabul görmüş değildir ve olasılık düzeyinde kalır.

Antik Yazarların Anlattığı Khalybler

Khalyblerle ilişkilendirilen en eski edebî iz, Homeros'un Troya'nın müttefikleri arasında andığı Halizonlar için yazdığı dizelerdir. İlyada'daki katalogda Halizonlar, gümüşün doğduğu yer olan uzaktaki Alybe'den gelmiş olarak geçer. Strabon bu dizeye uzun bir tartışma ayırır. Ona göre metin aslında "uzaktaki Khalybe'den" biçimindeydi ya da halkın adı eskiden Alybes idi; çünkü adlar, özellikle barbar halklarda, zamanla çok değişir ve Thrakia'da Sinties'in önce Sinti, sonra Saioi olması buna örnektir. Skepsisli Demetrios ve başka eleştirmenlerin Alybe'yi Mysia ya da Efes çevresinde aramasını ise yersiz bulur, çünkü bu yerler Troya'ya yakındır ve "uzaktan gelmek" ifadesine uymaz. Strabon, Khalyb ülkesinde bugün yalnızca demir çıkarıldığını, ama eskiden gümüş madenlerinin de bulunmuş olabileceğini söyler. Bir yerin gümüşle ün kazanamayacağını düşünmek için neden olmadığını da ekler: Homeros'a İtalya'daki Temesa bakır madeninin ya da Mısır Thebai'sinin zenginliğinin haberi ulaşabildiyse, Khalyb gümüşünün haberi de ulaşabilirdi. Bu bir akıl yürütmedir ve belge yerine geçmez; Alybe'nin gerçekte neresi olduğu bugün de bilinmemektedir.

İkinci önemli anlatı Argonaut efsanesindedir. Apollonios'un destanında Argo gemisi, Amazonların topraklarının yanından geçtikten sonra akşam Khalyblerin ülkesine ulaşır. Şair bu halkın öküzle çift sürmediğini, meyve ağacı dikmediğini, çayırda sürü otlatmadığını, demir taşıyan sert toprağı kazıp karşılığında günlük yiyecek aldığını yazar; onlar için hiçbir sabah emeksiz doğmaz, ağır işi isli alevler ve duman içinde sürdürürler. Destanın başka bir yerinde Khalyblerin toprağı sert ve verimsiz diye tarif edilir, halk ise insanların en zavallısı, emeğin evlatları olarak anılır. Efsane çerçevesine rağmen bu satırlar, madenciliğin bir halkın başlıca geçim kaynağı olduğu bir ekonomiyi çizer ve Strabon'un kıyı şeridi hakkındaki gözlemiyle uyuşur.

Ksenophon'un Anabasis'i ise Khalybler hakkındaki en somut kayıtlardan birini içerir. Onbinlerin Karadeniz'e yürüyüşü sırasında Yunan ordusu Doğu Anadolu'da Khalyblerin ülkesinden yedi konakta elli parasang yol alır ve Ksenophon bunların, yürüyüş boyunca karşılaşılan en cesur insanlar olduğunu yazar. Kasık hizasına inen keten zırh giyerler, belden aşağı olağan şeritlerin yerine sık örgülü ip saçakları sarkıtırlar, bacaklarında koruyucu, başlarında miğfer bulunur, kemerlerinde ise Lakonya hançeri boyunda kısa bir kılıç taşırlar. Alt ettikleri düşmanın boğazını bu kılıçla keser, başını gövdesinden ayırıp şarkı söyleyerek ve dans ederek taşırlar; elleri de bir ucu sivri, on beş arşın boyunda bir mızrak tutar. Düzenli köylerde otururlar, yiyeceklerini kalelerine taşımışlardır; bu yüzden Yunanlar o yörede hiçbir şey bulamaz, Taokhlardan aldıkları sürülerle idare eder. Bu kayıt, Khalyblerin yalnızca demirciler değil, sert bir savaşçı topluluk da olduğunu gösterir. Yine de metindeki halkın, antik yazarların ayırdığı Armeno-Khalyblerden (Plinius'un Armenochalybes dediği, Ermenistan sınırında yaşayan kol) olduğu, kıyıdaki demirci Khalyblerden ayrı tutulması gerektiği belirtilir.

Ksenophon kıyıdaki Khalyblerden de söz eder. Yunanlar Mossynoikoilerin ülkesinden sekiz konakta geçerek Khalyblere varır. Ksenophon bunların sayıca az olduğunu, Mossynoikoilerin egemenliği altında yaşadığını ve geçimlerini çoğunlukla demir çıkarmaktan ve dövmekten sağladıklarını yazar. Ardından ordu Tibarenlerin ülkesine ulaşır. Burası daha düz bir arazidir, kaleleri kıyıdadır ve Sinope'nin kolonisi olan Kotyora kenti Tibarenlerin topraklarında bulunur. Bu satırlar, Karadeniz'in bu kesiminde Yunan koloni şehirleriyle yerli madenci halkların yan yana yaşadığını gösterir; demirin kıyıdaki liman kentlerine bu komşuluk üzerinden ulaşmış olması makuldür, ancak bu ticaretin ölçeği hakkında doğrudan antik kayıt sınırlıdır.

Maden ve Üretim Tekniği

Antik yazarların anlattığı üretim geleneği için uzun süre arkeolojik doğrulama eksikti. Nathaniel Erb-Satullo, Brian Gilmour ve Nana Khakhutaishvili'nin 2020'de Antiquity'de yayımlanan çalışması bu boşluğu doldurmayı amaçlar. Yazarlar güneydoğu Karadeniz'in demir metalurjisi tarihi bakımından anahtar bir bölge olduğunu, klasik metinlerin buradaki halkı demirin üreticileri, hatta mucitleri olarak andığını, ama maddi kanıtın yetersiz kaldığını belirtir. Son yıllardaki arkeolojik yüzey araştırmaları ve cürufların taramalı elektron mikroskobuyla (SEM-EDS) yapılan analizleri, bölgedeki demir teknolojilerinin MÖ birinci binyılın ortası ile sonu arasında ve orta çağda incelenmesine imkân vermiştir. Çalışmanın sonuçları demirin sıvı hâlde eritilmesi konusuna da ışık tutar; ancak bu teknolojinin Batı Avrasya'da nerede ve ne zaman ilk görüldüğü hâlâ belirsizdir. Bölge, Yunan ve Roma dünyasının hayranlık duyduğu bir metalurji geleneğinin gerçek izlerini taşımaktadır, fakat Khalyblerin demirin mucidi olduğu savı arkeolojik olarak doğrulanmış sayılamaz.

Üretimin temelinde, kömürle beslenen ocaklarda cevherin indirgenerek dövülebilir demir külçeye dönüştürülmesi yatar. Strabon kıyıdaki dağların madenle ve ormanla dolu olduğunu söylerken bu işin cevherin yanında odun da gerektirdiğini örtük biçimde gösterir. Demir yalnızca kaya cevherinden değil, kimi yerlerde kıyıdaki kara kumlardan da elde edilmiştir. Timur'a elçi olarak giden Kastilyalı Ruy González de Clavijo 1403-1406 seyahatinde, bir limanın yanında demirci dükkânlarının bulunduğunu, denizin ince kara kum attığını ve bu kumun toplanıp demir yapıldığını anlatır. A. A. M. Bryer, 1982 tarihli makalesinin bu kara kumlar üzerine bir notla başladığını, ancak Pontus'taki Bizans dönemi madenleri hakkında vardığı sonuçların hazırlık sırasında daraldığını yazar. Makale, Khalyb demiri, Khaldia gümüşü ve Kolonia şapı gibi madenlerin Bizans döneminde işletilip işletilmediği sorusunu ele alır; doğrudan kaynak azdır ve soru büyük ölçüde açık kalmıştır. Bryer, Bizans dönemi için sayılan gümüş kayıtları arasında Amaseia'nın on ikinci yüzyıldaki gümüşünün de bulunduğunu, ancak bu kayıt Ebülfida'ya dayanıyorsa Bizans döneminin dışına alınması gerektiğini ve Gümüş yakınlarındaki galen yatağına işaret ediyor olabileceğini söyler. Bu ayrıntı antik dönemden çok sonrasına aittir ve burada yalnızca bölgenin maden belleğinde kesintilerin bulunduğunu göstermek için anılmıştır.

Pontus Krallığı ve Madenler

Khalyblerin ve Khaldoilerin toprakları, Pontus krallarının denetimi altına girdi. Strabon, Küçük Ermenistan'ın eskiden hükümdarlarca yönetildiğini, bunların Khaldoi ile Tibarenleri tabi tuttuğunu ve egemenliklerinin Trapezus ile Pharnakeia'ya kadar uzandığını anlatır. Mithridates Eupator güçlenince Sisis'in oğlu Antipatros bu yerleri ona bırakmıştır; Mithridates da buralara öylesine önem vermiştir ki yetmiş beş kale kurmuş ve hazinelerinin çoğunu bu kalelere koymuştur. Hydara, Basgoedariza ve Sinoria en önemlileridir; Paryadres dağ dizisi sulak, ormanlık ve sarp yarlarla bölünmüş yapısı yüzünden bu işe elverişliydi. Pompeius ülkeyi işgal edince Mithridates, krallığın bu en uzak bölgelerine çekilmiş, sonunda Kolkhis'e ve oradan Bosporos'a kaçmak zorunda kalmıştır. Strabon, kendi çağında Khaldoi ve Tibarenlerin, Pharnakeia ve Trapezus ile birlikte, hükümdar Pythodoris'in yönetiminde olduğunu bildirir.

Bu aktarımdan, demir üreten dağların krallığın askerî ve ekonomik çıkarlarıyla iç içe olduğu sonucu çıkar. Silahın ve zırhın demirle yapıldığı, demirin de krallığın dağlarından geldiği bilinir. Ne var ki Strabon'un metninde krallığın demir gelirine ilişkin bir sayı yoktur ve kralların silah üretimini doğrudan Khalyb demirine dayandırdığı da açıkça yazılmaz; bundan öteye geçmek varsayıma girer. Strabon Kabeira için ayrıca, burada Mithridates'in sarayının, su değirmenlerinin, hayvan bahçelerinin ve av sahalarının yanında madenlerin de bulunduğunu yazar. Kabeira, Khalyb ülkesinde değil, Lykos ile İris'in birleştiği Phanaroia vadisinin güneyindedir; yine de kralların madenleri saraya yakın tuttuğunu gösterir.

Amaseia Çevresinde Madencilik

Khalyblerin asıl yurdu Amaseia'nın doğrudan çevresi değil, Pharnakeia ile Trapezus'un gerisindeki dağlık kuşaktı. Amaseia ise Pontus krallığının merkezlerinden biriydi. Strabon, kendi memleketi saydığı bu şehri İris vadisinde, hem şehir hem kale işlevi gören bir kaya üzerinde tarif eder; surların içinde kralların sarayları ve anıtları yer alır. Şehrin kuzeyinde Khiliokomon ovası, ardından Diakopene ve Pimolisene bölgeleri gelir; bunların hepsi verimlidir ve Halys'e kadar uzanır. Dolayısıyla Amaseia, Khalyb demirinin kaynağı olmaktan çok, aynı krallığın parçası olarak o demirin ulaştığı ve harcandığı bir merkez olarak düşünülmelidir. Amaseia ile Khalyblerin ilişkisi coğrafi yakınlığa değil, ortak siyasi çerçeveye dayanır.

Amaseia'ya yakın sayılabilecek madenler arasında Strabon'un en ayrıntılı anlattığı, Pimolisa kalesinin yakınındaki Pompeiopolis topraklarında bulunan Sandarakourgion Dağı'dır. Dağ, realgar (kırmızı arsenik sülfürü) cevheri çıkarılmasından ötürü içi oyulmuş, işçiler altında büyük boşluklar kazmıştır. Madeni vergi toplayıcıları işletir, işçiler ise suçları yüzünden pazarda satılan kölelerden seçilirdi. Strabon, işin zahmetinin yanında madenlerdeki havanın ölümcül olduğunu ve cevherin ağır kokusunun dayanılmaz olduğunu, bu yüzden işçilerin çabuk öldüğünü yazar. Madenin kârsızlığı yüzünden çoğu zaman atıl bırakıldığını, işçilerin sayısının iki yüzü aştığını ama hastalık ve ölümle sürekli tükendiğini de ekler. Bryer, Pompeiopolis'in Taşköprü olduğunu belirtir ve Sandarakourgion'un, Prentiss de Jesus'un tercih ettiği Gümüş'e göre Ovacık-Hasandeğin yatağıyla daha iyi eşleştiğini söyler. Bu maden Paphlagonia sınırındadır ve çıkarılan şey demir değildir, dolayısıyla Khalyb işçiliğinden ayrı değerlendirilmelidir; yine de Amaseia dolaylarında antik dönemde sistemli işletilen bir madenin bulunduğunu belgeler.

Madencilik ve Geçim

Antik kaynakların ortak tablosu, madenciliğin bu coğrafyada rahat bir uğraş olmadığıdır. Apollonios'un isli alevler ve ağır emek tasviri, Strabon'un Sandarakourgion'daki ölümcül hava anlatımı ve Ksenophon'un madenci halkın az sayıda ve başkasının egemenliğinde yaşadığı kaydı, aynı çizginin üç ayrı noktasını oluşturur. Kıyıdaki dar şeritte tarım yetersizdi ve halk hem dağdan hem denizden geçinmek zorundaydı. Khalyb adının zamanla bir meslek niteleyicisine dönüşmüş olması, bu uğraşın bölge dışındakilerin gözünde halkı tanımlayacak kadar belirgin olmasıyla bağlantılı görünür.

Bütün bu bilgilerin bir sınırı vardır. Elimizdeki yazılı kaynakların çoğu Yunanca ve Latince metinlerdir ve yazarları maden ocağının içinden değil, dışarıdan bakan kişilerdir. Khalyblerin kendi dilleri, inançları ve ocaklarında uyguladıkları teknikler hakkında doğrudan bilgi çok azdır. Cüruf analizleri ve yüzey araştırmaları bu eksiği gidermeye çalışmaktadır; yine de Khalyblerin kimliği, demir işçiliğinin ilk nerede ortaya çıktığı ve Pontus ekonomisindeki gerçek ağırlıkları tartışmalı konulardır.

Kronoloji

MÖ 401-400 kışı: Onbinlerin Doğu Anadolu'dan Karadeniz kıyısına yürüyüşü sırasında Ksenophon, Armeno-Khalyblerle ve kıyıdaki demirci Khalyblerle karşılaşır.

MÖ 1. yüzyıl: Mithridates Eupator, Khaldoi ve Tibaren topraklarını egemenliğine alır; Strabon'a göre burada yetmiş beş kale kurar. Pompeius'un düzenlemesiyle Pompeiopolis ve çevresi yeniden örgütlenir.

MÖ 1. yüzyıl sonu, MS 1. yüzyıl başı: Amaseialı Strabon, Geographika'da Khaldoi'nin eski adının Khalyb olduğunu, Pharnakeia'daki madenlerin o sırada yalnızca demir verdiğini, eskiden gümüş de verdiğini yazar.

1403-1406: Kastilyalı elçi Clavijo, Karadeniz kıyısında denizin attığı kara kumdan demir yapıldığını kaydeder.

1963: Xavier de Planhol, Khalyb adının halk adı mı, meslek niteleyicisi mi olduğunu tartışan makalesini yayımlar.

1982: A. A. M. Bryer, Pontus'taki Bizans dönemi madenleri sorusunu ele alan makalesini yayımlar.

2020: Erb-Satullo, Gilmour ve Khakhutaishvili, güneydoğu Karadeniz'in demir metalurjisini arkeolojik ve arkeometalurjik verilerle inceler.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon, Geographika (Geography), XII. kitap, III. bölüm 14-40 (Karadeniz kıyısı, Khaldoi/Khalybler, Halizonlar tartışması, Pimolisene ve Sandarakourgion Dağı); H. L. Jones çevirisi, Loeb Classical Library.

Akademik çalışmalar

  • Bryer, A. A. M., "The Question of Byzantine Mines in the Pontos: Chalybian Iron, Chaldian Silver, Koloneian Alum and the Mummy of Cheriana", Anatolian Studies 32, 1982, s. 133-150.

Kitaplar

  • Ksenophon, Anabasis, IV. kitap 7. bölüm ve V. kitap 5. bölüm (Khalyblerle karşılaşma).
  • Rhodoslu Apollonios, Argonautika, II. kitap (Khalyblerin kıyısı).

Diğer kaynaklar

  • Erb-Satullo, N. L., Gilmour, B. J. J., Khakhutaishvili, N., "The metal behind the myths: iron metallurgy in the south-eastern Black Sea region", Antiquity 94 (374), 2020, s. 401-419.
  • Chalybes, Vikipedi (Diakonoff, Salia, Hewsen ve Bittarello'ya yapılan göndermeler için yardımcı kaynak): https://en.wikipedia.org/wiki/Chalybes

Çevrimiçi kaynaklar