Amasya'nın Roma ve Bizans çağı, bir krallık başkentinin imparatorluk taşrasına dönüştüğü, ardından yaklaşık bin yıl boyunca doğu sınırının kalelerinden biri olarak yaşadığı uzun bir dönemdir. Bu dönemin başında Pontus Krallığı'nın son büyük hükümdarı VI. Mithridates Eupator'un Roma ile verdiği savaşlar vardır; sonunda ise Anadolu'nun kapılarını Türklere açan 11. yüzyıl gelir. Aradaki yüzyıllarda kent adını, kayalıktaki kalesini ve ırmak kıyısındaki yerleşimini korudu, ama ona üst üste farklı bir kimlik giydirildi. Önce Romalı bir eyalet kenti, ardından Hıristiyan bir piskoposluk merkezi, en sonunda da Bizans'ın askerî ve idari düzeninde bir thema başkenti oldu.
Pontus'un Çöküşü ve Roma'ya Katılış
Amaseia, Pontus krallarının iç bölgedeki başkentiydi; sarayları da kaya mezarları da Harşena kayalığındaydı. Mithridates Eupator'un Roma ile yürüttüğü savaşlar, tarihçilerin Mithridates Savaşları dediği uzun çatışma dizisini oluşturur. Bu savaşlar sırasında Romalı komutan Lucullus Pontus'un iç bölgesine girdi ve Amasya MÖ 70 dolaylarında onun eline geçti. Savaşı bitiren ve bölgeyi yeniden düzenleyen kişi, sonraki yıllarda komutayı devralan Pompeius oldu. Mithridates MÖ 65 sonrasında Kırım'a çekildi, oğlu II. Pharnakes'in isyanı karşısında MÖ 63'te hayatına son verdi. Appianos'un aktardığına göre cesedi Pompeius'un emriyle Sinope'ye ya da Amaseia'ya gömüldü; hangisi olduğu kaynaklarda kesinleşmez.
Kentin Roma yönetimine tam anlamıyla girişi için kaynaklar farklı yılları öne çıkarır. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'ndeki Amasya maddesi şehrin MÖ 63'te Roma sınırları içine katıldığını yazar; öteki anlatımlarda MÖ 70'teki Lucullus fethi ile MÖ 64-63 arasındaki Pompeius düzenlemeleri birbirinden ayrı aşamalar olarak sayılır. Aradaki fark büyük olasılıkla fetih ile idari bağlanma arasındaki ayrımdan doğar. Askerî olarak Amasya MÖ 70'te el değiştirdi, ama bölgenin yeni sınırları ve statüsü ancak Pompeius'un düzenlemesiyle belirlendi.
Pompeius'un düzenlemesini en ayrıntılı biçimde yine Amasyalı olan Strabon anlatır. Ona göre Pompeius, Mithridates'i yendikten sonra Ermenistan ve Kolkhis'e komşu bölgeleri kendi safında savaşan hükümdarlara dağıttı; kalan toprakları on bir idari birime böldü ve Bithynia ile birleştirdi, böylece iki bölgeden tek bir eyalet çıktı. Bazı yerleşimleri de kent statüsüne yükseltti: Zela'yı ve Megalopolis'i, Phazemon köyünü ise Neapolis adıyla birer şehir ilan etti. Amasya bu düzenlemede özgür kent olarak anılır. Strabon'un satırları, Roma valilerinin sonraki yıllarda bölgeyi zaman zaman yeniden böldüğünü, kimi yerleri krallara ve yerel hanedanlara bıraktığını, kimini özgür kent yaptığını, kimini doğrudan Roma halkına bağladığını da gösterir. Eski krallığın yalnızca kıyı şeridi Bithynia ile birleşip Pontus ve Bithynia eyaletini oluşturdu; iç bölgenin büyük kısmı ise sonradan Galatya eyaletine katıldı ve Amasya bu ikinci grupta kaldı.
Strabon'un Anlattığı Amaseia
Roma çağı Amasya'sının en değerli tanığı, kentin kendi oğludur. Strabon, yaklaşık MÖ 64 ile MS 24 arasında yaşadı ve Geographika adlı eserinin on ikinci kitabında doğduğu şehri uzun uzun anlattı. Kentten "benim şehrim" diye söz eder; verdiği betimleme, Pontus krallarından kalan yapıların Roma çağının başında nasıl durduğunu gösteren tek ayrıntılı belgedir. Strabon'a göre şehir, içinden Iris'in, yani Yeşilırmak'ın aktığı geniş ve derin bir vadide yer alıyordu. Doğanın ve insan öngörüsünün birlikte kurduğu bu yerleşim hem şehir hem kale olarak kullanılabiliyordu. Irmağa dik biçimde inen yüksek bir kayalık, bir yanda ırmak kıyısındaki şehri çeviren surla, öbür yanda iki yandan zirvelere tırmanan surla çevriliydi. Zirveler ikiydi, doğal olarak birbirine bağlıydı ve kulelerle donatılmıştı. Bu çevrenin içinde krallara ait saraylar ile kral mezarları bulunuyordu.
İki zirveyi birleştiren boyun çok dardı; ırmak kıyısından ve varoşlardan bu boyuna her iki yandan beş altı stadyonluk bir yükseliş vardı, boyundan zirvelere ise bir stadyonluk sarp bir tırmanış daha kalıyordu. Strabon bu yolu hiçbir saldırının aşamayacağı bir yol diye niteler. Kayanın içinde su depoları bulunuyor, kayaya oyulmuş iki borulu kanaldan biri ırmağa, öteki boyuna iniyordu. Bu sayede kuşatma altında bile şehrin suyu kesilemezdi. Irmağın üzerinde iki köprü vardı: biri şehirden varoşlara, öteki varoşlardan dış topraklara geçiyordu. Kayalık bugün de Harşena Kalesi olarak ayaktadır; modern anlatımlarda sözü edilen su kuyuları, kayaya oyulmuş merdivenli yeraltı geçidi ve kanallar Strabon'un tarif ettiği düzeni hatırlatır, ancak bunların hangi evreye ait olduğu konusunda kesin hüküm verilemez.
Strabon şehrin çevresini de anlatır. Irmağın kenarından başlayan vadi önce dar, sonra genişleyerek Chiliocomum adı verilen ovaya, yani "bin köyün ovası"na açılır; ardından Diacopene ve Pimolisene bölgeleri gelir ve hepsi verimli topraklar olarak Halys'e, yani Kızılırmak'a kadar uzanırdı. Amaseialıların ülkesinin kuzey kısmı yaklaşık beş yüz stadyon uzunluğundaydı; güneye doğru Zela bölgesine, hatta Büyük Kapadokya'da Trokmi topraklarına dek ulaşıyordu. Ximene bölgesinde "halai" denen kaya tuzu ocakları vardı ve Strabon ırmağın Halys adını bu tuzdan aldığını düşünür. Mithridates Savaşı yüzünden kendi topraklarında yıkılmış birçok müstahkem yer ve terk edilmiş geniş arazi bulunduğunu da not eder. Yine de ülkenin ağaçla örtülü, at ve öbür hayvanlar için otlaklara elverişli, yaşamak için her yönüyle uygun bir yer olduğunu belirtir. Bölgedeki ülkeler arasında Amaseialıların ülkesini en geniş ve en iyisi olarak niteler.
Strabon'un bir cümlesi kentin yeni hukuki durumunu verir: Amaseia bir zamanlar krallara verilmişti, ama artık bir Roma eyaletidir. Bu arada bölgenin bir kısmı Roma müttefiki hükümdarların elindeydi. Zela çevresinde Pythodoris, Zelitis ile Megalopolitis'e hükmediyordu; Zela'daki Anaïtis tapınağının rahipleri ve tapınak köleleri de onun yönetimindeydi. Amaseia'nın hemen komşuluğundaki bu küçük krallıklar, Roma'nın sınır boylarını yerel hanedanlarla tutma yönteminin bir parçasıydı.
Eyalet Düzeninde Amasya
Roma çağında Amasya'nın bağlı olduğu eyalet sık sık değişti. Valilik kayıtlarına göre MÖ 39'da Roma komutanı Antonius, Part saldırılarına karşı kendi toprakları ile Partlar arasında tampon oluşturmak amacıyla bazı vasal krallıklar kurdurdu ve Amasya'nın da içinde bulunduğu Mithridates bölgesini II. Pharnakes'in oğlu Darius'a verdi. Bu dönemde Amasya, Mithridates Galaticus bölgesinin metropolisi, yani başkenti ve önemli bir şehriydi. MÖ 25'te İmparator Augustus Galatia eyaletini kurduğunda Mithridates Galaticus bölgesini de bu eyalete bağladı. Başka bir anlatımda ise Amasya'nın Galatya eyaletine MÖ 2 ya da 3 dolaylarında, Pontus Galaticus bölgesi içinde katıldığı söylenir. İki tarih arasındaki fark, bölgenin Galatya'ya bağlanışının vasal yönetimden doğrudan yönetime geçişle birkaç aşamada tamamlanmasından kaynaklanıyor olabilir. Kaynaklar bu konuda tam bir uyum göstermez.
MS 62'de İmparator Nero eski Pontus Krallığı'nın doğusunu eyalet haline getirdi ve ülke üç bölgeye ayrıldı: batıda Galatya'ya komşu Pontus Galaticus, ortada başkenti Polemonion olan Pontus Polemoniacus, doğuda Kapadokya'ya komşu Pontus Cappadocicus. Amasya batıdaki Pontus Galaticus'un kentiydi. Yaklaşık 112 yıllarında İmparator Traianus Pontus'u Kapadokya eyaletine bağladı. 2. yüzyılın ilerleyen yıllarında Amasya "metropolis" ve "birinci kent" unvanlarını da almıştı. Bu unvanlar Roma Anadolu'sunda kentlerin birbiriyle saygınlık yarışının bir ifadesiydi ve Amasya'nın eyalet içindeki ağırlığını gösterir.
Diocletianus'un yaklaşık MS 295 dolayındaki idari yeniden düzenlemesi Pontus'u daha küçük, birbirinden bağımsız üç eyalete böldü. Bu düzenlemeye 287'de Trabzon'a yapılan bir Got akını yol açmıştı ve amaç, bölgeyi daha yerel bir yönetimle idare etmekti. Üç eyaletten biri Galatian Pontus, yani Diospontus idi; adı sonradan Büyük Konstantin tarafından annesi Helena anısına Helenopontus olarak değiştirildi. Valilik kayıtları Amasya'yı Diocletianus sonrasında Diospontus'un dinî ve idari merkezi olarak gösterir. Başka kaynaklara göre eyaletin sivil başkenti Amisos'tu (bugünkü Samsun) ve Amasya, Helenopontus'un metropolit piskoposluk merkeziydi. Kilise örgütündeki ağırlık ile valilik makamının bulunduğu şehir birbirinden farklı olabilir; bu iki anlatım o yüzden birbiriyle çelişmek zorunda değildir. Eyalete bağlı kentler arasında Sinope, Amasya, Ibora, Andrapa ve Zela sayılır.
Yolların Kavşağındaki Şehir
Roma İmparatorluğu döneminde eyalet statüsündeki Amasya, aynı zamanda eyaletler arası yol sisteminin merkezi konumuna gelmişti. Valilik kayıtlarında verilen örneğe göre Galatya ve Kapadokya yolları Amasya'da son buluyordu. Yeşilırmak vadisinin dar geçidinde yer alan kent, bu nedenle hem ticaretin hem de askerî hareketliliğin uğrak noktasıydı. Strabon'un sözünü ettiği verimli ovalar, at yetiştiriciliğine elverişli otlaklar ve Ximene tuz ocakları kentin ekonomik zeminini oluşturuyordu.
Kentin refahını gösteren somut belgelerden biri, Amasya'da kendi adına basılan şehir sikkeleridir. İmparator Domitianus döneminden (MS 81-96) başlayarak Severus Alexander dönemine (MS 222-235) kadar Amasya'da şehir sikkeleri darp edildiği bilinmektedir. Bu sikkelerin bir kısmı bugün Amasya Müzesi'nin sikke koleksiyonunda durmaktadır. Sikkelerde şehrin adı çoğunlukla Amaseia, bazılarında Amassia, Amasia ya da Amaccia biçiminde yazılmıştır. Strabon kenti adını Amazon kraliçesi Amasis'ten alan bir yer olarak anlatır; bu bir söylenti olarak kalmış, adın gerçek kökeni belirsizdir.
Hıristiyanlığın Yayılışı ve Piskoposluk
Amasya MS 3. yüzyıldan itibaren bir piskoposluk merkezi olarak önem kazandı. Kentin Hıristiyanlık tarihindeki ilk güçlü izleri, imparatorluğun Hıristiyanlara yönelik son büyük baskı dönemine rastlar. Anlatıya göre Roma ordusunda genç bir asker olan Theodoros'un birliği kış konaklaması için Pontus'a gönderilmişti. Theodoros, Amasya'da pagan kurban törenine katılmayı reddetti ve inancını açıkça ilan etti. Yargıçlar gençliğine acıyıp cezayı erteledi; Theodoros ise bunun üzerine kentteki Kybele, yani Büyük Ana tapınağını yaktı, tutuklandı, işkence gördü ve yakılarak öldürüldü. Şehit edilişinin yılı Altın Efsane'de 287, sonraki gelenekte 306 olarak verilir. Tarihsel çekirdeği hakkında kesin belge bulunmayan bu anlatı, Amasya'da erken bir tarihte Hıristiyan bir topluluğun bulunduğunu ve ona karşı sert bir tepki gösterildiğini düşündürür.
Theodoros'un anısı hızla yayıldı. Nyssalı Gregorios 381 kışında onun adına bir övgü konuşması yaptı; konuşmanın yapıldığı mabedin Amasya'da mı yoksa Euchaita'da mı bulunduğu kesin değildir. Theodoros sonraları Bizans'ın başlıca asker azizlerinden biri oldu ve Konstantinopolis'te onuruna on beş kilise yapıldı. Kalıntılarının sonradan Euchaita'ya taşındığı, bu kentin Theodoropolis adıyla bir hac merkezine dönüştüğü anlatılır. Azizin kültünün ilk merkezi ise Amasya çevresiydi.
Kentin ilk piskoposlarından Basileios, İmparator Licinius döneminde, 321-324 arasında şehit edildi. Hieronymus'un Eusebios'un Chronicon'una yaptığı Latince çevirisi bu olayı 275. Olimpiyat dönemine yerleştirir. Eusebios'un aktardığına göre Licinius zamanında Hıristiyanlar özellikle Amasya'da ve Pontus'un öteki kentlerinde çok ağır baskıya uğramış, vali birkaç piskoposa suçlulara uygulanan cezaları vermişti. Basileios'un adı 314'te toplanan Ancyra ve Neocaesarea konsillerinin imzaları arasında da geçer. Nikaia Konsili'nde Amasya adına Eutychianos imza koymuştur; bir kaynağın Basileios'u Nikaia'ya katılmış göstermesi bu imzaya bakılarak hata sayılır.
4. yüzyılın sonlarında Amasya piskoposu olan Asterios, kentin Hıristiyan çağındaki en ilginç yazarlarından biridir. Kapadokya'da doğmuş, piskopos olmadan önce avukatlık yapmış; piskoposluğu 380 ile 390 arasında başlamıştır. Bir İskit köle tarafından yetiştirildiği söylenir. Onaltı vaaz ve şehitler için yazdığı övgü metni günümüze ulaşmıştır. Bu metinler klasik edebiyata aşinalığı gösterdiği kadar, o çağın gündelik yaşamına dair olağandışı ayrıntılar içerdiği için de değerlidir. 400 yılının ocak ayında yılbaşı kutlamalarının pagan âdetlerini sert biçimde eleştirdiği vaaz, hem bu metnin tarihlenmesine hem de Asterios'un yaşamının zamanlanmasına temel olur.
Kentin Hıristiyan geçmişini bugün maddi olarak gösteren bulgular da vardır. 2013 yılında, kaçak kazı girişiminin yapıldığı yakın bir noktada, bir şapel zeminine ait olduğu belirtilen yaklaşık yirmi dört metrekarelik bir mozaik ortaya çıkarıldı; mozaikte elmalar, bir elma ağacı, keklikler ve geometrik figürler yer alır. Amasya yöresinde kaya mezarlarından biri olan Aynalı Mağara'da ise İsa, Meryem ve havarileri gösteren duvar resimlerinin bulunduğu anlatılır; ancak bu resimlerin tarihi konusunda kesin bir hüküm yoktur.
Bizans'ın Armeniakon Thema'sı
Roma İmparatorluğu'nun bölünmesinin ardından Amasya Doğu Roma, yani Bizans dünyasında kaldı. Bu dönemin başında nüfusun ağırlıklı olarak Grekçe konuştuğu bilinir. Şehrin yazgısını en çok belirleyen gelişme, 7. yüzyılda İslam ordularının Suriye'yi ve Mısır'ı almasının ardından Bizans'ın ordusunu ve eyalet düzenini yeniden kurmak zorunda kalışıydı. Eski Ermenistan sahra ordusunun kalıntıları Pontus, Paflagonya ve Kapadokya topraklarına yerleştirildi ve bu askerî-sivil yönetim birimi Armeniakon, yani "Ermeniler Thema'sı" adını aldı. Armeniakon'un varlığına işaret eden ilk belirgin kayıt, strategosu Saborios'un 667-668'deki isyanıdır; 629 tarihli bir kayıt bu düzenin daha eski olabileceğini de düşündürür. Amasya'nın thema'nın kaleleri arasına 8. yüzyıldan itibaren girdiği belirtilir; başka bir kaynak ise thema'nın merkezini Amaseia olarak gösterir.
Thema düzeni, imparatorluğu askerî-sivil bölgelere ayırıyor ve savunmayı büyük ölçüde hizmet karşılığında toprak tutan asker-çiftçilere dayandırıyordu. Armeniakon, bu düzenin Bizans'ın en önemli thema'larından biriydi. Yönetimi bir strategosa aitti; strategos, Anatolikon ve Thrakesion strategosları ile birlikte en üst kademede sayılır ve yılda kırk altın libre maaş alırdı. 9. yüzyılda thema yaklaşık dokuz bin asker çıkarıyor ve on yedi kaleyi kapsıyordu. Boyutu ve kuzeydoğu sınırında Müslümanlarla komşu olması valisini güçlü bir kişi haline getirmişti ve 8. yüzyılda yaşanan birkaç isyanda thema birlikleri de rol aldı. Bu yüzden 9. yüzyılda thema küçültüldü: güneyde ve doğuda Kharsianon ile Kapadokya, kıyıda 819 dolaylarında Paflagonya ve Chaldia ayrıldı, daha sonra Koloneia da ayrı bir yönetim oldu. Armeniakon'dan geriye batı Pontus'u kapsayan daha küçük bir bölge kaldı.
Bu yüzyıllarda şehir çalkantılı olaylara da sahne oldu. Müslüman Arapların 630'lardan sonra Suriye'yi ve Mısır'ı almasının ardından Emevi halifeleri döneminde Anadolu'ya düzenlenen akınlar neredeyse yıllık bir gelenek hâline geldi; Araplar bu elli yıl içinde Konstantinopolis'i iki kez kuşattı. Akınların güzergâhı çoğu zaman iç Anadolu vadilerinden geçiyordu ve Amasya bu koridorun üzerinde kalıyordu. Kent 712'de Araplar tarafından alındı, birkaç yıl sonra III. Leon'un (717-741) komutasındaki Bizans kuvvetleri şehri yeniden ele geçirdi.
718'deki ikinci Arap Konstantinopolis kuşatması başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra cephe istikrar kazandı: Toros Dağları boyunca, iki tarafça da yoğun biçimde tahkim edilmiş ve büyük ölçüde nüfusu azalmış bir sınır kuşağı oluştu. Amasya bu hattın hemen gerisinde kaldı. Abbasi döneminde ilişkiler zaman zaman normalleşti, elçilikler gidip geldi, ateşkesler yapıldı; ama 10. yüzyıla kadar iki tarafın desteklediği baskınlar sürdü. 861'den sonra Abbasi devletinin çözülmesi ve Bizans'ın Makedon hanedanı döneminde güçlenmesi gidişi tersine çevirdi, 920 ile 976 arasında Bizans kuzey Suriye'yi ve Büyük Ermenistan üzerindeki denetimini yeniden kurdu. Sınır, 1060'tan sonra Selçuklu Türkleri ortaya çıkana dek yerinden oynamadı. Karşılıklı el değiştirmeler, Amasya'nın sınır kenti olarak yüzyıllarca taşıdığı yükü gösterir. Surların ardında yaşayan halk, Doğu ile Batı arasındaki hattın hemen gerisinde bulunmanın hem korumasını hem tehlikesini birlikte yaşıyordu.
Kilise Örgütü ve Dinî Hayat
Bizans döneminde Amasya'nın dinî önemi sürdü. Helenopontus'un metropolit piskoposluk merkezi olan Amasya'ya Amisos, Andrapa, Euchaita, Ibora, Sinope, Zaliche ve Zela piskoposlukları bağlıydı. 10. yüzyılda Amasya metropolitliği, Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi'ne bağlı metropolitlikler arasında on birinci sırada yer alıyordu. Bu sıralama, kentin Anadolu'nun kilise haritasındaki ağırlığını gösterir. 12. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya Türk göçlerinin artmasıyla Hıristiyan unsur azaldı. 1315'te atanan metropolit Kallistos, 1317'de yaşanan şiddetli bir Türkmen saldırısı yüzünden piskoposluk makamına giremedi; Patrik XIII. Ioannes'in izniyle metropolitlik, Trabzon İmparatorluğu sınırları içinde daha güvenli sayılan Limnia'ya taşındı. 1384'te de aynı nedenle Limnia piskoposu Amasya metropolitliğine geçici olarak bakmıştı. Bir patrikhane belgesinde, bir zamanlar şanlı ve büyük olan Amasya metropolitliğinin yabancıların istilası yüzünden harap ve yoksul duruma düştüğü yazılıdır.
Selçuklu Öncesi Son Yıllar
Bizans'ın Amasya'daki son yılları Malazgirt Savaşı'ndan sonraki karışıklıkla birlikte yaşandı. 1071'den sonra merkezî otorite zayıfladı; imparatorluk doğudaki savunmayı büyük ölçüde çeşitli kökenlerden gelen paralı askerlere bırakmıştı. Bunlardan biri, Norman kökenli komutan Roussel de Bailleul'dü. Bizans hizmetindeyken 1073'te imparatorluğa sırt çevirdi ve Anadolu'nun ortasında kendine ait, kısa ömürlü bir egemenlik alanı kurmaya girişti; ona, Bizans yönetiminin daha önce Armeniakon ve Amasya çevresine yerleştirdiği Frank ve Norman şövalyeleri destek verdi. Anna Komnena'nın Alexias'ında Amasya, İmparator I. Aleksios Komnenos'un, Norman asıllı komutan Roussel de Bailleul'u (Ursel) bir Türk komutan olan Tutak'tan esir olarak teslim aldığı yer olarak geçer. Roussel'in komutasındaki Frank paralı askerleri 1073'te Armeniakon'da yönetimi ele geçirmişti; Aleksios, 1075'te bölgede Bizans otoritesini yeniden kurdu. Anlatıya göre Aleksios, Tutak'a Roussel'in yakalanması karşılığında büyük bir bedel ödemeyi vaat etmişti, ancak elinde para yoktu; Amasya halkından para toplamaya çalışınca halk arasında ciddi bir huzursuzluk çıktı. Aleksios, Roussel'i halkın gözü önünde gözleri kör edilmiş gibi gösterince halk parayı topladı. Eser Aleksios'un kızı tarafından yazıldığı için bu anlatının taraflı olabileceği düşünülür.
Kentin Türklerin eline ne zaman geçtiği konusunda kesin bilgi yoktur. İslâm Ansiklopedisi bu konuda bir tarih vermez ve şehrin Danişmendliler'in yönetimi altında bulunduğunu belirtir; başka anlatımlarda Amasya'nın yaklaşık 700 yıllık Bizans yönetiminin ardından 1075 dolayında Danişmend Türkmen beylerinin eline geçtiği ve şehrin onların başkenti olduğu söylenir. Bu yönetim, Danişmendli topraklarının Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan tarafından ilhakına kadar sürdü. Böylece Amasya, Roma'dan Bizans'a uzanan binlerce yıllık bir çağdan Türk-İslam çağına, kesintisiz bir yerleşim geleneğiyle girdi.
Kaya Mezarları ve Kale
Bu çağlardan kalan fiziksel izlerin en büyüğü kentin kendisidir. Pontus krallarının kaya mezarları ve Harşena Kalesi'nin kayalığı, Roma ve Bizans çağlarında da kentin siluetini belirledi. Strabon'un kral mezarları olarak andığı bu oyma yapılar, çevreleri kayadan tamamen ayrılıncaya kadar oyulmuş, sonra merdivenlerle ana kayaya bağlanmış mezar birimlerinden oluşur; toplam on sekiz birimden söz edilir. Bu yapıların Roma ve Bizans çağlarında nasıl kullanıldığına ilişkin belgeler sınırlıdır, ama kalenin ve kayanın savunma değeri kentin her çağda yaşamaya devam etmesini sağlamıştır.
Kronoloji
MÖ 70 dolayı: Lucullus komutasındaki Roma kuvvetleri Amasya'yı Pontus'tan alır.
MÖ 64-63: Pompeius bölgeyi yeniden düzenler; Pontus ve Bithynia eyaleti kurulur, Mithridates VI Eupator ölür.
MÖ 39: Antonius, Amasya'nın da içinde bulunduğu Mithridates bölgesini II. Pharnakes'in oğlu Darius'a verir.
MÖ 25: Augustus Galatia eyaletini kurar; Mithridates Galaticus bölgesi bu eyalete bağlanır. Başka bir anlatımda Amasya'nın Galatya'ya katılışı MÖ 2-3 dolayına yerleştirilir.
MS 62: Nero eski Pontus Krallığı'nın doğusunu eyalet yapar; Amasya Pontus Galaticus bölgesinde kalır.
MS 81-96: Domitianus döneminden itibaren Amasya'da şehir sikkeleri basıldığı bilinir.
MS 112 dolayı: Traianus Pontus'u Kapadokya eyaletine bağlar.
MS 222-235: Severus Alexander dönemi; Amasya'da sikke darbının bilinen son dönemi.
MS 295 dolayı: Diocletianus'un düzenlemesiyle Diospontus (sonradan Helenopontus) ayrı eyalet olur.
306 (kimi anlatımlarda 287): Askerî birlik mensubu Theodoros Amasya'da şehit edilir.
321-324: Amasya piskoposu Basileios Licinius döneminde şehit edilir.
380-390: Asterios Amasya piskoposu olur; vaazları günümüze ulaşır.
667-668: Armeniakon strategosu Saborios isyan eder; thema'nın bilinen ilk kesin kaydı.
712: Araplar Amasya'yı ele geçirir.
718: Araplar Konstantinopolis'i kuşatmada başarısız olur; Toros hattı sınır kuşağına dönüşür.
717-741: III. Leon dönemi; Bizans Amasya'yı geri alır.
1073-1075: Roussel de Bailleul bölgeyi ele geçirir; Aleksios Komnenos 1075'te Bizans otoritesini geri getirir.
1075 dolayı: Amasya'nın Danişmendlilerin eline geçtiği kimi anlatımlarda bu tarihe yerleştirilir.
1317: Metropolit Kallistos şiddetli bir Türkmen saldırısı yüzünden Amasya'ya giremez; metropolitlik Limnia'ya taşınır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika, Kitap XII, Bölüm 3 (Loeb basımı), https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/12C*.html
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Roma Dönemi", http://www.amasya.gov.tr/roma-donemi
- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Diğer kaynaklar
- Amasya maddesi (İngilizce Vikipedi), https://en.wikipedia.org/wiki/Amasya
- Armeniac Theme maddesi (İngilizce Vikipedi), https://en.wikipedia.org/wiki/Armeniac_Theme
- Pontus (region) maddesi (İngilizce Vikipedi), https://en.wikipedia.org/wiki/Pontus_(region)
- Arap-Bizans savaşları maddesi (Türkçe Vikipedi), https://tr.wikipedia.org/wiki/Arap-Bizans_savaşları
- Roussel de Bailleul maddesi (İngilizce Vikipedi) tr.wikipedia.org
- Theodore of Amasea, Basil of Amasea ve Asterius of Amasea maddeleri (İngilizce Vikipedi) en.wikipedia.org
- Galatia (Roman province) maddesi (İngilizce Vikipedi) en.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar









