Antik dünyada bir kentin sınırı, çoğu zaman surlarından önce mezarlıklarında başlardı. Ölüleri yerleşimin dışına, kente giren yolların kenarına gömmek Yunan ve Roma dünyasının yerleşik âdetiydi ve bu âdet, bugün kent planı bilinmeyen bir şehrin ne kadar büyük olduğunu mezarlarına bakarak kestirmeyi mümkün kılar. Amaseia'nın ünlü kral mezarları Harşena Dağı'nın güney yamacında, kalenin içinde yükselir ve yüzyıllardır bütün dikkati üzerine çeker. Oysa Yeşilırmak vadisinde, kralların kayaya oyulmuş cephelerinden çok uzakta, kentin sıradan sakinlerinin gömüldüğü başka mezarlıklar da uzanır.

Üzerinde Yaşanan Bir Antik Kent

Amaseia'nın antik dönemine dair bilgimiz beklenenden azdır ve bunun nedeni basittir: kent, Hellenistik çağdan bugüne hiç kesintiye uğramadan iskân edilmiştir. Antik katmanların büyük bölümü modern Amasya'nın evlerinin, sokaklarının ve bahçelerinin altında kalmış, planlı ve geniş çaplı arkeolojik kazı yapmak bu yüzden neredeyse imkânsızlaşmıştır. Kentin gerçek büyüklüğünü ve yayılım alanını belirlemek isteyen araştırmacılar, bu nedenle dolaylı verilere yönelmek zorunda kalır. Bu verilerin en güvenilirini ise Amasya Müzesi uzmanlarının 1974'ten beri yürüttüğü kurtarma kazıları sağlamıştır. Müze, yeni bir yapı için temel kazılırken ortaya çıkan mezarları belgeler ve bu kazıların büyük çoğunluğu nekropol alanlarında yapılmıştır. Bu kayıtlar sonradan bir araya getirilmiş, mezar yerleri ölçekli bir topografik haritaya işlenmiş ve kentin sınırları ilk kez bu yolla tahmin edilebilir hâle gelmiştir.

Amaseia'nın kuruluş koşulları da mezarlıkların konumunu açıklar. Kent, Yeşilırmak'ın (antik adıyla İris) vadisinin daraldığı bir noktada, sarp bir kayalığın üzerinde ve eteklerinde kurulmuştur. Strabon, kendi memleketi olan bu yerleşimden söz ederken onu aynı anda hem bir kent hem bir kale olarak niteler. Çevredeki ekilebilir düzlükler sınırlıdır, fakat ırmağın biriktirdiği alüvyonlar kentin yakınında geniş ve verimli ovalar yaratmıştır. Bu dar vadi, hem kentin yayılabileceği hem de yolların geçebileceği alanı belirler. Hellenistik çağda Pontus Krallığı'nın başkenti olan, Roma döneminde bölgenin önde gelen kenti sayılan ve sikkelerinde kendini "metropolis" olarak adlandıran Amaseia'nın ölülerini nereye gömdüğü sorusu bu coğrafyayla birlikte düşünülmelidir.

Kral Mezarları ve Kent İçi Gömü İstisnası

Amaseia'nın en bilinen nekropolü, kale kayalığının güney yamacındaki kral mezarlarıdır. UNESCO Dünya Mirası geçici listesindeki tanıma göre burada Pontus krallarından I. Mithridates, Ariobarzanes, II. ve III. Mithridates ile I. Pharnakes'e ait beş anıtsal mezar bulunur; yükseklikleri 8 ile 15 metre arasında değişir ve mezar odalarının girişleri yalnızca merdivenle ulaşılabilecek kadar yüksektedir. Bu yüksek giriş düzeninin, İran'daki Akhaimenid kral mezarlarında görülen arılık kurallarına bağlı olabileceği ileri sürülmüştür. Beşinci mezar, I. Pharnakes'e atfedilen ve 15 x 8 x 6 metre ölçüleriyle en büyüğüdür; kral başkentini Sinope'ye taşıyınca bu mezarın çevresindeki koridor çalışmasının yarıda bırakıldığı düşünülür. Kale surlarının içinde toplam dokuz, vadide ve kentin çevresinde ise yirmi bir kaya mezarı sayılır. Bu mezarların ayrıntılı anlatımı ayrı bir yazının konusudur; nekropol coğrafyası bakımından önemli olan, kentin gömü düzeninde nerede durduklarıdır.

Kral mezarlarının kale içinde bulunması, antik gömü geleneğinin genel kuralının bir istisnasıdır. Yunan dünyasında ve Batı Anadolu'da MÖ 7. yüzyıldan itibaren ölüleri yerleşim içine gömmek terk edilmiş, nekropoller kentin dışına taşınmıştır. Kent içi gömü bundan sonra yalnızca toplumda yüksek konumdaki kişilere tanınan bir ayrıcalık olarak sürmüştür. Kalenin içindeki kraliyet nekropolü, bu ayrıcalığın Amaseia'daki karşılığıdır. Kalenin kuzey yamacındaki Aynalı Mağara ise Büyük Rahip Tes'in kaya mezarı olarak bilinir. Kentin geri kalan tüm mezarlıkları, kuralına uygun biçimde, surların dışında yer alır.

Kentin Çevresindeki Nekropoller

Müze kazılarının 1974'ten bugüne Şamlar, İhsaniye, Bahçeleriçi, Kirazlıdere, Dere, Üçler, Kurşunlu ve Gökmedrese mahallelerinde ortaya çıkardığı mezarlar, kaya mezarlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, kalenin çevresinde birbirinden ayrı beş geniş mezarlık kuşağı seçilmesine olanak vermiştir. Bu adlandırma modern bir araştırmacıya aittir ve antik kaynaklarda bu adlarla anılan mezarlıklar yoktur; yine de yerleşimin haritasını okumak için işe yarar bir çerçeve sunar.

Kuzey Nekropolü

Şamlar ve İhsaniye mahalleleri, kalenin kuzey ve kuzeydoğu yamaçlarından Tersakan Çayı'nın Yeşilırmak'a karıştığı yere kadar uzanan bir alanı kapsar. Çayların birleştiği nokta bugün daha doğuda olmakla birlikte, yakın zamana kadar çok daha batıda, Kulistepe mevkiindeydi. İlk kurtarma kazısı 1974'te burada yapılmış ve hepsi sandık tipinde 28 mezar bulunmuştur; mezarlar MS 2. ve 3. yüzyıllara tarihlenir. 1986'da Eski Şamlar Mezarlığı'nda dokuz sandık, iki tonozlu ve bir çukur mezar olmak üzere on iki mezar açığa çıkmış, ertesi yıl aynı mevkide dokuz tonozlu mezar daha, ardından bir sandık mezar grubu bulunmuştur. Bunların tümü Geç Roma dönemine tarihlenir. 1993'te kazılan 21 mezardan arazi koşulları nedeniyle yalnızca on üçü açılabilmiş, bunların on biri tonozlu, ikisi sandık mezar çıkmıştır. 2006, 2009, 2010 ve 2012 yıllarındaki kazılar da aynı mahallede tonozlu ve sandık mezarlar vermiş, bu mezarlar MS 2. yüzyıldan 4. yüzyıla uzanan bir tarih aralığına yerleştirilmiştir. 2009'daki kazıda iki sandık mezarın bitişik düzende yan yana yapıldığı görülmüştür.

Bu veriler birlikte okunduğunda Kuzey Nekropolü'nün bir Roma dönemi mezarlığı olduğu, MS 2. yüzyıldan 4. yüzyıla kadar kullanıldığı ve batıda kale eteklerinden doğuda kente kuzeyden girişin sağlandığı Tersakan hattına kadar yaklaşık 900 metrelik bir şerit oluşturduğu anlaşılır. Araştırmacıya göre bu şerit, Roma döneminde kentin kuzey sınırını da belirler.

Kuzeybatı Nekropolü

Kalenin kuzeydoğusunda kalan Kurşunlu Mahallesi'nde 2000, 2010 ve 2017 yıllarında yapılan kurtarma kazıları, burada da bir mezarlığın bulunduğunu göstermiştir. 2000 yılında dördü tonozlu, ikisi sandık altı mezar çıkmış ve MS 3. ve 4. yüzyıllara tarihlenmiştir. 2010'daki kazı iki tonozlu ve beş sandık mezar vermiş, bu mezarlar MS 2. ve 3. yüzyıllara yerleştirilmiştir. 2017'de bulunan dört mezar ise dikdörtgen planlıdır ve uzun kenarlardaki duvarlar yukarı doğru birbirine yaklaştırılıp taş kapaklarla örtülmüş, böylece zeminden kapağa doğru daralan bir kesit elde edilmiştir. Müze uzmanları bu mezarları genel olarak Roma dönemine bağlar.

Mahallede iki kaya mezarı da bilinir. Her ikisi kale surlarının eteğindedir; biri kalenin batıda Yeşilırmak'la buluştuğu noktaya yakın ve alçakta, öteki yine batı eteğinde ama yüksektedir. Yüksekteki mezar Franz Cumont tarafından da incelenmiş, benzer örneklere ve girişindeki yazıta dayanılarak MS 2. yüzyıla tarihlenmiştir. Kazılarda ortaya çıkan mezarlar bu kaya mezarının yaklaşık 250 metre kuzeybatısındadır, 2017'deki mezarlar ise bunların 200 metre daha kuzeybatısında yer alır. Dolayısıyla mezarlık kale eteğinden itibaren en az 450 metre uzunluğunda sürer; daha da kuzeybatıda, yaklaşık 1,6 kilometre ötede bir kaya mezarı daha bulunduğu için gerçek sınırın çok daha uzakta olduğu düşünülür.

Güneybatı Nekropolü

Kentin batı girişi, Amasya-Tokat yolunun geçtiği, Yeşilırmak'ın açtığı vadi hattı üzerindedir ve bu hat boyunca nekropol, kimi yerde yoğun, kimi yerde seyrek biçimde sürer. Üçler Mahallesi'nde 2013'te yapılan bir kazıda yedi tonozlu mezar bulunmuş ve MS 4. ile 5. yüzyıllara tarihlenmiştir. Bu parselin yaklaşık 200 metre batısında, karşılıklı konumda duran Kadılar Türbesi ile Halifet Gazi Kümbeti yer alır. İki yapı da antik malzemenin devşirilmesiyle yapılmıştır: Kadılar Türbesi'nde bir mezar steli, Halifet Gazi Kümbeti'nde ise sanduka olarak kullanılan bir Roma lahdi görülür. Aynı alandaki parkta anıtsal bir yapıya ait saçaklık blokları ile iki lahit kapağı bulunmaktadır ve alan Halifet Mezarlığı adıyla anılmıştır. Halifet Gazi Kümbeti'nin 250 metre batısındaki Kılıçaslan Türbesi'nin duvarlarında bir gladyatöre ait olduğu değerlendirilen bir mezar steli devşirme olarak durur; türbenin 70 metre kuzeyindeki Yörgüç Paşa Camii'nin duvarlarında ise yazıtlı devşirme bloklar arasında yine mezar stelleri görülür.

Devşirme malzemenin bu bölgede yoğunlaşması, yakınlarda anıtsal mezar yapılarının bulunduğunu ve nekropolün batıya doğru ne kadar uzandığını gösterir. Kılıçaslan Türbesi'nin 1,2 kilometre batısında, 2013'te müzece yapılan bir kazıda mozaik zeminli anıtsal bir yapı kompleksinin kalıntıları ve Roma dönemine ait sekiz sandık mezar bulunmuştur. İki bölüm arasındaki mesafenin büyük kısmını bugün Memi Dede Mezarlığı doldurur ve bu mezarlıkta, yoğun tahribat yüzünden tarihlenemeyen ama Roma döneminden beri kentte bilinen tonozlu mezarlara benzeyen örnekler görülür. Nekropolün toplam uzunluğunun yaklaşık 1,5 kilometre olduğu tahmin edilir.

Güney Nekropolü

Yeşilırmak'ın kaleye göre karşı yakasında, Dere Mahallesi sınırlarındaki bir kayalıkta üç kaya mezarı vardır. Bunlardan ikisi bitişik ve ikiz planlıdır, ırmak kenarındaki düzlükten yamaca doğru yükselti başladığı yerde yer alır ve kuzeybatıya, yani kente ve kaleye bakar. Aynı kayalığın kuzeye bakan yüzünde, Sofular Mahallesi sınırlarında üçüncü bir kaya mezarı bulunur ve bu mezar kenti görmez, yalnızca ırmağa bakar. 2006'da Dere Mahallesi'nde yapılan kurtarma kazısında iki tonozlu ve beş sandık mezar çıkmış, mezarlar MS 2. yüzyıla tarihlenmiştir. Hepsi aynı kayalığın üzerinde ya da çevresinde toplanan bu mezarlar, burada en geç Roma döneminden itibaren bir nekropolün bulunduğunu ve kentin güneydeki yayılımının sınırını gösterir.

Kuzeydoğu Nekropolü

Kalenin yaklaşık 1,5 kilometre kuzeydoğusundaki Kirazlıdere Mahallesi, kaleye en uzak nekropolü barındırır. İlk mezar 2006'da bulunmuş ve MS 3. yüzyıla tarihlenmiştir. 2010 kazısında yedi tonozlu, beş çukur ve bir sandık mezar ortaya çıkmış, bunlar MS 4. ve 5. yüzyıllara yerleştirilmiştir. 2014'teki son kazıda ise 21 tonozlu ve bir çukur mezar bulunmuş, mezarlar Bizans dönemine bağlanmıştır. Buna ek olarak, kazılardaki mezarlardan yaklaşık 700 metre ötede, nehir hattı üzerinde iki kaya mezarı vardır. Aradaki mesafe büyük görünse de Sanayi Caddesi'ndeki yol kesitlerinde yaklaşık 350 metre aralıkla tonozlu mezar kalıntıları seçilir ve bunlar, 2010 ve 2014 kazılarında bulunanlarla birebir benzerlik gösterir. Bu nedenle kaya mezarlarının da aynı mezarlığın parçası sayılması mümkündür.

Mezarlıklar Neden Yolların ve Vadinin Üzerinde

Beş nekropolün ortak özelliği, Yeşilırmak'ın ve ona katılan Tersakan Çayı'nın oluşturduğu, kente ulaşan hatlar üzerinde bulunmalarıdır. Mezarlıklar ırmağın iki yakasında yer alır ve akarsu kenarındaki düzlüğün bittiği, hafif eğimin başladığı noktadan arkadaki kayalıklara kadar yükselir. Sonuçta hepsi vadiye ve ırmağa hâkim bir görünüme sahiptir. Kuzey, Kuzeydoğu ve Güneybatı nekropolleri ırmak boyunca, kentin girişine kadar uzanan geniş şeritler hâlindedir. Mezarların yollar boyunca sıralanması antik dünyada bilinen bir gelenektir; yoldan geçen herkes ölünün adını görür, ölü de böylece hatırlanırdı. Amaseia'da bütün yollar vadi tabanında ırmağa paralel ve dar bir alanda birleştiği için, kente giden yolla kentten nekropollere giden yolun neredeyse aynı hat olduğu varsayılmalıdır.

Kaya mezarlarının yerleşimi de aynı mantığa bağlanır. Kuzey Nekropolü'nün yaklaşık 570 metre kuzeyinde, Tersakan Çayı hattında, çayın Yeşilırmak'la buluştuğu yere yakın iki kaya mezarı vardır. Onlardan yaklaşık bir kilometre ileride, nehir kenarında Aynalı Mağara olarak bilinen Büyük Rahip Tes Kaya Mezarı yükselir; 470 metre kuzeydoğusunda ise Küçük Mağara adıyla anılan bir mezar daha bulunur. Bu mezarlar Kuzey Nekropolü'nün uzantısı olabilir, ama ayrı birer anıt olarak da düşünülebilir: Önemli olan hepsinin ırmağa ve kente giden yola hâkim bir noktada durmasıdır. Kaya mezarını yaptıran aile, mezarının yolculara görünmesini istemiştir.

Bu mezarlıkların aralarında kalan alan ise kentin Hellenistik ve Roma dönemlerindeki gerçek yayılımını gösterir. Araştırmaya göre kent dört ana bölümden oluşur: kalenin zirvesindeki akropolis, kral sarayının (basileion) bulunduğu ve kral mezarlarını da içeren teraslı alan, kale içi yerleşim ve Yeşilırmak'ın güney yakasındaki "varoşlar". Strabon, ırmak üzerinde biri kentten varoşlara, öteki varoşlardan dışarıya giden iki köprü bulunduğunu yazar; bunlardan ilkinin bugün hâlâ ayakta olan Alçak Köprü olabileceği düşünülür. Güney yakadaki yerleşimin kalabalık olduğuna, Roma döneminden kalan ve kentte tespit edilen en yüksek kapasiteli su kanalı olan Ferhat Su Kanalı işaret eder. Nekropollerin kuşattığı bu alan, Yassıkaya adıyla bilinen kaya kütlesi, Ferhat Dağı ve Yeşilırmak'la sınırlanan güney bölgesini de içine alır.

Mezar Tipleri ve Anlattıkları

Amaseia nekropollerinde şimdiye kadar belgelenen mezarların dağılımı şöyledir: 77 sandık mezar, 76 tonozlu mezar, 24 kaya mezarı ve 7 çukur mezar. Sandık ve tonozlu mezarlar, toplamın yaklaşık yüzde 42 ve yüzde 41'ini oluşturur. Her tipin kentteki zamansal seyri farklıdır ve bu fark, kentin gömü pratiğinin yüzyıllar içinde nasıl evrildiğini gösterir.

Sandık mezar, Anadolu'da en çok yayılmış tiplerdendir; Troya'dan Pergamon'a, Phokaia'dan Laodikeia'ya ve Kyme'ye kadar pek çok kentte örneği bilinir. Amaseia'da da en sık görülen tip olmuş, ancak ağırlıklı olarak Roma döneminde kullanılmış ve Erken Bizans döneminden itibaren azalmıştır. Tonozlu mezar ise bitişik düzende kurulan, üzeri beşik tonozla örtülü bir mezar tipidir. Phrygia, Lydia ve Kilikia'da Roma imparatorluk döneminden başlayıp MS 7. yüzyıla kadar görülen bu tip, Amaseia'da MS 1. yüzyıldan itibaren belirmiş, 3. ve 4. yüzyıllarda yaygınlaşmış ve Erken Bizans döneminde, MS 5. ile 6. yüzyıllara kadar en çok tercih edilen tip olmuştur. Yani sandık mezarın yerini yavaş yavaş tonozlu mezar almıştır. Çukur mezarlar, yani basit toprak gömüler sayıca azdır ve Kuzeydoğu Nekropolü gibi geç dönem mezarlıklarında yoğunlaşır. Kaya mezarları ise kentin en görünür ama en az sayıdaki tipidir ve açıkça varlıklı ailelerin tercihidir.

Bu çeşitlilik toplumsal tabakalaşmayı da yansıtır. Kayayı oyarak bir oda yaptırmak, ustalar tutmak ve yıllarca süren bir emeği finanse etmek demekti; böyle bir mezar yalnızca kralların değil, kentin ileri gelen ailelerinin de başvurduğu bir yoldu. Sandık ya da tonozlu bir mezar çok daha mütevazı imkânlarla yapılabiliyordu, çukur mezar ise en sade seçenekti. Yine de her tip, aynı nekropollerde yan yana bulunur ve bu da mezarlıkların yalnızca zenginlere ait olmadığını gösterir.

Mezar Stelleri, Yazıtlar ve Lahitler

Antik mezarların en kişisel belgeleri, üzerlerine yazı kazınmış mezar taşlarıdır. Amaseia ve çevresinden derlenen yazıtlar, yüz yıl önce Belçikalı araştırmacılar Anderson, Cumont ve Grégoire'ın Pontus ve Ermenistan yazıtları derlemesinde (Studia Pontica III, 1910) toplanmış, kaya mezarlarından ve devşirme taşlardan kayda geçen çok sayıda metin bu eserde yayımlanmıştır. Bu tür mezar yazıtları genellikle ölenin adını, kimi zaman mesleğini, yakınlarını ve mezarı yaptıran kişiyi kaydeder. Stellerin yüzünde de ölünün tasviri, mesleğini simgeleyen aletler ya da dinî semboller bulunabilir; Amasya Müzesi'nin bahçesinde ve salonlarında bu nekropollerden derlenen mezar taşları ve yazıtlar sergilenir.

Amaseia'da bu taşların birçoğunun asıl bulunduğu yerde değil, sonraki dönemlerin yapılarında devşirme malzeme olarak karşımıza çıkması dikkat çekicidir. Kadılar Türbesi'nde bir mezar steli, Kılıçaslan Türbesi'nde bir gladyatör steli, Yörgüç Paşa Camii'nin duvarlarında yazıtlı devşirme bloklar içinde mezar stelleri görülür. Halifet Gazi Kümbeti'nde ise bir Roma lahdi sanduka olarak yeniden kullanılmıştır. Bir lahdin, Selçuklu ya da Osmanlı döneminde bir türbede sanduka hâline gelmesi, antik nekropolün taşlarının nasıl yeni mezarlara, yeni anlamlara dönüştüğünü anlatır. Bu devşirme taşlar aynı zamanda nekropolün sınırlarını da belirtir: Kentin büyük bölümünde devşirme malzeme görülmesi sıradan bir durumken, Roma nekropollerinin bulunduğu alanlarda yapıların antik kalıntı içermemesi, bu alanların yalnızca mezarlık olarak kullanıldığını ve iskân görmediğini destekler. Halifet Mezarlığı'ndaki entablatür blokları bu kuralın bilinen tek istisnasıdır ve bu blokların sonradan medresenin inşası için getirildiği düşünülür; lahitler, lahit kapakları ve stellerin varlığı alanın bir nekropol olduğu görüşünü değiştirmez.

Gladyatör steli, Roma dönemi Amaseia'sının sosyal yelpazesine dair ender bir bilgidir. Gladyatör gösterileri imparatorluk döneminde Anadolu kentlerinde yaygındı ve ölen bir dövüşçünün adının bir mezar taşıyla anılması, bu kent halkının eğlence kültürüne ışık tutar. Taşın yazıtına ve sahibinin adına dair ayrıntılı bir yayın bilinmediğinden bu yorum, yalnızca taşın bir gladyatöre ait olabileceği yönündeki değerlendirmeye dayanır.

Gömü Âdetleri ve Değişen İnanç

Amaseia nekropollerinde bulunan mezar armağanlarına dair ayrıntılı bir envanter yayımlanmış değildir; ama antik Anadolu'nun genelinde ölünün yanına kap, süs eşyası ve sikke bırakmanın yaygın olduğu bilinir. Bu armağanlar, ölen kişinin öbür dünya yolculuğunda gerek duyacağına inanılan şeylerdi ve ölüm sonrası yaşama duyulan inancın somut kanıtlarıdır. Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte bu âdetler değişmiş, mezar armağanları azalmış, mezar taşlarında yeni inancın simgeleri görülmeye başlamıştır. Amaseia'nın Roma nekropollerinden Bizans dönemi mezarlıklarına geçiş, tonozlu mezarın yaygınlaşması ve çukur mezarların görünür olmasıyla bu değişimin mimari düzlemdeki karşılığıdır, fakat bu geçişin inançla ilişkisini mezarlara dayanarak ayrıntılı biçimde kurmak eldeki verilerle mümkün değildir.

Tonozlu mezarlar çoğunlukla bitişik düzende yan yana yapılmıştır; Kuzey Nekropolü'nde 2009'da bulunan iki bitişik sandık mezar ve Kuzeydoğu Nekropolü'ndeki yirmi bir tonozlu mezarlık grup bu durumun örnekleridir. Aynı aileye ait bireylerin ya da aynı topluluğun üyelerinin ardışık biçimde gömülmesine imkân veren bu düzen, ortak bir mezar alanı kullanma geleneğini düşündürür. Ne var ki bu yorumu doğrudan destekleyen yazıtlı bir kanıt bilinmemektedir.

Nekropollerin Kent Tarihine Işığı

Nekropollerdeki mezarların büyük bölümü MS 2. yüzyıl ve sonrasına aittir; yalnızca Kuzeydoğu Nekropolü'nün mezarları ağırlıklı olarak MS 4. ve 5. yüzyıllara tarihlenir. Bu dağılım, MS 1. yüzyıl sonrasında, kent yönetiminin vassal krallardan alınıp Roma eyalet sistemine bağlandığı dönemde hızlı bir nüfus artışı yaşandığına işaret eder. Dikkat çekici olan, Amaseia'da MS 2. yüzyıldan itibaren tarihlenebilen yazıtların belirgin biçimde artmasıdır; Anadolu yazıtlarını yüzey araştırmalarıyla tarayan David French'in tespit ettiği bu artış, nekropol verileriyle örtüşür. Kuzeydoğu Nekropolü'nün kalenin merkezinden en uzak mezarlıklardan biri olması ve çoğunlukla Geç Roma ile Erken Bizans dönemine ait mezarlar içermesi, bir de Güneybatı Nekropolü yakınında Bizans döneminde bir manastırın bulunması, kentin bu çağlarda da genişlemeyi sürdürdüğünü gösterir.

Bu durum, Amaseia'nın çoğu zaman yalnızca Pontus kralları dönemiyle anıldığı hâlde, asıl demografik ve kentsel gelişmesini Roma imparatorluk çağında yaşadığına dair bir ipucu verir. Mezarlıkların konumu, mezar tiplerinin sıralaması ve devşirilmiş taşlar, yazılı kaynakların sustuğu yerlerde kentin büyüklüğüne, yollarına ve toplumuna dair bilgi sunan başlıca belgelerdir.

Kronoloji

MÖ 7. yüzyıl: Yunan dünyasında ve Batı Anadolu'da kent içi gömü terk edilir; nekropoller yerleşimin dışına taşınır.

MÖ 301: I. Mithridates Ktistes Amaseia'yı başkent seçerek Pontus Krallığı'nı kurar.

MS 1. yüzyıl: Tonozlu mezar Amaseia'da görülmeye başlar; kent Roma eyalet sistemine bağlanır.

MS 2.-4. yüzyıl: Kuzey, Kuzeybatı ve Güney nekropollerinin ağırlıklı kullanım dönemi; sandık mezarların yoğun olduğu çağ.

MS 4.-6. yüzyıl: Tonozlu mezar en çok tercih edilen tip olur; Kuzeydoğu ve Güneybatı nekropolleri kullanılır.

1974: Kulistepe'de Amasya Müzesi'nin ilk nekropol kurtarma kazısı yapılır.

1986-2017: Şamlar, Kurşunlu, Dere, Üçler, Kirazlıdere ve Gökmedrese mahallelerinde kurtarma kazıları sürer.

2024: Nekropol verilerini kent planına işleyen çalışma Arkeoloji Dergisi'nde yayımlanır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • J. G. C. Anderson, F. Cumont, H. Grégoire, Studia Pontica III: Recueil des inscriptions grecques et latines du Pont et de l'Arménie, Brüksel, 1910.
  • Strabon, Geographika XII.

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Rolf Fleischer, Die Felsgräber der Könige von Pontos in Amasya, Kempten, 2017.

Çevrimiçi kaynaklar