Amasya'nın bugünkü silueti, Yeşilırmak'ın iki dağ sırası arasından kendine açtığı dar vadiye ve vadinin kuzey yakasında dikilen Harşena Dağı'na dayanır. Kireçtaşından oluşan, sivri bir koni biçimindeki bu kütle yaklaşık 272 metre yüksekliğindedir ve jeolojik olarak Jura dönemine tarihlenir. Adının Hatti dilindeki "Harşuwana-Arşuawana" sözünden geldiğine, bunun da "güzel, mübarek ırmak şehri" anlamına geldiğine inanılır. Dağın güneye bakan yüzünde, ırmağa neredeyse dik inen yamaçta, yirmi üç yüzyıl önce oyulmuş mezar odalarının karanlık açıklıkları hâlâ görülür. Bunlar, Pontus Krallığı'nın ilk başkenti Amaseia'nın taşa yazılmış en belirgin belgesidir.

Vadinin Uzun Ön Tarihi

Amasya'nın en eski sakinlerini yazılı kaynaklardan önce toprak anlatır. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi için hazırlanan aday dosyasına göre Harşena Dağı'nın güney yamacındaki höyük ve kale, Erken Tunç Çağı'ndan Osmanlı'nın sonuna kadar beş bin yılı aşkın bir süre kesintisiz iskân görmüştür. Aynı dosya, kentte Hititlerden Frigyalılara, Kimmerlerden İskitlere, Medlerden Perslere uzanan bir uygarlıklar silsilesinin yaşadığını sayar. Arkeolojik araştırmalar Tunç ve Demir Çağı yerleşimini doğrular. Şehir önce Hitit dünyasına, MÖ 6. yüzyılın ortasından sonra ise Ahameniş İmparatorluğu'na bağlıydı ve bu bağ yüzeysel kalmadı. Pers kökenli bir aristokrasi ile İran kültleri, Pontus çağında bile kentin ve çevresindeki tapınak topraklarının dokusunu belirlemeyi sürdürdü.

Kente asıl kimliğini veren gelişme, Büyük İskender'in imparatorluğunun paylaşılmasıyla gelen kargaşada yaşandı. Kuzey Anadolu'da Pers asıllı bir hanedan kendi krallığını kurdu. Bu hanedan, Marmara kıyısındaki Kios (Cius) kentini yönetmiş soylu bir aileden geliyordu. Ailenin bilinen ilk üyesi Kios'lu Mithridates'ti; oğlu II. Ariobarzanes Frigya satrapı oldu, Atina'nın müttefiki olarak Artaxerxes'e başkaldırdı ve kendi oğlu II. Mithridates tarafından ele verildi. İskender'in fetihlerinden sonra da yönetimde kalan bu II. Mithridates, Anadolu'yu kısa süre elinde tutan Antigonos'un tabisiydi. B. C. McGing'in aktardığına göre MÖ 302'de Antigonos, onun Kassandros ile işbirliği yaptığından şüphelenerek öldürttü. Aynı adı taşıyan oğul da öldürülecekti, ancak Demetrios onu uyardı ve genç adam yalnızca altı atlıyla doğuya kaçtı. Önce Paflagonya'daki Kimiata'ya, oradan Kapadokya sınırındaki Amasya'ya geçti. Sonradan "Ktistes" (kurucu) lakabıyla anılacak olan bu kişi, I. Mithridates'tir.

Kuruluş tarihinde kaynaklar arasında bir ayrım vardır ve bunu açıkça söylemek gerekir. Kimi Türkçe kaynaklar krallığın kuruluşunu MÖ 302'ye, UNESCO dosyası MÖ 301'e bağlar; İngilizce ansiklopedik anlatımlar ile Jona Lendering'in Amasia özeti ise MÖ 281'i (ya da 280'i) verir. Bu anlatımlara göre Mithridates MÖ 302'den itibaren hüküm sürmüş, MÖ 281'de ise kendini kral (basileus) ilan etmiştir. Makul okuma, MÖ 302-301'in hanedanın bu bölgedeki hâkimiyetinin başlangıcı, MÖ 281'in ise krallık unvanının alındığı yıl olduğudur. Bu metinde krallığın doğuşu için MÖ 281 esas alınmıştır. Mithridates bu yıllarda krallığını batıda Sangarios (Sakarya) ırmağına doğru genişletti, Anadolu'ya yeni gelen Galatlarla ittifak kurdu ve Ptolemaios'un gönderdiği bir kuvveti yendi.

Başkent Olmanın Mantığı

Amaseia, Mithridates Ktistes'in kendine merkez edindiği yer olarak krallığın ilk başkenti oldu. Pontus üç kültür damarı üzerine kurulu bir devletti: Yunan, Pers ve yerli Anadolu. Karadeniz kıyısı Yunan kentlerinin ve deniz ticaretinin alanıydı. Pontus Alpleri'nin gerisindeki iç bölgede ise İranlı bir aristokrasi, Kapadokyalı ve Paflagonyalı halklar ve geniş arazilere sahip güçlü tapınaklar vardı. İç bölgenin başlıca kenti Amaseia idi; krallar sarayını ve mezarlarını burada kurdu. Kralların kullandığı Mithridates adı, "Mithra'nın verdiği" anlamına gelir ve hanedanın İran kökenli dinî mirasını açıkça gösterir. Krallığın tanrıları çoğunlukla karma nitelikteydi: Ahuramazda Zeus Stratios olarak, ay tanrısı Men Pharnakou ve Kibele ile özdeşleştirilen Ma birlikte anılırdı.

Kaynaklar seçimin gerekçesini açıkça yazmaz, ama coğrafya yeterince konuşur. Amaseialı olan Strabon (Geographika, XII.3.39), memleketini anlatırken şehrin ustaca tasarlanmış olduğunu, bir şehrin ve bir kalenin üstünlüklerini aynı anda sunduğunu söyler: yüksek, sarp, ırmağa dimdik inen bir kaya. Bir yanda ırmak kıyısındaki surun içinde yerleşilmiş şehir, öbür yanda zirvelere tırmanan sur vardır. İki zirve doğal bir boyunla birbirine bağlanır ve görkemli kulelerle donatılmıştır. Bu çevrenin içinde "hem kralların sarayları hem anıtları" bulunur. Irmak kıyısından ve banliyöden yukarı çıkan boyun her iki yanda beş altı stadion yüksekliğindedir; boyundan zirvelere ise bir stadionluk, her türlü saldırıyı boşa çıkaran sarp bir yokuş kalır. Kayanın içinde, biri ırmağa, biri boyuna inen iki boru biçimli yol oyulmuştur ve şehir bu su yolları sayesinde susuz bırakılamaz. Irmağın üzerinde iki köprü vardır: biri şehirden banliyöye, öbürü banliyöden dış topraklara geçer.

Vadi ırmaktan uzaklaştıkça genişler ve Strabon'un Khiliokomon ("bin köy") dediği verimli ovaya dönüşür. Ardından Diakopene ve Pimolisene bölgeleri gelir; hepsi bereketlidir ve Halys (Kızılırmak) kıyısına kadar uzanır. Strabon, Amaseialıların ülkesinin kuzey kesiminin uzunluğunu yaklaşık beş yüz stadion olarak verir, güneyde Zelitis ve Büyük Kapadokya'ya kadar uzandığını yazar ve bu ülkeyi bölgenin en büyük ve en iyisi sayar. Aynı eserde ırmakların Pontus ovasını sulaması, kıtlığın hiç görülmemesi, dağ yamaçlarında kendiliğinden yetişen üzüm, armut, elma ve cevizin yıl boyu toplanabilmesi anlatılır. UNESCO dosyası kale içindeki 300 metrelik Cilanbolu sarnıcını, 186 metrelik Zindan Tüneli'ni ve ırmağa ulaşan Ceylan Tüneli'ni MÖ 1. yüzyılda kaya tünel tekniğiyle açılmış, basamaklı anıtsal su yapıları olarak tanıtır. Kalenin ve Strabon'un şehrinin ayrıntıları ayrı yazıların konusudur; burada başkentlik ve mezar yönü öne çıkarılmıştır.

Krallığın İlk Yüzyılı

Mithridates Ktistes'in oğlu Ariobarzanes, MÖ 279'da Amastris'i alarak krallığın ilk önemli Karadeniz limanını kazandı; kısa saltanatı hakkında pek az şey bilinir. Oğlu II. Mithridates Galatların saldırısına uğradı, Herakleia Pontike'nin yardımını aldı ve Seleukos hanedanındaki kardeş kavgasında Antiokhos Hierax'ın yanında yer aldı. Seleukos II'nin kız kardeşiyle evlendi, kızını III. Antiokhos'a verdi; amaç, yeni krallığın tanınmasını ve güçlü bir bağ kurulmasını sağlamaktı. MÖ 220 dolaylarında Sinope'yi almaya kalkıştı ama başaramadı. III. Mithridates döneminden kaynaklar neredeyse hiç söz etmez. Hükümdarların tarihleri kaynaklara göre birkaç yıl oynar: İngilizce ansiklopedik anlatım II. Mithridates için yaklaşık MÖ 250-220, III. Mithridates için 220-185 aralığını verir; aynı anlatımın metni ise II. Mithridates'i yer yer MÖ 189'a kadar götürür.

Dönüm noktası I. Pharnakes'tir. Pergamon kralı Eumenes'e karşı Bithynia kralı I. Prusias'la birlikte savaşan Pharnakes, MÖ 182'de Sinope'yi aldı; Rodoslular bunu Roma'ya şikâyet ettiyse de sonuç çıkmadı. Kotyora, Pharnakia ve Trapezus gibi kıyı kentlerini de ele geçirerek kuzey Anadolu kıyısının büyük bölümüne hâkim oldu. Eumenes ve Kapadokya kralı Ariarathes ile savaşları ilk başta başarılı gitti, ancak MÖ 179'da yapılan antlaşmayla Galatya ve Paflagonya'da elde ettiği toprakları ve Tium'u bırakmak zorunda kaldı; Sinope elinde kaldı. Kuzeye de bakan Pharnakes, Karadeniz'in kuzeyindeki Khersonesos ve batı kıyısındaki Odessos gibi kentlerle ittifak kurdu. Kardeşi IV. Mithridates ise barışçı ve Roma yanlısı bir politika izledi, MÖ 155'te Pergamon kralı II. Attalos'a Bithynia'ya karşı yardım gönderdi. Pharnakes'in saltanat süresi de kaynaklarda değişir: kimi kaynaklar MÖ 185-170 arasını verir, Türkçe bir anlatım MÖ 160'a kadar uzatır.

Bu son nokta, Amaseia'nın başkentlik tarihi bakımından önemlidir. Bazı yazılarda ve turistik anlatılarda Amaseia'nın "MÖ 302'den MÖ 26'ya kadar" ya da "iki buçuk asır" boyunca başkent olduğu söylenir. Bu, kaynaklarla uyuşmaz. Sinope'yi alan Pharnakes, uluslararası bağlantıları olan bu liman kentini hanedanın yeni oturağı yaptı. Strabon da Sinope'nin VI. Mithridates'in doğup büyüdüğü yer olduğunu, onun şehri "krallığın ana kenti" saydığını ve ona özel bir onur verdiğini yazar. Amaseia böylece krallığın ilk yaklaşık yüz yılının başkenti oldu, kabaca MÖ 281-182. Sonrasında ikinci planda kalsa da hanedanın sarayları ve mezarlarıyla anılan kent olmayı sürdürdü. İngilizce kaynakların başkentleri "Amaseia, Sinope" diye sıralaması da bu sırayı yansıtır.

Pharnakes'in halefi V. Mithridates Euergetes Roma'nın dostu olarak kaldı, MÖ 149'da Üçüncü Pön Savaşı'na gemi ve yardımcı kuvvet gönderdi, Pergamon tahtını gasp eden Aristonikos'a karşı da asker verdi. Bu sadakatin karşılığında Büyük Frigya'yı aldı. Helenleşme onun döneminde hızlandı: Ege'den geniş ölçüde paralı asker topladı, Delos'ta onurlandırıldı ve sikkelerinde kendini Apollon olarak gösterdi. MÖ 121/120'de Sinope'de suikasta uğradı. Oğulları çocuk olduğundan krallık dul eşi Laodike'nin naipliğine kaldı; Laodike küçük oğul Chrestus'u tutunca VI. Mithridates sarayı terk etti. Sonraki anlatılara göre bu sırada Anadolu'yu dolaştı, zehire karşı bağışıklık kazandı ve tebaasının dillerini öğrendi. MÖ 113'te döndü, annesini hapsetti ve sonunda kardeşini öldürttü.

Eupator Çağı ve Roma Karşısında Amaseia

Krallığın en büyük hükümdarı VI. Mithridates Eupator (MÖ 120-63) Roma'ya karşı üç savaş verdi. Yunan ve İran kültürünü Roma nüfuzuna karşı öne çıkardı; Kolkhis'i aldı, Kırım'daki Khersonesos kentlerini egemenliği altına aldı, Küçük Ermenistan'ı miras yoluyla edindi. Damadı Ermeni kralı Tigranes ile ittifak kurdu. MÖ 88'de Roma'nın yeni kurduğu Asya eyaletinin büyük bölümünü ele geçirdi ve aynı yıl "Asya Vesperleri" diye anılan katliamda en az seksen bin Romalı ile İtalyalının öldürülmesini emretti. Sulla MÖ 86'da Atina'yı aldı, Khaironeia ve Orkhomenos'ta Pontus ordusunu yendi; MÖ 85'te Dardanos'ta yapılan barışla Mithridates Asya'yı geri verdi ve kendi topraklarının geri kalanını elinde tuttu. İkinci savaş (MÖ 83-82) sonuçsuz bitti.

Üçüncü Mithridates Savaşı'nda (MÖ 73-63) Roma ordusu Lucullus komutasında Pontus'un içine girdi. Lucullus MÖ 72'de Galatya üzerinden Pontus'a yürüdü, Amisos'u kuşattı, MÖ 71'de Iris ve Lykos vadilerinden geçerek Kabeira'da karargâh kurdu. Strabon, Kabeira'da Mithridates'in sarayının, su değirmenlerinin, hayvan parkının, av sahalarının ve madenlerinin bulunduğunu yazar; yani bu çağda hükümdarın oturduğu yerler yalnızca Amaseia değildi. Amaseia bu savaşta Lucullus'un ordusunca alındı; Türkçe kaynaklarda bu tarih MÖ 70 olarak geçer. Strabon savaşın izini kendi toprağında şöyle bırakır: Mithridates Savaşı yüzünden yıkılmış birçok kale ve boşalmış topraklar vardır; yine de bölge ağaçlıdır, atlara ve diğer hayvanlara otlak sağlar ve yerleşmeye elverişlidir.

Mithridates MÖ 67'de Zela yakınında büyük bir Roma kuvvetini yenerek Pontus'u geri aldı, fakat Pompeius MÖ 66'da komuta aldığında tablo değişti. Pompeius, Dasteira dolaylarında Pontus ordusunu gece baskınıyla dağıttı ve zaferi anısına Nikopolis'i kurdu. Mithridates Kolkhis'e, oradan MÖ 65'te Kırım'daki oğlu Machares'in yanına kaçtı. Savunmayı örgütlerken bir başka oğlu Pharnakes'in başlattığı isyan karşısında intihar etti ya da öldürüldü. Pompeius krallığın batı yarısını ve kıyıdaki Yunan kentlerini, Sinope dâhil, Bithynia et Pontus eyaleti olarak Roma'ya kattı. İç bölge ve doğu kıyısı ise Roma'ya bağlı bir kral yönetiminde kaldı. Pharnakes'in oğlu II. Pharnakes, Sezar ile Pompeius arasındaki iç savaşta fırsat bularak Pontus'u geri almaya çalıştı; Nikopolis'te bir Roma ordusunu yendi, ama MÖ 47'de Zela'da Sezar'a yenildi. Sezar'ın "veni, vidi, vici" sözü bu savaşla ilişkilendirilir. Roma'ya bağlı Pontus kralları, MS 62'de II. Polemon'un Nero tarafından tahttan çekilmeye zorlanmasına kadar hüküm sürdü.

Kayaya Oyulmuş Taht: Kral Kaya Mezarları

Başkent çağından geriye kalan en belirgin ve neredeyse tek ayakta eser, Harşena Dağı'nın güney yamacındaki kral mezarlarıdır. UNESCO dosyası bunları Pontus Krallığı'nın en etkileyici ve hemen hemen tek korunmuş arkeolojik kalıntıları olarak niteler. Aday dosyasında Orta Kale diye anılan Kız Sarayı bölgesinde, I. Mithridates'ten I. Pharnakes'e kadar beş krala atfedilen mezar vardır: I. Mithridates, Ariobarzanes, II. ve III. Mithridates ve I. Pharnakes. Kale surları içinde dokuz, vadide ve kent çevresinde toplam yirmi bir kaya mezarı bulunur. Yeşilırmak kıyısındaki bu bölge "Krallar Vadisi" adıyla da anılır. Jona Lendering beş kral mezarının yanında on iki rahip mezarından söz eder ve bu topluluğun Persis'te yadırganmayacağını belirtir.

Mezarlar 8 ile 15 metre arasında değişen yüksekliktedir. İlk planda hepsinin etrafı koridorlarla çevrilecek, böylece her biri kayadan koparılmış, serbest duran bir yapı izlenimi verecekti; Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu düzeni "ana kayadan galerilerle ayrılarak U biçiminde oyulmuş" diye anlatır. Aday dosyası bu tasarımın örneklerini MÖ 4. yüzyıl Karia'sında, Kaunos ve Telmessos'ta gösterir. Ne var ki yalnızca II, III ve IV numaralı mezarların koridorları tamamlanabilmiştir. I numaralı mezarın koridoru, kaya çok kırılgan ve çatlaklı olduğu için erken bırakılmıştır. V numaralı mezarın koridoru ise bitirilmeden aniden yarım kalmıştır. Dosya bunu, I. Pharnakes'in başkenti Sinope'ye taşımasına ve orada gömülmek istemesine bağlar. Bu bir yorumdur, belge sayılmaz; ama mezarlıktaki işin kesilmesinin başkentin el değiştirmesiyle çakışması dikkat çekicidir.

Mezarlar iki gruba ayrılır. I, II ve III numaralılar doğuda, iyi korunmuş Helenistik surların yakınındadır; IV ve V batıdadır. I numaralı mezara kayaya oyulmuş bir merdivenle çıkılır, başka bir merdiven II ve III'ün üst seviyesine ulaştırır. Yol kuzeybatıya, bir tünele devam eder; buradan akropole çıkan uzun, derin, basamaklı su tüneline varılır, ya da batıya inilerek içinde basamaklar bulunan başka bir tünelin girişine ulaşılır. IV'ün önündeki geniş terasa bu tünel ve bir merdiven çıkarır; V'e ise neredeyse dik kayaya galeri biçiminde oyulmuş bir merdivenle erişilir.

Beş mezarın ortak özelliği, mezar odalarının girişlerinin çok yükseğe açılmasıdır; içeri ancak merdivenle girilebilir. Aday dosyası bu tercihin büyük olasılıkla İran saflık kurallarına göre yapıldığını, yüksek girişlerin Persepolis ve Nakş-ı Rüstem'deki Ahameniş kral mezarlarının girişleriyle kıyaslanabileceğini belirtir. Cephelerden üçünde sütun vardır: I'de altı, II ve IV'te dörder sütun; III ve V yuvarlak tepelidir ve sütunsuzdur. Merdiven basamaklarının bir kısmı, anta duvarları, eşikler ve kapı lentoları gibi parçalar ayrıca yontulup kayaya kenet ve zıvanalarla bağlanmıştır; bu bağlantıların izleri hâlâ seçilir. Mezar odaları, üst kısmı beşik tonoz biçiminde ana kayadan oyulmuş, serbest duran taş sandukalar olarak tarif edilir.

Tasarımda beklenmedik bir gelişme vardır. Anadolu'nun Urartu, Frigya, Likya, Karia ve Paflagonya gibi diğer kaya mezarı bölgelerinde yerel biçimler zamanla tümüyle Yunan görünümünü alır. Amaseia'da ise yön tersine döner: Yunan tapınağından esinli sütunlu ve alınlıklı cepheler (I, II, IV), en sonda yapılan V numaralı mezarda sütunsuz, kemerli, taş kaplamalı bir yüzeye dönüşür. Aday dosyasına göre Yunan etkisi bu mezarda tümüyle kaybolmuş ve bölgeye özgü bir üslup doğmuştur. Bu üslup, Amasya'daki Tes Mezarı'nda ve Çorum'un Laçin yöresindeki Hikesios'un neredeyse 13 metrelik mezarında, Anadolu'nun en büyük kaya mezarı olarak belirtilen yapıda taklit edilmiştir. Mezarlar, Arkaik çağdan Helenistik çağa uzanan Anadolu kaya mezarı geleneğinin en geç grubunu oluşturur ve Urartu, Frigya, Likya, Karia ile Paflagonya'daki öncüllerini izler.

En büyük ve en geç yapılan mezar, I. Pharnakes'e ait V numaralı mezardır: 15 x 8 x 6 metre. Üzerindeki kaya yazıtı, kalenin komutanı (phrourarchos) Metrodoros'un kral Pharnakes için tanrılara bir sunak ve çiçeklik adadığını bildirir; yazıta bugün kısmen görünen kaya basamaklarla çıkılırdı. Mezar ile kral eşleşmelerinde kralın adını doğrudan veren tek belge budur. Strabon'un yukarıda aktarılan pasajı "kralların anıtlarından" söz eder ama adları saymaz; İngilizce kaynaklar da mezarların bu beş krala atfını geleneksel olarak niteler. Dolayısıyla "I. Mithridates'in mezarı" ya da "Ariobarzanes'in mezarı" gibi tek tek adlar, Pharnakes'inkinin dışında, yazıt kadar sağlam belgelere değil bilimsel atfa dayanır. Konuyla ilgili ayrıntılı çalışma Robert Fleischer'in Istanbuler Forschungen dizisinde (cilt 56, 2017) yayımlanan kitabıdır.

Roma Çağında Amaseia

Pontus siyaseten ortadan kalktığında Amaseia da ortadan kalkmadı. Pontus bir Roma eyaletine çevrilince Amaseia, Bithynia-Pontus'un idari merkezi oldu; MS 2 ya da 3'te Galatia'ya, yaklaşık 112'de Kapadokya'ya bağlandı. İkinci yüzyılda Roma vatandaşları için büyük anlam taşıyan bir onur payesi olan "metropolis" unvanını aldı. Strabon, Amaseia'nın bir zamanlar krallara verildiğini, kendi zamanında ise eyalet olduğunu söyler. Verimli ovalar, ticaret yolları ve doğal korunaklı yapı kenti çağdan çağa taşıdı. Strabon'un yanında MS 400 dolaylarına tarihlenen vaazlarıyla Piskopos Asterios, kentten günümüze eseri ulaşan iki yazar olarak anılır.

Hristiyan kaynaklara göre Theodoros adlı bir Hristiyan, yerel Kibele tapınağını yaktığı için tutuklandı ve yakılarak öldürüldü; sonradan Doğu Kilisesi'nin büyük azizlerinden biri sayıldı. UNESCO dosyası Aziz Theodoros'un MS 284'te Amasya'da doğduğunu, Roma'nın Hristiyanlara baskı yaptığı bir dönemde bu dini seçtiğini ve 22 yaşında işkenceyle öldürüldüğünü yazar. Aynı dosya Strabon'u dünyanın ilk coğrafyacısı olarak anar ve MÖ 64 ile 24 arasında süren hayatının büyük bölümünü burada geçirdiğini belirtir. Şehir, 11. yüzyılın sonlarında Türklerin Anadolu'yu fethine kadar Bizans'ın elinde kaldı.

Mezarların Sonraki Hayatı

Mezarlar bundan sonra da şehir hafızasının parçası olarak kaldı. Kız Sarayı bölgesinde Osmanlı döneminden iki hamam bulunur; aday dosyası bunları 14. ve 15. yüzyıllara, bir başka kaynak 15. yüzyıla tarihler. Kız Sarayı, Candaroğulları Beyliği döneminde askerî üs olarak kullanıldı ve 150 yılı aşkın bir süre Osmanlı şehzadelerine ve sancak yöneticilerine hizmet etti; saray kalıntıları hâlâ toprak altındadır. Aday dosyası Amasya'nın 1386'da Osmanlı denetimine girdiğini, 1402'de şehzade sancağı olarak düzenlendiğini, on iki şehzadenin burada görev yaptığını ve bunlardan yedisinin tahta çıktığını kaydeder. Krallara mezar olan aynı yamaç böylece sonradan şehzadelere konak oldu; Amasya'nın çok katmanlı bir kent olarak anılmasının sebebi budur.

Alan, günümüzde koruma altındadır. 2006-2008 arasında Kız Sarayı ve kale kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle yapıldı; 2009'dan beri kale kazılarını İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü sürdürüyor. Harşena Dağı birinci derece doğal sit, Harşena, kale, Kız Sarayı ve İç Kale'yi kapsayan 350.000 metrekarelik alan ise birinci derece arkeolojik sit olarak tescillidir. Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne 13 Nisan 2015'te başvuru tarihiyle alınmıştır; bazı İngilizce kaynaklar 2014 yazar, ancak UNESCO'nun kendi belgesinde başvuru tarihi 2015'tir. Dosya, mezarları "dünyada kraliyet ailesine ait ilk ve tek nekropol" diye niteler ve bu kaya mezarı geleneğinin ikinci başkent Sinope'de sürmediğini kaydeder. Akşamları ışıklandırılan mezarlar, Yalıboyu evlerinin arkasında kayaya açılmış karanlık pencereler gibi görünür.

Sık Tekrarlanan Yanlışlar

Amaseia'nın 250 yıl boyunca başkent olduğu iddiası, kaynaklarla uyuşmaz. Başkentlik, kuruluştan Pharnakes'in Sinope'yi alıp başkenti taşıdığı MÖ 182 dolaylarına kadar, yani yaklaşık yüz yıl sürer. Sonrasında Sinope başkenttir; Amaseia kralların mezarlarının ve saraylarının kenti olarak kalır. Beş mezarın tek tek beş krala kesin olarak ait olduğu da sık söylenir, oysa yalnızca I. Pharnakes'in mezarında kralın adı yazıtla desteklenir; diğerlerinin atfı geleneksel ve bilimseldir. Mezarların dağdan bağımsız, tek parça anıtlar olarak tasarlandığı doğrudur, ama bu plan yalnızca II, III ve IV numaralı mezarlarda koridorlarla tamamlanabilmiştir.

Yükseklik konusunda da bir karışıklık vardır. Bazı yazılarda mezarların 20-25 metre yükseklikte olduğu söylenir. Resmî kaynaklarda mezar yüksekliği 8-15 metre olarak geçer ve 20-25 rakamını destekleyen bir kaynak bulunamamıştır.

Kronoloji

MÖ 302: Mithridates'in (sonradan Ktistes) babası öldürülür ve oğul altı atlıyla kaçar. Hanedanın bölgedeki hâkimiyetinin başlangıcı sayılan dönem böylece açılır.

MÖ 281 (ya da 280): Mithridates Ktistes kendini kral ilan eder ve Pontus Krallığı kurulur. Amaseia krallığın başkenti olur.

MÖ 279: Ariobarzanes Amastris'i alır. Krallık böylece ilk önemli Karadeniz limanına kavuşur.

MÖ 182: I. Pharnakes Sinope'yi alır ve başkent Sinope'ye taşınır. V numaralı mezarın koridoru da bu sırada yarım kalmış görünür.

MÖ 120-63: VI. Mithridates Eupator hüküm sürer. Bu dönemde Roma ile üç savaş yapılır.

MÖ 70 civarı: Amaseia, Lucullus komutasındaki Roma ordusunca alınır. Üçüncü Mithridates Savaşı sürmektedir.

MÖ 63: Pompeius VI. Mithridates'in krallığını yenilgiye uğratır. Pontus'un batısı Roma'ya katılır.

MÖ 47: II. Pharnakes Zela'da Sezar'a yenilir. Pontus'un bağımsızlığını geri kazanma girişimi böylece sona erer.

MS 62: II. Polemon Nero tarafından tahttan çekilmeye zorlanır. Pontus kralları dönemi böylece sona erer.

MS 2-3: Amaseia Bithynia-Pontus'tan Galatia'ya bağlanır. Yaklaşık 112'de Kapadokya'ya bağlanacaktır.

13 Nisan 2015: Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi için başvuru tarihiyle listeye girer. Alanın ana unsurunu beş kral mezarı oluşturur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon, Geographika XII.3.39-40 (H. L. Jones çevirisi), LacusCurtius (Penelope), penelope.uchicago.edu. penelope.uchicago.edu

Resmî kaynaklar

  • UNESCO World Heritage Centre, "Mount Harşena and the Rock-tombs of the Pontic Kings" (Tentative List, başvuru tarihi 13.04.2015), whc.unesco.org. whc.unesco.org
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Kral Kaya Mezarları", amasya.ktb.gov.tr.

Diğer kaynaklar

  • Jona Lendering, "Amasia", Livius.org. livius.org
  • "Kingdom of Pontus", "Tombs of the kings of Pontus" ve "Mount Harşena", Wikipedia (İngilizce); "Pontus Krallığı", "Kral Kaya Mezarları", "Amasya" ve "Amasya Kalesi", Vikipedi (Türkçe), yardımcı kaynak olarak. en.wikipedia.org
  • B. C. McGing, The Foreign Policy of Mithridates VI Eupator, King of Pontus, Brill, 1986 (Wikipedia'daki alıntı aracılığıyla); Robert Fleischer, Die Felsgräber der Könige von Pontos in Amasya, Istanbuler Forschungen 56, Wasmuth, 2017 (kaynakça bilgisi olarak). tr.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar