Bir antik kenti anlamanın en dolaysız yolu, o kentin kendi eliyle taşa yazdığı sözleri okumaktır. Amaseia'nın büyük coğrafyacısı Strabon memleketini kalemiyle anlatmıştır; ama kentin askerleri, rahipleri, memurları, azatlıları ve yas tutan aileleri de geride bir iz bırakmıştır: kaya yüzeylerine, sunaklara, mimari bloklara ve mezar taşlarına kazınmış yazıtlar. Amaseia'nın epigrafik mirası, Pontus krallarının Helenistik çağından Bizans'ın erken yüzyıllarına uzanan yaklaşık sekiz yüz yıllık bir zamanı kapsar. Bu satırlar kentin hangi dili konuştuğunu, hangi adları taşıdığını, hangi tanrılara adak sunduğunu, Roma yönetiminde hangi unvanlarla övündüğünü ve Hristiyanlığa nasıl geçtiğini çoğu zaman yazarların anlatamadığı bir açıklıkla gösterir.

Amaseia Yazıtlarının Bilimsel Keşfi

Amasya'daki antik yazıtlar Avrupalı gezgin ve bilginlerin dikkatini çok erken çekmiştir. Kentin Ermeni mezarlığında görülmüş bir mezar taşının metni, 1555'te Kanuni Sultan Süleyman'ın Amasya'daki ordugâhına elçi olarak gelen Habsburg diplomatı Ogier Ghiselin de Busbecq'in notlarından Jan Gruter'in 17. yüzyıl başında yayımlanan büyük yazıt derlemesine geçmiştir. Gruter'in derlemesinde Amasya'dan, Yeşilırmak kıyısındaki surlarda görülmüş başka yazıtlar da yer alır. 19. yüzyılda Amasya'ya uğrayan gezginler de taşları kopyalamayı sürdürdü: İngiliz jeolog William Hamilton 1842'de yayımladığı seyahat kitabında kale kapısındaki ve kent içindeki yazıtları kaydetti, Fransız gezgin Eugène Boré Aynalı Mağara'nın kitabesini 1840'ta yayımladı, Andreas David Mordtmann 1861'de yeni kopyalar sundu. Georges Perrot ile Edmond Guillaume'un Galatia ve Pontus'taki araştırma gezisi, Amaseia yazıtlarını Fransız akademik dünyasının gündemine taşıdı.

Yüzyılın son çeyreğinde kentte yaşayan ya da sık sık bulunan yerel muhabirler devreye girdi. Amasya Rum metropoliti Anthimos 1888'de bulunan bir steli ölçüleriyle birlikte kopyalayıp bilim adamlarına iletti. Kentte bulunan Fransız rahip Peder Girard, kent içindeki camilerin, köprülerin ve evlerin duvarlarına gömülü taşların kopyalarını Théodore Reinach'a gönderdi; Reinach bunları 1895'te bir Fransız dergisinde yayımladı. William Ramsay de 1883'te harap Yeşilırmak köprüsünün yanında gördüğü Latince bir askerî adak taşını yayımladı. Taşların önemli bir bölümü böylece Osmanlı kentinin yapılarında, devşirme malzeme olarak, yerinden oynatılmış hâlde kayda geçti.

Studia Pontica ve 1910 Derlemesi

Bu dağınık kayıtlar, 20. yüzyıl başında yürütülen Studia Pontica projesiyle bir araya getirildi. İskoç tarihçi John George Clark Anderson, 1899'da Galatia ve Galat Pontus'una yaptığı geziyle serinin ilk cildinin temelini attı. Belçikalı din tarihçisi Franz Cumont ve kardeşi Eugène Cumont, 1900 baharında bölgeyi dolaştı ve Pontus ile Küçük Ermenistan'daki arkeolojik araştırma gezilerini serinin ikinci cildinde anlattı. Franz Cumont Nisan 1900'ün son haftasında Amasya ve çevresindeydi ve kentteki taşların çoğunu bizzat okudu, ölçtü ve fotoğrafladı. Genç Belçikalı bilgin Henri Grégoire 1907'de aynı taşları yeniden gözden geçirdi, bazılarının kâğıt baskısını (estampaj) aldı. Üç araştırmacının birlikte hazırladığı Recueil des inscriptions grecques et latines du Pont et de l'Arménie adlı üçüncü cilt 1910'da Brüksel'de basıldı.

Bu derlemede Amaseia ve çevresine ayrılan bölüm, kentin kısa bir tarihçesiyle açılır ve yazıtları üç kümeye ayırır: Augustus döneminde Roma'ya katılmadan önceki yazıtlar, imparatorluk dönemi yazıtları ve kentin geniş kırsal toprağından gelen yazıtlar. Her metnin bulunduğu yer, ölçüleri, harf yükseklikleri ve önceki yayınları titizlikle verilmiş, okumaları tartışılmış, yorumları Fransızca kaleme alınmıştır. Aradan geçen yüzyıla karşın bu cilt, Amaseia epigrafisi için hâlâ ilk başvurulan temel eserdir. Derlemedeki yazıtların önemli bir kısmı bugün çevrimiçi Yunanca yazıt veritabanlarında da okunabilmektedir.

Pontus Krallığı Çağının Yazıtları

Strabon'un doğduğu, Pontus krallarının başkenti olan Helenistik Amaseia'dan pek az yazıt kalmıştır. Derleyiciler bu azlığı not ederken, kalan metinlerde Pers ve yerli Anadolu adlarının Yunanca ile yan yana durduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu durum, yerli halkın Helenistik çağda büyük ölçüde Yunancaya geçtiğini, ama İran kökenli soylu geleneğin de canlılığını koruduğunu gösterir. Kentin Helenistik dönem yazıtları sayıca az olsa da Pontus hanedanının Amaseia'daki varlığına dair taştan gelen en eski ve en doğrudan tanıklıklardır.

Bunların en ünlüsü, kalenin hemen altında, kral mezarlarına yakın bir noktada, ırmaktan yaklaşık iki yüz metre yükseklikte doğrudan kayaya oyulmuş yazıttır. Harfleri kırk santimetre kadar boyundadır ve aşağıdaki vadiden okunabilecek biçimde tasarlanmıştır. Yazıt ilk kez 1872'de D. Ermakow adlı bir gezginin Ernest Renan'a ilettiği haberle bilim dünyasına ulaştı ve ertesi yıl Perrot tarafından yayımlandı. Metne göre kale komutanı (phrourarkhos) Metrodoros, kral Pharnakes adına tanrılara bir sunak ve çevresinde bir çiçek bahçesi adamıştır. Harflerin biçimi, söz konusu kralın Mithridates Eupator'un dedesi olan ve yaklaşık MÖ 190–170 arasında hüküm süren I. Pharnakes olduğunu gösterir. Yazıt, bu kralın Amaseia kalesinde bir garnizon bulundurduğunu kanıtlar; Metrodoros'un Yunanca adı da garnizon komutanlığının Yunan kökenli subaylara verildiğini düşündürür.

Aynı çağa ait ikinci büyük kitabe, kral mezarlarının biraz uzağında kayaya oyulmuş Aynalı Mağara'nın cephesinde yer alır. Anıtsal harflerle yazılmış ilk satırda bir kişi adı ve "başrahip" (arkhiereus) unvanı okunur. Eski yayımcılar burada "Toprak'ın başrahibi" anlamına gelecek bir okuma önermişlerdir, fakat Cumont ile Grégoire taşı yerinde incelediklerinde adı Anadolu kökenli Tes olarak düzeltmişlerdir. Yazıtın mezar ağzının altındaki devamı kasıtlı olarak kazınmıştır. Grégoire bu bozuk satırda Afrodit'in adını seçtiğini düşünmüş, Cumont ise kazıma işinin özenle, lanetlenmiş imparatorların adlarının silinmesine benzer biçimde yapıldığını belirterek, galip Romalıların burada Mithridates'in ya da Pharnakes'in adını silmiş olabileceğini ihtiyatla ileri sürmüştür. Yerel anlatı ise kazımayı, mermer cilasının parlaklığından ürken atı yüzünden öfkelenen bir Türk süvarisine bağlar. Mezarın boyutları, Strabon'un Komana ve Zela'daki tapınak devletlerini yöneten varlıklı rahiplerine benzer bir kişiyi düşündürür.

Helenistik dönemden kalan bir başka taş, Amasya'da bulunup Samsun'daki bir pazarda kopyalanan ve Grégoire'ın çabasıyla Brüksel'deki Cinquantenaire Müzesi'ne götürülen küçük bir kireçtaşı steldir. Yazıtına göre efendisi Meriones, kendisine "adaletle ve bağlılıkla" hizmet etmiş olan Pharnabazos'un mezarına bu steli diktirmiştir. Meriones'in adı salt Yunanca, Pharnabazos'unki ise Perscedir; derleyiciler bu yan yanalığı Pontus uygarlığının, özellikle de Amaseia'nın Helen ve İran unsurlarını kaynaştıran karakterinin tipik bir örneği sayar. Harf biçimleri yazıtı en geç Mithridates Eupator dönemine (MÖ 111–63) yerleştirir.

Kentin Takvimi ve Roma Dönemindeki Unvanları

Yazıtların Amaseia tarihine en somut katkılarından biri, kentin kendine özgü takvimini ortaya koymalarıdır. Amaseia'da tarih, kentin Roma'nın Galatia eyaletine bağlandığı yıldan itibaren sayılırdı. Bu çağın başlangıcı önceleri MÖ 7'ye ya da MS 1'e yerleştirilmişti; 1910 derlemesinin yazarları, Sebastopolis takvimiyle karşılaştırarak başlangıcı MÖ 3 sonbaharı ile MÖ 2 arasına oturtmuşlardır. Bu hesapla kentin 101. yılı MS 98/99'a, 169. yılı 166/167'ye, 379. yılı ise 376/377'ye karşılık gelir. Yerel takvimle tarihlenmiş her yazıt, böylece kesin bir yıla bağlanabilir. Sonraki araştırmalarda tarihli yazıtları toplayan David French, bu kayıtların MS 2. yüzyıldan itibaren belirgin bir artış gösterdiğini saptamıştır; bu artış, nekropol verileriyle birlikte kentin asıl büyümesini Roma imparatorluk döneminde yaşadığına işaret eder.

Yazıtlar ve sikkeler, Amaseia'nın Roma yönetimindeki konumunu da adım adım izlemeye olanak verir. Kent, Pontus Galaticus bölgesinin "metropolis"i yani ana kenti olmuş, bölgenin idari merkezi daha sonra rakibi Neokaisareia'ya (Niksar) geçtiğinde bile bu onur unvanını bırakmamıştır. İmparatorluk dönemine ait yazıtlarda kentin halkı "metropolisin demos'u" olarak anılır, 3. yüzyıldaki bir yazıtta ise Amaseia "en parlak metropolis" sıfatıyla geçer. Sikkelerde Antoninus Pius döneminden itibaren "Pontus'un birinci kenti", Marcus Aurelius döneminden itibaren de imparator kültüne bağlılığı gösteren "neokoros" unvanı kullanılmıştır. Hadrianus'un MS 131'de kenti büyük olasılıkla ziyaret etmesinin ardından Amaseia "Hadrianeia" adını da almış, Severuslar döneminde imparator adlarından türeyen yeni lakaplar eklenmiştir.

Kent yönetimine dair bilgiler ise sınırlıdır. Onurlandırma yazıtlarında halk meclisi (demos) 4. yüzyılın sonlarına kadar onur veren makam olarak görünür; derleyicilere göre bu, meclisin gerçekten toplanmaya devam ettiğini göstermez ve büyük ölçüde geleneksel bir formüldür. Kırsalda bulunan bir yazıtta kent arkhonlarının ortak kurulu anılır, bir başka metinde ise Aurelius Krispinos adlı bir belediye meclisi üyesinin bir yapının inşasına nezaret ettiği kaydedilir. Bu sonuncu taş, Yeşilırmak'ın sol yakasında bir evin duvarına gömülü bir saçaklık parçasıdır ve metni 17. yüzyıl başında Gruter'in derlemesinde zaten yer alan yazıtlardandır.

İmparatorlara Adanmış Yapılar ve Kent Bayındırlığı

İmparatorluk döneminin en görkemli Amaseia yazıtı, beyaz mermerden bir arşitravın dağılmış parçaları üzerinde kalmıştır. Parçalardan biri kalede bir kapının lentosu olarak, diğerleri Tokat yolu üzerindeki eski bir medresenin kapı lentosu ve sövelerinde devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Cumont'un 1900'de tamamladığı okumaya göre yazıt, imparator Marcus Aurelius ile oğlu Commodus'a ve "metropolis Amaseia'nın halkına" adanmış bir yapının ithafıdır. Metinde Kappadokia valisi Arrius Antoninus'un adı geçer, çünkü Pontus o sırada bu eyalete bağlıdır. Her iki imparatorun da "Sarmaticus" unvanını taşıması ve Commodus'un ortak imparator olması, yazıtı MS 177–180 yılları arasına tarihler. Arşitravın boyutları, kentte anıtsal bir kamu yapısının bu yıllarda inşa edildiğini gösterir.

Yörgüç Paşa (eski kayıtlarda Yorgi Paşa) Camii'nin bahçe duvarının dibine baş aşağı yerleştirilmiş, yüzeyinin orta kısmı dökülmüş bir mermer levha ise bir su kemerinin onarımını kaydeder. Metnin okunabilen kısmına göre, harap olmuş ve yıkılmış su kemeri yenilenmiş ve "en parlak metropolisin halkına" bir cömertlik gösterisi olarak sunulmuştur. Grégoire, bağışçının unvanları arasında görülen "üçüncü kez konsül, prokonsül" ifadesinden hareketle bu kişinin bir imparator, büyük olasılıkla Severus hanedanından biri olduğunu öne sürmüştür. Söz konusu yapı, büyük olasılıkla eski gezginlerin sözünü ettiği ünlü Amaseia su kemeridir ve kalıntılarındaki bazı duvar onarımlarının bu yenilemeden kalmış olabileceği düşünülmüştür.

Daha mütevazı bir onurlandırma yazıtı, 1900'de bir sokakta ev yapımı için yığılmış taşların arasında bulunan kırmızı kireçtaşından bir kaide parçasıdır. Metne göre halk, Sissios'un kızı Ammia'yı erdemi nedeniyle onurlandırmıştır. Ammia Anadolu'da yaygın bir kadın adıdır, Sissios ise Cumont'a göre büyük olasılıkla Pers kökenli bir addır. Kentin Roma döneminde de İran kökenli adları yaşattığını gösteren bu kaide, Amaseia toplumunun karma yapısına dair küçük ama değerli bir kanıttır.

Yazıtlar ayrıca kentin bayındırlık izlerini, kaynakların suskun kaldığı noktalarda tamamlar. Derleyicilerin topladığı metinlerden ve kutsal yazarların anlatımlarından, Amaseia'nın imparatorluk döneminde tapınaklar, bir tiyatro, bir stadyum ve bir su kemeri inşa ettiği ya da yenilediği anlaşılır. Aziz Basiliskos'un şehitlik anlatısında kentteki tiyatroya, "Petason" denen bir yere ve hemen yanındaki Serapis tapınağına değinilmesi, yazıtlarla birlikte antik kentin kamusal mekânlarını hayal etmeye yardım eden nadir ayrıntılardır.

Roma Ordusunun Amaseia'daki İzleri

Amaseia, Anadolu içlerinden Fırat sınırına uzanan askerî yolların kavşağında bulunuyordu ve bu konum yazıtlara yansımıştır. Ramsay'ın 1883'te harap Yeşilırmak köprüsünün yanında kopyaladığı Latince bir sunak yazıtı, Iupiter Optimus Maximus'a, I. Flavia Augusta Britannica süvari birliği tarafından sunulmuştur. Roma yurttaşlarından oluşan bu bin kişilik birlik, yiğitliği nedeniyle iki kez toplu nişan almış olmakla övünür. Birlik normalde Aşağı Pannonia'da konuşlanmıştı ve MS 114 tarihli bir askerî belgede sefere gönderilmiş olarak görünür. Cumont, birliğin bu sefer sırasında, yani Traianus'un Part savaşında öne çıktığını ve komutanının adağı dönüş yolunda Amaseia'da diktirdiğini düşünmüştür.

Kalenin büyük mezarların üstündeki kayalarında görüldüğü bildirilen bir başka Latince yazıt, İtalya'daki Altinum kentinden Lucius Sempronius Macedo adlı bir süvari subayının adını taşır. Macedo, Claudia Nova süvari birliğinde decurio rütbesindeydi; bu birlik 105 yılında Aşağı Moesia'daydı ve yazıt onun da Doğu'daki bir savaşa, büyük olasılıkla yine Traianus'un Part seferine katıldığını gösterir. Bayezid Paşa Camii'nin saçağının hemen altına yerleştirilmiş ve Cumont'un ancak dürbünle okuyabildiği Yunanca bir taşta ise Lucius Cornelius Casperianus adlı bir primipilaris'in, yani lejyonun kıdemli yüzbaşılarından birinin azatlıları anılır. Harap köprünün yakınındaki benzer bir yazıtta altın süslü bir eğer örtüsü ve erguvan giysiyle onurlandırılmış bir Cornelius Priscus geçer; Cumont bir süvariye verilmiş böyle bir nişanın başka örneğini bilmediğini yazmıştır.

Askerî varlığa dair son yıllarda eklenen bir belge, Amasya Müzesi'ne 2012'de kazandırılan ve A.2012.7 envanter numarasıyla kayıtlı Latince bir mezar stelidir. Tam metnine ulaşılamayan yayının özetinde aktarıldığına göre stel, V. Macedonica lejyonunun bir askeri olan Gaius Iulius Neo'ya aittir ve noktalama işareti olarak kullanılan sarmaşık yaprakları nedeniyle MS 2. yüzyıla tarihlenir. Taş, bu lejyonun askerlerinin Amaseia'da bulunduğunu belgeleyen küçük bir mezar taşı grubuna eklenmiş ve yerel halktan asker toplandığı görüşünü destekleyen bir kanıt olarak değerlendirilmiştir. Müzenin bahçesinde sergilenen Helenistik ve Roma yazıtları, mil taşları ve devşirme bloklar, bu tür buluntuların hâlâ arttığını gösterir.

Tanrılar ve Kültler

Yazıtlar, Amaseia'nın çok katmanlı dinî hayatına da ışık tutar. Kentin baş tanrısı, Pontus hanedanının koruyucusu Zeus Stratios'tu. Kentin yaklaşık on kilometre doğusunda, Ebimi (bugünkü Yassıçal) yakınındaki dağ başında bulunan kutsal alandan bu tanrıya adanmış üç yazıt gelir: Basileus adlı birinin adadığı küçük bir sunak, kentin arkhonlar kurulu döneminde, tapınağın neokorosu da anılarak, kent takvimine göre 101. yılda (MS 98/99) diktirilen bir korkuluk ve ömür boyu rahip Gnaeus Claudius Philon'un tapınak gelirlerinden yaptırdığı bir adağın kaidesi. Kutsal alanın tarihi, kral kurbanları ve yorum tartışmaları Zeus Stratios'a ayrılan yazıda ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

Kentin bir saatlik mesafesinde, "Allyghin" denen yerde içinden dere fışkıran bir mağaranın kapısı, Perilere (Nymphe'ler) adanmış bir yazıt taşır. Lentodaki metne göre kapıyı "yüce tanrıçalar Perilere" Lucius Iulius Cornelianus Celer yaptırmıştır. Sövelere sonradan eklenen daha ince harfli satırlar ise ziyaretçiye "bu yere temiz olarak yaklaş" uyarısında bulunur. Cumont, Pontus'ta Perilere duyulan saygının bölgedeki çok daha eski bir kutsal sular inancının devamı olduğunu düşünmüştür. Merzifon yakınındaki Marenja köyünde bulunan bir levhada Lucius Iulius Severus adlı biri, adağını yerine getirmek için Artemis, Apollon ve Leto'ya "iyilik eden tanrılar" olarak bir kutsal yer kurduğunu bildirir; Artemis'in bu üçlüde başa yazılması, onun yerli büyük tanrıçayla özdeşleştirildiğini düşündürür.

Yabancı kökenli kültlerin izleri de vardır. 1888'de bulunan ve tepesinde bir tekerlek motifi taşıyan bir stel, Titus Aurelius Lucanus adlı "dindar asker" için Tryphaina adlı bir kadın tarafından diktirilmiştir. Lucanus'un bağlı olduğu askerî birlik anılmadığından Cumont, onun Mithras gizemlerinin yedi derecesinden üçüncüsü olan "asker" derecesine erişmiş bir mürit olabileceğini öne sürmüştür. Sikkeler ve kaynaklar Mısır kökenli Serapis'in de kentte bir tapınağı olduğunu, sikkelerde Afrodit, Ares, Tykhe, Hermes, Dionysos, Athena, Asklepios ve tanrılaştırılmış İris ırmağının da tasvir edildiğini gösterir. Bir efsaneye göre kentin kurucusu tanrı Hermes'ti.

Burada anılması gereken bir yazıt da kalede, kayaya oyulmuş basamaklı tünelin yakınında anakayaya kazınmış kısa bir adaktır. Metin "Kyrinas, oğlu Eupator için basamakları, adak olarak" diye okunur. Bu yazıt kimi çalışmalarda basamakların ya da tünelin VI. Mithridates Eupator tarafından yaptırıldığının kanıtı olarak gösterilmiştir. Oysa yazıtın yayımlandığı epigrafi derlemelerinde metin MS 1.–2. yüzyıla tarihlenir ve Eupator burada adağı yapan Kyrinas'ın oğlunun adı olarak geçer. Kral adının sıradan kişiler arasında da yaşaması, Pontus hanedanının hatırasının Roma döneminde kentin ad dağarcığında sürdüğünü gösteren ilginç bir ayrıntıdır.

Gündelik Hayat ve Toplumsal Yapı

Amaseia yazıtlarının en kalabalık grubunu mezar taşları oluşturur. Bu taşların mezar mimarisiyle ve nekropollerle ilişkisi Amaseia nekropollerine ayrılan yazıda ele alınmıştır; burada yalnızca kentin toplumsal yapısına ışık tutan birkaç örnek anılacaktır. Kılıçarslan Türbesi'nin cephesine yaklaşık üç metre yükseklikte yerleştirilmiş bir kireçtaşı levha, beş kez dövüşüp ağına hiç yakalanmamış Pinnas adlı bir ağ dövüşçüsü gladyatörün mezar yazıtıdır. Metnin sonundaki "Yoktum, bilmiyordum, oldum, bilmiyorum, yokum, umurumda değil" sözleri, Cumont'a göre Epikurosçu düşüncenin yaygınlaştırdığı ve gladyatör okullarında benimsenen bir ölüm anlayışını yansıtır. Bir başka stelde Troilos adlı bir hayvan dövüşçüsünün stadyumda bütün ayıları yendikten sonra ateşli bir hastalığa yenik düştüğü anlatılır. Bu iki taş, Amaseia halkının gladyatör ve hayvan dövüşlerine düşkün olduğunu, gösterilerin de büyük olasılıkla stadyumda yapıldığını gösterir.

Aziz Georgios Rum kilisesinin avlusunda, bir havuzun döşemesine gömülü bulunan bir stel, eşi tarafından anılan Aurelius Philoromos'un "arkhiatros" olduğunu bildirir. Bu unvan, kent adına görev yapan resmî hekimleri belirtir. Kale altındaki bir kaya mezarının girişindeki üç bölümlü manzum yazıt ise Rufus adlı bir babanın, hukuk bilgisiyle öne çıkan ve Bithynia valisinin yargı danışmanı olarak göreve yeni başlamışken genç yaşta ölen oğlu Kleombrotos'un kemiklerini memleketine getirip atalarının yanına koyduğunu anlatır. Aynalı Mağara'ya giden yolun solundaki konik bir kayaya kazınmış kısa bir yazıtta Pythodoris adlı bir kadının adı geçer; Cumont bu adın, Strabon'un çağdaşı olan ünlü Pontus kraliçesi Pythodoris'in anısına verildiğini düşünmüştür.

Amaseia'lılar kentlerinin sınırları dışında da iz bırakmıştır. Atina'da bulunan bir yazıtta "yurdu ünlü Amaseia kenti" olan Titus Varius Sabinus, bir başkasında Amaseialı olarak nitelenen dört kişi, Rodos'ta ise Antipatros oğlu Aristokrates adlı bir Amaseialı kaydedilmiştir. Kentin ileri gelenlerine dair en dikkat çekici belge, Tersakan köprüsü yakınında, Aynalı Mağara'ya giden yolu taşıyan duvara gömülü bir kireçtaşı bloktur. Kent takvimine göre 379. yılda, yani MS 376/377'de metropolisin halkı tarafından adı kırık kısımda kaybolmuş bir kadın için diktirilen bu anıt, onun senatör sınıfından iki seçkin kişinin yeğeni, konsül soyundan Marius ile Arinthea'nın akrabası, "kralların gözdesi" Genç Primos ile senatör sınıfından Aglaia'nın kızı olduğunu bildirir. Cumont, Arinthea'yı Iulianus, Iovianus ve Valens'in ünlü generali Flavius Arinthaeus'un kız kardeşi olarak tanımlamıştır. Yazıt, 4. yüzyıl Amaseia'sının imparatorluk aristokrasisiyle kurduğu bağları gösteren ender bir kaynaktır.

Hristiyanlığın Yazıtlara Yansıması

Amaseia kilisesi çok eskidir; geleneğe göre kente Havari Petrus uğramış, 3. yüzyılın ortalarında Amaseia piskoposu Phaidimos, Gregorios Thaumaturgos'u Neokaisareia piskoposu olarak takdis etmiştir. Piskopos Basileus, Licinius döneminin zulmünde şehit düşmüş, halefi Eutykhios 325'teki İznik Konsili'ne katılmıştır. Derleyiciler bu köklü topluluğa rağmen kentte bulunan Hristiyan yazıtlarının görece geç tarihli olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu durum, Hristiyan anıtlarının daha sonraki yüzyıllarda daha yoğun biçimde yıkılıp yeniden kullanılmasıyla ya da erken Hristiyanların belirgin simgelerden kaçınmasıyla açıklanabilir.

Hristiyan yazıtların en önemlisi, Yörgüç Paşa Camii'nin ana girişinin yanına yerleştirilmiş kahverengi kireçtaşından iki metre uzunluğunda bir levhadır. Manzum metne göre "Mesih'in yarışçısı ve göklerin yurttaşı" Aziz Theodoros, bu kentin koruyucusu olarak "dindar ve zafer getiren" imparator Anastasios'u kendi adına "kutsal gizemlerin bir tahtını", yani bir kilise inşa ettirmeye ikna etmiştir. Kiliseyi "en temiz mürit" Mamas edinmiştir; Cumont bunu Mamas'ın Amaseia piskoposu olduğu şeklinde yorumlar. Mamas'ın adı 1910'a kadar bilinen piskopos listelerinde yer almıyordu. Söz konusu imparator I. Anastasios'tur (491–518). Efsaneye göre asker Theodoros (Theodoros Tiron), bir pagan tapınağını yaktığı için 306'da Amaseia'da şehit edilmiş, Orta Çağ'da kendisinin bağlandığı sütun hâlâ gösteriliyormuş. Grégoire'ın ayrıntılı çözümlemesine göre yazıt, uzun ve kısa hecelere değil vurguya dayalı, Latin şair Commodianus'un dizelerine benzeyen bir ölçüyle yazılmıştır ve Yunanca için o güne kadar bilinen tek örnektir.

Fethiye Camii'nin minaresinin dibindeki duvara gömülü, üst kısmı kırık bir başka manzum levhada, "kutsal kralın tapınağına" kaynaklar getirildiğinden beri kutsal kürsünün, sarmaşık çelenkleriyle süslü bahçesindeki çiçeklerle sevindiği anlatılır. Grégoire bu dizeleri, kaynaklarla sulanan bir bahçeyle çevrili bir katedrale ait bir şiirin son iki beyti olarak yorumlamış, harf biçimlerinden yola çıkarak çok geç bir tarihe yerleştirmiştir. Tersakan köprüsüne gömülü küçük bir mermer levhada "Işık, her şey ışıktır ve Tanrı ortada kalır" anlamında tek bir dize okunur; Bizanslıların bulmacaya benzeyen bu tür dualı yazıları sevdiği bilinir.

Gündelik eşyalar da Hristiyan yazıları taşır. Amasyalı Ahmed Efendi Merekli-zade'nin koleksiyonundaki kırmızımsı pişmiş topraktan küçük bir kabın gövdesine "İnsan sever Kapitolina, iç, yaşayasın" dileği kazınmıştır; Grégoire bunu büyük olasılıkla 4. yüzyıla tarihler. Kalenin eteğindeki bir bahçede bulunan ağır bir mermer havuzun üzerinde, Konstantinos adlı birine "efendi" diye seslenen kısa bir Bizans dönemi yazısı vardır. En olağanüstü belge ise büyük bir stelin tepesindeki kartuşta yer alan kısa yazıttır: Yazıt, "çileci" ve "sütun dervişi" olarak nitelenen Maria adlı bir kadının mezar yeridir. Cumont, keşişliğin Anadolu'daki beşiği olan Pontus'un kadın çileciler yetiştirmesini şaşırtıcı bulmaz, ama bunlardan birinin bir sütunun tepesinde inzivaya çekilmesini dikkat çekici bir istisna sayar; "kadın sütun dervişi" anlamına gelen sözcük bu taşla ilk kez bilinmiştir.

Amaseia'nın Toprağından Gelen Yazıtlar

Strabon, memleketinin geniş topraklarını ayrıntıyla anlatır: kalenin eteğinden başlayan dar vadi genişleyerek Khiliokomon (Suluova) ovasını oluşturur, ardından Diakopene ve Pimolisene bölgeleri Kızılırmak'a kadar uzanır. Studia Pontica'nın yazarları, Plinius'un bir kaydına dayanarak kenti çevreleyen bölgeye Gazakene adını vermiş ve Yeşilırmak vadisiyle çevresindeki dağlardan toplanan yazıtları bu başlık altında yayımlamıştır. Bu kırsal yazıtların bir kısmı kent takvimiyle tarihlenmiş olduğundan, Amaseia toprağının sınırlarını belirlemede de kullanılmıştır. Merzifon'da bulunan yazıtların bir bölümü dışarıdan getirilmişti; derleyiciler Merzifon'un antik bir kentin yerine kurulmadığını, Suluova'nın Amaseia toprağına ait olduğunu da bu kanıtlarla savunmuştur.

Amasya'nın iki saat güneydoğusundaki Kale Köyü'nde, yıkık bir duvarın taşları arasında Grégoire'ın okumasına göre Diakopene bölgesinin adıyla ilişkili bir sözcük taşıyan bir parça bulunmuş, böylece Strabon'un andığı bölge adı büyük olasılıkla taşla da doğrulanmıştır. Erbaa yolu üzerinde, Yeşilırmak'ın sağ yakasındaki bir çeşmeye gömülü bir parça, kent takvimine göre 178. yılda (MS 175/176) ölmüş birinin vasiyetini yerine getirmekle görevli Gaius Fabius Diadumenos'u anar. Lokman Dağı ile Ebimi köyü arasındaki bir yaylada, eski bir Türk mezarlığında yosun tutmuş bir stel, 238. yılda (MS 235/236) yedi yaşında ölen oğlu için Agrikolas adlı bir baba tarafından diktirilmiştir. Metinde geçen ve "sarsıntı" anlamına gelen sözcük, Cumont'a göre çocuğun bir depremde ya da bir kasılma nöbetinde öldüğünü gösterir. Amasya'nın aşağısında, Yeşilırmak'ın sol yakasındaki Ziarel adıyla kaydedilmiş büyük bir köyün değirmeninin gerisindeki bir kayada ise "Tanrı'nın kulu Ioannes'in yeri" yazılıdır.

Müzelerde ve Arazide Süren Araştırmalar

1910 derlemesinden sonra da Amaseia epigrafisi gelişmeye devam etmiştir. George E. Bean, 1953'te Belleten'de Pontus yazıtlarına dair bir makale yayımlamış; David French, kentin tarihli yazıtlarını 1991'de ayrı bir çalışmada toplamış ve Zeus Stratios kutsal alanını yeniden incelemiştir. Kale basamaklarındaki Kyrinas adağı gibi yeni metinler uluslararası epigrafi dergilerinde yayımlanmış ve yazıt derlemelerine eklenmiştir. Amasya Müzesi'nin 2000'li yıllarda kale ve kent içinde yürüttüğü kurtarma kazıları, yeni mezar stelleri ve mimari bloklar ortaya çıkarmıştır.

Amasya Müzesi bugün bu birikimin en önemli koruyucusudur. Müzenin batısındaki bahçede Helenistik ve Roma yazıtları, mil taşları, lahitler ve Bizans stelleri sergilenir; içeride ise Selçuklu ve Osmanlı yapılarının kitabeleri antik yazıtlarla aynı mekânı paylaşır. 1910 derlemesinde kayda geçen taşların bir kısmı hâlâ kentin cami, türbe ve köprülerinin duvarlarında, devşirme olarak kullanıldıkları yerde durmaktadır; bazılarının ise yerinin bugün bilinmediği anlaşılır. Kent içinde süren her inşaat ve kazı, yeni bir taşın gün ışığına çıkma olasılığını taşır. Amaseia'nın yazıtları, kralların kayaya oyulmuş anıtsal mezarlarının yanında, kentin askerlerine, rahiplerine, hekimlerine, gladyatörlerine ve çilecilerine kendi sözleriyle yer açar.

Kronoloji

MÖ yaklaşık 190–170: I. Pharnakes'in hükümdarlığı; kale komutanı Metrodoros kral adına kaleye kayaya oyulmuş adak yazıtını kazdırır.

MÖ 111–63: Mithridates Eupator dönemi; Meriones'in Pharnabazos için diktirdiği stel en geç bu döneme aittir.

MÖ 3/2: Amaseia Roma'nın Galatia eyaletine bağlanır; kentin yerel takvimi bu yıldan başlar.

MS 98/99: Zeus Stratios kutsal alanında kent takvimine göre 101. yılda bir korkuluk adanır.

MS 114 sonrası: Traianus'un Part seferine katılan süvari birliklerinin Amaseia'daki Latince yazıtları.

MS 177–180: Marcus Aurelius ve Commodus'a adanmış anıtsal arşitrav yazıtı.

MS 376/377: Metropolisin halkı, imparatorluk aristokrasisine bağlı bir kadın için anıt diktirir.

491–518: I. Anastasios döneminde Aziz Theodoros kilisesinin inşası; Mamas'ın manzum yazıtı.

1555: Busbecq Amasya'da bulunur; notlarındaki yazıtlar daha sonra Gruter'in derlemesine geçer.

1842: William Hamilton Amasya yazıtlarını seyahat kitabında yayımlar.

1872–1873: Kaledeki Pharnakes yazıtı bilim dünyasına ulaşır ve Perrot tarafından yayımlanır.

1895: Peder Girard'ın kopyaları Théodore Reinach tarafından yayımlanır.

1900: Franz Cumont 22–28 Nisan arasında Amasya'daki yazıtları inceler.

1907: Henri Grégoire taşları yeniden okur ve kopyalarını alır.

1910: Anderson, Cumont ve Grégoire'ın Studia Pontica III derlemesi Brüksel'de basılır.

1991: David French, Amaseia'nın tarihli yazıtları üzerine çalışmasını yayımlar.

2012: V. Macedonica lejyonu askeri Gaius Iulius Neo'nun Latince mezar steli Amasya Müzesi'ne kazandırılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • J. G. C. Anderson, F. Cumont, H. Grégoire, Studia Pontica III: Recueil des inscriptions grecques et latines du Pont et de l'Arménie, Fasc. I, Brüksel, 1910 (Amasia ve Amasia toprağı bölümü, no. 94–146a).
  • Strabon, Geographika, XII, 3, 39.
  • "A New Latin Inscription at the Museum of Amasya in Northeastern Turkey" (Gaius Iulius Neo'nun mezar steli, Amasya Müzesi env. A.2012.7).
  • Kamil Doğancı, Recep Altın, "Strabon'a Göre Antikçağda Amaseia ve Çevresi", Karadeniz Araştırmaları, XV/58, 2018.

Akademik çalışmalar

  • G. E. Bean, "Pontus Yazıtları", Belleten, 17, 1953.
  • D. H. French, "Dated Inscriptions at Amasia", Arkeoloji Dergisi, Özel Sayı 1 (Erol Atalay Memorial), 1991, 65–70.
  • Hüseyin Onur Erdem, "Nekropoller Işığında Amaseia Antik Kenti ve Yayılım Alanı", Arkeoloji Dergisi, XXXIII, 2024.

Kitaplar

  • F. Cumont, E. Cumont, Studia Pontica II: Voyage d'exploration archéologique dans le Pont et la Petite Arménie, Brüksel, 1906.
  • SEG 40:1160 (Kyrinas'ın basamak adağı), Epigraphica Anatolica 15, 1990, 136.

Diğer kaynaklar

  • Amasya Müzesi koleksiyonu ve bahçe sergisi üzerine genel tanıtım kayıtları.

Çevrimiçi kaynaklar