Hazeranlar Konağı, Amasya'da Yeşilırmak'ın kuzey kıyısında, Kral Kaya Mezarları'nın altında ve Hatuniye Camii'nin hemen doğusunda yükselen, 19. yüzyıla ait bir Türk konağıdır. Bodrum üzerine iki katlı ve hımış tekniğinde inşa edilmiş yapı, Harşena Kalesi'nin iç kale bölümünden nehre doğru inen sur duvarının üzerine oturur. Yalıboyu evlerinin en iyi bilinen örneği olduğu gibi, haremlik ve selamlık düzenini, orta sofalı dört eyvanlı planı ve iç mekân donanımını bugün de okunabilir hâlde koruyan nadir Amasya konaklarından biridir. 1984'ten beri etnografya müzesi olarak düzenlenmiş, 2024'te teşhirin yenilenmesi için ziyarete kapatılmıştır. Konağı kimin yaptırdığı bilinir; ne zaman yapıldığı, adını nereden aldığı ve müzeye ne zaman açıldığı konusunda ise kaynaklar tam olarak uyuşmaz.

Yapının Tarihi ve Yapıldığı Dönem

Konağın yapımına ilişkin en yaygın bilgiye göre yapıyı 1865'te, Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa'nın defterdarı Hasan Talat Efendi yaptırmıştır. Hasan Talat'ın babası Aziz Mahmut Bey, Osmanlı sarayında simyager ya da kimyager olarak görev yapmışken Amasya'ya defterdar olarak atanmış ve kente yerleşmiştir. Aziz Mahmut Bey Amasya'da Leyla adında bir hanımla evlenmiş, bu evlilikten Hasan ve Hazeran adlı iki çocuğu olmuştur. Hasan Talat Efendi'nin sonradan padişah tarafından başka bir görevle Arnavutluk'a atandığı da aktarılır. Hasan Talat'ın şair olduğu ve Ziya Paşa ile yakın arkadaş bulunduğu belirtilir; Ziya Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı 1864-1865 yıllarında yaklaşık iki yıl sürmüştür.

Yapım tarihine dair kesin bir belge yoktur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Hazeranlar Konağı maddesinde Mehmet Tektaş, yapının Ziya Paşa'nın mutasarrıflığı sırasında yaptırıldığının rivayet edildiğini, tarihi kesinleştirecek yazılı bir kayıt bulunmadığını belirtir. Restorasyon öncesinde yapılan tespitlerde selamlık başodasının kuzey alınlığında Sultan Abdülaziz'in tuğrası, haremlik girişinin üzerindeki çıkma alınlıkta ise Osmanlıca "mâşallāhu kân" ibaresi ve bir tarih görülmüştür. Tuğra defne dalından bir çelenk içine alınmış, sağ üst köşeye doğal görünümlü, dallı bir gül resmedilmiştir; Abdülaziz'in saltanatı 1861-1876 arasındadır. Tektaş ibarenin yanındaki tarihi 1289 (1872) olarak okur ve Ziya Paşa'nın görev süresine dayanarak konağın 1865 dolaylarında yapıldığını, 1872 tarihinin ise inşaatın tamamlanmasından sonraki bir yılı gösterdiğini kabul edilebilir bulur. Müze anlatımlarında aynı ibare "1283 (1872)" biçiminde geçer; oysa hicrî 1283 yılı miladî 1866-1867'ye denk gelir, 1872 ile örtüşen hicrî yıl 1289'dur. Kimi anlatımlarda konağın 1864 ile 1872 arasında, 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiğinin söylenmesi de bu iki ucu, yani Ziya Paşa dönemini ve ibaredeki tarihi birlikte gözeten bir aralıktır. "Mâşallahü kân", "Allah'ın dilediği olur" anlamına gelir ve nazardan korunmak için yazılırdı.

Adın Kökeni

Konağın adı hakkında üç ayrı açıklama dolaşır ve hiçbiri belgeye dayandırılamamıştır. Birincisine göre Hasan Talat'ın kız kardeşi Hazeran Hanım, ağabeyinden sonra konakta uzun yıllar oturmuş ve ev bu yüzden "Hazeranlar" adıyla anılmıştır. İkinci açıklama aynı hanımla ilgilidir; ona göre Hazeran Hanım'ın eşi, "hazeran" adı verilen hasır sandalyelerin ticaretiyle uğraşmış ve ad buradan gelmiştir. Üçüncü anlatımda Hasan Talat'ın konakta üç kız yeğeniyle birlikte yaşadığı, bunlardan Hatice Hanım ile kızının yapıda yıllarca kaldığı söylenir. Tektaş ise adın evin ilk sahiplerinin aile lakabından geldiğini yazar. Bu açıklamaların hangisinin doğru olduğu kesin olarak belirlenememiştir.

Yirminci Yüzyıl ve Kurtarılışı

Konak, zaman içinde veraset ve satış yoluyla birkaç kez el değiştirmiştir. Bu süreçte bakımsızlaşmış, 1939 Erzincan depreminde hasar görmüş, 1944, 1948 ve 1952 yıllarındaki Yeşilırmak taşkınlarından da etkilenmiştir. Aktarılan anlatıya göre kız yeğenlerden Hatice Hanım'ın kızı evlenip konaktan ayrıldıktan sonra Hatice Hanım evde yalnız kalmış, evin iç bölümlerini ayırarak kiraya vermiştir. Konak yıllarca bakımsız kalmış ve sahipleri tarafından 1968'de satılmıştır.

Yeni sahipler yerine betonarme bir bina yapmak istemiş ve konağı içeriden, gizlice yıkmaya başlamışlardır. Bunun fark edilmesi üzerine Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü konağı 1976'da kamulaştırmış ve yapı Osmanlı dönemi konağı olarak koruma altına alınmıştır. Amasya'nın nehir boyundaki surlar üzerine dizilmiş, bir zamanlar İstanbul'un Boğaziçi yalılarını andıran konaklarının son yıllarda büyük ölçüde yıkılmış olması, bu yapının restore edilerek kurtarılmasını daha da önemli kılar. Tektaş, konağın yıkılması için sahiplerinin büyük çaba harcadığı bir dönemde kamulaştırılarak yok olmaktan kurtarıldığını vurgular.

Kamulaştırma ve restorasyonun tarihleri kaynaklarda küçük farklarla geçer. Müze bilgilendirme metinleri kamulaştırmayı 1976'ya, restorasyonun başlangıcını 1976'ya, bitişini 1979'a, teşhir ve tanzim çalışmalarının tamamlanmasını 1983'e yerleştirir; Amasya Valiliği ise kamulaştırmayı ve restorasyonu 1979'a bağlar. TDV maddesinde restorasyonun 1979 sonlarında başladığı ve 1983'te bittiği yazılıdır. Açılış tarihi de iki biçimde geçer: müze anlatımı yapının 12 Haziran 1984'te "Etnografya-Müze Ev" olarak ziyarete açıldığını söyler, TDV maddesi ise 17 Ağustos 1984'ü verir. Her iki anlatımda da yapının 1984 yazında müzeev olarak hizmete girdiği görülür.

Konumu ve Sur Üzerindeki Oturuşu

Konak, Hatuniye Mahallesi'nde, geleneksel Osmanlı sokağı niteliğindeki Hazeranlar Sokağı'ndan güneye ayrılan çıkmaz bir yolun sonunda yer alır. Harşena Kalesi'nin iç kale bölümünün yaklaşık bir kilometrelik dış sur dokusu Roma, Doğu Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait katmanları bir arada taşır; konak bu duvarın üzerine, nehre doğru taşıntılı olarak kurulmuştur. Nehrin akışına paralel uzanan sur bu kesimde arazinin düzgünlüğünü bozduğundan bodrum katı arsanın eğimine uydurulmuş, bunun üzerinde yükselen iki katlı kütle ise beş ahşap direk üzerinde nehre doğru yapılan bir çıkmaya oturtulmuştur. Böylece konak, eğimli bir zeminde bile geniş bir kullanım alanına ve düzgün köşeli, geometrik bir kütleye kavuşmuştur. Surun dışına taşan bu bölümü taşımak için kurulan ahşap taşıyıcılı cephe düzeni, Amasya'daki eski Osmanlı evleri arasında ender görülen bir uygulama olarak anılır.

Güneydeki ön bahçede, beş ahşap sütunun Bursa kemeriyle birbirine bağlandığı, müze anlatımında kayıkhane olarak adlandırılan bir bölüm bulunur; bu bölümün üst katı oda ve mutfak olarak kullanılmıştır. Konağın kuzeyinde ise açık bir avlu uzanır.

Yapı Sistemi ve Cepheler

Yapı kuzey-güney doğrultusunda, bodrum üzerine iki katlıdır. Ahşap çatkı arası kerpiçle doldurulmuş, yani hımış tekniğiyle örülmüştür. Üstü ahşap semerdam çatıyla örtülmüş, çatı alaturka kiremitle kaplanmıştır. Saçak altlarının tamamı ahşapla kaplıdır ve bütün pencereler giyotin tiptedir. Yeşilırmak'a bakan güney cephesinde tam bir simetri vardır. Katlar ve odalar ahşap kuşaklarla yatay ve dikey hatlar hâlinde belirginleştirilmiş, üst katın iki köşe odası birer çıkmayla cepheye hareket kazandırmıştır. Müze anlatımı çıkmaların sayısını daha ayrıntılı verir: ikinci kat eliböğründe denilen çapraz payandalarla dışa taşırılmış, güney cephede iki, batı cephede bir, kuzey cephede bir olmak üzere üçgen alınlıklı cumbalar yapılmıştır. Doğu cephesi dışında kalan üç cephe bu cumbalarla hareketlenir.

Doğu cephesinin neden farklı olduğunu TDV maddesi açıklar: yapının doğusu, daha önce komşu evlerle bitişik nizam kurulduğu için penceresizdir. Diğer cephelerdeki pencereler 90 santim eninde, yarıya iki oranlı dikey açıklıklardır ve çoğunluğu üçlü sıyırma tipindedir. Cephelerde dikey ve yatay kat bölmeleri, cumbalar ve oda cepheleri ahşap tahta silmelerle vurgulanmış, böylece hayli simetrik bir düzen elde edilmiştir. Plan ve dış görünüş bakımından konak Kastamonu, Kula, Safranbolu ve Tokat evleriyle benzerlik gösterir.

Plan: Haremlik ve Selamlık

Konak, İslami yaşam anlayışına ve eski Amasya evleri geleneğine uygun olarak iki bölümden oluşur. Haremlik ailenin gündelik hayatının geçtiği, dışarıya kapalı bölümdür; selamlık ise erkek misafirlerin ağırlandığı ayrı bir mekândır. Haremlik bölümünün her iki katında orta sofalı, dört eyvanlı klasik Türk evi planı uygulanmıştır. Dört eyvanın arasına birer oda yerleştirilmiş, odaların orta sofaya bakan keskin köşeleri pahlanarak giriş kapıları buraya açılmıştır. İki katın orta sofaları merdivenlerle birbirine bağlanır; TDV maddesi bunu orta sofa uygulamasının özgün bir örneği olarak niteler. Bu plan şeması 18. yüzyılda ve II. Mahmud döneminden sonra İstanbul'daki kasır ve köşklerde yaygın olarak kullanılmıştır; konak, şemanın Amasya'daki en seçkin örneği sayılır. Orta sofa kareden sekizgene dönüştürülerek daha geniş ve ferah bir mekân elde edilmiş, sofa ve eyvanlar düğün, kına eğlencesi ve iftar gibi toplu etkinliklerin yapıldığı alanlar olarak kullanılmıştır. Konakta toplam on bir oda vardır.

Selamlık bölümü bu düzenin dışında tutulmuştur. Konağın batı cephesine uzunlamasına dikdörtgen planlı bir kütle olarak eklenmiş, haremlikten ayrılmıştır; plan ve işlev bakımından ayrı tasarlanan bu bölüm yalnızca üst kat sofası aracılığıyla haremliğe bağlanır. İki bölümün girişleri de ayrıdır. Selamlık girişi batıdaki Hatuniye Camii avlusuna açılır. Haremlik girişi ise kuzeyde, sıbyan mektebi ile evler arasında kalan, arnavut kaldırımı döşeli ve çıkmaz sokak görünümlü dar yolun sonundaki çift kanatlı ahşap avlu kapısındadır.

Avlu ve Bodrum Katı

Yüksek bir duvarla çevrili açık avlu dışarıdan tamamen soyutlanmıştır; haremlik içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye görünmeyecek biçimde kurgulanmıştır. Avlunun batı köşesinde, yazlık mutfak olarak da kullanılan büyük bir ocak nişi bulunur. TDV maddesi bu ocağı yapıyla bütünleşmiş bir kazan ocağı olarak tanımlar ve pekmez, salça gibi ürünlerin pişirilmesinde, çamaşır ve cenaze suyunun kaynatılmasında kullanıldığını yazar. Giriş merdivenlerinin önünde bir su kuyusu ve çıkrığı vardır. Avludan haremlik katına çift yönlü, taş basamaklı bir merdivenle çıkılır. Amasya'da yaz sıcaklığının 40 dereceye vardığı günlerde ev halkı gündelik işlerini daha serin olan bu avluda görür, avlu aynı zamanda işlik olarak kullanılırdı. Yaşam alanı anlamında "hayat" adının verilmesi bundan kaynaklanır; tandır, ocaklık, su kuyusu ve fırın gibi birimlerin bulunduğu açık hayat alanları Amasya'nın eski evlerinin çoğunda vardır.

Avlunun doğu köşesinden birkaç taş basamakla bodrum katına inilir. Burası binanın ahşap konstrüksiyonunu bütün açıklığıyla gösterir. Müze düzenlemesi sırasında duvarlara ve asıl kütleyi taşıyan direkler arasına yerleştirilen panolarla bir sergi salonu oluşturulmuştur. Dokuz ahşap direkli taşıyıcının bulunduğu bu bölüm samanlık olarak adlandırılır ve bodrum katının ahır olarak kullanıldığı, Amasya kırsal mimarisinde yaygın uygulamanın konaktaki karşılığıdır. Samanlığın batısındaki kapıdan, tonozla örtülü develik bölümüne geçilir. Hatuniye Camii yönüne bakan, büyük ve sivri kemerli pencereleri olan bu mekânın, konağa gelen misafirlerin ya da ev halkının deve ve binek-yük hayvanlarını barındırmak için kullanıldığı sanılmaktadır. TDV maddesi develiği, ortada büyük bir kemer açıklığıyla birbirine bağlanmış iki bölümden oluşan bir mekân olarak anlatır; batıya bakan kemer açıklıkları camla kapatılmış, bir bölüm büro, öteki konferans ile film ve slayt gösterilerine ayrılmıştır. Bugün samanlık ve develik resim galerisi olarak kullanılmaktadır. Valilik anlatımında konağın üst katlarının müze ev, bodrum katının güzel sanatlar galerisi olarak işlev gördüğü belirtilir.

Selamlık Bölümü

Selamlık üç oda, bir çardak ya da salon ve bir holden oluşur. Sıbyan mektebinin batısındaki avludan yükselen, tuğla döşeli çok basamaklı bir merdivenle çift kanatlı ahşap bir kapıya çıkılır ve selamlığın alt holüne ulaşılır. Burada oldukça dar ve küçük pencereli bir kiler odası bulunur. TDV maddesi bu giriş mekânını daha çok "hayat" havası veren, tabanı tuğla döşeli ve tavanı alçak bir bölüm olarak tanımlar. Selamlık hizmetçisinin odası bu mekâna açılır; yanında, haremliğin alt katındaki mutfakta hazırlanan yemeklerin hizmetçilere iletilmesini sağlayan bir dönme dolap yer alır. Buradan dik ve dar ahşap merdivenle selamlık holüne çıkılır. TDV maddesine göre bu bölüm bir kahve odasından, bir küçük odadan ve başodadan oluşur.

Holün sağındaki selamlık odası bir ön kabul odasıdır. Dışarıdan gelen erkek misafirler, konağın beyi tarafından kabul edilmeden önce burada ağırlanır, şerbet, ayran, çay ve kahve ikram edilir, başodaya alınmadan önce çoğu kez burada bekletilirdi. Odanın doğu cephesinde bir ocaklık ve üzerinde alçı bezemeli bir şerbetlik vardır; ocak nişinin iki yanında tavana kadar uzanan çift kanatlı yüklükler yer alır. Batı cephesi boydan boya ahşap bir sedirle donatılmıştır. Oda, Hazeranlar Sokağı ve Hatuniye Camii'ne bakan altı giyotin pencereyle aydınlıktır. Dar koridorun sağında ocaksız küçük bir oda bulunur; içinde küçük bir sedir ve kapağın ardında iki gözlü bir raf vardır, müze anlatımı odayı selamlığa gelen misafirlerin geceyi geçirdiği yer olarak değerlendirir. Koridorun solundaki çift kanatlı kapı haremlikle bağlantıyı sağlar; kapının önündeki ahşap konsol yemek kaplarının bırakıldığı sahanlıktır.

Selamlığın asıl odası olan başoda konağın güneybatı köşesindedir. Hatuniye Camii'ne ve Yeşilırmak'a bakar, karşı yakadaki kentin güney kesimini de rahatça görür. Hane sahibinin dışarıdan gelen en önemli konuklarını ağırladığı, uzun ve ciddi sohbetlerin yapıldığı bu oda, büyük kabullerin ve sohbet toplantılarının yeri olduğu için "paşa odası" adıyla da anılır. Konağın en aydınlık, görüş alanı en geniş ve en gösterişli odasıdır. Kuzey duvarında bir ocak, üzerinde alçı şerbetlik, iki yanında ahşap yüklükler bulunur; TDV maddesi bu şerbetliklerdeki alçı bezemenin barok üslubun etkisini taşıdığını belirtir. Güney cephede bir sedir vardır ve müze düzenlemesinde sedir üzerine yerleştirilen iki mankenle, sazlı sözlü sohbetin, şiir ve mevlit okunan toplantıların canlandırılması amaçlanmıştır. Odanın ters tavan kaplaması özgündür ve restorasyonda yenilenmeyen tek ahşap öğedir; kapı, pencere ve merdiven korkulukları dahil geri kalan bütün ahşap elemanlar özgün örneklerine göre yeniden yapılmıştır. Ortada geleneksel bir yer sofrası, bakır kömür mangalı ve semaver, duvarda Osmanlı dönemine ait bir ayna, tüfek ve kılıç bulunur; tabanda 19. yüzyıl kilimleri, halıları ve perdeleri serilidir.

Haremlik: Üst Kat

Selamlık holünün solundaki çift kanatlı kapıdan ya da birinci kat selamlık bölümünün batı eyvanındaki çift yönlü ahşap merdivenden haremlik bölümünün ikinci katına geçilir. Burada da orta sofa, dört eyvan ve eyvanlar arasındaki dört oda düzeni vardır. Batı eyvanı merdiven ve selamlıkla bağlantıyı sağlayan çift yönlü bir sahanlıktır; doğu eyvanda lavabo ve tuvaletler, güney eyvanda Yeşilırmak'a, ön bahçeye ve kentin güney yönündeki manzarasına bakan yazlık oturma birimi bulunur. Orta sofanın tavanında çıtakâri tekniğiyle yapılmış bir çarkıfelek motifi vardır; müze anlatımına göre konakta bu motif dışında süsleme yoktur.

Avluya bakan kuzey eyvan da yazlık oturma yeri olarak kullanılmış, bugün 19. yüzyıl yöresel eyvan düzenlemesiyle üç etek giyen bir manken, alçı süslemeli bir ayna ve gaz lambasıyla donatılmıştır. Güney eyvanında seramik Osmanlı kapları bir büfede sergilenir; sedir üzerinde halı yastıklar, kanaviçe işlemeli örtüler ve kadife perdeler yer alır. Müze anlatımı burada, 19. yüzyıl Amasya'sında aristokrat ailelerin hemen her evinden kanun, ud ve tambur seslerinin yükseldiğini, konak hanımlarının uzun yaz aylarında bu serin eyvanlarda müzikli toplantılar düzenlediğini belirtir. Osmanlı konaklarında sofa ve eyvanlar bu tür toplantıların sosyal alanıydı.

Çeyiz odası, başodadan sonra konağın en özenli odalarından biridir. Anadolu'da kızlar belli bir yaşa geldikten sonra, evlenince kendi evlerinde kullanacakları örtü, havlu, perde, tülbent gibi pek çok eşyayı kanaviçe ve elişi ile hazırlar, çeyizlerini düğün süresince kendilerine ait odada duvarlara asarak ya da yerleştirerek sergilerlerdi. Düğünün son gününde bu çeyizler sandığa konur ve oğlan evine gönderilirdi. Müzedeki çeyiz odasında üç manken Amasya yöresinin gelinlik giysisi olan bindallılarla giydirilmiş, kına gecesi canlandırılmıştır; mankenlerin ellerinde işlemeli peşkir ve kına önlüğü vardır. Odada ayrıca el dokuması halı, duvara dayalı bir konsol, duvar saati, yerde bir çeyiz sandığı ve kadife perdeler bulunur. Kuzey ile doğu eyvanı arasındaki oda hizmetçi odasıdır. Orada ocaklık, şerbetlik, yüklük ve gusülhane birimleri yer alır; küçük vitrinlerde gümüş ve bafom denilen malzemeden yapılmış tepelik, bilezik ve çantalar, duvarlarda el dokuması seccadeler sergilenir.

Güney ile doğu eyvanı arasında kalan, Yeşilırmak'a bakan ebeveyn yatak odası konağın en gösterişli odalarındandır. Sedir, ocaklık, yüklük ve dolap içindeki gusülhane burada da vardır. Müze düzenlemesinde yatak odası, yöresel giysili bir gelinin beşikteki bebeğini uyutmaya çalıştığı, sedirde yaşlı kayınvalidenin Kur'an okuduğu, sağ tarafta pirinçten cibinlikli bir karyolanın durduğu bir sahneyle canlandırılmıştır. Güney eyvanı ile batı eyvanı arasındaki oda ise komşuluk ziyaretlerinin yaygın olduğu eski zamanlarda, uzun kış gecelerinde kadınların toplandığı, çay ve kahve içilip meyve ve kuru yemiş yenilen oturma odası olarak düzenlenmiştir.

Haremlik: Alt Kat

Avludan çift yönlü, tuğla döşeli taş merdivenle haremliğin giriş katına çıkılır; merdiven sahanlığından çift kanatlı kapıyla kuzey eyvana ve orta sofaya geçilir. Alt kat haremlik aynı orta sofalı, dört eyvanlı plana dayanır. Kuzey eyvan avludan girişi sağlar, doğu eyvanda tuvalet ve lavabo, batı eyvanda ikinci kata çıkan merdiven yer alır; güney eyvan ön bahçeye, Yeşilırmak'a ve kentin güneyine bakar. Alt kat haremlikte kışlık mutfak, ebeveyn oturma odası, güney eyvanın sağında iç içe iki odadan oluşan mabeyn (keçeli) oturma odası ve mabeyn yatak odası vardır; batı eyvanın sağında kiler ile selamlığa ulaşan merdiven ve kapı bulunur.

Orta sofadaki vitrinlerde Osmanlı kadınlarının ziynet eşyaları ile hamama giderken kullandıkları kildanlık, sabunluk ve takunya gibi aksesuarlar sergilenir. Güney eyvan duvarlarında 1893 tarihli, el dokuması Kafkas halıları, sedirinde geleneksel halı yastıklar, dantel yastık örtüleri ve perdeler yer alır. Merdiven önündeki bir vitrinde, 19. yüzyıl Amasya'sında kadınların sokak giysisi olan şalvar, çarşaf ve bürümcük bir mankenin üzerinde gösterilir. Ebeveyn oturma odasında kalabalık ataerkil bir ailenin yemek hazırlığı canlandırılmıştır: geleneksel kilim üzerinde yer sofrası, bakır sini içinde bakır sahan ve terpoşlu kaplar, bindallı giysili kadın mankenler ve ocağın yanında 19. yüzyıldan seramik bir Avrupa sobası. Konakta ısıtma, ocakta yakılan odunun közünün bakır mangala alınarak odaya konmasıyla yapılırdı.

Mutfak, haremlikteki ev halkına ve selamlığa gelen misafirlere günlük öğünlerin hizmetçilerce hazırlandığı yerdir. Ortada yer sofrası, yemeğin pişirildiği ocak, terekler üzerinde bakraçlar, sahanlar, ibrik ve kaplar, yerde cicim üzerinde güğüm ve pişmiş toprak küp gibi gündelik mutfak kapları sergilenir; mankenler üç etek ve yelek giyer. Güney ve batı eyvanı arasındaki keçeli oda, tabanı pişmiş toprak kare plakalarla döşeli ön oda ile bir yatak odasından oluşur; sedirde evin büyük babası dinlenirken canlandırılmıştır. Konağın öteki mekânlarında işlemeli perdeler, sedir örtüleri, yatak ve yorgan takımları, bakır tepsiler, mangal, semaver, halı, kilim, masa, sandalye, gaz lambası, duvar saati, soba, sepetler, cam damacanalar, sandıklar ve avizeler gibi gündelik yaşamda kullanılan eşyalar da yer alır.

Müzenin Oluşturulması

Konak, müzeev olarak düzenlenirken Amasya Müzesi depolarındaki etnografik eserlerle donatılmıştır. TDV maddesine göre teşhir ve tanzim çalışmalarında mevcut eski Amasya evlerinin iç düzeni esas alınmış, konağın geçmiş günlerini hatırlayan yaşlıların görüşlerinden de yararlanılmış, gerektiğinde yeni eklemeler yapılarak mümkün olduğunca aslına yakın bir düzenleme hedeflenmiştir. Kemal Soyer'in 1984'te sunduğu bildiri, Amasya Hazeranlar Konağı ile Safranbolu Kaymakamlar Evi'nin restorasyonlarını birlikte ele alır; Mehmet Tektaş'ın konak üzerine kitabı 1986'da Amasya'da yayımlanmıştır.

Valilik anlatımına göre teşhirde 355 kadar etnografik eser kullanılmıştır. Bu eserler arasında 19. yüzyıl yaşantısını yansıtan giysiler, halı ve kilimler, günlük kullanımdaki mutfak eşyaları ve kadın ziynet eşyaları bulunur. Kitabeli halılar, bindallılar, gümüş takılar ve altın renkli sırma işlemeler, dönemin özelliklerini yansıtması bakımından özellikle önemli sayılır.

Güncel Durum

Konak Hatuniye Mahallesi, Hazeranlar Sokağı'nda yer alır ve Amasya Müzesi Müdürlüğü'ne bağlı bir birim olarak işletilmiştir. Müze bilgilendirmesine göre onarım ve teşhir-tanzim çalışmaları nedeniyle 11 Kasım 2024 tarihinden itibaren, çalışmalar tamamlanana kadar ziyarete kapalıdır. Kapanıştan önceki gezi güzergâhı, haremlik bölümündeki bilet gişesinden kiler bölümüne, oradan selamlık merdivenlerine ve selamlık holüne, ardından ikinci kat haremlik orta sofasına ve son olarak çift yönlü merdivenle birinci kat haremlik orta sofasına uzanıyordu. Yeniden açılış durumu için müze müdürlüğünün güncel duyurularına bakmak gerekir.

Kronoloji

1864-1865: Ziya Paşa Amasya mutasarrıfıdır; konak bu dönemde, 1865 dolaylarında defterdarı Hasan Talat Efendi tarafından yaptırılır.

1872: Haremlik girişindeki "mâşallāhu kân" ibaresinin tarihi (hicrî 1289) olarak okunur; inşaatın tamamlandığı yıl olarak değerlendirilir.

1939: Erzincan depremi konakta hasar yapar.

1944, 1948, 1952: Yeşilırmak taşkınları konağı etkiler.

1968: Konak sahipleri tarafından satılır; yeni sahipler yapıyı içeriden yıkmaya başlar.

1976: Kültür Bakanlığı konağı kamulaştırır.

1979-1983: Restorasyon yapılır; teşhir ve tanzim çalışmaları 1983'te tamamlanır.

1984: Konak "Etnografya-Müze Ev" olarak ziyarete açılır (tarih kaynaklarda 12 Haziran ya da 17 Ağustos olarak geçer).

11 Kasım 2024: Onarım ve yeniden teşhir çalışmaları nedeniyle ziyarete kapatılır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Turkish Museums, "Amasya Hazeranlar Konağı" rehber metni. https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/1938-amasya-hazeranlar-konagi/1938/1
  • Soyer, Kemal. "Amasya Hazeranlar Konağı ve Safranbolu Kaymakamlar Evi Restorasyonları." Mimaride Türk Milli Üslubu Semineri, İstanbul 1984, s. 141-151 (TDV maddesinin bibliyografyasından). amasya.gov.tr
  • Tektaş, Mehmet. Hazeranlar Konağı. Amasya 1986; "Eski Amasya Evleri." İlgi, sy. 67, İstanbul 1991, s. 20-25 (TDV maddesinin bibliyografyasından).

Çevrimiçi kaynaklar