Yeşilırmak'ın kuzey kıyısı boyunca omuz omuza dizilmiş ahşap konaklar, Amasya'yı tek bir görüntüyle anlatmak gerekirse akla ilk gelen manzarayı oluşturur. Beyaz sıvalı duvarları, nehre doğru uzanan cumbaları ve oluklu kiremitli çatılarıyla bu evler suya öyle bir yansır ki, ırmak kendi akışının yanında ikinci bir sıra ev taşıyormuş gibi görünür. Amasya, ne denize ne de Boğaz'a kıyısı olan, buna karşın su kenarında konaklar sıralayan Anadolu'daki tek şehir olarak anılır. Arkalarında Harşena Dağı'nın yamacına oyulmuş kral kaya mezarları yükselir, önlerinde Yeşilırmak akar. Yalıboyu Evleri adıyla bilinen bu sıra, 19. ve 20. yüzyıllarda inşa edilmiş geleneksel Osmanlı sivil mimarisinin Amasya'daki en bütünlüklü örneğidir ve kentin Hatuniye Mahallesi'ndeki çekirdeğini belirler.

Konumu ve Yerleşim Düzeni

Evler, Yeşilırmak ile Harşena Dağı arasında kalan dar ve uzun bir arazi şeridine yerleşmiştir. Nehir burada Canik Dağları'nın arasında bir vadi açmıştır; Karadeniz'e yaklaşık seksen kilometre uzaklıktaki bu vadi yaklaşık 400 metre rakımdadır ve iklimi Karadeniz ile karasal iklim arasında bir geçiş niteliği taşır. Kentin doğu-batı doğrultusunda uzanan, kalenin eteğindeki bu kesimi her dönemde yerleşimin çekirdeği olmuştur. Yalıboyu Evleri tam bu çekirdekte, nehrin kuzey yakasında (kimi anlatımlar evleri güney kıyıda gösterir; evlerin sırası kuzey yakadadır, güney kıyı ise onlara bakan yürüyüş yoludur), birbirini izleyen köprülerin arasında yer alır. Araştırmacılar bu köprüler arasında Roma döneminden kalan Alçak Köprü'yü, Bizans dönemine ait Hükümet ve Magdenüs köprülerini ve Selçuklu dönemi Meydan Köprüsü'nü sayar; hepsi yüzyıllar boyunca defalarca onarılmıştır.

Kuzey kıyısında yer almak evlere belirgin bir avantaj sağlamıştır. Güney yakada olsalar ya güneşe ya da nehir manzarasına yönelmeleri gerekecekti. Burada ana cephe hem nehre hem güneye bakar, böylece saçaklar güneşi mevsime göre denetleyerek içeri alır, geniş pencereler de manzarayı odalara taşır. Evlerin nehre bakan cepheleri bitişik düzen sayesinde tek bir kompozisyon olarak algılanır; çıkmalar, pencere dizileri ve çatı çizgisi kıyı boyunca bir ritim oluşturur. Karşı yakadan bakıldığında Yeşilırmak, evler ve arkadaki kaya mezarları birbirine eklenmiş bir bütün olarak görünür.

Sur Duvarları Üzerine Kurulan Evler

Yalıboyu Evleri'nin en ayırt edici özelliği, kale surunun nehre bakan kalıntıları üzerine oturmalarıdır. Hatuniye Mahallesi'ndeki Hazeranlar Konağı için yapılan tanıtımlar, Harşena Kalesi'nin iç kale bölümünün yaklaşık bir kilometrelik dış sur dokusunda Roma, Doğu Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini sayar. Evler bu eski duvarı alt katın duvarı olarak kullanmış, böylece hem sağlam bir temel bulmuş hem de nehrin taşkınlarına karşı korunmuştur. Sur üzerindeki bu konum, bir bakıma kentin savunma geçmişinin sivil hayata devrolmasıdır: eskiden askerî amaçla örülen duvar, 19. yüzyılda ailelerin oturduğu konakların zemini hâline gelmiştir.

Amasya'nın bugün ayakta duran sivil mimarisi büyük ölçüde 19. yüzyıla aittir. Kentin deprem kuşağında bulunması, çeşitli dönemlerde yangınların çıkması ve ahşabın uzun ömürlü olmaması nedeniyle daha eski ev örneklerine rastlanmaz. Yeşilırmak ayrıca sayısız kez taşmış, 1939 Erzincan depremi de kentte hasar bırakmıştır. Bugün görülen evlerin geçmişi bu yüzden iki yüz yıldan geriye gitmez; ama dayandıkları zemin çok daha eskidir.

Yapı Sistemi ve Malzeme

Evler hımış tekniğiyle yapılmıştır. Ahşap çatkının aralarına kerpiç dolgu konur, bazı örneklerde ise bağdadi denilen, çıtalar üzerine sıva uygulanan teknik kullanılır. Yapılar bodrum üzerine bir ya da iki katlıdır, çoğunlukla bitişik nizamda sıralanır. Alt katlar daha kapalı tutulur ve geleneksel olarak servis alanı işlevi görür; ahşap çatkıyla yükselen, daha geniş üst katlar ise oturma ve yaşama mekânıdır. Çatılar kırma ya da beşik biçimindedir ve oluklu alaturka kiremitle örtülüdür. Saçaklar nehre bakan güney cephesinde geniştir; kimi evlerde saçak altı açık bırakılmış, kimilerinde ahşapla kaplanmıştır.

Nehir havzasının nemi, malzeme seçimini de belirlemiştir. Cephelerde kendir katkılı kireç ve samanlı çamur sıva uygulanmış, ahşap saçak ve doğramalar aşı boyasıyla korunmuştur. Bu yöntemler denenmiş ve nemle başa çıktığı görülmüş çözümlerdir. Geleneksel Türk evinin Anadolu ve Balkanlar'da yaygın biçimini oluşturan ahşap çatkı, geniş saçak ve sofa çevresinde sıralanan oda düzeni burada yerel koşullara uyarlanmıştır. Çatkı arası dolgunun malzemesi yöreye göre değiştiği için, Amasya evlerinin kerpiç dolgusu bu yapılara yerel bir kimlik de kazandırır. Çıkmalı üst katları, ahşap işçiliği ve ölçülü bezemesiyle Amasya konakları Kastamonu, Kula, Safranbolu ve Tokat evleriyle akrabadır; Hazeranlar Konağı için yapılan tanıtımlar plan ve cephe düzeninin bu kentlerin evlerine benzediğini özellikle belirtir.

Cumbalar ve Cephe Düzeni

Evlerin en göze çarpan öğesi, ikinci katın dışa taşırılmasıyla oluşan cumbalardır. Özellikle sur üzerindeki konutlarda çıkma, eliböğründe denilen çapraz ahşap payandalarla desteklenir. Bu yöntem hem üst katta daha geniş bir iç mekân kazandırır hem de cepheye plastik bir hareket verir. Taşıntılar sayesinde daha aydınlık ve dışa açık hâle gelen üst katlar, alt katlara oranla daha fazla pencere açmaya imkân tanır. Pencereler giyotin düzenindedir ve üçlü gruplar hâlinde sıralanır. İncelemelere göre açıklıkların oranı birinci katlarda 2:3, üst katlarda 1:2 olarak tasarlanmıştır. Sokağa bakan açıklıklarda dışarıdan içerinin görülmesini önleyen ahşap kafesler yer alır.

Bazı evlerin çatı katında, üç tarafı pencereli, şahniş ya da şahnişin denilen bir köşk odası bulunur. Odanın sokağa ya da avluya doğru çıkıntı yapan bu bölümü hem manzaraya hem ışığa açıktır. Evlerin dış görünüşü genel olarak ölçülü ve sadedir; bezeme daha çok içeride, ahşap işçiliğinde, kalem işi, alçı ve madeni süslemelerde toplanır.

Avlu, Harem ve Selamlık

Yalıboyu Evleri çoğunlukla avlulu ve bahçelidir. Arazinin dar ve uzun olması, yapıların iki kütle hâlinde düzenlenmesini gerektirmiştir. Nehre yakın olan büyük kütle haremlik, sokağa yakın olan küçük kütle selamlık olarak kullanılmış; bu düzen erkek misafirlerin evin iç kısımlarına geçmeden kamusal alana yakın bir bölümde ağırlanmasına olanak vermiştir. İki kütlenin arasında kalan avlu, büyük yapının gölgesinde serin bir dış mekân sağlar. Bu yüzden haremlik tümüyle mahrem bir alana dönüşür ve evler sokağa kapalı bir görünüm alır; bu kapalılık kimi örneklerde yüksek bir bahçe duvarıyla pekiştirilir.

Avlunun gündelik hayattaki yeri büyüktür. Burada genellikle su kuyusu ve ocak ilk dikkat çeken öğelerdir; bazı örneklerde ekmek ihtiyacı için fırın da yapılmıştır. Nehir kenarında bulunmak, içme ve kullanma suyuna erişimi her zaman kolaylaştırmadığı için kuyu önemli bir çözüm sunmuştur. Ocak ve kuyu sayesinde avlu bir üretim ve komşuluk alanı hâline gelmiş, evin iç ve dış bölümleri arasındaki bağlantı kesintisiz bir bütün oluşturmuştur. Amasya'da sıcaklığın 40 dereceye vardığı yaz günlerinde ev halkı gündelik işlerini bu daha serin avluda görür, avlu aynı zamanda bir atölye olarak da kullanılır. Hayat adı, tam da bu yaşama işlevinden gelir. Hazeranlar'da avlunun batı köşesinde yazlık mutfak olarak da kullanılan geniş bir ocak sofası, haremlik katına çıkan çift taraflı taş bir merdiven ile bu merdivenin önünde bir su kuyusu ve bir çıkrık bulunur.

İç Mekân ve Plan Tipleri

Günlük hayat, evin ortasındaki sofanın (hayat) çevresinde sıralanan odalarda geçer. İncelemeler Yalıboyu Evleri'nde Geleneksel Türk Evi'nin plan tiplerinden karnıyarık iç sofa, dış sofa, köşe sofa ve orta sofa düzenlerini tanımlar. Odalarda ocak, şerbetlik, yüklük, raf ve sedir gibi işlevsel birimler bulunur. Ocağın üstünde ya da yüklüğün bir bölümünde, gündelik küçük eşyaların konduğu açık raflara lambalık ya da şerbetlik denir. Duvarlardaki sergenler de benzer bir depolama görevi görür.

Odaların belirli bir işleve ayrılmamış olması, bu evlerdeki yaşamı biçimlendiren başlıca özelliktir. Aynı oda gün içinde oturma, yemek ve yatma için kullanılabilir; yatak takımı yüklüklere kaldırılır, yer sofrası kurulup kaldırılır, sedir hem oturak hem uzanma yeri olur. Hazeranlar Konağı'nda bu düzen müze anlatımıyla canlandırılmıştır: alt kattaki oturma odasında yer sofrası bakır sini ve sahanlarla kurulmuş, üst kattaki ebeveyn odasında ise sedirin ve yüklüğün yanında cibinlikli bir karyola ile ahşap bir beşik yerleştirilmiştir. Isıtma da odanın ocağına bağlıdır. Konakta ocakta yakılan odunun közü bakır mangala alınarak odaya konur; bir odada ayrıca seramik bir Avrupa sobası bulunur. Uzun kış gecelerinde kadınların komşu ziyaretleri için toplandığı üst kat güney odası ise evin sosyal yüzünü gösterir. Yazın hayatın avluya, kışın sobalı ve ocaklı odalara taşınması bu kullanımın mevsimsel yanıdır.

Evlerin çoğunda ayrı bir banyo bulunmaz. Bu eksiği gidermek için odalardaki geniş yüklüklerin bir bölümü gusülhane olarak düzenlenmiştir. Birkaç örnek dışında bağımsız bir gusülhane yoktur; yüklüğün içine açılan küçük bölme hem abdest hem yıkanma işini görür. Bu ayrıntı, dönemin konut kültürüne ve mekânın çok amaçlı kullanımına dair önemli bir ipucu verir.

Evlerde Kimler Oturdu

Amasya yüzyıllar boyunca şehzadelerin yetiştiği bir sancak merkeziydi ve bu geçmiş, kentin 19. yüzyıl evlerine de yansımıştır. Araştırmacılar bu konutların, şehzadelerle birlikte kente gelen ve bir çeşit sürgün hayatı yaşayan valideler ile paşalar tarafından kullanıldığını düşünür. Literatürde nehirle kurulan yakın ilişkinin İstanbul özleminden doğduğunu söyleyen daha romantik yorumlara da rastlanır. Bu iddiaların belgeli bir dayanağı gösterilmemiştir ve rivayet düzeyinde kalır. Kesin olan, bugünkü yapıların 19. yüzyılın ikinci yarısına ait olduğu ve kentin yerleşik ailelerinin konutları olarak kullanıldığıdır.

Amasya'nın eski konaklarından biri, bugün Emin Efendi Konakları adıyla anılan yapı, bu gündelik hayatın izini taşır. Anlatıldığına göre 1904 doğumlu Emin Efendi, Yalıboyu'ndaki eski bir konakta büyümüş, sonra kundura tamirciliğinden ticarete geçmiş ve 1946'da yaklaşık iki yüz yıllık bir konağı satın almıştır. Konak harem ve selamlık olarak düzenlenmiştir. Haremde dört oda, selamlıkta bir oda ve altında bir su deposu bulunur; eve selamlığın altından açılan bir kapıdan girilir ve yüklük depolarının içinde banyolar yer alır. Torunlarından biri konağı onarmış, çevresine on bir yapı daha ekleyerek bugünkü konukevi düzenini oluşturmuştur.

Hazeranlar Konağı

Yalıboyu Evleri arasında en bilineni, Hatuniye Mahallesi'ndeki Hazeranlar Konağı'dır. Konak 1865'te, dönemin Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa'nın defterdarı Hasan Talat Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hasan Talat, Osmanlı sarayında simyager ya da kimyager olarak görev yapmışken Amasya'ya defterdar atanıp kente yerleşen Aziz Mahmut Bey'in oğludur. Kimi anlatımlara göre yapı 1864 ile 1872 arasındaki yıllarda inşa edilmiştir; haremlik girişinin üzerindeki avluya bakan alınlıkta kalem işiyle yazılmış "Maşâllahu Kâne" ibaresi ve H. 1283 (1872) tarihi bulunmuştur.

Konağın adı hakkında birbirinden farklı üç açıklama aktarılır. Birincisine göre Hasan Talat'ın kız kardeşi Hazeran Hanım yapıda uzun yıllar oturmuştur. İkinciye göre Hazeran Hanım'ın eşi Hazeran adı verilen hasır sandalyelerin ticaretiyle uğraşmıştır. Üçüncü anlatımda ise şair olduğu belirtilen Hasan Talat'ın konakta üç kız yeğeniyle birlikte yaşadığı, bunlardan Hatice Hanım ile kızının uzun yıllar burada kaldığı söylenir. Hangisinin doğru olduğu kesin olarak belirlenememiştir.

Konak, geleneksel Türk evi planının tipik bir örneğidir: haremlik bölümünün her iki katında orta sofalı, dört eyvanlı bir plan uygulanmış, eyvanların köşelerine birer oda yerleştirilmiştir. Bu plan şeması, 18. yüzyılda ve II. Mahmud döneminden sonra İstanbul'daki kasır ve köşklerde yaygınlaşan düzenin taşradaki yansıması olarak değerlendirilir. Orta sofa kareden sekizgene dönüştürülerek daha ferah bir mekân elde edilmiştir ve bu geniş alan düğün, kına gecesi, iftar gibi toplu etkinliklerde kullanılmıştır. Konakta toplam on bir oda vardır. Bodrum üzerine iki katlı olarak hımış teknikle kurulan yapının ikinci katı eliböğründelerle dışa taşırılmış; güney cephede iki, batı ve kuzey cephelerde birer olmak üzere üçgen alınlıklı cumbalar yapılmıştır. Doğu cephesi dışındaki üç cephe bu cumbalarla hareketlenir, saçak altlarının tamamı ahşapla kaplanmış ve bütün pencereler giyotin tipindedir. Selamlık bölümü ise batı cephesine uzunlamasına dikdörtgen bir plan olarak eklenmiş, haremlikten ayrı tutulmuştur. Konakta selamlığa ve haremliğe ayrı ayrı açılan iki ana giriş vardır. Selamlık girişinin üstündeki selamlık odasının kuzey alınlığında, defne çelengi içinde Sultan Abdülaziz'in (1861-1876) tuğrası ile sağ üst köşede doğal görünümlü, dallı bir gül kalem işi olarak resmedilmiştir.

Selamlığın güneybatı köşesindeki ana oda, Hatuniye Camii'ne ve Yeşilırmak'a bakar, karşı yakadaki kent siluetini de rahatça görür. Ev sahibinin en önemli konuklarını karşıladığı, uzun sohbetlerin yapıldığı bu oda konağın en büyük ve en gösterişli odasıdır. Kuzey duvarında ocak, üzerinde alçı bir şerbetlik, iki yanında ahşap dolaplar yer alır. Bugün odada 19. yüzyıl halı, kilim ve perdeleri, yer sofrası, bakır mangal, semaver, Osmanlı dönemi ayna, tüfek ve kılıç sergilenir; sofadaki iki mankenle ev sahibiyle yapılan sohbetin, şiir ve mevlit okunan toplantıların canlandırılması amaçlanmıştır. Haremlik katında dört eyvandan batıdaki, çift taraflı bir sahanlık olarak merdivene ve selamlığa bağlanır; doğu eyvanda ıslak hacimler, güney eyvanda yazlık oturma birimi bulunur ve güney eyvan Yeşilırmak'a, ön bahçeye ve kentin güney yönündeki görünümüne açılır. Konağın samanlık ve develik bölümü bugün resim galerisi olarak kullanılır. Surun dışına taşan bölümün ön bahçesinde, beş ahşap direğin Bursa kemeriyle birbirine bağlandığı kayıkhane bölümü bulunur; bu ahşap taşıyıcılı cephe düzeni Amasya'nın eski Osmanlı evleri arasında ender görülen bir uygulamadır.

Konağın 20. yüzyıldaki serüveni, Yalıboyu Evleri'nin karşı karşıya kaldığı tehlikeleri de gösterir. Yapı 1939 Erzincan depreminde hasar görmüş, 1944, 1948 ve 1952 yıllarındaki Yeşilırmak taşkınlarından etkilenmiştir. Sahipleri iç bölümleri kiraya vermek için bölmüş, konak uzun süre bakımsız kalmış ve 1968'de satılmıştır. Yeni sahipler yerine betonarme bir yapı yapmak amacıyla konağı içeriden gizlice yıkmaya başlamıştır. Bunun fark edilmesi üzerine Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü yapıyı 1976'da kamulaştırmıştır. Onarım çalışmaları 1976'da başlamış, 1979'da tamamlanmış ve 12 Haziran 1984'te yapı "Etnografya-Müze Ev" olarak ziyarete açılmıştır.

Koruma Çalışmaları

Yalıboyu Evleri'nin korunması, kentin geleneksel dokusunu kurtarma çabasının en bilinen örneğidir. İlk adım, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 1979'da aldığı kararla atılmıştır; bu kararla kent yedi kentsel sit alanına ayrılmış, Yalıboyu Evleri'nin bulunduğu bölge "2 No'lu Alan" olarak belirlenmiş ve koruma planı hazırlanıncaya kadar küçük onarımlar dışında her türlü imar faaliyeti durdurulmuştur. Kurul 1981'de "Amasya Tarihi Kentsel Sit Alanları Geçiş Dönemi Koruma Plan Kararları"nı almış, Yalıboyu Evleri için kat yüksekliği ve cephe açıklıklarına sınırlama getirmiştir.

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu 5 Mayıs 1992'de aldığı kararla yapıları sivil ve anıtsal olarak ayırmış, 126 sivil yapının tescilinin sürmesini öngörmüştür. Evler 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında koruma altındadır. 1994'te yerel yönetim ile sivil girişimin bir araya gelmesiyle Yalıboyu Evleri Koruma Projesi (YABEP) oluşturulmuş ve 80 ev tescil edilmiştir. 1996'da projenin uzantısı olarak Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı (AKTAV) kurulmuş, böylece valilik, belediye, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların birlikte yer aldığı bir koruma modeli oluşturulmaya çalışılmıştır. 2000'li yıllardan sonra Yeşilırmak'ın güney kıyısında, evlerin tam karşısında Yalıboyu Sahil Promenadı yapılmış, onun devamında ırmağın doğu kıyısında Pirinççi Promenadı düzenlenmiştir. Promenat, nehir, evlerin bütünleşik silueti ve arkada fon oluşturan kral kaya mezarları Hatuniye Mahallesi'nde tek bir kentsel odak meydana getirir.

Bugünkü Kullanım

Evlerin çoğu özel mülkiyettedir. Kimi konutlar hâlâ aileler tarafından kullanılır, kimi konaklar restore edilerek butik otel, kafe ve restorana dönüştürülmüştür. Bu yeniden kullanım, evlerin bakımını sürdürmenin bir yolu olmuş ve kentin turizm ekonomisine katkı sağlamıştır. Özel mesken olan yapılar ev sahiplerinin mahremiyeti gözetilerek yalnızca dışarıdan gezilir; otel ve restoran olarak işletilen konaklara ise müşteri olarak girilir. Evlerin dış cephelerinin fotoğrafı çekilebilir, ancak özel yaşam alanlarını kapsayan çekimlerden kaçınılması beklenir.

Yalıboyu Evleri'ni bütünüyle görmek için en uygun yer, nehrin güney kıyısındaki yürüyüş yoludur; kıyının akşam aydınlatması evlerin suya yansımasını da belirginleştirir; gün içinde ahşap işçiliğini, gün batımından sonra ışıklandırmanın suya düşen görüntüsünü görmek için yolun iki kez yürünmesi önerilir. Hazeranlar Konağı'nın, onarım ve teşhir-tanzim çalışmaları nedeniyle 11 Kasım 2024'ten itibaren ziyarete kapatıldığı bildirilmiştir; gitmeden önce güncel durumun öğrenilmesi gerekir. Kentin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi kapsamında anıldığı söylenir, ancak bu bilgi resmî bir belgeyle doğrulanamamıştır.

Kronoloji

1865: Hazeranlar Konağı, Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa'nın defterdarı Hasan Talat Efendi tarafından yaptırıldı (kimi anlatımlara göre inşa süreci 1864-1872 arasındadır).

1939: Erzincan depremi kentte hasar yarattı; Hazeranlar Konağı da etkilendi.

1944, 1948, 1952: Yeşilırmak taşkınları Hazeranlar Konağı'nı etkiledi.

1968: Hazeranlar Konağı satıldı ve yeni sahipleri yıkıma girişti.

1976: Hazeranlar Konağı kamulaştırıldı; onarım çalışmaları başladı.

1979: Kent yedi kentsel sit alanına ayrıldı; Yalıboyu Evleri 2 No'lu Alan olarak belirlendi. Hazeranlar'ın onarımı tamamlandı.

1981: Amasya Tarihi Kentsel Sit Alanları Geçiş Dönemi Koruma Plan Kararları alındı.

1984: Hazeranlar Konağı "Etnografya-Müze Ev" olarak ziyarete açıldı.

1992: Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu sivil yapıları tescil kararıyla gruplandırdı.

1994: Yalıboyu Evleri Koruma Projesi (YABEP) başladı; 80 ev tescil edildi.

1996: AKTAV kuruldu.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Karacalı, Atlıhan Onat. "Amasya Yalıboyu Evlerinin Mimari Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme ve Bir Öneri." Uluslararası Disiplinlerarası ve Kültürlerarası Sanat Dergisi (IJIIA), 2021, cilt 6, sayı 13, s. 15-25. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijiia/article/1056726

Resmî kaynaklar

Kitaplar

  • Doğanbaş, M. Amasya Evleri. Ankara: Doğuş Matbaa, 1996 (Karacalı'nın makalesinde anılan eser). amasya.gov.tr

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar