Yıldız Hamamı, Amasya'nın Hatuniye Mahallesi'nde, Yeşilırmak'ın kuzey kıyısında, Hatuniye Camii'nin hemen batısında yer alır. Yapı kaynaklarda Bülbül Hatun Hamamı, Hatuniye Hamamı ve Çukur Hamam adlarıyla da geçer. Osmanlı Sultanı II. Bayezid'in eşi Bülbül Hatun'un 1510'da tamamlanan külliyesinin bir birimidir ve çevresindeki cami, mektep ve imaretle birlikte düşünüldüğünde hem bir yıkanma yeri hem de bir vakıf düzeninin gelir kaynağı olarak anlam kazanır. Üstelik bulunduğu alanda Selçuklu dönemine uzanan bir hamam geleneği vardır ve bu geçmişin bugünkü yapıyla ilişkisi kaynaklarda tam olarak aydınlatılmış değildir.
Hatuniye Mahallesi ve Külliyenin Kurucusu
Hamamı yaptıran Bülbül Hatun'un hayatı hakkında bilinenler sınırlıdır. Doğum yeri ve tarihi kaynaklara geçmemiştir; köle kökenli olduğu tahmin edilir ve saraya ne zaman, nasıl girdiği bilinmez. Kimi eserlerde adı Bülbül bint-i Abdullah olarak geçer, kendi vakfiyelerinde ise Bülbül bint-i Abdulmennan yazılıdır. II. Bayezid'in veliaht olarak gördüğü, ancak Yavuz Sultan Selim'le girdiği taht mücadelesini yitiren Şehzade Ahmed'in annesidir. Bursa şer'iyye sicillerine dayanan Çağatay Uluçay, Şehzade Mahmud'un ve Hundi Sultan'ın da onun çocukları olduğunu belirtir.
Amasya ile bağı, eşinin ve oğlunun sancakbeyliği yıllarına dayanır. II. Bayezid şehzadeliğinde uzun yıllar Amasya sancağını yönetmişti, Şehzade Ahmed ise bu şehirde doğmuş ve babasından sonra aynı görevi sürdürmüştü. Bülbül Hatun hayatının büyük bölümünü bu yüzden Amasya'da geçirdi. Şehzade Ahmed'in 1513'te Yavuz Sultan Selim'in emriyle boğdurulmasından sonra Bursa'ya yerleşti. Yavuz Sultan Selim, oğlundan kalan malların büyük kısmını ona bıraktı; Bülbül Hatun bu geliri Ahmed'in türbesine harcadı, türbeye şamdan, seccade, rahle ve beş kitap vakfetti. 1515'te ölünce kendisi de aynı türbeye defnedildi.
Külliyenin kurulduğu Hatuniye Mahallesi, Yeşilırmak'ın kuzey yakasındadır. Hatuniye Camii'ni anlatan TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi komşulukları açıkça sayar: caminin doğusunda Danişmendlilere ait Enderun Camii, batısında Selçuklulara ait olduğu belirtilen Yıldız Hamamı (Çukur Hamam) bulunur. Mustafa Vâzıh Efendi ise Bülbül Hatun'un İçeri Şehir'de, Selçuklulardan kalma harap bir alanda kârgir minareli bir cami ile imaret, mektep ve bir han yaptırdığını yazar. 1520 tarihli tahrir defterinde bu yapı topluluğu "İmâret-i Hâtun, vâlide-i merhûm Sultân Ahmed" biçiminde kayda geçmiştir.
Külliyenin Birimleri
Külliye, işlevleri birbirini tamamlayan yapılar dizisi olarak tasarlanmıştı. Vakfiyelerin ve sonraki araştırmaların aktardığına göre içinde bir mescit, bir sıbyan mektebi, bir imaret, bir çeşme ve bir hamam bulunuyordu; misafirler için ayrıca bir tabhane vardı ya da iki oda bu amaçla kullanılıyordu. Mescit sonradan camiye dönüştürülmüştür. Kıble duvarı nehir kıyısına geldiği için öteki duvarlardan yüksek ve iki kat kalın örülmüş, kapısı üzerindeki kitabe ise sökülmüştür. Caminin iç mekânı iki payeyle altı bölüme ayrılır, orta bölümler iki kubbeyle örtülüdür ve kuzey batı köşede tuğladan örülmüş tek şerefeli bir minare yükselir. Son cemaat yeri beş kubbelidir; kemerlerin üzeri meander motifiyle bezenmiştir.
Caminin yanındaki sıbyan mektebi moloz taştan yapılmış, duvarlarında üçer sıra tuğla örgü bulunan tek katlı bir yapıdır. Hüseyin Hüsâmeddin'in Amasya Tarihi'nde mektebin kârgir ve çok sağlam olduğu, 1882'de de aynı amaçla kullanıldığı kaydedilir. Başlangıçta çift kubbeyle örtülü olan yapının kubbeleri sonradan yıkılmış, üstü ahşap bir çatıyla kapatılmıştır. Külliyenin en işlek birimi olduğu anlaşılan imaret ise zamanla ortadan kalkmıştır. Planı bilinmemekle birlikte cami avlusunda yer aldığı sanılır.
İmaretin işleyişi vakfiyede ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir ve hamamın hangi dünyanın parçası olduğunu anlamak için bu ayrıntılar önemlidir. İmaretten vakıf görevlileri, mektepte okuyan on yetim, bakıma muhtaç yaşlı kadınlar ve tabhanede kalan konuklar yararlanıyordu. Kırk yoksul için kırk tas ayrılmış, her tasa yirmi dört dirhem et, bir kepçe aş ve üç ekmek verilmesi şart koşulmuştu. Günde iki öğün yemek çıkarılır, sabahın erken saatlerinde pirinç çorbası, ikindiden sonra buğday çorbası dağıtılırdı. Receb ayında helva, Berat gecesinde zerde, Ramazan'da her akşam herise, Muharrem'in onuncu gününde aşure pişirilirdi. Bu yemeklerin ve bütün kadronun masrafı vakfın gelirlerinden karşılanıyordu; hamam da bu gelirlerin kalemlerinden biriydi.
Selçuklu Hamamı ve İki Hamam Sorunu
Resmî tanıtım metinlerine göre hamamın bulunduğu alanda Selçuklu döneminde de bir hamam vardı ve bugünkü yapı büyük olasılıkla o hamamın üzerine yeniden kurulmuştur. TDV İslâm Ansiklopedisi de Yıldız Hamamı'nı Selçuklulara ait saymaktadır. Bu görüşün kesinleşmesini güçleştiren nokta, vakfiyelerde ve yerel tarih yazarlığında iki ayrı hamamdan söz edilmesidir.
Vakfiyeye göre Bülbül Hatun'un vakfettiği mallar arasında iki hamam bulunur. Bunlardan biri imaretin hemen bitişiğinde yer alan ve Bülbül Hatun Hamamı diye bilinen Yeni Hamam'dır (hamâm-ı cedîd). Öteki, Çelebiler Hamamı adıyla anılan Eski Hamam'dır (hamâm-ı atîk); bu yapı vâkıfenin elindeki şer'î belgelerle ve geçerli bir mübadele ve istibdal yoluyla ona geçmiştir. Abdi-zâde Hüseyin Hüsâmeddin, Bülbül Hatun'un vakfettiği hamamın caminin batısında olduğunu, Selçuklu Sultanı Mesud'un emirlerinden Rıdvan Bey tarafından 1155'te yaptırıldığını, sonra Amasya emirlerinden Şâd Geldi Paşa'nın mülkü iken Bülbül Hatun'un emlakine katıldığını ve 1510'da vakfedildiğini yazar. Mustafa Vâzıh Efendi ise Çelebiler Hamamı denilen iki harap hamamın Bülbül Hatun tarafından satın alınıp onarıldıktan sonra vakfına eklendiğini bildirir: birisi caminin bitişiğinde bulunan Aşağı Hamam, öteki Madenüs Köprüsü başında Selçuklu sarayının yanındaki Yukarı Hamam'dır.
Vakıflar Dergisi'nde yayımlanan çalışmada Ahmet Gündüz bu anlatıları vakfiye kayıtlarıyla karşılaştırır ve şu sonuca varır: Abdi-zâde'nin Selçuklu dönemine bağladığı hamam, vakfiyedeki Çelebiler Hamamı olmalıdır; Vâzıh Efendi'nin Aşağı Hamam'ı Bülbül Hatun Hamamı'na, Yukarı Hamam ise Çelebiler Hamamı olarak bilinen Eski Hamam'a karşılık gelir. Bu okuma doğruysa 1510'da külliyenin parçası olarak yaptırılan yapı ile Selçuklu geleneğine bağlanan yapı aynı bina olmayabilir. Resmî tanıtımda Yukarı Hamam'ın Altuntaş Hamamı adıyla Hatuniye Mahallesi'nde, Madenüs Köprüsü yakınında bulunduğu ve muhtemelen on yedinci yüzyıla ait olduğu belirtilir; bu bilgi de iki yapının ayrı ayrı anılmasını destekler. Dolayısıyla Yıldız Hamamı'nın Selçuklu temeli üzerinde yükseldiği kuvvetle muhtemel görülse de, bunun belgeyle kanıtlandığı söylenemez.
Kimi kaynaklara göre hamama Çukur Hamam denmesinin nedeni, yapının bulunduğu kotun çevreye göre alçakta kalmasıdır. Yerel anlatıya dayanan bu açıklamayı doğrulayan bir belge bilinmemektedir. Yıldız adının nereden geldiği de belgelenmemiştir. Hamamı uzun yıllar işleten ailenin anlatısına göre bugünkü ad, 1963'ten sonra yapılan büyük onarımın ardından verilmiştir; yıldız biçimli aydınlık yuvalarının bu adlandırmaya yol açmış olması akla yakın bir açıklama olarak görünmekle birlikte kesin bir dayanağı yoktur.
Vakfiyeler ve Hamamın Vakıf İçindeki Yeri
Bülbül Hatun'un vakıflarını düzenleyen iki vakfiye günümüze ulaşmıştır. Birincisi 23 Rebiülevvel 917 (1511) tarihlidir; Amasya Kadısı Muhammed bin Safiyüddin'in gözetiminde hazırlanmış ve Rumeli Kazaskeri Ahmed bin Mahmud tarafından onaylanmıştır. Aynı belgenin bir sureti 1722'de Amasya kadısı Mustafa tarafından asıl nüshadan değişiklik yapılmadan istinsah edilmiştir. İkinci vakfiye 29 Mayıs 1513 tarihlidir ve Şehzade Ahmed'in öldürülmesinden yaklaşık bir buçuk ay sonra düzenlenmiştir. İki metin içerik bakımından aynıdır; ayrım yalnızca mütevelli sırasındadır. İlk vakfiyede Şehzade Ahmed'den sonra tevliyet kızlarının en büyüğüne ve onların çocuklarına geçerken, ikinci vakfiyede Ahmed'in büyük oğluna ve soyundan gelenlere bırakılmış, soyun sona ermesi halinde Amasya kadısına verilmiştir. Zamanlama, değişikliğin oğlunun ölümüyle ilgili olduğunu düşündürür.
Vakfın akarları arasında Lâdik kasabasının divanî gelirleri, Akpınar köyü, Yassıviran köyünün hisseleri, Merzifon ve Zile çevresindeki bazı köyler, Turhal yakınlarında Kökser ve Viranpınarı, Tokat'ta bir han, bir buzhane ve dükkânlar, Havza yakınında bir değirmen bulunur. Listenin sonunda iki hamam yer alır: imarete bitişik olan ve Bülbül Hatun Hamamı diye bilinen yeni hamamın tamamı ile Amasya'da Çelebiler Hamamı denilen eski hamamın tamamı. Hamam, bu bakımdan külliyenin yoksullara yemek veren, okuyan çocuklara et dağıtan ve görevlilerine aylık ödeyen düzeninin gelir getiren kollarından biridir. Kiraya verilen hamamın bedeli vakıf kasasına girer, imaretin kazanı da bu kasadan kaynardı.
Osmanlı kentinde hamamların vakıfla bu kadar sıkı bağlı olması olağan bir uygulamaydı. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Hamam maddesine göre Anadolu'da çarşı hamamları vakıflara gelir sağlamak amacıyla yapılırdı. Bülbül Hatun'un düzeni de bu geleneğin içinde durur; farkı, sahibinin bir hanım sultan olması ve gelirlerin Amasya ile Lâdik arasında paylaştırılmasıdır. Evliya Çelebi, Lâdik'in Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun'un vakfı olması nedeniyle bütün vergilerden muaf olduğunu not eder.
Mimari Özellikleri
Resmî tanıma göre hamam kare planlıdır ve fenerli bir kubbeyle örtülüdür. Kubbeli soyunmalığın güneyinde soğukluk yer alır; soğukluğun doğusunda helalar, batısında ise sıcaklık ve külhan bulunur. Soyunmalıktan soğukluğa güney duvarın ortasındaki küçük bir kapıyla geçilir, batı duvarındaki kapı ise sıcaklığa açılır. Soyunmalığın üzerindeki kubbe tromplarla taşınır. Sıcaklığın batı kolu yarım kubbeyle örtülüdür ve ortadaki merkezî kubbenin geçiş bölgesi kademeli mukarnaslarla düzenlenmiştir. Hamamın külhanı suyun ısıtıldığı ocaklık bölümüdür, bunun yanında bir su deposu da bulunur.
Bu düzen, klasik Osmanlı hamam şemasının Amasya'daki yalın bir örneğidir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin tarifiyle soyunmalık (camekân) genellikle büyük ve kubbeli bir mekândır, ısıtılmadığı için hamamın ötesine göre serindir ve ışığı pencerelerden ve kubbenin ortasındaki aydınlık fenerinden alır. Soğukluk ya da ılıklık, soyunmalık ile sıcaklık arasında bir geçiş bölümü işlevi görür. Sıcaklık, bir insan boyu yüksekliğindeki dar bir kapıyla girilen, ortasında göbek taşı bulunan esas yıkanma mekânıdır. Bu bölümlerin kubbelerine yerleştirilen fanus biçimli camlar, halk arasında fil gözü diye bilinir ve bazı hamamlarda bu camların oturduğu yuvalara yıldız biçimi verilmiştir. Yıldız Hamamı'nın kubbelerindeki ışık delikleri de içeriye yumuşak bir aydınlık salar; duvarların kesme taş ve tuğla ile örüldüğü, sıcaklıkta kurnaların ve göbek taşının bulunduğu anlatılır.
Yapının bugün çifte hamam olmaması da dikkat çeker. Erkek ve kadın bölümleri ayrı yapılmadığı için hamam, farklı gün ve saatlerde kadınlar ve erkekler tarafından dönüşümlü olarak kullanılır. Amasya'daki öteki Osmanlı hamamlarıyla karşılaştırıldığında planın kare düzende ve kubbe sistemi bakımından sade kaldığı görülür. Mustafa Bey Hamamı (1436) soyunmalık ve sıcaklık bölümleriyle iki ayrı kubbeye, Kumacık Hamamı (1495) ise büyük bir soyunmalık kubbesine, bir ana kubbeye, dört eyvana ve iki halvet hücresine sahiptir. Ansiklopedide, on altıncı yüzyılın başında Amasya'da on beş hamam bulunduğu kaydedilir.
Gelir Defterleri ve Onarımlar
Vakfın sonraki yüzyıllardaki işleyişi, muhasebe bilanço defterlerinden izlenebilir. 1669-1670 tarihli defterde vakfın yıllık geliri 76.000 akçe olarak görünür; bunun 42.000 akçesi köy ve tamga gelirlerinden, 34.000 akçesi hamam, boyahane ve dükkân kiralarından oluşur. Aynı defterde Hamam-ı Cedîd için 7.500, Hamam-ı Atîk için 9.000 akçe kira yazılıdır, Amasya'daki iki hamamın ise tamamen harap olduğu ve gelir getirmediği kaydedilmiştir. 1715 tarihli defterde Hamam-ı Cedid 225, Hamam-ı Atik 205 guruş getirir; hamam kalemlerinden yapılan harcamalar da küçük meblağlarla tutulmuştur. Makale, bu adların hangi hamamlara ait olduğunu açıkça ayırmaz. Vakfın Lâdik'te de bir hamamı bulunduğundan ve aynı defterlerde Amasya'daki Yukarı Hamam ile Aşağı Hamam ayrıca anıldığından, her girişi Hatuniye'deki yapıya bağlamak güvenli görünmez. Defterlerin gösterdiği daha genel olgu, hamam kiralarının vakıf gelirleri içinde köy mahsulü ve pazar vergileri kadar belirleyici bir yer tuttuğudur.
Depremler ve seller, Amasya'nın bütün yapı stoku gibi bu hamamı da zorladı. 1668 Büyük Anadolu Depremi, Amasya ve çevresindeki birçok caminin kubbe ve minaresinin yıkılmasına yol açmış; vakıf belgelerinde Lâdik'teki cami, hamam ve su yollarının onarımı için yıllarca gelir ayrıldığı görülür. Yıldız Hamamı'nın yakın dönem tarihine ilişkin en ayrıntılı bilgi, yapıyı uzun yıllar işleten ailenin anlatısından gelir. Bu anlatıya göre hamam 1924 yıllarına kadar yıkanma yeri olarak çalışmış, sonra soyunma bölümüne üzüm sıkma presi konarak şarap deposu olarak kullanılmıştır. 1939 depreminde ana kubbe yıkılmış, sel suları içeriyi çamurla doldurmuş, içeriye çöp atılmıştır.
Aynı anlatıya göre hamamı 1948'de aile temizleyip onarmış ve yeniden açmıştır. 1963'e kadar Çukur Hamam adıyla hizmet vermiş, bu tarihte yapılan büyük onarımdan sonra adı Yıldız Hamamı olarak değiştirilmiştir. 2002'de bir onarım daha yapılmış, 2012'de işletme kardeşe devredilmiştir. Aile, üç kuşaktır hamamı işlettiklerini ve ilk onarım yapılmasaydı yerinde bir virane ve arsa kalacağını belirtir. Bu bilgiler hamamı işletenin kendi tanıklığıdır ve resmî bir belgeyle teyit edilmiş değildir.
Hamamın Gündelik Hayattaki Yeri
Osmanlı kentinde hamam, temizlik ihtiyacının ötesinde bir buluşma ve kutlama mekânıydı. Gelin hamamları, sünnet öncesi törenleri ve bayram temizlikleri bu kubbelerin altında kuşaktan kuşağa aktarılan geleneklerdendi; Hatuniye'deki hamam için bu uygulamaları belgeleyen bir kayıt bulunmamakla birlikte, aynı mahallede yaşayanların günlük ritminin hamama göre şekillendiği, Osmanlı hamamları için genel kabul gören bir olgudur. Külliyede hamam camiyle iç içeydi: TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre caminin son cemaat yerine bir yandan, Yıldız Hamamı'na öbür yandan bitişen, içinde dört dolap bulunan tonozlu bir oda vardır; avluda ise sivri kemerli bir nişte hazneli bir çeşme ile bir helâ yer alır.
Bugün hamam, Hatuniye Camii'ne bitişik biçimde, Derya Sokak'taki adresinde durmaktadır. Resmî listelerde Yıldız Hamamı halen çalışan hamamlar arasında sayılır. Aynı listede Mustafa Bey Hamamı ve Kumacık Hamamı da yer alır. Hatuniye Mahallesi'nde yürüyen biri camiyi, mektebi, çeşmeyi ve hamamı birkaç adım arayla görür; külliyenin imareti kalmamış olsa da geri kalan yapılar vakfın kuruluşundaki düzeni hâlâ okunabilir kılar.
Kronoloji
1155: Abdi-zâde Hüseyin Hüsâmeddin'e göre Selçuklu Sultanı Mesud'un emirlerinden Rıdvan Bey, sonradan Bülbül Hatun'un vakfına geçecek bir hamam yaptırır (Gündüz bunu Çelebiler Hamamı ile ilişkilendirir).
1510: Bülbül Hatun'un Hatuniye külliyesi ve hamamı tamamlanır.
1511: Birinci vakfiye, Amasya Kadısı Muhammed bin Safiyüddin'in gözetiminde düzenlenir.
1513: Şehzade Ahmed öldürülür; Bülbül Hatun 29 Mayıs tarihli ikinci vakfiyeyi düzenler ve tevliyet sırasını değiştirir.
1515: Bülbül Hatun Bursa'da ölür ve oğlu Şehzade Ahmed'in türbesine defnedilir.
1669-1670: Vakıf muhasebe defterinde yıllık gelir 76.000 akçe olarak görünür.
1924 civarı: Hamam yıkanma yeri olarak çalışmayı bırakır, soyunma bölümü bir süre üzüm sıkma presi ve şarap deposu olarak kullanılır.
1939: İşletenlerin anlatısına göre deprem ana kubbeyi yıkar, sel suları yapıyı doldurur.
1948: Hamam onarılır ve yeniden hizmete açılır.
1963: Büyük bir onarımın ardından Çukur Hamam adı Yıldız Hamamı olarak değiştirilir.
2002: Yapı bir onarım daha geçirir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdi-zâde Hüseyin Hüsâmeddin, Amasya Tarihi, c. 1, İstanbul 1327-1330. amasya.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Ahmet Gündüz, "Vakfiyeleri Işığında II. Bayezid'in Eşi Bülbül Hatun Vakıfları", Vakıflar Dergisi 55 (2021), s. 25-53. dergipark.org.tr
Resmî kaynaklar
- Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı: Yıldız Hamamı ve Hatuniye Camii maddeleri (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklı). kulturportali.gov.tr
- T.C. Amasya Valiliği, Hamamlar.
Diğer kaynaklar
- İ. Aydın Yüksel, "Hatuniye Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, İstanbul 1997, s. 500-501. islamansiklopedisi.org.tr
- "Hamam" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
- "Amasya" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi.
- M. Kemal Kavlak'ın aktardığı hamam geçmişi, Tarih Gezisi, Yıldız Hamamı Amasya. tarihgezisi.com









