Amasya Müzesi, Mustafa Kemal Paşa Caddesi üzerinde, düz çatılı modern bir binada hizmet verir. Koleksiyonu Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik çağlardan Osmanlı dönemine uzanır; bir salonunda Hititlerin Fırtına Tanrısı Teşup'un bronz heykelciği, bir başkasında Roma dönemi bir villanın elmalı taban mozaiği, ayrı bir bölümde de yaklaşık yedi yüzyıl önce yaşamış İlhanlı dönemi yöneticilerinin ve yakınlarının mumyaları sergilenir. Vitrinlerde bronz heykelcikler, pişmiş toprak kaplar, cam eserler, madenden takılar ve silahlar, binlerce sikke, mühürler ve el yazmaları yan yana durur; şehrin binlerce yıllık yerleşim tarihi tek bir çatı altında izlenebilir. Müzenin öyküsü eserlerin kendisi kadar kayıtların birbirini tutmayan anlatımlarıyla da ilgi çeker: kuruluş tarihinden mumya sayısına, Teşup heykelciğinin buluntu öyküsünden uygarlık sayısına kadar pek çok noktada farklı rakamlar dolaşır. Aşağıdaki anlatımda resmî kurum tarihleri esas alınmış, ayrışan yerler ilgili bölümlerde belirtilmiştir.
Bir Depodan Modern Müzeye
Müzenin çekirdeği 1925'te kurulan bir müze deposudur. II. Bayezid Külliyesi'ne ait medrese binasının iki odasında az sayıda arkeolojik eser ile İslami döneme ait mumyalar bir araya getirilmiş, depo 1958 yılının Haziran ayına kadar fahri memurlukla idare edilmiş, o tarihte müze müdürlüğü statüsü kazanmıştır. Bazı kaynaklarda geçen "1958'de kuruldu" ifadesi bu nedenle müdürlüğün kuruluşuna işaret eder; koleksiyon daha eskidir. Müze önceleri muhtelif binalarda hizmet vermiş, eserler çoğalıp yeni teşhir mekânlarına ihtiyaç duyulunca koleksiyon 1962'de Selçuklu dönemi anıtsal yapılarından Gökmedrese'ye (Gökmedrese Camii) nakledilmiştir. Müze 22 Mart 1977'de bugünkü modern binasına taşınmış, yeniden düzenlenerek 14 Haziran 1980'de ziyarete açılmıştır.
Bu tarihler resmî kurum metinlerinde açıkça yazılıdır, ancak her anlatım aynı çizgiyi izlemez. 2002'de yayımlanan bir haber mumyaların müzeye 1972'de geldiğini, 1972 ile 1978 arasını Gökmedrese'de geçirdiğini ve yenilenen müzeye 1978'de taşındığını yazar; 2009 tarihli bir başka haber yeni müzenin 1976'da hizmete girdiğini söyler. Müze müdürü Celal Özdemir'in 2011'deki anlatımında ise Gökmedrese'nin müze olarak hizmete girdiği yıl 1966 olarak geçer. Müze müdürlüğü de tek binadan ibaret değildir. Hazeranlar Konağı ve Kral Kaya Mezarları Örenyeri ile birlikte üç birim hâlinde çalışır; bazı resmî sayımlar ise bağlı birimler arasında yalnızca Arkeoloji Müzesi ile Hazeranlar Konağı'nı anar.
Hüsameddin'e göre Gökmedrese'yi 665 (1266-1267) yılında Amasya valisi beylerbeyi Emir Seyfeddin Torumtay yaptırmıştır; yazar caminin önündeki iki taraflı taş merdiveni ve "siyah mermerden yapılmış gibi" sağlam duran oymalı ahşap kapıyı ayrıca anar. Bu kapı bugün müzenin ahşap eserler bölümündedir. Aynı yapının içinde, aşağıda anlatılacağı gibi, kurumuş insan bedenlerinin saklandığı bir yeraltı odası da vardır.
Koleksiyon, Rakamlar ve Çağlar
Müzede bugün 23.476 eser bulunduğu bildirilir; bu sayı arkeolojik ve etnografik eserleri, sikkeleri, mühürleri, el yazmalarını ve mumyaları kapsar. Bakanlık verilerinde 2015 itibarıyla toplam 23.958 eser görülür (5.524 arkeolojik, 17.187 etnografik, 1.247 etütlük). Müze müdürü Celal Özdemir bir röportajda 6 bin kadar arkeolojik, 4 bin 500 etnografik ve 12 bin 500 kadar sikke eserinden söz etmiştir. 2009 tarihli bir haberde ise müzenin "40 bini aşkın" eser barındırdığı yazılmıştır; bu rakam öteki sayımların hiçbiriyle örtüşmez. Yirmi üç binle yirmi dört bin arasındaki bir toplam bu nedenle doğru kabul edilebilir; tam rakam hangi sayıma ve hangi tarihe bakıldığına bağlıdır.
Uygarlık sayısı da değişir. Kimi metinler on üç medeniyetten söz eder, kimi on iki, kimi on bir der. Hepsinin ortak noktası zaman çizgisidir: Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik çağlardan başlayan dizi Tunç Çağı, Hitit, Urartu, Frig, İskit, Pers, Helenistik, Roma, Bizans (Doğu Roma), Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerine uzanır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tanıtımında bu listeye Pontus da eklenmiştir. Pişmiş toprak kaplar, cam eşyalar, takılar, silahlar ve heykelcikler her dönemin kendi zanaat anlayışını yansıtır; madenden yapılmış küçük eserler, bölgenin uzun süre bir uygarlık kavşağı olduğunu en somut biçimde gösteren gruptur.
Helenistik ve Pontus dönemleri Amasya için ayrı bir önem taşır. Pontus Krallığı'nın merkezi olan şehirde bu çağa ait bir yerleşme uzun süre kazılamamıştır. Oluz Höyük'te 2007'de sistematik kazıyı başlatan Şevket Dönmez ve E. Emine Naza Dönmez, Belleten'de yayımlanan raporlarında bu dönemin bilinen en önemli bulgularının müzeye çeşitli yollarla gelmiş sikkeler ile çanak çömlekten ibaret olduğunu yazar. Müzedeki Helenistik sikke ve seramikler bu nedenle bölgenin bu çağını anlamak için ayrı bir değer taşır.
Sikke Koleksiyonu
Müzenin en kalabalık eser grubu sikkelerdir ve bunların antik bölümü uluslararası yayına geçmiş tek koleksiyon parçasıdır. Warwick Üniversitesi'nden Stanley Ireland, eşiyle birlikte dört yaz boyunca müzede çalışarak Yunan, Roma ve Bizans sikkelerini kataloglamış; eser 2000 yılında Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü'nün monografi dizisinde yayımlanmıştır. Kitapta M.Ö. 5. yüzyıldan M.S. 11. yüzyıla uzanan 4.500'den fazla sikke yer alır.
Sikkelerin çoğu çevreden gelen buluntular olduğundan en zengin gruplar Amaseia, Amisos (Samsun), Sinope (Sinop) ve Kapadokya Kaisareiası (Kayseri) darphanelerine aittir; bunların yanında Küçük Asya'daki elliden fazla başka darphane temsil edilir, birkaç sikke Mısır'daki İskenderiye'den ve Galya'daki Arles'tan kadar uzak yerlerden gelmiştir. Amaseia adını taşıyan sikkeler şehrin antik dönemde kendi parasını basan bir merkez olduğunu belgeler. Pontus Krallığı'nın başkenti olan şehir Roma döneminde eyaletinin "metropolis ve ilk şehir" unvanını taşımıştır; Pers, Pontus ve Roma dönemlerinin gümüş ve bronz sikkeleri bu geçmişin en doğrudan belgeleridir.
Bizans bölümünün dikkat çeken parçalarından biri Esençay Definesi'dir. Taşova ilçesindeki Esençay'da bulunan bu topluluk, I. Aleksios Komnenos ve II. İoannes Komnenos dönemlerine ait hyperpyron adlı altın sikkelerden oluşur. Ordu Üniversitesi'nden Hasan Buyruk'un 2020'de yayımladığı katalog çalışmasına göre Türkiye müzelerindeki altın sikkelerin çoğu satın alma yoluyla gelir ve buluntu yerleri bilinmez; Esençay sikkeleri ise özgün küpleri içinde, toplu buluntu olarak ele geçmiştir.
İslami dönem sikkeleri de az değildir. Müze envanterinde 3.460 Osmanlı sikkesi kayıtlıdır. Zeynep Kemaloğlu 2023'te Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde hazırladığı yüksek lisans tezinde bu Osmanlı sikkeleri arasından seçtiği 181 sikkeyi kataloglamıştır. Bunlar 24 ayrı padişaha aittir; en erken tarihlisi I. Bayezid dönemine (H. 792/M. 1389), en geç tarihlisi V. Mehmed Reşad dönemine (H. 1327/M. 1909) uzanır.
Bina ve Bölümler
Müze üç katlıdır. Bodrumda depo ve laboratuvar, alt katta teşhir ve dinlenme salonu, üst kattaki iki salonda arkeolojik ve etnografik eserler yer alır. Binanın batısındaki bahçede Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, İlhanlı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler açık teşhirdedir; mezar stelleri, yazıtlı taşlar, sütun başlıkları ve lahitler Amaseia ve çevresinin antik nekropollerinden ve yapılarından derlenmiştir. Roma dönemi villasına ait Elmalı Taban Mozaiği ile İlhanlı mumyaları birinci katta, Hitit imparatorluk dönemine ait Teşup heykeli ise arkeoloji bölümündeki özel bir vitrinde gösterilir; bunlar müzenin en çok ilgi çeken eserleri arasında sayılır.
Alt Salon
Bu bölümde Bafra yakınlarındaki batık bir gemiden çıkarılan, Roma ve Bizans dönemine ait pişmiş toprak amforalar görülür; amforalar 1977'de müze envanterine eklenmiştir. Dört lahit (biri Helenistik döneme ait dövme bronz, üçü pişmiş toprak), Dionysos ile oğlunu gösteren yüksek bir kabartma ve başsız bir rahip heykeli de aynı salondadır.
Üst Salon
Tunç Çağı eserleri üç vitrinde sergilenir. Çanak çömlek, hançer, damga mühür, balta ve testilerden oluşan bu grup Mahmatlar ve Merzifon Oymaağaç Köyü'ndeki kazılardan gelmektedir. Mahmatlar adı arkeoloji yayınlarında 1949'da köylüler tarafından bulunan metal eserler ve ardından H. Z. Koşay ile M. Akok'un yaptığı kısa kazıyla da anılır. İki Hitit vitrini, Urartu, Frig, İskit, Helenistik ve Roma dönemi eserleri de bu katta durur. Etnografik bölümde kadın ziynet eşyaları, silahlar, sedef sandıklar, seramikler, astronomi aletleri, hamam takımları, saatler, lambalar, şifa tasları, buhurdanlıklar, çay ve kahve takımları, el yazması Kur'an-ı Kerimler ve II. Bayezid Camii'nden getirilmiş iki sancak yer alır. Cam, gümüş ve altından yapılmış takılar ağırlıklı olarak yüzük ve küpedir ve insan ile hayvan figürleriyle bezelidir.
Fırtına Tanrısı Teşup
Yüksekliği 21,5 santimetre olan küçük bir bronz parça, müzenin en değerli eserlerinden biri sayılır. Heykelcik, Hititlerin "bin tanrılı halk" diye anılan panteonunun baş tanrısı Fırtına Tanrısı Teşup'u temsil eder ve arkeoloji yazınında "Amasya Heykelciği" ya da "Hitit Fırtına Tanrısı Teşup Heykeli" adıyla geçer.
Bulunuşu
Heykelcik 1962'de Doğantepe köyündeki Mesken Höyük'te, yüzeyden 4 metre derinlikte bulunmuştur. Doğantepe, Geç Neolitik-Erken Kalkolitik dönemden Osmanlı'nın sonuna kadar yerleşim görmüş bir höyüktür. Köyün eski adı Zara'dır ve Amasya'nın yaklaşık 27 kilometre güneybatısında yer alır. Oluz Höyük kazı başkanları, Doğantepe'de bir Roma mil taşının bulunmasına ve Tabula Peutingeriana'da Amaseia'dan Euchaita'ya giden yol üzerinde gösterilen Virasia'nın konumuna dayanarak, yerleşmenin Roma döneminde Virasia ile eşleştirilebileceğini ileri sürer. Heykelciği ele alan bir çalışma da bilinmektedir: Sedat Alp'in 1963 tarihli, Amasya civarında Zara bucağında bulunan Hitit heykeli ile diğer Hitit eserlerini inceleyen makalesi.
Müze müdürü Celal Özdemir'in 2021'de anlattığı öykü ise başkadır: bir vatandaş evine kerpiç dökerken heykeli tesadüfen bulmuş, onu bir paket sigara karşılığında bir başkasına vermiş, polis daha sonra eseri ele geçirip müzeye teslim etmiştir. Bu anlatı sözlüdür ve yayımlanmış bir kazı raporuna dayanmaz; yüzeyden dört metre derinlikte bulunduğunu söyleyen bilgiyle nasıl bağdaştığı da açıklanmamıştır.
Nasıl Bir Eser
Eser tunçtan döküm tekniğiyle yapılmıştır ve 1340 gram ağırlığındadır (bazı haberlerde "1,5 kg" yazılır). Kol ve bacakları, ayrıca etekten aşağısı yoktur. Başında konik, sivri külahlı tanrısal bir başlık bulunur; kalın kaşlı ve badem gözlüdür, dudaklarında hafif bir tebessüm vardır. Göz çukurları boştur, ancak özgün hâlinde lapis lazuli gibi değerli taşlarla dolu olduğu düşünülmektedir. Yüz ifadesi ve narin beden yapısı tanrıyı genç bir erkek olarak gösterir. Müze etiketine göre gövdenin alt yarısının, Hitit sonrası uygarlıklar tarafından bu tanrıya duyulan inancı ortadan kaldırmak için tahrip edildiği düşünülmektedir; bu bir yorumdur, belgeye dayanmaz.
Tarihi ve Anlamı
Tarihlendirme kaynaklara göre değişir. Müze etiketi M.Ö. 15. yüzyıl der, başka metinler M.Ö. 1400-1200 aralığını verir. Bugünkü Doğantepe köyü antik Hitit kenti Hakmiş üzerine kurulmuştur. Başkent Boğazköy'e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki bu yerleşme, Hitit imparatorluk döneminde Kaşka akınlarına uğrayan bir kült merkezi olmuş ve Hitit krallarınca öncü kale olarak kullanılmıştır. Heykelcik ya Hakmiş'teki kült yerine tapınma için getirilmiş ya da buradaki tapınağa ait olabilir. Özdemir'in yorumuna göre kollar hareketliydi ve heykel Hitit kral ve kraliçelerince bahar bayramlarında gezdirilmiş olabilir; bu da bir varsayımdır. "Dünyada eşi yok" ve "Hitit çağından bilinen ilk ve tek tanrı heykelciği" gibi ifadeler müzenin ve yerel basının iddialarıdır; bağımsız kaynaklarla doğrulanamamıştır.
Doğantepe'nin çevresi, Oluz Höyük kazılarıyla daha iyi anlaşılmaya başlamıştır. Oluz Höyük, Amasya-Çorum karayolunun 3 kilometre güneyinde, Çekerek Irmağı'nın güneyindeki Geldingen Ovası'nda yer alan, yaklaşık 15 metre yüksekliğinde ve 45 dönümlük bir yerleşmedir. Dönmez ve Naza Dönmez, yüzeyde toplanan çanak çömleğe bakarak burayı Amasya'nın M.Ö. 2. binyıldaki en büyük yerleşmesi olarak tanımlar. Doğantepe'de tesadüfen bulunan tunç tanrı heykelciği ile mühürler, onlara göre bölgede güçlü bir Hitit varlığının işaretidir ve kazıya başlamanın nedenlerinden biri yörenin Hitit dönemindeki tarihî coğrafyasına ışık tutmaktır. Oluz Höyük, Doğantepe'nin yaklaşık 5 kilometre güneyindedir.
Mumyalar
Müzeye gelenlerin çoğunun ilk durağı mumyalardır. Cam tabutlar içinde sergilenen bu bedenler, İlhanlıların Anadolu'daki hâkimiyeti sırasında Amasya'da nazırlık ve emirlik yapmış kişilere ve yakınlarına ait kabul edilir; aralarında çocuklar da vardır. 2002'de yayımlanan bir habere göre müzeyi yılda 90-100 bin kişi esas olarak mumyalar için ziyaret ediyordu. Müze müdürü Özdemir 2018'de bu bölümü müzenin en çok ilgi gören yeri olarak tanımlamış, koleksiyonun Müslüman kişilere ait mumyalardan oluşmasını Türkiye'deki öteki mumya koleksiyonlarından ayıran özellik olarak öne çıkarmıştır.
Kimdir Bu İnsanlar
Mumyalar 14. yüzyılda İlhanlıların Anadolu'daki hâkimiyeti sırasında nazırlık ve emirlik yapmış kişilere ait sayılır; kimi kaynaklar Selçuklu-İlhanlı dönemi, kimi 13. yüzyıl der. Geleneksel olarak İşbuğa Nuyin, Anadolu Nazırı Şehzade Cumudar, İzzettin Mehmet Pervane Bey, onun cariyesi (kimi anlatımlarda eşi), kızı ve oğlu olarak adlandırılırlar. Bu adlandırma kesin bir kimlik tespitinden çok müze kayıtlarına ve geleneğe dayanır; resmî anlatımlarda da "ait oldukları sanılmaktadır" denir.
Zehra Efe, 2015'te yayımlanan makalesinde müzenin etnografik eser defterindeki kayıtlara dayanır. Buna göre ilk numaralı mumya İşbuğa Nuyin'e, ikincisi Hülâgu'nun torunu Yeşmut'un oğlu, Anadolu Nazırı Şehzade Cumudar Bey'e, üçüncüsü İzzettin Pervane Bey'e, dördüncüsü Pervane Bey'in cariyelerinden birine, diğerleri kızına ve oğluna aittir. İşbuğa Nuyin'in envanter kaydında ölümü 1320 olarak yazılıdır; Efe'ye göre İşbuğa yirmi yıldan fazla Anadolu nazırlığı yapmış ve 1316'dan itibaren bağımsız olarak Anadolu hâkimi olmuştur. Cumudar Bey ise Gâzân Han döneminde Anadolu nazırlığına getirilmiş, Amasya'da yaşarken 1297'de ölmüştür; bu bilgi H. Hüsamettin Yaşar'ın Amasya Tarihi'ne dayandırılır.
Hüsameddin'in Türbede Gördükleri
Bugünkü kimlik tespitlerinin kaynağı Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'dir. Hüsameddin "Cumudar Türbesi"ni Burma Minare Camii'nin önünde, minare hizasında gösterir. Kapısı caminin yapımından üç yıl sonra, siyaha çalan taştan yapılmış, altıgen planlı ve oldukça gösterişli bir türbedir. İçinde biri altta, biri üstte iki küçük taş hücre bulunur: alttaki türbe, üstteki kütüphane olarak kullanılmaktadır.
Alt hücrede, bazıları üst üste konmuş sekiz tabut vardır ve hepsinin üzeri yeşil örtüyle örtülüdür. Önde duran iki tabutta bedenleri tam olarak korunmuş, halkın "Arap" sandığı iki ölü yatmaktadır. Ötekilerin uzuvları eksiktir, ancak kemiklerin özgün düzenleriyle durduğu görülür. Bu ölülerin kimliği o zaman Amasya'da bilinmiyordu; Mustafa Vâzıh Efendi bunların Pervane Bey'in köleleri ve cariyeleri olduğunu, Avrupalı araştırmacılar ise ilk çağlardan kalma, mumyalanmış insanlar olduğunu yazmıştı. Hüsameddin iki görüşü de tahminden ibaret sayar: Muineddin Süleyman Pervane'nin öldürüldüğü 675 (1276-1277) yılında cami henüz yapılmamıştır ve köleler için büyük bir türbe yapılması akla yatkın değildir (Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 139).
Kayıtlar üzerinde yaptığı araştırma ise başka bir sonuç verir. Hüsameddin'e göre türbe, Hülâgu Han'ın torunu, Anadolu nazırı Şehzade "Cümudar bin Yaşmut bin Hülâgu Han"a aittir ve yanında Amasya emiri "Abuşkay İşboğa Noyin" gömülüdür. Ön taraftaki tabutlar ile iki tabut daha, önceleri Fethiye Camii'nin altındaki bir mahzende dururken 1271 (1854-1855) dolaylarında buraya taşınmıştır; Hüsameddin bunu bilen kişilerin kendi zamanında hâlâ yaşadığını söyler. Fethiye'den gelen bedenler için ileri sürdüğü tahmin, kiliseyi camiye çeviren Fetih Gazi ile oğlu Mahmud Gazi'nin ve onların eşlerinin ya da kızlarının cesetleri olduklarıdır. Kitabın bir başka yerinde, 506 (1112-1113) dolaylarında Amasya valisi olan Fetih Han Bey'in türbesinin Cumudar Türbesi'ne nakledildiğini de yazar (c. 2, s. 328). Bugünkü kimlik anlatımı büyük ölçüde bu tespite dayanır, ancak Fethiye'den gelenler hakkındaki tahmini müze anlatımlarına geçmemiş, o bedenler sonradan Pervane Bey'in ailesine bağlanmıştır.
Cumudar ve İşbuğa
Hüsameddin'in verdiği biyografiye göre (c. 8, s. 533) Camudar Noyin, Hülâgu Han'ın oğlu Yeşmut'un oğludur. Babasının ölümünden sonra amcası Abaka Han'ın saltanatında Anadolu'ya gelmiş, havasını ve suyunu en çok beğendiği Amasya'ya yerleşmiştir. Anadolu nazırı Kongurtay'ın damadıdır. 681 (1282) yılının Rebiülevvel ayında öteki amcası Teküder Han İlhanlı hükümdarı olup Müslüman olunca Kongurtay'ı görevden almış ve Cumudar'ı Amasya vilayeti nazırı yapmıştır. Altı yıl kadar bu görevde kalan Cumudar, 687 (1288) yılında Argun Han kardeşi Geyhatu'yu Anadolu nazırlığına atayınca azledilmiştir.
693 (1294) yılında Geyhatu tahttan indirilip öldürülünce yerine geçen amcazadesi Baydu Han, Cumudar'ı Anadolu nazırı yapmıştır. Gâzân Han 694 (1295) yılında İslam'ı kabul edince Cumudar da Müslümanlığını açıkça ilan etmiş, Gâzân 695'te Anadolu'yu bölünce Togacar Noyin batı Anadolu'nun, Cumudar da doğu Anadolu'nun nazırı olmuştur. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud bir dönem Harşena Kalesi'nde onun gözetiminde tutulmuştur (c. 2, s. 370-371). Cumudar 696 yılının Cemaziyelahir ayında (Mart-Nisan 1297) ansızın ölmüş ve sağlığında Burma Minare Camii'nin önünde yaptırdığı türbeye gömülmüştür. Hüsameddin onu "akıllı, tedbirli ve oldukça insaflı bir Moğol şehzadesi" diye niteler; Türkler arasında "Camedar Sultan" diye anıldığını, türbesinin kayıtlarda "Camedar Türbesi" olarak geçtiğini yazar. Oğulları Acaytu Ahmed ve Hügay Mehmed Noyinlerdir; Burmalı Minare'nin kıblesindeki Kılıççı Mahallesi'nin eski adlarından birinin "Cumudar Mahallesi" olması da onun şehirdeki izlerinden biridir.
Hüsameddin İşbuğa Noyin'i Simre nazırı ve Amasya'da Anadolu nazırı olarak anar; Simre'nin İşboğa Noyin'in malikânesi olduğunu ve bugünkü Yeşbeyi köyünün adının "İşboğa"dan bozulduğunu kayıtlara dayanarak söyler (c. 1, s. 200). 1297'den sonra Amasya'da Halifetzade Celaleddin Muhammed Bey ile birlikte, kırılmış gönülleri onarmaya çalışan ölçülü bir yönetim sürdürdüğünü de yazar. Efe'nin envanter kaydından aktardığı 1320 ölüm tarihi ile yirmi yılı aşan nazırlık süresi bu çerçeveyle uyuşur. Hüsameddin Cumudar için yalnızca "ansızın öldü" der; ölüm biçimine dair bir şey yazmaz.
Pervane Bey Meselesi
Pervane Bey'in kimliği daha karmaşıktır. Efe, müze kayıtlarına göre Amasya'da görev yapmış iki ayrı İzzettin Mehmet Pervane Bey bulunduğunu yazar. Biri Selçuklu naibi Muînüddin Süleyman Pervane'nin (ö. 1277) kardeşi Kutbettin Osman Bey'in oğludur ve 1292'den önce Amasya valiliği yapmıştır; öteki Muînüddin Süleyman Pervane'nin oğludur ve 1296'da Gâzân Han tarafından Amasya valiliğine getirilmiştir. Mumyanın hangisine ait olduğu tam olarak bilinmez, ancak tarihî çerçeve ikinci ihtimali güçlendirir. Muînüddin Süleyman Pervane, 1276'da Kayseri'ye gelen Mısır Sultanı Baybars'ın dönüşünün ardından Anadolu'ya giren Abaka Han tarafından idam edilmiştir. Babasının adına Sinop'ta görev yapan oğlu Mehmet Pervane Bey bağımsızlığını ilan etmiş, sonra Moğollarla anlaşarak Amasya valisi olmuş, ne var ki Moğollara karşı komplo hazırladığı iddiasıyla yakalanıp idam edilmiştir. Cariyesi ve çocukları da katliamdan kurtulamamıştır. Efe, bu bilgilerden yola çıkarak mumyanın Mehmet Pervane Bey'e ait olduğunun düşünüldüğünü belirtir.
Aynı makale, Pervane Bey'in cariyesi ve çocuklarıyla birlikte öldürüldüğünü ve cesetlerinin onları seven Amasya halkınca mumyalandığı rivayetini aktarır, ancak olayı Abaka Han ve 1297 ile birlikte anar. Bu iki bilgi birbirine uymaz, çünkü Abaka Han 1282'de ölmüştür. Olayın kesin tarihi ve faili bu yüzden kaynaklarda net değildir.
Hüsameddin de iki Pervane Bey ayırır, ancak adlarını farklı verir. Kutbeddin Osman Bey'in oğlu İzzeddin Muhammed Pervane Bey, 691 (1292) başlarında Amasya valisi olmuş, kendisi Konya'da bulunduğundan yerine Halifetzade Celaleddin Mehmed Bey vekâlet etmiştir. Muineddin Süleyman Pervane'nin oğlu ise Hüsameddin'de "Azizeddin Muhammed Bey" adıyla geçer; 695'te Gâzân Han tarafından Amasya valisi yapılmış, yönetim bölgesi Sinop dahil Kızılırmak havzasını kapsamıştır. Ağır vergileriyle halkın nefretini kazanan bu vali 697 (1297-1298) yılında ansızın ölmüş ve "Burma Minare Camii içinde Cumudar Han'ın yanına" gömülmüştür (c. 2, s. 369-372). Bu anlatımda bir idam söz konusu değildir. Cariye ve çocuklarla birlikte öldürülme öyküsü de Hüsameddin'de yer almaz. Mumyalardan birinin Pervane Bey'e ait olduğu fikri bu yüzden tarihsel olarak savunulabilir, cariye ve çocukların kimliği ise rivayet düzeyinde kalır.
Kaç Mumya Var
Kaynaklar burada da ayrışır. Resmî anlatım, ansiklopedi maddeleri ve müze müdürünün açıklamaları sekiz mumyadan söz eder (dört yetişkin, dört çocuk); 2002 tarihli haber de "tam sekiz tane mumya" der. Ekrem Buğra Ekinci'nin yazısı ve Edib Ahmet Ceylan'ın 2018 tarihli köşe yazısı altı mumya sayar; 2019'daki bir ajans haberi de mumyaları "ikisi çocuk altı kişi" olarak verir. Efe ise altı envanter kaydını sıraladıktan sonra, iki çocuk mumyasına ek olarak göğüs ve karın bölümünden ibaret, cinsiyeti anlaşılamayan üçüncü bir çocuk mumyası bulunduğunu belirtir. Özdemir 2011'de sekiz mumyanın altı sanduka içinde sergilendiğini söylemiştir; bu da sayı farkının parçalanmış kalıntıların tek ya da ayrı mumya olarak sayılmasından kaynaklandığını düşündürür. Hüsameddin'in türbede gördüğü sekiz tabut sayısı da dikkat çekicidir, ancak bunların bugünkü sekiz mumyayla birebir örtüştüğünü gösteren bir kayıt yoktur. Bugün en yaygın anlatım sekizdir.
Efe, mumyaların durumunu tek tek anlatır. Ölçülere göre İşbuğa Nuyin'in mumyası yaklaşık 1,83 metre boyundadır (makalede birim hatalı biçimde santimetre yazılmıştır), başı gövdesinden kopmuştur ve sol şakağında delici bir aletle açılmış bir delik görülür. Cumudar Bey'in mumyası yaklaşık 1,73 metredir ve müzedeki en sağlam örneklerden biridir; çenenin düşmüş olması onun asılarak ya da boğularak öldürülmüş olabileceği fikrini akla getirir. Pervane Bey'in mumyası yaklaşık 1,63 metre, cariyesininki 1,55 metredir. Kızına ait kayıtlı kalıntı yalnızca 65 santimetrelik bir parçadır, yanındaki erkek çocuk mumyası 45 santimetre, oğlu olarak kayıtlı mumya ise 81 santimetredir. 45 santimetrelik çocuğun baş ve gövde derisi doğal hâle en yakın kalan örnektir ve gözlerinin ölüm anında açık olduğu anlaşılır.
Nereden Getirildiler
Mumyaların ilk durağı Burmalı Minare Camii'ne bitişik türbedir. Cami, 1242 tarihli kitabesine göre iki kardeş, Said Ferruh ile Haznedar Yusuf tarafından yaptırılmıştır; Hüsameddin'in Cumudar biyografisinde camiyi Pervane Bey'e bağlaması bu kitabe bilgisiyle çelişir. Girişin solundaki sekizgen Cumudar Türbesi, Şehzade Cumudar'a ait mumya müzeye konulana kadar orada bulunduğu için bu adla anılır, ancak asıl olarak Ferruh Bey ve oğluna aittir; Hüsameddin ise türbeyi altıgen olarak tarif eder ve Cumudar'ın kendi yaptırdığı türbe sayar. Efe'ye göre İşbuğa Nuyin ve Cumudar'ın mumyaları Burmalı Minare Camii'ne bitişik, "Şehitler Türbesi" diye bilinen türbeden, diğerleri ise aslen kilise olan Fethiye Camii'nden getirilmiştir; halk arasında bu kişiler "Şehitler" diye bilinir. Evliya Çelebi'nin de bu mumyalardan söz ettiği aktarılır.
Müze müdürü Özdemir'in 2011'deki anlatımına göre mumyalar ilk kez 1855'te Fethiye Camii'nin bodrumunda tesadüfen bulunmuş ve Burmalı Minare Camii'ne götürülmüş, 1928'e kadar orada teşhir edilmiştir. Bu tarih, Hüsameddin'in 1271 (1854-1855) dolaylarında Fethiye mahzeninden taşınma kaydıyla örtüşür; ancak Hüsameddin'e göre Fethiye'den gelenler türbedeki tabutların yalnızca bir bölümüdür, Cumudar ile İşboğa zaten Burma Minare'deki türbede yatmaktadır. Özdemir'in 2018'de mumyaların 1855'e kadar Burmalı Minare Camii'nin türbe kısmında saklandığını söylemesi ise kendi 2011 anlatımıyla çelişir. "Burmalı Minare'nin altında" ifadesi bu yüzden eksiktir: doğru yer bitişikteki türbe ile Fethiye Camii mahzenidir.
Efe'ye göre mumyalar 1928'de türbelerinden çıkarılıp müze memurluğuna nakledilmiştir; Özdemir de bu yılı, II. Bayezid Camii medresesinin müze olarak açılmasıyla mumyaların medresenin bir odasında sergilenmeye başladığı tarih olarak verir. Yeşilırmak kıyısındaki II. Bayezid Medresesi'nin dershane eyvanında teşhir edilirken 1952'deki taşkında suların altında kalarak ciddi zarar görmüşlerdir. Efe, 1952'de çekilen fotoğraflarda cariyenin başının gövdeyle birleşik ve sağlam olduğunu, bugün ise koptuğunu yazar; hasar demek ki sonradan da sürmüştür. Mumyalar ardından Gökmedrese Camii'ne, 1980'de de yeni müze binasına taşınmış, birkaç yıl bodrum katında gösterildikten sonra bahçedeki Sultan I. Mesud Türbesi'ne yerleştirilmiştir. 2009 tarihli bir haber, türbenin 1976'da hizmete giren yeni müzeyle birlikte mumyalık olarak düzenlendiğini yazar. Mumyaların müzeye ilk kez 1925'te konduğunu söyleyen anlatımla 1928 kaydı arasındaki fark da kaynaklardaki bir çelişkidir.
Ölüm Nedeni ve Mumyalama Tekniği
Mumyalar iç organları çıkarılmadan mumyalanmıştır. Resmî anlatım bunları iç organları çıkartılmadan mumyalanan ilk Türk ve Müslüman mumyalar olarak tanıtır. Efe'nin aktardığına göre teknik, iç organlar çıkarılmadan kurutma ve tahnit işlemlerinin birlikte yapılmasına dayanır. Özdemir'e göre Mısır mumyalarından bir farkı da bedenlerin keten bezle sarılmamış, kefene benzer bir örtüye konmadan bırakılmış olmasıdır. "Dünyada tek" türü kesin ifadeler doğrulanamamıştır. Ekinci, Selçuklu dönemine ait başka bozulmamış cesetlerin (Kayseri, Kemah, Kastamonu, Harput, Niksar, Konya) varlığını aktarır; Efe de Türkiye müze ve türbelerinde toplam 41 insan ve 2 hayvan mumyası bulunduğunu yazar. Mumyalama bu yüzden Amasya'ya özgü bir uygulama sayılamaz. Mumya araştırmacısı Muzaffer Doğanbaş'a göre ülkede kırk civarında mumya vardır, bunlar çoğunlukla Amasya, İstanbul Arkeoloji, Topkapı Sarayı, Niğde, Aksaray ve Karaman müzelerinde bulunur ve Anadolu'daki en erken mumyalar Danişmendlilere aittir.
Doğanbaş mumyalamanın Türk kültüründeki arka planına da değinir. Ona göre Orta Asya'dan gelen bir mumyalama geleneği vardır, Biruni 12. yüzyılda "mumya" sözcüğünü bozulmaması için ilaçlanan naaş anlamında kullanmıştır, Osmanlı'da bu işlem için "tahnit" terimi geçer, Konyalı hekim Hacı Paşa mumyalama yöntemlerini anlatan bir kitap yazmıştır ve Kanuni dönemine kadar Yavuz Selim dışındaki padişahlar tahnit edilmiştir. 2009'da verdiği bir başka röportajda ayrıntıyı biraz farklı kurar: Hacı Paşa'nın 1380 tarihli eserinde mumyalamada kullanılan kırk kadar maddeden söz edildiğini, bunlar arasında tuz ve soğan gibi gündelik maddelerin de bulunduğunu, Osmanlı'da sultan ve şehzadelerin tahnitinde görev alan kadrolu tahnit memurları olduğunu söyler; mumyalanmayan padişahlar olarak da Osman Gazi, Orhan Gazi, Yavuz Sultan Selim ve II. Bayezid'i sayar. Bu iki anlatım padişahlar konusunda birbirini tutmaz; her ikisi de araştırmacının kendi aktarımıdır ve kaynak gösterilmeden verilmiştir.
2002'de National Geographic Channel, 13 bölümlük "The Mummy Road Show" belgeseli için Amasya'ya gelmiştir. Quinnipiac Üniversitesi'nden Ronald G. Beckett ve Gerald Conlogue ile yapımcı Larry Engel'in de bulunduğu ekip mumyaların tek tek röntgenini çekmiş, endoskopi yapmış ve DNA örnekleri almıştır; yolları Doğanbaş'ın 2001'de Amasya'da yayımlanan Mumyalama Sanatı ve Anadolu Mumyaları kitabı sayesinde Amasya'ya düşmüştür. İlk sonuçlarda mumyalar Cumudar Şehzade Bey (56 yaşında), İşbuğa Nuyin (30), İzzettin Pervane Bey (50), eşi ile 1,5 yaşındaki kızı ve 3,5 yaşındaki oğluna atfedilmiştir. Çocuklarda zatürre benzeri solunum hastalıklarına, bir çocukta kemik büyümesini durduran bir hastalığa, cariyede ise ağır yaşam koşullarını yansıtan artrite rastlanmıştır. Hepsinin gözlerinin ve ağızlarının açık olduğu, Mısır mumyalarının aksine iç organlarının bulunduğu da kaydedilmiştir; mumyalama kimyasallarının, ölüm biçimlerinin ve akrabalık bağlarının ise daha sonra laboratuvarda araştırılacağı belirtilmiştir.
Özdemir'in açıklamalarında inceleme yılı 2003 verilir, bir başka röportajda 2002 geçer. Endoskopide beyin ile bağırsakların bulunmadığı, iç organların çoğunun yerinde olduğu anlaşılmıştır. Özdemir'e göre çocuklar hastalıktan ölmüştür, İşbuğa ve Cumudar ise boğularak öldürülmüştür. Mumyaların Moğollarca öldürüldüğü ise bir tahmindir. Belgeselin ilk sonuçlarında verilen yaşlar da tarihî kayıtlarla tam uyuşmaz; yirmi yıldan fazla nazırlık yaptığı yazılan İşbuğa'ya 30 yaş biçilmesi bu bilgiyle bağdaşmaz.
Amasya'daki Öteki Korunmuş Bedenler
Hüsameddin'e göre "Şehitler Türbesi" adıyla bilinen iki yer vardır: biri Burma Minare'deki Cumudar Türbesi, öteki Torumtay Camii, yani Gökmedrese içindeki bir hücredir. Sekiz kadar taş basamakla inilen bu derin taş odanın doğuya bakan kapısından başka ışık ya da hava alacak bir penceresi yoktur. İçinde biri güneyde, biri kuzeyde iki tabut durur; üstü kapalı tabutlarda çok sayıda insan başı, kol, bacak ve öteki uzuvlar bulunur ve etler kemiklerin üzerinde kurumuş gibi durmaktadır. Kitabe olmadığı için kimlikleri bilinmez; Hüsameddin burada Torumtay'ın oğlu, torunu ve soyundan gelen emirlerin yattığını tahmin eder (c. 1, s. 142).
Bir başka örnek Çeribaşı Mahallesi'ndeki Halkalı Dede Türbesi'dir. Burada Amasya emiri Şadgeldi Paşa'nın soyundan Şadi Bey'in kızı Saru Hatun gömülüdür. Hüsameddin, türbenin altındaki mahzende üstü açık bir tabut içinde, hafifçe sararmış kefeninin içinde bozulmadan duran bir ceset görüldüğünü yazar. Türbenin adı, mahzenin ağzını kapatan taşlardaki demir halkalardan gelir (c. 1, s. 140).
Bugün Nerede Sergileniyor
Mumyalar uzun süre müze bahçesindeki Selçuklu Sultanı I. Mesud'a ait türbede sergilenmiştir; eski anlatımların bir bölümü hâlâ böyle yazar. Hüsameddin bu türbeyi Yukarı Pazar'ın batısında, "Narlı Bahçe" denen mezarlığın güneyinde, her yanı taştan, sağlam, batıya bakan cephesi işlemeli, dikdörtgene yakın planlı bir yapı olarak tarif eder. Cephedeki sütunlarda girift kûfi bir yazı ve I. Mesud'un adı kazılıdır; Hüsameddin sultanın burada yattığını kesin sayar ve cephedeki kararmayı türbenin defalarca yangın geçirmesine bağlar (c. 1, s. 141). Mumyalar bu türbeden 3 Mayıs 2011'de, iklimlendirme cihazları yerleştirilen ve kameralarla donatılan özel bir bölüme taşınmış; türbede bundan sonra Osmanlı döneminden kalma mermer sandukaların sergileneceği açıklanmıştır.
Güncel anlatım mumyaların müze içinde, Mumyalar Salonu adlı özel bir bölümde, özel cam tabutlarda gösterildiğini belirtir. Bu bölüm kimi metinlerde birinci kat, 2011'deki taşınma haberinde ise ikinci kat olarak geçer; fark katların sayılış biçiminden kaynaklanıyor olabilir. Mumyalar nem ve ısı ayarlı bir ortamda, klima ve iklimlendirme cihazlarıyla korunur ve Bakanlık yetkililerince periyodik bakımdan geçer. Ziyaretten önce güncel düzenlemeyi sormak yerinde olur.
Salonda 2019'dan beri her mumyanın başucunda, o kişinin hayattayken nasıl görünmüş olabileceğini gösteren birer çizim asılıdır. Dönemin valisi Osman Varol'un Kasım 2019'da anlattığına göre sanatçılar önce kafatası ve beden biçiminden yola çıkarak bir modelleme yapmış, yüz ifadelerini ve boy posu buna göre çizmiş, ardından kişileri dönemin belgelerine dayanarak bir valinin ya da bir komutanın giyeceği türden kıyafetlerle tamamlamıştır. Varol çizimlerin birebir benzerlik iddiası taşımadığını, ziyaretçiye yalnızca bir fikir vermeyi amaçladığını da eklemiştir. Bu resimler mumyaların kimliğine dair yeni bir bilgi getirmez; geleneksel adlandırmayı görselleştiren bir sergileme tercihidir.
2002'de müze müdürü olan Ahmet Yüce, belgeselin Türkiye'nin tanıtımı açısından önemini vurgulamış ve dünya arkeolojisinde en çok mumyaya sahip müzenin Amasya olduğunu söylemiştir. Bu bir müdür beyanıdır. Özdemir de 2018'de Amasya'yı "Türkiye'deki tek İslami mumyalara sahip müze" olarak tanımlamış, öteki müzelerdeki mumyaların çoğunun Hristiyanlara ait olduğunu söylemiştir. Efe'nin Türkiye için verdiği 41 mumyalık toplam Amasya'yı ülke içinde önemli bir koleksiyon yapar, dünya çapındaki iddiayı ise doğrulamaz; Anadolu türbelerindeki Müslüman bedenler de "tek" ifadesini zayıflatır. Aynı iddia yerel basında bugün de dolaşır: 2026 yazında yayımlanan bir haber koleksiyonu iç organlarıyla birlikte korunan ve keten sargısız, açıkta sergilenen dünyadaki tek Türk ve Müslüman mumyaları olarak tanıtmış, İstanbul, Ankara ve Ordu gibi illerden gelen tur gruplarının müzeyi programlarının başına aldığını yazmıştır. İç organların yerinde bırakılması ve sargısız teşhir koleksiyonu gerçekten nadir kılar; "tek" sözcüğü ise yukarıdaki örnekler karşısında doğrulanmış bir nitelik sayılamaz.
Öne Çıkan Başka Eserler
Elmalı Mozaik
Yavru Köyü Küpderesi mevkiindeki kurtarma kazısında 2013'te ortaya çıkarılan mozaik, mimari dokudan anlaşıldığına göre Roma döneminde kırsal villa (villa rustika) olarak yapılan bir yapıya aittir. Yapı uzun yıllar kullanıldıktan sonra Doğu Roma döneminde, MS 4. yüzyılın sonlarından itibaren şapele, yani kiliseye dönüştürülmüştür. Yaklaşık 20 metrekarelik zeminde elma ağacı, elma tasviri, keklik ve geometrik figürler görülür. Mozaik, Amasya Misket Elması'nın yaklaşık 1700 yıl önce de ünlü olduğunu gösterdiği için önemli bulunur. Bazı kaynaklar mozaiğin yaşını 1800 yıl olarak verir; "dünyada elma ağacı betimleyen tek mozaik" iddiası ise yerel bir ifadedir.
Aktarla Lahdi
Krem renkli kireçtaşından, Yuvacık Köyü Aktarla Mahallesi'nde bulunan Roma dönemi lahdi tekne ve kapaktan oluşur. Teknenin bir yüzü sade bırakılmış, diğer üç yüzü mitolojik figür ve sahnelerle kabartmalıdır. Kapak semerdam biçimli, üçgen alınlıklı ve köşe akroterlidir; dar yüzlerden birinde bir kantharostan meyve yiyen iki kuş kabartması vardır. İzlere göre kapak ile gövde bronz bir perçinle birbirine bağlanmıştır. Kapağın hemen altında kırmızı boyayla boyanmış beş satırlık Grekçe bir kitabe yer alır. Kitabeye göre saygıyla yaklaşanlar Tanrı'dan iyilik görsün, mezarı ele geçirmeye çalışanlar için dünya basılmaz, denizler aşılmaz olsun ve çocuklarının, özellikle karısının hayrını görmesin. Mezarı soygunculardan korumak amacıyla iki dar yüzdeki yazıtın altında, payelerin oluşturduğu çerçeve içindeki Gorgon figürünün gözleri de kırmızıyla boyanmıştır.
Kayı Damgalı Pencere Kanatları
1486 tarihli II. Bayezid Camii'nden 2000'de müzeye getirilen ahşap pencere kanatlarında Kayı boyu damgası bulunur. Her kanat 208 x 67 santimetre ölçüsünde ve 6,5 santimetre kalınlığındadır; kanatlar üçer panodan oluşur, üst panolar yatay dikdörtgen, alt panolar kare, damganın yer aldığı orta panolar ise dikine dikdörtgendir. Damga "I Y I" biçiminde ve aynalı (müsenna) düzende işlenmiştir ve toplam 29,5 santimetrelik bir alanı kaplar; yanlardaki I biçimli işaretler 8 santimetre yüksekliğinde ve 3 santimetre gövde kalınlığındadır, ortadaki Y ise 13 santimetre yüksekliğinde ve ağız kısmında 13 santimetre genişliğindedir. Amasya il sınırlarında tespit edilebilen tek Kayı damgasının bu kanatlarda olduğu, Osmanlı coğrafyasında da tek örnek sayıldığı yazılır. Üst panolarda Molla Camii'ye ait olan, Konya Mevlâna Müzesi Hat Dairesi'nde de bulunan Farsça "Kâ'betü'l-uşşâk bâşed în mekâm / Her ki nâkıs âmed încâ şod temâm" beyti yazılıdır. Anlamı "Âşıkların Kâbe'sidir bu makam, buraya noksan gelen tamamlanır" biçimindedir.
Güneş Saati ve Ahşap Eserler
Osmanlı dönemine ait mermer güneş saati, çam kozalağı biçiminde, üç kaideli ve konik gövdelidir ve ünik bir eser sayılır. Gövdede on bir saatlik dilimleri gösteren kabartmalar bulunur, beşinde yarım saatleri gösteren oyuklar açılmıştır. Ahşap bölümünde Gökmedrese'nin 1266-1267 tarihli abanoz asıl kapısı, 1485 tarihli Mehmet Paşa Camii'nin kündekâri kapısı ve Gümüşhacıköy'deki bir manastıra ait, asma dalı ve üzüm salkımlarıyla bezeli Bizans kapı kanadı gibi eserler yer alır. Gökmedrese kapısının orta dikmesinde ustasının adını veren bir yazı vardır. Hüsameddin ve ondan önce İsmail Hakkı Uzunçarşılı bu adı "Ebu's-Silm en-Neccâr" diye okumuş, Amasya Tarihi'nin yeni baskısını hazırlayanlar ise müzedeki kapıyı yakından inceleyerek ibarenin "amel-i Ebû Müslim en-Neccâr", yani "marangoz Ebû Müslim'in işi" olarak okunabildiğini belirtmiştir (c. 1, s. 128).
Sancaklar
Müzede Gümüş (Gümüşhacıköy) sancağı, Amasya Vilayet sancağı ve Amasya Redif Taburu'nun İşkodra sancağı bulunur. Vilayet sancağı 1987'de II. Bayezid Camii'nden müzeye getirilmiştir.
Daha Eski Çağlardan
Özdemir'e göre Doğantepe'de 2006'daki çalışmalarda "Anadolu'nun 7 bin yaşındaki en yaşlı bebeği" ile aile mezarlığı bulunmuş ve bu buluntular tek vitrinde sergilenmiştir; tarihlendirme M.Ö. 6500'dür. Bu ifadeler yetkilinin röportajına dayanır ve yayımlanmış bir kazı raporuyla doğrulanamamıştır. Bizans dönemine ait iki lahit müze bahçesinde sergilenir; kireçtaşı lahitlerin yüzeyleri üzüm salkımı, asma dalı, palmet ve kuş motifleriyle bezelidir. Koleksiyonda ayrıca 1976'da katılan, Orta Tunç Çağı'na ait bronz bir gözlü balta da kayıtlıdır.
Hazeranlar Konağı ve Bağlı Birimler
Müze müdürlüğüne bağlı Hazeranlar Konağı, Hatuniye'de Hazeranlar Sokağı'ndadır. Konağı 1865'te Amasya defterdarı Hasan Talat Efendi yaptırmış, adını burada uzun süre oturan Hazeran Hanım'dan almıştır. Dört eyvanlı, orta sofalı planıyla geleneksel Osmanlı sivil mimarisinin örneklerinden olan yapı, haremlik ve selamlık olarak iki bölümlüdür ve dışa kapalı, iç avlulu bir tipe sahiptir. Güney bölümü, Amasya Kalesi'nin Yeşilırmak kıyısındaki antik dönem sur duvarları üzerine, bodrum üstü iki katlı, ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu hımış tekniğiyle yapılmıştır.
Konak 1977'de kamulaştırılmış, restorasyonu 1979'da başlayıp 1984'te tamamlanmıştır. Müze ev olarak ziyarete açıldığında 19. yüzyıl Amasya konaklarındaki aile yaşamı ve sosyal etkinlikler cansız mankenler ile 355 etnografik eserle canlandırılmıştır. On bir odalı yapıda oturma ve yatak odaları, yaz aylarında sohbet ve eğlence için döşenmiş eyvanlar, yöresel bindallı (gelinlik) giysilerin ve kadın sokak giysilerinin sergilendiği gelin odası, geleneksel halı ve kilimlerle donatılmış baş oda, çeyiz odası, günlük mutfak eşyaları, hamam kültürünü yansıtan kil, takunya ve işlemeli havlular ile Osmanlı kadınının ziynet eşyaları yer alır. Bugün konağın üst katları müze ev, bodrum katı ise resim sergi salonu ve sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.
Kral Kaya Mezarları Örenyeri de müzeye bağlı birimlerden biri olarak anılır. Burmalı Minare Camii (1242) Bakırcılar Çarşısı'nın arkasındadır. Şehirde başka müzeler de vardır: Şehzadeler Müzesi, Saraydüzü Kışla Binası ve Milli Mücadele Müzesi, Alparslan Belediyesi Müzesi, Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi ve Minyatür Amasya Müzesi.
Ziyaret Bilgileri
Müze, Üçler Mahallesi, Mustafa Kemal Paşa Caddesi No: 91'dedir ve şehrin her yerinden yürüyüş mesafesindedir. Müzekart geçerlidir. Ziyaretçilerin amatör makinelerle fotoğraf ve görüntü almasına izin verilir. Salonları ve bahçeyi gezmek bir buçuk saat kadar sürer; koleksiyonun çağlara göre akışını izledikten sonra mumya bölümüne geçmek, bölümlerin sırasına da uygun düşer.
Saatler ve ücretler zaman içinde değişir. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, 1 Mayıs-1 Ekim 2026 turizm sezonunda Amasya Müzesi'nin kapanış saatini 19:00 olarak duyurmuştur; önceki yıllarda da yaz sezonunda uzatma yapıldığı görülür, kış saatleri daha erkendir. Eski yazılardaki "pazartesi hariç her gün" gibi ifadeler doğrulanamamıştır. Güncel saat ve ücret için müze müdürlüğüne danışmak en doğrusudur.
Ziyaretçi sayıları da zamana göre değişir. 2002'de yılda 90-100 bin kişinin müzeyi gezdiği yazılmıştır. 2012 tarihli bir habere göre bir önceki yıl 75 bin 980 kişi gelmiştir; 2018'de müdür 2017 için 68 bin ziyaretçiden söz etmiştir. Vali Varol ise 2019'un son ayına girilirken o yıl müzeyi yaklaşık 100 bin kişinin gezdiğini açıklamıştır.
Kronoloji
M.Ö. 15. yüzyıl-M.Ö. 1200: Teşup heykelciği için kaynaklarda verilen tarihlendirme aralığı.
1242: Burmalı Minare Camii'nin inşa tarihi (kitabesine göre).
1266-1267: Gökmedrese'nin Emir Seyfeddin Torumtay tarafından yaptırılması.
1282: Cumudar'ın Teküder Han tarafından Amasya vilayeti nazırı yapılması (Hüsameddin).
1294: Cumudar'ın Baydu Han tarafından Anadolu nazırlığına getirilmesi (Hüsameddin).
1297: Cumudar'ın Amasya'da ölümü ve Burma Minare önündeki türbesine gömülmesi.
1297-1298: Muineddin Süleyman Pervane'nin oğlu, Amasya valisi Pervane Bey'in ölümü ve Cumudar'ın yanına gömülmesi (Hüsameddin).
1320: Müze envanterine göre İşbuğa Nuyin'in ölümü (Efe).
1486: II. Bayezid Camii'nin tarihi; müzedeki Kayı damgalı pencere kanatları bu camiye aittir.
1854-1855: Fethiye Camii altındaki mahzende bulunan bedenlerin Burma Minare'deki türbeye taşınması (Hüsameddin'e göre 1271 dolayları, müze müdürlüğüne göre 1855).
1865: Hazeranlar Konağı'nın yapımı.
1925: II. Bayezid Külliyesi medresesinde müze deposunun kurulması.
1928: Mumyaların türbelerinden müze memurluğuna nakli (Efe).
1949: Mahmatlar'da köylülerce bulunan metal buluntular ve ardından Koşay ile Akok'un kısa kazısı (Belleten).
1952: Yeşilırmak taşkınında mumyaların zarar görmesi (Efe).
1958: Deponun müze müdürlüğüne dönüşmesi.
1962: Koleksiyonun Gökmedrese'ye taşınması (bir anlatımda 1966); Teşup heykelciğinin Doğantepe'de bulunması.
22 Mart 1977: Yeni modern binaya taşınma.
14 Haziran 1980: Yeni binanın ziyarete açılması.
1984: Hazeranlar Konağı restorasyonunun tamamlanıp müze ev olarak açılması.
2000: Kayı damgalı pencere kanatlarının II. Bayezid Camii'nden müzeye getirilmesi; Stanley Ireland'ın müzedeki Yunan, Roma ve Bizans sikkeleri kataloğunun yayımlanması.
2001: Muzaffer Doğanbaş'ın Mumyalama Sanatı ve Anadolu Mumyaları kitabının yayımlanması.
2002-2003: National Geographic ekibinin mumyaları incelemesi (kaynaklarda yıl farklıdır).
2007: Oluz Höyük'te sistematik kazının başlaması.
3 Mayıs 2011: Mumyaların Sultan I. Mesud Türbesi'nden müze binasındaki iklimlendirmeli bölüme taşınması.
2013: Elmalı Mozaik'in kurtarma kazısıyla ortaya çıkarılması.
2019: Mumyaların hayattaki görünümlerini canlandıran çizimlerin salona yerleştirilmesi.
2020: Hasan Buyruk'un Esençay Definesi altın sikkeleri üzerine kitabının yayımlanması.
2023: Zeynep Kemaloğlu'nun müzedeki Osmanlı sikkeleri üzerine yüksek lisans tezi.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4 (Amasya Belediyesi e-kitap: s. 128, 139-142, 200, 328, 369-372; özellikle "Cumûdâr Türbesi", "Şehîdler Türbesi", "Sultân Mes'ûd Türbesi" maddeleri ile Cumudar ve Pervane Beyler bahsi) ve c. 6-8 (e-kitap s. 533, "Camudâr Noyin" maddesi); amasya.bel.tr/uploads/e-kitap. amasya.bel.tr
- Hasan Buyruk, Amasya Müzesi Esençay Definesi: I. Aleksius ve II. Jhon Komnenos Dönemi Altın Sikkeleri, Ankara: Akademisyen Kitabevi, 2020. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Zehra Efe, "Türkiye Müze ve Türbelerindeki Mumyaların Tarihi ve Bugünkü Durumları", Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 34, 2015, s. 279-292.
- Şevket Dönmez ve E. Emine Naza Dönmez, "Amasya-Oluz Höyük Kazısı 2007 Dönemi Çalışmaları: İlk Sonuçlar", Belleten, 73/267, 2009 (Sedat Alp, "Amasya Civarında Zara Bucağında Bulunan Hitit Heykeli ile Diğer Hitit Eserleri", Anadolu/Anatolia VI, 1963 ve H. Z. Koşay-M. Akok, "Amasya Mahmatlar Köyü Definesi", Belleten XIV/31, 1950 çalışmalarının Belleten kaynakçasındaki künyeleriyle).
- Zeynep Kemaloğlu, Amasya Müzesi'nde Bulunan Osmanlı Dönemi Sikkeleri, yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, 2023 (özet).
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Amasya Müzesi" ve "Burmalı Minare Camii ve Cumudar Türbesi" (kulturportali.gov.tr). kvmgm.ktb.gov.tr
- T.C. Amasya Valiliği, "Amasya Müzesi" (amasya.gov.tr).
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Amasya Müzesi" ve "Amasya Museum" (amasya.ktb.gov.tr).
- Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, "Amasya Müze Müdürlüğü" (Arkeoloji Müzesi ve Hazeranlar Konağı bölümleri) ve "2026 Turizm Sezonunda Ziyaret Saatleri" (kvmgm.ktb.gov.tr).
Diğer kaynaklar
- Stanley Ireland, Greek, Roman and Byzantine Coins in the Museum at Amasya (Ancient Amaseia), Turkey, Londra: British Institute of Archaeology at Ankara (Monograph 27), 2000 (yayıncı tanıtımı ve Andrew Meadows'un Bibliotheca Orientalis 58, 2001'deki değerlendirmesinden aktarımla; ayrıca Warwick Üniversitesi, Dr Stanley Ireland araştırma sayfası).
- Anadolu Ajansı, "Amasya'daki mumyalar taşındı", Hürriyet, 3 Mayıs 2011; Anadolu Ajansı (Enes Sansar), "Amasya Müzesi'nin Müslüman mumyaları", Arkeolojik Haber; Anadolu Ajansı (Enes Sansar), "Amasya Müzesi'ndeki mumyalara ziyaretçi ilgisi", 4 Eylül 2018. hurriyet.com.tr
- DHA (Serap Şerife Kara), "Amasya Müzesi'ndeki mumyalara özel muhafaza", 6 Mayıs 2021; DHA, "59 yıl önce Amasya'da tesadüfen bulundu...", Hürriyet, 23 Nisan 2021.
- Hürriyet, "Amasya'nın mumyası elmasını geçecek", 15 Haziran 2002; Timeturk, "İşte mumyalanmış ilk müslüman Türkler", 10 Ağustos 2009; Anadolu Ajansı (Enes Sansar), "Amasya'daki mumyaların gerçek hayattaki görünümleri resmedildi", 30 Kasım 2019, https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/amasyadaki-mumyalarin-gercek-hayattaki-gorunumleri-resmedildi/1659781; Objektif Amasya (Fatma Betül Yılmaz), "Dünyanın En Nadir Mumya Örnekleri Amasya'da Sergileniyor", 4 Temmuz 2026, https://www.objektifamasya.com/haber/28279499/dunyanin-en-nadir-mumya-ornekleri-amasyada-sergileniyor; Sabah, "Anadolu'nun esrarengiz mumyaları", 8 Mart 2012; İHA, "Amasya: Öldürülen Vali ve Ailesinin Mumyaları", haberler.com, 5 Eylül 2006.
- Edib Ahmet Ceylan, "Amasya Müzesindeki Paha Biçilmez Eserler", Duyuru Gazetesi, 29 Mart 2018; Ekrem Buğra Ekinci, "Türkler ve Mumyacılık".
Çevrimiçi kaynaklar









