İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Efendi-Ürgübî el-Hâc

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 216–217 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Ürgüblüdür. İcâzet-nâmelerinde kendisinin imzâsı ve evlâdının beyânı üzere Ürgüb kasabasında Kasab oğlu Hasan bin Mustafa bin İsa mahdûmudur. Takrîben [694] 1133’de doğdu. İptidâ Hâdim Müftüsü iken 1169’da vefât eden allâme-i zaman Ebû Saîd Mehmed Hâdimî Efendi’den tahsîl-i ulûm ederek icâzet-nâme aldı.

1165’de Amasya’ya gelip Yörgüç Paşa Medresesi’nde ikâmet ve Amasya fuzalâsından İydîzâde el-Hâc Mustafa Akif, emîr-i müderris es-Seyyid el-Hâc Ahmed, Laz Hoca el-Hâc İbrâhim, Lâdik’te Şeyhülislâm Medresesi müderrisi Amedî Mehmed Efendilerden Mevâkıf, Telvîh, Hidâye, Sünen-i Buhârî ve Müslîm kitâblarını kemâl-i itkân ile kıra’at etdi. Her birinden icâzet-nâmeler alıp ders-i am oldu.

Esâtize-i müşârün-ileyhimin vefâtında yerlerini tutan bir ders-i âm-ı meşhûr olduğundan 1182’de inhilâl eden Hızır Paşa müderrisliği içinde açılan imtihâna on kadar ders-i âm efendilerle girip fâzıl-ı meşhûr Seküköylüzâde el-Hâc Mehmed Kâşif Efendi’nin sorduğu müşkil su’allere verdiği cevaplarını hey’et-i ilmiyyeye beğendirmiş olduğundan Hızır Paşa müderrisliği uhdesine tevcih edildi. Bununla fazîlet-i ilmiyyesi anlaşıldı.

Meşâhîr-i esâtizeden Mümeyyiz Mehmed Kâşif, Seküköylüzâde [695] Muhaddis el-Hâc Osmân, Çelebizâde el-Hâc Hüseyin, Uzun Müderris el-Hâc Süleyman Efendiler gibi fuzalânın vefâtlarından sonra Amasya’da teferrüd edib mükerreren icâzetler verdi. Pek çok ulemâ yetiştirdi. İlm ü fazlı derecesinde nüfûz ve şöhreti artıp “Üstâzü’l-küll” oldu. Talebe her taraftan akın akın Amasya’ya gelip medreseler dolup taştı.

1206’da ulemânın ibrâmıyla bu ana kadar istemediği Amasya müftülüğünü kabûl edib 1207 senesi rebîülevvelinde Kadı Ahmed Reşid Efendi’yi bir mes’ele-i fıkhiyyeden dolayı hânesinde darb etdirdiğinden azledildi. Fakat cumâdelûlâsında yine ulemânın ibrâmıyla sânîyen Amasya müftüsü olup 1208 zilhiccesinde mütesellim-i livâya hiddet edib azli kabûl etdi.

1209 senesi rebîülevvelinin gurresinde sâlisen Amasya müftüsü olup şevvâlinde ma’zûl ve 1211 senesi recebinde dördüncü defa Amasya müftüsü olduğu halde 1213 senesi şevvâlinin on birinci günü seksen yaşlarında dâr-ı kutse intikâl etdi. Hz. Pîr İlyas türbesinin şimâl-i şarkiyyesinde yol üzerinde üstâdı Laz Hoca İbrâhim Efendi’nin yanında medfûndur. [696] Tilmizi Akifzâde es-Seyyid Abdurrahim Efendi bin el-Hâc İsmâil Kâmil Efendi “el-Mecmû” adlı eserinde diyor ki; “Gâyet fâzıl, muhakkik, usûlî bir allâme-i müdakkık olup pek müteşerri’, âbid, müteverri, zâhid, te’ayyüşü sâde, telebbüsü külfetden âzâde, bünyesi cesîm, orta boylu, kebîrü’l-imâme, gâyet mehîb, vakûr, mü’eddeb idi.

Mizâcında hiddet, meşrebinde salâbet, kavlinde sadakât, fi’ilinde ciddiyet olup, zalemeye karşı seyf-i sârim olduğu halde talebe, fukara ve mesâkine gâyet mülâyim ve şefûk idi. Nevâdir-i eslâfa letâ’if ve tevârihe, muhâzarâta âşinâ olduğundan bezm-i sohbeti gâyet latîf, müfît, mizâha mâ’il idi.

Mikdat Ahmed Paşa Amasya mutasarrıflığı zamanında evkâfı istimlâk için a’mâl-i nüfûz ve şiddet eylediği, ulemâ ve a’yânı asıp kestiği zamanlarda fevkalâde metânet, medenî cesâret ibrâz ederek şu kanlı zâlimi tahvil-i fikr ve niyete icbâr eylediği meşhûrdur.

Allâme-i müşârün-ileyh her gecenin sülüs-i ahîrinde yatağından kalkıp [697] teheccüd namazını edâ eder sonra Sultân Bâyezîd Câmii şerîfine gelip minberin yanına oturur. Fikr ü ibâdetle vakt-i salâta kadar iştigâl ederek sabah namazını edâdan sonra Kur’ân-ı Kerîm’den bir cüz-i şerîf okur. Ba’dehû birinci dersine başlar.

Bu ders-i ikmâl etdikten sonra Duha namazını kılar. Sonra ikinci ve üçüncü derslerini okutur. Bunları ikmâl edene kadar öğle ezânı okunur. Öğle nâmazını kıldıktan sonra hânesine avdet edib bir müddet kaylule yapar. Sonra kalkıb mütala’ât ile iştigâl ve ikindi nâmazını hânesi civârında olan Enderûn câmii şerîfinde edâ eder. Orada dördüncü dersini okuturdu.

Ekser eyyâmında sâ’im, geceleri kâ’im, tefsîr-i Kur’âna mülâzım, takrîr-i hadîse müdâvim, ferâseti gâlib, kuvve-i hâfızası mükemmel, kütüb-i sûfiyyeyi mütâla’aya münhemik, kelimât-ı sûfiyyeyî hüsn-i te’vilde bî-nazîr idi. Mesâ’il-i kelâmiyye, mebâhis-i fikhıyye, ka’vâid-i usûliyye ve mantıkîye ve Arabîye hıfzında olduğundan istifsâr olundukda bilâ-tereddüd cevaplar verir. Delâ’il-i ulemâyı ibârâtı ile ezberden nakl ü îrâd eylerdi. [698]

Gâyet münâzır, behhâs, sür’at-i intikâle mâlik olup ulemâ-i vücûdiyye ve meşâyih-i sûfiyye ile derin mübâhaselere girişerek şeriâtı bi-hakkın müdâfa’a, anları edille-i şer’iyye ve sûfiyye ile ilzâm ve iskât ederdi. A’yân-ı sâbiteyi mevhûmat-ı faraziyye itibâr eden vücûdiyyûnu “İslâm’ın sofistâ’ileri” diye ta’yîb ve zevâhir-i şeri’atı inkâra mü’eddî olan kelimât-ı melâmîyeyi redd ü tezyîf etmekte bir âyet-i ilâhiyye idi. Kaddesallahu rûhahû ve nevvera zarîhahû”.

Asrında riyâset-i ilmiyye kendisine müntehî ve münhasır olan şu allâme Amasya’ya geldiği zaman fuhûl-ı ulemânın vücûdu ile tedrîse cesâret edemeyip onlardan telemmüze mübâderet ve bunlardan icâzet alarak tedrîse mübâşeret etdiği elsîne-i ulemâda tevâtüren sâbit olduğu düşünülürse Amasya’nın o zamanlardaki mevki-i ilmiyyesi derhâl anlaşılır.

1207’de Ayıntablı Kara Osmânzâde Ahmed Efendi’ye şu allâmenin verdiği icâzetnâmeyi gördüm. Müşârün-ileyhin Amasya’da Akif, Ahmed, İbrâhim, Mehmed Efendilerden ahz-ı ulûm ve telemmüz etdiği kendi el yazısıyla manzûrum oldu. Yazısı rik’aya yakın bir hatt-ı talîk idi. [699]

Allâme-i müşârün-ileyhin tilmizleri, şakirdân-ı irfânı pek çoktur. Bunların içinde sudûr ve mevâlî de vardır. Hele kadılar, müftüler, müderrisler sayılamaz. Silsile-i ilmiyyesi, sülâle-i zâtîyesi gibi Amasya’da mevcutdur. Silsile-i ilmiyyesi dört koldan Sadrü’ş-şerîa, Pir İlyâs Halvetî, Seyyid Şerîf Cürcanî, Sa’adeddîn Taftazanî hazaratına müntehî olur.

Müşârün-ileyhin mahdûmları es-Seyyid Mehmed Kâşif, Hasan Arif, Ahmed Necib Efendilerdir. Es-Seyyid Mehmed Kâşif Efendi 1233’de vefât edib mahdûmu es-Seyyid Abdürrezzak Efendi de ulemâdandır. Es-Seyyid Hasan Arif Efendi 1241’de bilâ-veled vefât etdi. Müftü es-Seyyid el-Hâc Necib Ahmed Efendi de 1253’de ve es-Seyyid Abdürrezzak Efendi 1254’de vefât etdiler.

Müftü Hacı Necib Efendizâde es-Seyyid Ahmed Efendi 1294’de vefât edib oğulları Hâfız Mustafa, Mehmed Kâşif, Ali Efendilerdir. Ali Efendi yirmi yaşlarında 1303’de bilâ-veled ve Mehmed Kâşif Efendi 1327’de ve ulemâdan Hâfız Mustafa Efendi de 1328’de vefât etdiler. Bunların hepsine “Ürgüplüzâdeler” dendi. [700]

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Ürgüplüdür. İcazetnamelerindeki imzası ve çocuklarının anlatımına göre Ürgüp kasabasında Kasapoğlu Hasan bin Mustafa bin İsa'nın oğludur. Yaklaşık 1133'te [1720-21] doğdu. Önce Hadim müftüsü iken 1169'da ölen, çağının büyük âlimi Ebû Saîd Mehmed Hâdimî Efendi'den ilim öğrenerek icazet aldı.

1165'te Amasya'ya gelip Yörgüç Paşa Medresesi'nde kaldı. Amasya âlimlerinden İydîzâde Hacı Mustafa Akif, emîr müderris Seyyid Hacı Ahmed, Laz Hoca Hacı İbrahim ve Ladik'te Şeyhülislam Medresesi müderrisi Âmedî Mehmed Efendilerden Mevâkıf, Telvîh, Hidâye, Sünen-i Buhârî ve Müslim kitaplarını tam bir sağlamlıkla okudu. Her birinden icazetname alıp genel ders veren (ders-i âm) bir hoca oldu.

Anılan hocaların ölümünde yerlerini tutan, tanınmış bir ders-i âm olduğundan, 1182'de boşalan Hızır Paşa müderrisliği için açılan imtihana, ders-i âm olan on kadar efendi ile girdi. Tanınmış âlim Seküköylüzâde Hacı Mehmed Kâşif Efendi'nin sorduğu zor sorulara verdiği cevapları ilmiye heyetine beğendirdiği için Hızır Paşa müderrisliği kendisine verildi. Bununla ilim üstünlüğü anlaşıldı.

Ünlü hocalardan Mümeyyiz Mehmed Kâşif, Seküköylüzâde Muhaddis Hacı Osman, Çelebizâde Hacı Hüseyin, Uzun Müderris Hacı Süleyman Efendiler gibi âlimlerin ölümünden sonra Amasya'da tek kalıp defalarca icazet verdi. Pek çok âlim yetiştirdi. İlmi ve üstünlüğü ölçüsünde nüfuzu ve şöhreti arttı, "Üstâzü'l-küll" (herkesin hocası) oldu. Öğrenciler her yandan akın akın Amasya'ya gelip medreseler dolup taştı.

1206'da âlimlerin ısrarı üzerine, o zamana kadar istemediği Amasya müftülüğünü kabul etti. 1207 rebîülevvelinde Kadı Ahmed Reşid Efendi'yi bir fıkıh meselesi yüzünden evinde dövdürdüğü için görevden alındı. Ancak cemaziyelevvelde yine âlimlerin ısrarı ile ikinci kez Amasya müftüsü oldu; 1208 zilhiccesinde livâ mütesellimine öfkelenip azli kabul etti.

1209 rebîülevvelinin başında üçüncü kez Amasya müftüsü oldu, şevvalde görevden ayrıldı. 1211 recebinde dördüncü kez Amasya müftüsü iken 1213 şevvalinin on birinci günü seksen yaşlarında ahirete göçtü. Pîr İlyas türbesinin kuzeydoğusunda, yol üzerinde, hocası Laz Hoca İbrahim Efendi'nin yanında gömülüdür.

Öğrencisi Akifzâde Seyyid Abdurrahim Efendi bin Hacı İsmail Kâmil Efendi "el-Mecmû" adlı eserinde şöyle der: "Çok bilgili, araştırıcı, usûl ilminde derinleşmiş, titiz bir âlim idi. Pek dindar, ibadet düşkünü, haramdan sakınan, dünyadan uzak, geçimi sade, giyimi gösterişsiz, vücudu iri, boyu orta, sarığı büyük, son derece heybetli, vakur, edepli idi.

Mizacında sertlik, tutumunda metanet, sözünde doğruluk, davranışında ciddiyet vardı. Zalimlere karşı keskin bir kılıç olduğu hâlde öğrencilere, yoksullara ve düşkünlere çok yumuşak ve şefkatliydi. Önceki büyüklerin nükte ve hikâyelerini, tarihleri, sohbet usullerini iyi bildiğinden sohbet meclisi çok hoş, faydalı ve şakaya yatkındı.

Mikdat Ahmed Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında vakıfları kamulaştırmak için nüfuz ve şiddet kullandığı, âlim ve ayanı astığı kestiği zamanlarda olağanüstü metanet ve sivil cesaret göstererek bu kanlı zalimi fikrinden ve niyetinden döndürdüğü meşhurdur.

Anılan âlim her gecenin son üçte birinde yatağından kalkıp teheccüd namazını kılar, sonra Sultan Bâyezîd Camii'ne gelip minberin yanına otururdu. Namaz vaktine kadar düşünce ve ibadetle meşgul olur, sabah namazından sonra Kur'an-ı Kerîm'den bir cüz okurdu. Ardından ilk dersine başlardı.

Bu dersi bitirdikten sonra duha namazını kılar, sonra ikinci ve üçüncü derslerini okuturdu. Bunları bitirene kadar öğle ezanı okunurdu. Öğle namazını kıldıktan sonra evine dönüp bir süre kaylule (öğle uykusu) yapardı. Sonra kalkıp okumayla meşgul olur, ikindi namazını evinin yakınındaki Enderun Camii'nde kılar ve orada dördüncü dersini okuturdu.

Ömrünün çoğunda gündüzleri oruçlu, geceleri ibadette idi; Kur'an tefsirine bağlı, hadis açıklamasına devamlı, firaseti güçlü, hafızası mükemmeldi. Tasavvuf kitaplarını okumaya dalmıştı ve tasavvuf sözlerini güzel yorumlamakta eşsizdi. Kelam meseleleri, fıkıh konuları, usûl kaideleri, mantık ve Arapça ilimleri ezberinde olduğundan sorulduğunda tereddütsüz cevap verirdi. Âlimlerin delillerini ibareleriyle ezberden aktarırdı.

Çok iyi tartışırdı, delil getirmede ustaydı, çabuk kavrardı. Vahdet-i vücûdu savunan âlimler ve tasavvuf şeyhleri ile derin tartışmalara girip şeriatı hakkıyla savunur, onları şer'î ve tasavvufî delillerle susturur ve ilzam ederdi. Varlıkların ilmî sûretlerini (a'yân-ı sâbite) hayal ürünü varsayımlar sayan vücûdiyye taraftarlarını "İslâm'ın sofistleri" diye eleştirir, şeriatın dış hükümlerini inkâra götüren melâmî sözleri reddedip küçük görmekte bir ilâhî ayet gibiydi. Allah onun ruhunu kutsasın ve kabrini aydınlatsın."

Zamanında ilim başkanlığı kendisinde son bulan ve yalnız ona ait olan bu büyük âlim, Amasya'ya geldiği zaman, büyük âlimlerin varlığı yüzünden ders vermeye cesaret edememiş, onlardan öğrencilik yapıp icazet alarak ders vermeye başlamıştır. Bunun âlimlerin dilinde art arda kesin olarak sabit olduğu düşünülürse Amasya'nın o zamanlardaki ilim seviyesi hemen anlaşılır.

1207'de Ayıntablı Kara Osmanzâde Ahmed Efendi'ye bu âlimin verdiği icazetnameyi gördüm. Adı geçenin Amasya'da Akif, Ahmed, İbrahim, Mehmed Efendilerden ilim alıp öğrencilik ettiğini kendi el yazısıyla gördüm. Yazısı rik'aya yakın bir talik hattıydı.

Anılan âlimin öğrencileri, ilim talebeleri pek çoktur. Bunların arasında üst rütbeli âlimler (sudûr ve mevâlî) de vardır. Kadılar, müftüler, müderrisler ise sayılamaz. İlim silsilesi, soyu gibi Amasya'da yaşamaktadır. İlim silsilesi dört koldan Sadrüşşerîa, Pîr İlyas Halvetî, Seyyid Şerîf Cürcânî ve Sa'deddin Taftazânî'ye ulaşır.

Adı geçenin oğulları Seyyid Mehmed Kâşif, Hasan Arif, Ahmed Necib Efendilerdir. Seyyid Mehmed Kâşif Efendi 1233'te ölmüş, oğlu Seyyid Abdürrezzak Efendi de âlimlerdendir. Seyyid Hasan Arif Efendi 1241'de çocuksuz öldü. Müftü Seyyid Hacı Necib Ahmed Efendi 1253'te, Seyyid Abdürrezzak Efendi 1254'te öldüler.

Müftü Hacı Necib Efendizâde Seyyid Ahmed Efendi 1294'te ölmüş, oğulları Hâfız Mustafa, Mehmed Kâşif, Ali Efendilerdir. Ali Efendi yirmi yaşlarında 1303'te çocuksuz, Mehmed Kâşif Efendi 1327'de, âlimlerden Hâfız Mustafa Efendi de 1328'de öldüler. Bunların hepsine "Ürgüplüzâdeler" denildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • icâzet-nâme: bir hocanın öğrencisine, kitabı okutma ve rivayet etme yetkisi verdiğini bildiren belge
  • ders-i âm: medresede genel ders vermeye yetkili hoca
  • teferrüd: tek kalma, öne geçme
  • mütesellim-i livâ: sancak beyinin ya da mutasarrıfın vekili sayılan, vergi toplayan yerel yönetici
  • te'ayyüş, telebbüs: geçim, giyim kuşam
  • teheccüd: gecenin son bölümünde kılınan nâfile namaz
  • duha: kuşluk vakti namazı
  • kaylule: öğle uykusu
  • münâzır, behhâs: tartışmada usta, her konuyu derinlemesine araştıran kişi
  • vücûdiyye: vahdet-i vücûd düşüncesini savunanlar
  • sudûr, mevâlî: üst rütbeli âlimler ve kadılar

İcazet Zincirinin Başındaki Hoca

Hâdimî Efendi, Ahmed Efendi'nin hocasıdır ve Amasya müderrislerinin icazet silsilesinde başlangıç noktası olarak görünür. Hasan Telli'nin Meşîhat arşivi belgelerine dayanan çalışması, Amasya müderrislerinin icazetnamelerindeki hoca zincirinin Ebû Saîd Muhammed el-Hâdimî'de birleştiğini, bundan sonra iki ana kolla devam ettiğini, bu kollardan birinin İmâm Buhârî'ye, ötekinin Ebû Hanîfe'ye dayandığını bildirir. Hüsameddin'in Ahmed Efendi için verdiği silsile ise Sadrüşşerîa, Pîr İlyas Halvetî, Seyyid Şerîf Cürcânî ve Taftazânî'ye bağlanır. Telli'nin incelediği belgeler II. Abdülhamid döneminin müderrislerine aittir; yani Hâdimî'nin izi, bu maddedeki Ahmed Efendi'den yüz yıl sonraki icazetnamelerde de sürmektedir.

Amasya'nın İlmî Konumu

Telli, Amasya'da kırktan fazla medrese tespit edildiğini ve şehrin bölgenin eğitim hayatında önemli bir çekim merkezi olduğunu yazar. Maddedeki tablo bu genel değerlendirmeyle uyuşur: Ahmed Efendi'nin geldiği 1165'te şehirde Yörgüç Paşa ve Hızır Paşa medreseleri, Ladik'te Şeyhülislam Medresesi gibi medreseler ve bunlarda ders veren çok sayıda hoca vardır. Hüsameddin'in dikkat çektiği nokta şudur: ilim başkanlığı sonradan kendisinde toplanan bir âlim bile Amasya'ya geldiğinde ders vermeye cesaret edememiş, önce oradaki hocalardan okumuştur. Hüsameddin bunu Amasya'nın ilmî seviyesinin göstergesi sayar.

Müftülük, Azil ve Mütesellim

Hüsameddin'in bilgisine göre Ahmed Efendi dört kez Amasya müftüsü olmuş, ilk görevinden Kadı Ahmed Reşid Efendi'yi dövdürdüğü için azledilmiş, ikincisinden ise mütesellime öfkelenip kendi isteğiyle ayrılmıştır. Mütesellim, kaynaklara göre beylerbeyi ya da sancak beyinin vekili olarak onların görevde bulunmadığı zamanlarda yerlerine bakan ve vergileri toplayan görevlidir. XVIII. yüzyılda mütesellimliklerin büyük bölümü yerel hânedanların eline geçmiş, bu durum yerel güçlerin yükselmesine zemin hazırlamıştır. Müftünün bir mütesellimle çatışması bu bağlamda anlaşılabilir.

Dikkat Çeken Noktalar

Maddede bir müftünün günlük ders düzeni ayrıntılı verilir: gece namazı, camide düşünce ve ibadet, sabah namazı, dört ayrı ders, öğle uykusu ve ikindi sonrası Enderun Camii'ndeki son ders. Bu tasvir öğrencisi Akifzâde Abdurrahim Efendi'nin "el-Mecmû" adlı eserinden aktarılmıştır; yani bir öğrencinin gözüyle yazılmıştır ve övgü niteliği taşır. Hüsameddin ayrıca kendi gözlemini de ekler: Ahmed Efendi'nin verdiği bir icazetnameyi ve el yazısını görmüştür.

Mikdat Ahmed Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında vakıfları kamulaştırmak için baskı kurduğu ve âlimleri astığı anlatısı yalnızca bu aktarmadan bilinmektedir; başka kaynaklarda bu paşaya ve olaya dair bilgiye rastlanmadı. Ahmed Efendi hakkında da bu madde dışında bir kaynağa ulaşılamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 216–217. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.