Köprülüdür. Sadr-ı esbak Köprülü Mehmed Paşa bin Hüseyin Ağa’nın büyük mahdûmudur. Sadr-ı müşârün-ileyhin ikinci zevcesi olan Köprülü Hacı Yûsuf Ağa bin Ahmed Bey’in kerîmesi Ayşe Hânım’dan Köprü kasabasında 1045 senesinde doğdu. Pederi bu esnâda mîr-livâ idi.
Mukaddimât-ı ulûmu Köprü’de olduğu müddetce ora ulemâsından Sâlih ve Amasya’da Müftü Yeğenzâde el-Hâc Mehmed, Amasya ulemâsından Hacı Efendizâde Mustafa Efendilerden ve İstanbul’da meşhûr Kara Çelebizâde Abdulaziz Efendi’den ahz ü ikmâl edib ondan mülâzım ve 1062’de silsile-i ulemâya dâhil olarak müderris, 1069’da tuğrât-ı mahdûmâne ile Sahn’a vâsıl oldu.
Yedi yıl zarfında sahna kadar gelmesi ulemâ arasında hayli dedikoduya bâdî olduğuna pederi münfâ’il olup [548] 1069 zilhiccesi evâhirinde uhdesine Rumeli Beylerbeyliği pâyesiyle Erzurum valiliğini tevcih etdirdi. Bu esnâda henüz yirmi dört yaşında bir genç idi. Sadâret ağalarından Erzurumlu Timur Paşazâde Osmân Ağa’yı kendisine kethüdâ nasb ederek gönderdi.
1071 senesi muharreminin üçüncü günü rütbe-i vezâretle Şam vâlîsi olup Suriye kıtasına gitdi. Orada birkaç yıldan beri devam eden Dürzi isyânını kökünden kesip kurutacak derecede harben ve sulhen teskîn etmeğe muvaffak olarak büyük bir yararlık ve varlık gösterdi.
Bu muvaffakiyet üzerine sene-i mezbûre zilka’desinde İstanbul kâim-makâmı olup Şam’dan geldi. Pederi de Sultân Mehmed Hân-ı Râbi ile beraber Edirne’ye gitdiğinden bir müddet sonra hasta olup yatağa düştü. Dördüncü Sultân Mehmed Hân’ı endişeye düşürdü.
1072 senesi saferinin evâ’ilinde Edirne’ye celb edilip rikâb-ı hümâyûn kâ’im-makâmı oldu. Pederinin rebîülevvel ayının yedinci gecesinde vefâtı üzerine ta’rif ve tavsiyesiyle [549] yirmi yedi yaşında sadr-ı a’zam oldu.
Onbeş yıl, beş ay, on dokuz gün devam eden zaman-ı sadâretinde, Girit, Macar, Nemçe, Rus üzerine ilân-ı harb ederek serdâr-ı ekrem olup yaptığı muhârebelerde galibiyet kazandı. Nice kaleler fethederek eyâletler aldı. Devlet ve milletin yüzünü güldürdü.
Çünkü devlet ve milleti pek fâzılâne ve hakimâne idâre ederek Türk teb’ası olan bütün milletlerin pek samimî muhabbetlerini kazandı. Ufak bir isyân ve ihtilâle meydân vermedi. Bütün millet kendisini candan sever, her emrine boyun eğerdi. Bu sûretle Avrupa’yı hükmüne râm etdi. Türklüğü göklere çıkardı.
Ne yazık ki müskirâta pek düşkündü. Bundan dolayı bedenine ârız olan za’f ü nehâfet son günlerinde ziyâdeleşti. Nihayet müskirâtın te’sirâtıyla 1087 senesi şa’bânının yirmi altıncı günü dâr-ı bekâya irtihâl etdi. Çenberlitaş civârında pederinin yaptırdığı Dâru’l-Hadîsi önünde pederinin sol tarafında medfûndur. [550]
Âlim, müdebbir, muhârib, hâkim, sahî, âlî-himmet, mücâhîd hayr-hâh, şecî’, metîn, “Fâdıl Ahmed Paşa” demekle meşhûr bir vezîr-i âlî-şân idi. Şerîk-i saltanat olduğunu iddia edenler de vardır. Lâkin bu iddi’a sadr-ı müşârün-ileyhin bütün harekât ve ef’âliyle merdûddur.
Fütûhât ve muhârebâtını irâ’e etmek üzere kethüdâsı Osmân Ağa’nın yazdığı menâkıb-nâmesi, Köprülüzâdelerin sülâlesini ve hayat-ı siyâsiyyelerini tahrîr eden İbrâhim Behcetî Efendi’nin silsile-nâmesi İstanbul kütübhânelerinde mevcûtdur. İbrâhim Behcetî Efendi’nin Köprülü Mehmed Paşa’yı ve Köprülüzâdeleri Rumelideki Köprülü kasabasından göstermesi bütün tevârihe ve kuyûd-ı resmiyyeye muhâliftir. Sülâlesini de yanlış kaydetmişdir. Köprülü Mehmed Paşa tercemesinde tashîh olunur.
Pederinin sefk-i dimâya olan meylinden ziyâde kendisinin tedbir ve ihsan ile kalıp enâmı celb ve teshîr etmesi sadr-ı müşârün-ileyhin hayat-ı siyâsiyyesinde şanlı bir muvaffakiyet, yüksek bir faziletdir. Bunun için pederinin sadâretine itirâz edenler kendisine ifâ-yı teşekkür etmişlerdi. [551]
Vatanı olan Köprü’de bir medrese-i âlîye, İstanbul’da mükemmel bir kütübhane, Girit’in Kandiye şehrinde ve Rumeli’de Uyvar Kalesinde bir câmii şerîf yaptırdı. Bu hayrâtını idâre edecek pek çok musakkafât, arazi ve mezârî’ vakfederek nâmını bu sûretle de ibkâ etdi.
Sadr-ı müşârün-ileyh bilâ-veled vefât eylediğinden vakfiyesini birâderi Fâzıl Mustafa Paşa tanzim etdirdi. Kuyûd-ı vakfiye idâresinde vakfiyesi müseccel ve kütübhanesine vakfetdiği binlerce kitaplar mukayyeddir. Kıymetdâr kitâbları vardır. Müşârün-ileyhin kethüdâları aşağıda Fâzıl Ahmed Paşa diye gelecek tercemesi zeylinde arz edilir.⁵⁸
Günümüz Türkçesiyle
Köprülüdür. Eski sadrazam Köprülü Mehmed Paşa bin Hüseyin Ağa'nın büyük oğludur. Adı geçen sadrazamın ikinci eşi olan, Köprülü Hacı Yusuf Ağa bin Ahmed Bey'in kızı Ayşe Hanım'dan Köprü kasabasında 1045 yılında [1635-36] doğdu. Babası o sırada mîr-livâ (sancak beyi) idi.
İlmin ilk basamaklarını Köprü'de bulunduğu sürece oranın âlimlerinden Sâlih'ten, Amasya'da müftü Yeğenzâde Hacı Mehmed'den ve Amasya âlimlerinden Hacı Efendizâde Mustafa Efendi'den, İstanbul'da da ünlü Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi'den öğrenip tamamladı; ondan mülâzım (müderris adayı) oldu, 1062'de [1651-52] ilmiye silsilesine girerek müderris, 1069'da [1658-59] padişah tuğrasıyla Sahn'a (Sahn-ı Semân medreseleri derecesine) ulaştı.
Yedi yıl içinde Sahn derecesine kadar gelmesi âlimler arasında epeyce dedikoduya yol açınca babası bundan rahatsız oldu ve 1069 Zilhicce ayının sonlarında oğluna Rumeli beylerbeyliği payesiyle Erzurum valiliğini verdirdi. O sırada henüz yirmi dört yaşında bir gençti. Sadaret ağalarından Erzurumlu Timur Paşazâde Osman Ağa'yı kendisine kethüdâ (kâhya) olarak atayıp gönderdi.
1071 yılı Muharreminin üçüncü günü vezirlik rütbesiyle Şam valisi olup Suriye bölgesine gitti. Orada birkaç yıldan beri süren Dürzî isyanını kökünden kurutacak derecede, hem savaşla hem barışla yatıştırmayı başararak büyük bir yararlılık ve güç gösterdi.
Bu başarı üzerine aynı yılın Zilkade ayında İstanbul kaymakamı olup Şam'dan geldi. Babası da Dördüncü Sultan Mehmed Han ile birlikte Edirne'ye gittiğinden bir süre sonra hastalanıp yatağa düştü. Bu durum Dördüncü Sultan Mehmed Han'ı endişeye düşürdü.
1072 yılı Safer ayının başlarında Edirne'ye çağrılıp padişah kaymakamı oldu. Babasının Rebiülevvel ayının yedinci gecesi ölümü üzerine, babasının tanıtması ve önermesiyle yirmi yedi yaşında sadrazam oldu.
On beş yıl, beş ay, on dokuz gün süren sadaretinde Girit, Macar, Nemçe (Avusturya) ve Rus üzerine savaş ilan ederek başkomutan oldu ve yaptığı savaşlarda zafer kazandı. Birçok kale fethedip eyaletler aldı. Devletin ve milletin yüzünü güldürdü.
Çünkü devleti ve milleti çok olgun ve bilgece yönetip Türk tebaası olan bütün milletlerin içten sevgisini kazandı. Küçük bir isyana ya da karışıklığa meydan vermedi. Bütün millet onu candan sever, her emrine boyun eğerdi. Böylece Avrupa'yı hükmü altına aldı; Türklüğü göklere çıkardı.
Ne yazık ki içkiye çok düşkündü. Bu yüzden bedeninde görülen güçsüzlük ve zayıflık son günlerinde arttı. Sonunda içkinin etkisiyle 1087 yılı Şaban ayının yirmi altıncı günü ahirete göçtü. Çemberlitaş civarında babasının yaptırdığı Dârülhadîs'in önünde, babasının sol tarafında yatmaktadır.
Âlim, tedbirli, savaşçı, hâkim, eli açık, yüksek himmetli, hayır sever, cesur, sağlam yapılı, "Fâzıl Ahmed Paşa" diye ünlü, yüce şanlı bir vezirdi. Kendisinin saltanata ortak olduğunu iddia edenler de vardır. Ama bu iddia, adı geçen sadrazamın bütün hareket ve fiilleriyle reddedilmiştir.
Fetihlerini ve savaşlarını göstermek üzere kethüdâsı Osman Ağa'nın yazdığı menâkıbnâme (erdem ve başarıları anlatan eser) ile Köprülüzâdelerin soyunu ve siyasî hayatlarını yazan İbrahim Behcetî Efendi'nin silsilenâmesi (soy kütüğü) İstanbul kütüphanelerinde mevcuttur. İbrahim Behcetî Efendi'nin Köprülü Mehmed Paşa'yı ve Köprülüzâdeleri Rumeli'deki Köprülü kasabasından göstermesi, bütün tarihlere ve resmî kayıtlara aykırıdır. Soyunu da yanlış kaydetmiştir. Köprülü Mehmed Paşa'nın hâl tercümesinde düzeltilir.
Babasının kan dökmeye olan eğiliminden çok, kendisinin tedbir ve ihsanla halkı kendine çekip bağlaması, adı geçen sadrazamın siyasî hayatında şanlı bir başarı, yüksek bir erdemdir. Bunun için babasının sadaretine itiraz edenler ona teşekkür etmişlerdi.
Vatanı olan Köprü'de yüksek bir medrese, İstanbul'da mükemmel bir kütüphane, Girit'in Kandiye şehrinde ve Rumeli'de Uyvar Kalesi'nde birer cami yaptırdı. Bu hayır eserlerini yönetecek pek çok gelir getiren yapı, arazi ve tarla vakfederek adını bu yolla da yaşattı.
Adı geçen sadrazam çocuksuz öldüğünden vakfiyesini kardeşi Fâzıl Mustafa Paşa düzenletti. Vakıf kayıtları idaresinde vakfiyesi işlenmiştir ve kütüphanesine vakfettiği binlerce kitap yazılıdır. Değerli kitapları vardır. Adı geçenin kethüdâları, aşağıda "Fâzıl Ahmed Paşa" başlığıyla gelecek hâl tercümesinin sonunda anlatılır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- sadr-ı esbak: eski sadrazam
- sadr-ı müşârün-ileyh: adı geçen sadrazam
- mîr-livâ: sancak beyi
- mülâzım: müderrisliğe aday, bekleme sırasındaki medrese mezunu
- silsile-i ulemâ: âlimlerin derece derece yükseldiği ilmiye basamakları
- Sahn: İstanbul'daki Sahn-ı Semân medreseleri; üst düzey bir medrese derecesi
- tuğra: padişahın imzası, padişah fermanı
- kâim-makâm: vekil, kaymakam
- rikâb-ı hümâyûn: padişahın maiyeti ve ordugâhı
- serdâr-ı ekrem: başkomutan
- müskirât: içki, sarhoş edici şeyler
- dâr-ı bekâ: ahiret
- musakkafât: gelir getiren yapılar (dükkân, han vb.)
- mezâri': ekili tarlalar
- bilâ-veled: çocuksuz
- vakfiye: vakıf senedi
Doğumu, Öğrenimi ve İlk Görevleri
Fâzıl Ahmed Paşa, Amasya'ya bağlı Köprü (bugünkü Vezirköprü) kasabasında 1045 (1635-36) yılında doğmuştur; Hüsameddin ile bugünkü kaynaklar aynı yılı verir. Annesi, Köprü'nün voyvodası Yusuf Ağa'nın kızı Ayşe Hanım'dır. TDV İslâm Ansiklopedisi, yedi yaşında babasıyla İstanbul'a gittiğini ve Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi'den mülâzım olduğunu yazar. Hüsameddin ise bu hocaların yanında Köprü ve Amasya hocalarını da sayar: Köprü'den Sâlih, Amasya müftüsü Yeğenzâde Hacı Mehmed ve Hacı Efendizâde Mustafa Efendi. Bu üç adı başka kaynakta bulamadık; yalnız Hüsameddin'den bilinmektedir.
Ahmed Paşa on yıla yakın müderrislik yaptıktan sonra, âlimler arasındaki çekişme ve dedikodular yüzünden, babasının yönlendirmesiyle ilmiyeden ayrılıp mülkiyeye geçmiştir. Hüsameddin olayı aynı biçimde anlatır: Sahn'a bu kadar çabuk yükselmesi dedikoduya yol açmış, babası da onu Erzurum valiliğine atamıştır. Erzurum ve Şam valilikleri 1069'dan (1659) itibaren başlar. Şam'da bazı vergi indirimleriyle halkın sevgisini kazanmış, bölgenin tanınmış ailelerinden Şihâb ve Ma'noğulları'nı bastırıp devlete vergi vermelerini sağlamıştır. Hüsameddin'in "Dürzî isyanı" dediği olayın bu aileleri de kapsayıp kapsamadığı kaynaklarda açık değildir.
Sadrazamlığı
Köprülü Mehmed Paşa'nın rahatsızlanması üzerine Ahmed Paşa önce sadaret kaymakamı olmuş, babasının ölümüyle 8 Rebiülevvel 1072'de (1 Kasım 1661) sadrazamlığa atanmıştır. Hüsameddin "Rebiülevvel ayının yedinci gecesi" der; TDV'nin verdiği tarih ayın sekizidir. Aradaki bir günlük fark, gecenin önceki güne sayılmasından kaynaklanıyor olabilir; bu bir çıkarımdır.
Hüsameddin sadaretin süresini on beş yıl, beş ay, on dokuz gün olarak verir. Hicrî takvimle Rebiülevvel 1072'den Şaban 1087'nin sonuna kadar olan süre bu sayıya uyar; yani rakam, ölüm gününe kadar hicrî hesapla bulunmuş görünür.
Bu dönemde Uyvar'ın alınması (24 Eylül 1663), Vasvar Antlaşması (9 Ağustos 1664) ve Kandiye'nin teslimi (6 Eylül 1669) gerçekleşmiştir. TDV'ye göre Köprülüzâde Uyvar'ın fethine "Allah muîn oldu fetheyledik Uyvar'ı" mısraıyla (1074) kendisi tarih düşürmüştür. Kandiye'nin teslim şartları on sekiz maddede belirlenmiş, Kandiye dahil Girit'in büyük bölümü Osmanlılar'a geçmiştir. Hüsameddin'in "Girit, Macar, Nemçe, Rus" üzerine savaş ilanı dediği yerde "Rus" sözü TDV'de geçen seferlerle açıkça eşleşmez; TDV 1672'deki Lehistan seferini anar. Bu konu doğrulanamadı.
Ölümü ve Ölüm Sebebi
TDV'ye göre Ahmed Paşa, Edirne'ye giderken Çorlu ile Karıştıran arasındaki Karasinit köyünde bulunan Karabiber Çiftliği'nde 26 Şaban 1087 (3 Kasım 1676) gecesi ölmüş, cenaze namazı orada kılındıktan sonra naaşı İstanbul'a getirilip babasının Çemberlitaş'taki türbesine gömülmüştür. Hüsameddin de aynı günü ve defin yerini verir. Ölüm sebebi olarak Hüsameddin içki düşkünlüğünü anar; TDV ise ölüm sebebinin istiskā (siroz) hastalığı olduğunu belirtir. İki anlatım aynı hastalığa işaret ediyor olabilir; ancak bunu kaynak açıkça yazmaz.
Hayır Eserleri ve Kütüphanesi
Hüsameddin'in saydığı kütüphane ve camiler TDV'de de geçer: Çemberlitaş'ta İpşir Mustafa Paşa ile eşi Ayşe Sultan'dan intikal eden konağın yanında yaptırdığı kütüphane ve ona vakfedilen değerli kitaplar; Uyvar'da, Kandiye'de ve Kamaniçe'de camiler ve vakıflar; İzmir'de inşası sonradan tamamlanan bir han. Kandiye'deki camide bir kütüphane de kurulmuştur. Hüsameddin vakfiyenin Fâzıl Mustafa Paşa tarafından düzenlendiğini yazar; TDV ise babasının vasiyeti üzerine Anadolu'daki vakıfların, Rumeli'de yarım kalmış kurumların ve Çemberlitaş'taki tesislerin tamamlandığını belirtir. Kamaniçe'deki cami Hüsameddin'in sayımında yoktur.
Mühürdarı Hasan Ağa'nın 1672'de ölmesi üzerine zengin kütüphanesinin Ahmed Paşa'ya kaldığı anlaşılmaktadır. Ahmed Paşa'nın seferleri için ayrı eserler yazılmıştır; örneğin Uyvar seferi için Mehmed Necâtî ve Tâib Ömer, Kandiye seferi için mühürdarı Hasan Ağa kitap kaleme almıştır. Hüsameddin'in andığı, kethüdâsı Osman Ağa'nın yazdığı menâkıbnâmenin bu eserlerle aynı olup olmadığı kaynaklardan anlaşılamamıştır.
Behcetî Konusu
Hüsameddin, İbrahim Behcetî Efendi'nin Köprülüleri Rumeli'deki bir Köprülü kasabasından göstermesini yanlış bulur. Bugünkü kaynaklar onu haklı çıkarır: Köprülü Mehmed Paşa Arnavutluk'ta Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğmuş, devşirilerek İstanbul'a getirilmiş, daha sonra Amasya'ya bağlı Köprü (Vezirköprü) kasabasına gidip Ayşe Hanım'la evlenmiş, orada bulunduğu için Köprülü diye tanınmıştır. Behcetî Seyyid İbrahim'in (ö. 1151/1738'den sonra) Silsiletü'l-âsafiyye adlı eseri, Köprülü ailesinden yetişen devlet adamlarının hayatlarını anlatır. Hüsameddin'in düzeltmeyi Köprülü Mehmed Paşa maddesine bıraktığı görülür.
Dipnottaki Ahmed Efendi
Maddenin son cümlesine bağlı dipnot, Amasyalı Şeyh Hüsâmeddin Efendi'nin oğlu bir Ahmed Efendi'yi anlatır: hattat olduğu için divân-ı hümâyûn kâtibi olmuş ve 1071'de bu görevde görülmüştür. Dipnot bu kişinin Köprülüzâde'nin kethüdâlarından biri olduğunu açıkça söylemez.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 171–172. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar