İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmedî İbrâhim Çelebi-Mevlânâ Tâceddîn

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 240–244 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalıdır. İstanbul kütüphânelerinde âsâr-ı nefîse tahrîrine me’mûr olduğum esnâda ele geçen mecmû’alardan birinde kendi el yazısıyla bulunduğu üzere Amasya fuzalâsından Mevlânâ Hayreddîn Hızır Çelebi bin el-Hâc Şâhabeddîn Ahmed bin Sunkur el-Amâsî mahdûmudur.

Adının İbrâhim olduğu, divânında muharrer ve aşağıda menkûl olan; “İşidin dir inne İbrâhim evvâhün münîb” mısraından da anlaşıldı. Ceddi el-Hâc Ahmed bin Sunkur [779] Sultân Ebû Sa’id Bahadır Hân’ın Mısır’a gönderdiği süferâdan idi. Kendisine “Hacı Ahmedoğlu” dendiğinden buna nispetle “Ahmedî” lakâbı ile meşhûr oldu.

Amasya’da takriben 735’de doğdu. Aksarayîzâde Mevlânâ Fahreddîn İlyas, Mevlanâ Şemseddîn Ahmed bin Osmân ez-Ziyârî, Mevlanâ Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd es-Sivasî gibi meşâhîr-i ulemâdan, sonra Mısır’a gidip eş-Şeyh Ekmeleddîn Muhammed bin Mahmûd el-Bâbertî’den ulûm-ı edebiyye, şer’iyye ve akliyyeyi, usûl-i fıkıh ve kelâmı ahz ü ikmâl ederek avdet etdi.

Bir müddet Amasya’da ders okutdu. Sonra Amasya emîr-i kebîri Şâdgeldi Paşa’ya intisâb ederek müşârün-ileyhin mu’allimi, kâtib-i dîvânı ve nişâncısı oldu. Fevkalâde nüfûz ve faziletle iştihâr etdi. 783 senesi rebîülevvelinde emîr-i müşârün-ileyhin Kadı Burhan harbinde maktûlen vefâtı üzerine Amasya’dan kaçıp, Germiyânzâde Süleyman Bey’in nezdine gitdi. Buna da mu’allim olup pek ziyâde hürmetler gördü. Kütahya’da hayli müddet [780] oturdu.

Yıldırım Sultân Bâyezîd Han Germiyânoğullarını inkıyâd altına aldıkda Bursa’ya gidip Bâyezîd Hân’ın nâ’il-i iltifâtı oldu. ‘İlm ü kemâli ile ve şi’ir ü inşâsı ile kendisini fevkalâde sevdirdi. 804’de Yıldırım Bâyezîd’in esâreti zamanında yine Kütahya’ya avdet etdi.

Timurlenk sene-i mezbûrede Kütahya’ya geldikte fazl ü kemâline binâ’en büyük iltifâtlar, hürmetler gördü. 805’de vatanı olan Amasya’ya gelip Çelebi Sultân Mehmed Hân’ın erkân-ı saltanatından oldu.⁹¹ On yıl kadar Amasya’da pek muhterem bir halde yaşadı. 815 senesi evâhirinde seksen yaşında vefât etdi.

Ulûm-ı akliyye ve şer’iyyede hâssaten de fünûn-ı edebiyyede fâzıl, elsine-i selâsede şâir-i mâhir, asrında üstâd-ı edeb, gâyet zarîf, hazır-cevap, cesâret-i medeniyyesi mükemmel, muhâzarâta âşinâ, fasîh, belîğ, tevârihe vâkıf bir zât idi. Âsâr-ı edebiyyesi şunlardır: “İskender-nâme”, Germiyânzâde Süleyman Bey nâmına te’lîf etdiği “Süleyman-nâme”, “Divân-ı [781] eş’âr”, “Mirkâtü’l-edeb”, “Şerh-i Kaside-i Sarsarî”.

Tabâkât-ı Hanefiyye’den Takiyüddîn Abdülkâdir et-Temîmî diyor ki: “Ahmedî Rûmî, bilâd-ı Rûmîyede şâir-i meşhûr olup hakkında İbn-i Arabşâh dedi ki, Ahmedî Anadolu’da yegâne Türk şâiridir. Bilâd-ı Rûmîyeden çıkan şâirlerin ve edîblerin en zarîfidir. Âsâr-ı edebiyyesinden “İskender-nâme”, “Divân-ı eş’âr”, “Mirkâtü’l-edeb” meşhûr olup her bir beytinden hurûf-ı hecâdan biri çıkan Sârsârî kasidesini gâyet müfîd bir suretde şerh edib bu şerhinde nice ulûm u sanayî’-i bedî’iyye tahkîk ve istihrâc etmişdir.

Ahmedî’nin kelâmı, udebâ-yı Araptan İbn-i Nebâta, Hacerî, İbn Nebîh gibi zevâtın kelâmına müsâvîdir. Erbâb-ı ilm ü faziletden bir zât idi. Çok yaşadı. 815 senesi evâhirinde Amasya’da vefât etdi.”

Ramazânzâde Mehmed Bey Târîhinde müşârün-ileyhin Amasyalı olduğunu ve Amasya’da seksen yaşında 815 senesi evâhirinde vefât etdiğini zikretdikten sonra diyor ki; “Timurlenk Kütahya’da bir gün Molla Ahmedî ile hamama [782] gidip erkânından her birine birer baha kestirirken “bana da bir baha kes” demekle Ahmedî seksen akçe demiş, Timurlenk de “Be molla seksen akçe şu peştamalimin bahasıdır” deyince Ahmedî, “Ben de peştemale baha kestim, kendiniz çarşıda bir mangır değmezsiniz!” demiş. Timur bu cevabdan be-gâyet mahzûz olup, ihsân vermişdir.”⁹²

“Şakâyık-ı Nu’mânîye”de Mecdî Efendi “Ahmedî” tercemesini yazarken “Aslı vilâyet-i Germiyandandır” diyor. Sicill-i ‘Osmânî’de Mehmed Süreyya Bey de “Ahmedî Sivaslı’dır” diyor. Halbuki, Ahmedî’nin kendisi 782’de Amasya’da bulunup Amasyalı Hayreddîn Hızır bin el-Hâc Ahmed bin Sunkur’un mahdûmu olduğunu kendi hattı ile tasrîh ediyor.

Ahmedî, Amasya’dan Germiyân iline gidip Germiyânzâde Süleyman Bey’in yanında yıllarca kaldığından Germiyânlı zannedilmişdir. Ba’dehû Yıldırım Sultân Bâyezîd Hân’ın şehzâdesi Süleyman Bey’e nişâncı olup müşârün-ileyh ile ibtidâ Kütahya’da sonra Sivas’da bulunduğundan Sivaslı zannedilmişdir. [783]

Mecdî Efendi “Terceme-i Şakâyık”da diyor ki: “Mevlânâ Ahmedî diyâr-ı Mısır’dan vatan-ı asîl ü müvelled-i cezîline avdet eyledikde Germiyânoğluyla musâhabât edib ona hâce oldu. Mîr-i mezbûr eş’âr ü ebyâta râgıb olmağın Mevlânâ Ahmedî dahî ol semte hadden ziyâde rağbet eyledi.

Ba’dehû merhûm Sultân Bâyezîd Hân evlâd-ı emcâdından Süleyman Çelebi ile karîn olup şi’ire, hüsn-i iltifâtları dâ’iyesiyle nâm-ı şerîflerine “İskender-nâme” nâm mesnevî kitâbı nazmedib onun içinde ilm-i hendeseden ve ilm-i hikmet ve ilm-i tıbtan çok nesne derc eyledi. Hicret-i nebeviyyeden 815 senesinin evâhirinde seksen yaşından geçmiş iken Amasya’da vefât etdi.

Şu kayd-ı târîhiyyeden anlaşılır ki Mevlânâ Ahmedî, Germiyanzâde Süleyman Bey’den sonra Şehzâde Sultân Süleyman’ın ma’iyyetinde bulundu. Müşârün-ileyh ile Çubuk ova muhârebesinden evvel Sivas’a gitdi. Muhârebeden sonra Edirne’ye geldi. Sultân Süleyman’ın vefâtından sonra da Amasya’ya gelip Çelebi Sultân Mehmed Hân’a takarrüb etdi.” [784]

İskender-nâmesi Sultân Fatih kütübhanesinde mevcût olup eski Türk Lügât-ı müsta’melesiyle doludur. Eski edebiyatımız, eski lügâtlarımız hakkında mu’azzam bir hazinedir. Mecdî Efendi bu kitâbından Ahmedî’nin şu beytlerini naklediyor:

Fikr eyle mebde’in nereden neredir ma’âd
Hem geldügünden işbû makâma nedir murâd

Yine ondan;

Hâr-ı pestin hâr saklar cânını
Nermlik döker semûrun kânını
Fırsatında düşmene viren emân
Kayd-ı nâ gibi olıser bî-gümân

Nur-ı Osmânîye kütübhanesinde mevcut olan “Mecma’ü’n-Nezâ’ir” adlı eserde şâir-i müşârün-ileyhin şu gazelleri görülmekle buraya nakledildi:

Aşkının odına düşdüm hâlimi sor ey habîb
Derd-mendem derdime tîmâr eyle ey tabîb
Her gice senin cemâlin şevki ile tâ seher
İnlerim ben şöyle kim gül hasretinden andelîb
Senden ayru şem’ bigi⁹³ hûn-ı dilimdür yedüğüm [785]
Herkes anı yer ki olmışdır ezel ana nasîb
Tâpuna irem diyü kapında çok oldum mukîm
Dimedin bir gün ki neyler eşiğimde bu garîb
Ne aceb yansa yüzün şevki ile canum oda
Ola mı pervâneden şem’a düşüb yanmak acîb
Sen bana benden yahın ma’nîde senden ben sana
Gerçi sûretde ırağ etdi beni senden rakîb
‘Ud bigi yanar iken Ahmedînin nâlesi
İşidin dir inne İbrâhime evvâhün münîb

Bu gazel de onundur:

Gamzen gönüle belâdır ey dost
Can zülfüne mübtelâdır ey dost
Cevrin bana hoş vefâdır ey dost
Derdin dileği devâdır ey dost
Bağlandı gönül saçına ol bağ
Can diledügü hevâdır ey dost
Gözlerime nûr u rûşinâyı
Senden nazar-ı safâdır ey dost
Sen dürr içün ûş gözüm çü gavvâs
Deryâda hoş âşinâdır ey dost
Ne cevr ider isen it bana kim
Bînüm sana hoş du’âdır ey dost
Yüzün güline gül Ahmedînin
Ne bülbüş-i hoş edâdır ey dost

Bu da onundur: [786]

Eğerçi kim işin cevr ü sitemdir
Bana senden gelen lutf ü keremdir.
Gözün ger cân ala ve ger içe kân
Bana şâdîdir ol sanma ki gamdır
Yanarken şem’ gibi firkatünde
Gözüm kan yaşları-la nice nemdir.
Eğerçi ağzın nişânın kimse bilmez
Diyemezem ki ol nokta ademdir.
Saçın sevdâsına düşdü benefşe
Benim gibi anın-çün kaddi hamdır.
Eğer girse elüme sürmeyiçün
Ayağın tozu kim zî-hoş kademdir
Ne devlet bundan artuk Ahmediye
Ki aşkın ile âlemde alemdir ⁹⁴

Mevlânâ Ahmedî İbrâhim Çelebi âl-i Sunkur’dan olduğu münâsebetle sadr-ı esbak Amasyalı Bâyezîd Paşa bin Yahşî Bey’in ammizâdelerinden olur. Sunkur Bey’in tercemesi de aşağıda gelir. Âl-i Sunkur şudur:

Hamza Bey

Asayiş Bey

(804 fevtî)

Süleymân Bey İsa Bey Bâyezîd

Bâyezîd Paşa (826

YahşiBey

fevtî)

Sunkur Bey

Yunus Paşa (822

İsmâil Bey Yunus Bey Hızır Bey

fevtî)

Ahmedî İbrahim
Hızır Çelebi
Çelebi (815 fevtî)
el- hâc Ahmed
Şehabeddin
Hamza Çelebi

Fâzıl-ı müşârün-ileyhin mahdûmu Ekmeleddîn Mehmed Çelebi ve bunun mahdûmu da Tâceddîn İbrâhim Bey’dir. Her ikisi de meşâhîr-i ulemâ ve ümerâdandır. Bunun mahdûmu Şehabeddîn Ahmed Çelebi onuncu asr-ı hicrî ricâlindendir.

Dipnotlar

  • 91 Kınalızâde Hasan Çelebi “Tezkire-i Şu’arâsı”nda Ahmedî tercemesinde diyor ki: “Katl ü gâret-i Timur ile diyâr-ı Rûm dahî per şer u şûr ve telahûm ve terâkim-i emvâc-ı fiten-i mazhâr-ı hâl (fe’izâ hiye temûr) olup Amasya’ya gelip...”
  • 92 Bu kıssa-i latîfeyi Kınalızâde Hasan Çelebi tezkiresinde şöyle yazıyor: “Bir gün Timur ba’zı dilberân-ı sim-i endâm ile azm-i hammam edip hılâl-i mübâsata ve esnâ-yı kelâmda mezbûra hitâbla iltifât edip bu hüsn-i bahayla bî-bahane olan dilberân-ı sîm beri ve alem-i lûtf u melâmetde yegâne olan mihr-i şân-ı peri peykerî bahaya tut dedikde Ahmedî dahî kimisinin sîmîn teni dünya tolusu sim ü zerre değer ve...”
  • 93 Gibi demektir. 94 Bu mısranın yeri “Mecma’ü’n-Nezâirde” böyle açıktır. Bu “Mecma’ü’n-Nezâir” 955’te vefât eden Sipahi Nazmi Çelebi’nindir. Ekseriyetle Amasya şu’arâsının nazirelerini câmidir. Meşhur Amasyalı Münirî’nin de hayli eş’ârı vardır.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. İstanbul kütüphanelerinde değerli eserlerin kaydını yapmakla görevli olduğum sırada ele geçen mecmualardan birinde kendi el yazısıyla yazdığına göre, Amasya âlimlerinden Mevlânâ Hayreddîn Hızır Çelebi'nin oğludur. Hızır Çelebi, Hacı Şâhabeddîn Ahmed'in, o da Sunkur'un oğlu olan Amasyalı bir zattır.

Adının İbrâhim olduğu, divanında yazılı olan ve aşağıda aktarılan "İşitin der: Gerçekten İbrâhim çok içli, Allah'a yönelen biridir" anlamındaki mısradan da anlaşıldı. Dedesi Hacı Ahmed oğlu Sunkur, Sultan Ebû Saîd Bahadır Han'ın Mısır'a gönderdiği elçilerdendi. Kendisine "Hacı Ahmedoğlu" dendiğinden, buna nispetle "Ahmedî" lakabıyla meşhur oldu.

Amasya'da yaklaşık 735'te [1334-35] doğdu. Aksarayîzâde Mevlânâ Fahreddîn İlyas, Mevlânâ Şemseddîn Ahmed bin Osmân ez-Ziyârî, Mevlânâ Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd es-Sivâsî gibi ünlü âlimlerden, sonra Mısır'a gidip Şeyh Ekmeleddîn Muhammed bin Mahmûd el-Bâbertî'den edebî, dinî ve akli ilimleri, fıkıh usulünü ve kelâmı öğrenip tamamlayarak geri döndü.

Bir süre Amasya'da ders verdi. Sonra Amasya'nın büyük emiri Şâdgeldi Paşa'ya bağlanarak onun hocası, divan kâtibi ve nişancısı oldu. Olağanüstü nüfuz ve fazilet sahibi olarak ün yaptı. 783 [1381] yılı rebîülevvelinde adı geçen emirin Kadı Burhan ile savaşında öldürülmesi üzerine Amasya'dan kaçıp Germiyânzâde Süleyman Bey'in yanına gitti. Ona da hoca olup çok saygı gördü. Kütahya'da hayli uzun süre oturdu.

Yıldırım Sultan Bâyezîd Han Germiyanoğulları'nı kendine bağladığında Bursa'ya gidip Bâyezîd Han'ın iltifatına kavuştu. İlmi ve olgunluğuyla, şiir ve inşasıyla kendisini son derece sevdirdi. 804'te [1401-02], Yıldırım Bâyezîd'in esaret zamanında yine Kütahya'ya döndü.

Timurlenk aynı yıl Kütahya'ya geldiğinde, fazlı ve olgunluğu sebebiyle ondan büyük iltifat ve saygı gördü. 805'te [1402-03] vatanı olan Amasya'ya gelip Çelebi Sultan Mehmed Han'ın devlet erkânından oldu. On yıl kadar Amasya'da çok saygın bir hâlde yaşadı. 815 [1412-13] yılı sonlarında seksen yaşında vefat etti.

Akli ve dinî ilimlerde, özellikle edebiyat ilimlerinde fazıl, Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde usta şair, çağında edebiyat üstadı, son derece zarif, hazırcevap, toplum içinde sözünü söyleme cesareti tam, nükteli sohbete aşina, düzgün ve etkili konuşan, tarihe vâkıf bir zattı. Edebî eserleri şunlardır: "İskender-nâme", Germiyânzâde Süleyman Bey adına yazdığı "Süleyman-nâme", "Divan", "Mirkâtü'l-edeb", "Kasîde-i Sarsarî Şerhi".

Hanefî tabakat yazarlarından Takiyüddîn Abdülkâdir et-Temîmî diyor ki: "Ahmedî-i Rûmî, Rum ülkelerinde meşhur bir şair olup hakkında İbn Arabşah, Ahmedî Anadolu'da tek Türk şairidir dedi. Rum ülkesinden çıkan şairlerin ve edîplerin en zarifidir. Edebî eserlerinden "İskender-nâme", "Divan" ve "Mirkâtü'l-edeb" meşhurdur. Her beytinden alfabenin harflerinden biri çıkan Sarsarî kasidesini çok faydalı bir biçimde şerh etmiş, bu şerhte birçok ilmi ve ince sanatı araştırıp ortaya çıkarmıştır.

Ahmedî'nin sözü, Arap edîplerinden İbn Nübâte, Hacerî ve İbn Nebîh gibi kişilerin sözüne denktir. İlim ve fazilet ehlinden biriydi. Uzun yaşadı. 815 yılı sonlarında Amasya'da vefat etti."

Ramazanzâde Mehmed Bey, Tarih'inde adı geçenin Amasyalı olduğunu ve Amasya'da seksen yaşında, 815 yılı sonlarında öldüğünü belirttikten sonra şöyle der: "Timurlenk Kütahya'da bir gün Molla Ahmedî ile hamama gitmişti. Erkânından her birine birer değer biçtirirken "bana da bir değer biç" deyince Ahmedî "seksen akçe" demiş. Timurlenk de "Be molla, seksen akçe şu peştamalimin değeridir" deyince Ahmedî, "Ben de peştamala değer biçtim, kendiniz çarşıda bir mangır etmezsiniz!" demiş. Timur bu cevaptan son derece hoşlanıp ihsanda bulunmuştur."

"Şakâyık-ı Nu'mâniyye"de Mecdî Efendi, Ahmedî'nin biyografisini yazarken "Aslı Germiyan vilayetindendir" diyor. "Sicill-i Osmânî"de Mehmed Süreyya Bey de "Ahmedî Sivaslıdır" diyor. Oysa Ahmedî'nin kendisi 782'de [1380-81] Amasya'da bulunup Amasyalı Hayreddîn Hızır bin Hacı Ahmed bin Sunkur'un oğlu olduğunu kendi el yazısıyla açıkça belirtiyor.

Ahmedî, Amasya'dan Germiyan eline gidip Germiyânzâde Süleyman Bey'in yanında yıllarca kaldığı için Germiyanlı sanılmıştır. Daha sonra Yıldırım Sultan Bâyezîd Han'ın şehzadesi Süleyman Bey'e nişancı olup adı geçenle önce Kütahya'da, sonra Sivas'ta bulunduğundan Sivaslı sanılmıştır.

Mecdî Efendi "Terceme-i Şakâyık"ta diyor ki: "Mevlânâ Ahmedî Mısır diyarından asıl vatanı ve doğduğu şerefli yere döndüğünde Germiyanoğlu ile sohbet edip ona hoca oldu. Adı geçen emir şiire ve beyitlere meraklı olduğundan Mevlânâ Ahmedî de o tarafa gereğinden fazla rağbet etti.

Sonra merhum Sultan Bâyezîd Han'ın şerefli evlatlarından Süleyman Çelebi ile birlikte olup onun şiire ve güzel iltifatlarına karşılık, adına "İskender-nâme" adlı mesnevi kitabını nazmetti. Bunun içine geometri, hikmet ve tıp ilminden çok şey koydu. Hicretin 815 yılı sonlarında seksen yaşını geçmişken Amasya'da vefat etti.

Bu tarih kaydından anlaşılır ki Mevlânâ Ahmedî, Germiyânzâde Süleyman Bey'den sonra Şehzade Sultan Süleyman'ın hizmetinde bulundu. Adı geçenle Çubuk Ovası savaşından önce Sivas'a gitti. Savaştan sonra Edirne'ye geldi. Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra da Amasya'ya gelip Çelebi Sultan Mehmed Han'a yaklaştı."

İskender-nâmesi Sultan Fatih Kütüphanesi'nde mevcuttur ve eski Türkçenin kullanılmış sözleriyle doludur. Eski edebiyatımız ve eski sözlüklerimiz bakımından çok zengin bir kaynaktır. Mecdî Efendi bu kitabından Ahmedî'nin şu beyitlerini aktarıyor:

Fikr eyle mebde'in nereden neredir ma'âd
Hem geldügünden işbû makâma nedir murâd

Anlamı: Düşün, başlangıcın nereden, dönüş yerin neresidir; bu makama gelişinin de amacı nedir.

Yine ondan:

Hâr-ı pestin hâr saklar cânını
Nermlik döker semûrun kânını
Fırsatında düşmene viren emân
Kayd-ı nâ gibi olısar bî-gümân

Bu dört dizenin anlamı, eski sözcüklerin bugün kullanılmaması ve metindeki bozukluklar yüzünden kesin olarak çözülemediğinden nesir karşılığı verilmemiştir.

Nur-ı Osmâniye Kütüphanesi'nde bulunan "Mecma'ü'n-Nezâ'ir" adlı eserde adı geçen şairin şu gazelleri görüldüğünden buraya aktarılmıştır:

Aşkının odına düşdüm hâlimi sor ey habîb
Derd-mendem derdime tîmâr eyle ey tabîb
Her gice senin cemâlin şevki ile tâ seher
İnlerim ben şöyle kim gül hasretinden andelîb
Senden ayru şem' bigi hûn-ı dilimdür yedüğüm
Herkes anı yer ki olmışdır ezel ana nasîb
Tâpuna irem diyü kapında çok oldum mukîm
Dimedin bir gün ki neyler eşiğimde bu garîb
Ne aceb yansa yüzün şevki ile canum oda
Ola mı pervâneden şem'a düşüb yanmak acîb
Sen bana benden yahın ma'nîde senden ben sana
Gerçi sûretde ırağ etdi beni senden rakîb
'Ud bigi yanar iken Ahmedînin nâlesi
İşidin dir inne İbrâhime evvâhün münîb

Anlamı: Ey sevgili, aşkının ateşine düştüm, hâlimi sor. Dertliyim, ey hekim, derdime çare ol. Her gece sabaha kadar senin güzelliğinin özlemiyle, bülbülün gül hasretiyle inlediği gibi inlerim. Senden ayrı, mum gibi yediğim kalbimin kanıdır; herkes ezelde kendisine nasip olanı yer. Kapına cennet bahçesi (İrem) diye çok kaldım, ama bir gün "Bu garip eşiğimde ne yapıyor?" demedin. Yüzünün özlemiyle canım ateşte yansa ne tuhaf; pervanenin mumun üstüne düşüp yanması tuhaf mıdır? Sen anlamda bana benden yakınsın, ben de sana senden yakınım; görünüşte rakip beni senden uzak etmiş olsa da. Ahmedî'nin feryadı ud ağacı gibi yanarken "İşitin" der: "Gerçekten İbrâhim çok içli ve Allah'a yönelen biridir."

Bu gazel de onundur:

Gamzen gönüle belâdır ey dost
Can zülfüne mübtelâdır ey dost
Cevrin bana hoş vefâdır ey dost
Derdin dileği devâdır ey dost
Bağlandı gönül saçına ol bağ
Can diledügü hevâdır ey dost
Gözlerime nûr u rûşinâyı
Senden nazar-ı safâdır ey dost
Sen dürr içün ûş gözüm çü gavvâs
Deryâda hoş âşinâdır ey dost
Ne cevr ider isen it bana kim
Bînüm sana hoş du'âdır ey dost
Yüzün güline gül Ahmedînin
Ne bülbüş-i hoş edâdır ey dost

Bu gazelin bazı dizeleri bozuk yazılmış olduğundan satır satır karşılık verilmemiştir. Genel anlamı şudur: Sevgilinin gamzesi gönül için belâ, zülfü cana bir tutkudur; sevgiliden gelen cefa bile hoş bir vefa sayılır ve sevgilinin derdi, dileği derde devadır. Göz, inci arayan bir dalgıç gibi sevgiliyi arar.

Bu da onundur:

Eğerçi kim işin cevr ü sitemdir
Bana senden gelen lutf ü keremdir.
Gözün ger cân ala ve ger içe kân
Bana şâdîdir ol sanma ki gamdır
Yanarken şem' gibi firkatünde
Gözüm kan yaşları-la nice nemdir.
Eğerçi ağzın nişânın kimse bilmez
Diyemezem ki ol nokta ademdir.
Saçın sevdâsına düşdü benefşe
Benim gibi anın-çün kaddi hamdır.
Eğer girse elüme sürmeyiçün
Ayağın tozu kim zî-hoş kademdir
Ne devlet bundan artuk Ahmediye
Ki aşkın ile âlemde alemdir

Anlamı: Her ne kadar senin işin cefa ve zulümse de bana senden gelen lütuf ve cömertliktir. Gözün canımı alsa ya da kanımı içse bu bana sevinçtir, sanma ki gamdır. Ayrılığında mum gibi yanarken gözüm kan yaşlarıyla ne kadar nemlidir. Ağzının izini kimse bilmez, ama o noktanın yokluk olduğunu da söyleyemem. Menekşe saçının sevdasına düştü, benim gibi bu yüzden boyu iki büklümdür. Elime geçse sürme niyetine çekeceğim ayağının tozu ne mutlu bir adımdır. Ahmedî'ye bundan fazla ne devlet olur ki senin aşkınla dünyada ünlü olmuştur.

Mevlânâ Ahmedî İbrâhim Çelebi, Sunkur soyundan olması dolayısıyla, eski sadrazam Amasyalı Bâyezîd Paşa bin Yahşî Bey'in amcazadelerinden olur. Sunkur Bey'in biyografisi aşağıda gelir. Sunkur soyu şöyledir (kitapta soy cetveli bozuk basılmıştır, adlar cetveldeki sırayla verilmiştir):

  • Hamza Bey
  • Asayiş Bey (804'te vefat etmiş)
  • Süleymân Bey, İsa Bey, Bâyezîd
  • Bâyezîd Paşa (826'da vefat etmiş)
  • Yahşi Bey
  • Sunkur Bey
  • Yunus Paşa (822'de vefat etmiş)
  • İsmâil Bey, Yunus Bey, Hızır Bey
  • Ahmedî İbrahim Çelebi (815'te vefat etmiş), Hızır Çelebi, Hacı Ahmed Şehabeddin, Hamza Çelebi

Adı geçen fazılın oğlu Ekmeleddîn Mehmed Çelebi, bunun oğlu da Tâceddîn İbrâhim Bey'dir. İkisi de tanınmış âlim ve beylerdendir. Bunun oğlu Şehabeddîn Ahmed Çelebi onuncu hicrî asrın ileri gelenlerindendir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûm: oğul
  • fuzalâ: fazıllar, bilginler
  • süferâ: elçiler
  • nişancı: fermanları ve resmî yazıları tuğrayla belgeleyen görevli
  • kâtib-i dîvân: divan kâtibi, resmî yazışmaları yürüten kişi
  • maktûlen vefât: öldürülerek ölme
  • inkıyâd: boyun eğme, bağlanma
  • nâ'il-i iltifât olmak: iltifata kavuşmak
  • şi'ir ü inşâ: şiir ve düzyazı
  • elsine-i selâse: üç dil: Arapça, Farsça, Türkçe
  • muhâzarât: nükteli, bilgi dolu sohbet
  • hurûf-ı hecâ: alfabenin harfleri
  • mesnevî: ikişer dizelik kafiyeli beyitlerle yazılan uzun şiir
  • hendese: geometri
  • nazîre: bir şiire benzetilerek yazılan cevap şiiri
  • sadr-ı esbak: eski sadrazam

Ahmedî Kimdir

Ahmedî, Türk edebiyatında ilk İskendernâme'yi yazan ve eserinin sonuna Osmanlı hanedanının tarihini ekleyen divan şairidir. Asıl adı İbrâhim, lakabı Tâceddin, babasının adı Hızır'dır. Muhtemelen 735 (1334-35) yılında doğmuş, 815'te (1412-13) ölmüştür. Hüsameddin'in verdiği doğum ve ölüm yılları bu bilgiyle örtüşür, seksen yaşını geçtiği yolundaki aktarım da aynıdır. Ahmedî'nin hayatı hakkındaki bilgiler yetersiz ve tutarsızdır. Tezkire yazarlarının verdiği bilgiler birbirinden alınmış, dağınık ve zayıftır. İlk öğrenimini nerede yaptığı bilinmemektedir. Kaynakların birleştiği tek nokta, bilgisini artırmak için Mısır'a gitmesidir. Mısır'da Şeyh Ekmeleddin el-Bâbertî'nin öğrencisi olmuştur. Hüsameddin de aynı hocayı anar.

Amasyalı, Germiyanlı ya da Sivaslı

Hüsameddin bu maddede önemli bir tartışmaya girer. Mecdî Efendi'nin Germiyanlı, Mehmed Süreyya'nın Sivaslı saydığı şairin aslında Amasyalı olduğunu, bunu kendi el yazısıyla belirttiğini yazar. Bugünkü kaynaklarda da aynı ikilik görülür: Taşköprizâde ve Mecdî onu Germiyanlı, Latîfî ve Âlî ise Sivaslı olarak anar. Ahmedî'nin doğum yerini kesin olarak veren bir kayıt bulunmadığı, ansiklopedi maddesinde de açıkça belirtilir. Hüsameddin'in dayandığı el yazısı notun İstanbul'da görülen hangi mecmuada bulunduğu, okuduğumuz kaynaklarda belirtilmemiştir. Bu yüzden Amasyalılık iddiası burada Hüsameddin'in aktardığı biçimiyle sunulmaktadır.

Hâmîleri ve Yaşadığı Çevre

Ahmedî'nin Aydınoğulları'na da yakın olduğu bilinir. Aydınoğlu İsa Bey'in oğlu Hamza için Arap sarf ve nahvine dair iki Farsça ders kitabı ile Arapça-Farsça manzum bir sözlük olan "Mirkâtü'l-edeb"i yazmıştır. Germiyanoğulları'na ne zaman bağlandığı, Osmanlılara ne zaman yöneldiği kesin değildir. Bayezid'in oğlu Emîr Süleyman ile ilişkisi bu şehzadenin ölümüne (813, 1410-11) kadar sürmüş, eserlerinin çoğunu ona sunmuştur. İskendernâme'nin "Mevlid" bölümü Bursa'da, Emîr Süleyman zamanında, 810'da (1407) yazılmıştır. Emîr Süleyman'ın ölümünden sonra bir hami arayan Ahmedî, Bursa'ya gelen I. Mehmed'in çevresine girmeye çalışmıştır. Mecdî onun seksen yaşını geçmiş olarak Amasya'da öldüğünü kaydeder. Hüsameddin'in aktardığı Şâdgeldi Paşa hizmeti, Kadı Burhaneddin savaşı ve Timur'un Kütahya'da gösterdiği saygı ise bu ansiklopedi maddesinde yer almaz; yalnızca Hüsameddin'in andığı tezkire ve tarih kayıtlarına dayanır.

Hamamdaki Hikâye

Timur'la hamam fıkrası, Hüsameddin'e göre Ramazanzâde Mehmed Bey'in Tarih'inde ve Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresinde geçer. Hüsameddin'in dipnotuna göre Kınalızâde, Timur'un Anadolu'yu yağmalamasından sonra Ahmedî'nin Amasya'ya geldiğini yazar. Bu kıssanın tarihî bir olaya mı yoksa sonradan anlatılan bir nükteye mi dayandığını gösteren belgeye ulaşılamadı. Burada bir rivayet olarak okunmalıdır.

Eserleri

İskendernâme, Ahmedî'nin en tanınmış eseridir ve 792'de (1390) yazılmıştır. Yazmaları arasındaki farklardan, şairin esere 813 (1410) yılına kadar eklemeler yaptığı anlaşılır. Eser, Bayezid'in oğlu Emîr Süleyman'a sunulmuştur. Sonundaki "Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân" bölümü Osmanlı hanedanının tarihini anlatır ve şairin şöhretinde belirleyici olmuştur. Türkiye'de otuz iki kadar, yurt dışında da pek çok yazması bilinen eserin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki nüshasının tıpkıbasımı 1983'te yayımlanmıştır. Cemşîd ü Hurşîd adlı mesnevisini, Selmân-ı Sâvecî'nin aynı adlı eserinden yararlanarak 806'da (1403) tamamlamıştır. Tıp konusunda Tervîhu'l-ervâh adlı bir mesnevisi de vardır. Divanı hacimlidir ve seçmeler dışında bütünüyle yayımlanmamıştır.

Hüsameddin'in listesindeki eserlerden ikisi bugünkü araştırmalara göre farklı durumdadır. "Süleyman-nâme"nin Ahmedî tarafından yazılmadığı anlaşılmıştır. "Kasîde-i Sarsarî Şerhi" ise Kâtib Çelebi'nin kaydı dışında bugüne kadar ele geçmemiştir.

Şiirlerinin Yayılması

Ahmedî'nin şiirleri sonraki yüzyıllarda nazire yazılarak izlenmiştir. Hüsameddin'in kitabına aldığı gazeller, "Mecma'ü'n-Nezâ'ir" adlı bir nazire mecmuasından alınmıştır. Dipnotta bu eserin 955'te ölen Sipahi Nazmî Çelebi'ye ait olduğu, Amasya şairlerinin nazirelerini topladığı ve Münîrî'nin de çok sayıda şiirinin bulunduğu belirtilir. Ahmedî'nin şiirlerine yazılmış nazirelerin yer aldığı mecmualar arasında, 840 (1437) yılında Ömer b. Mezîd tarafından derlenen bir "Mecmûatü'n-nezâir" de sayılır; bu, Hüsameddin'in andığı mecmuadan ayrı bir eserdir. Ahmedî'nin kendisinden etkilenen şairler arasında Amasyalı Münîrî de anılır.

Sunkur Soyu

Hüsameddin'in aktardığı Sunkur soy cetveli ve Ahmedî'nin Amasyalı Bâyezîd Paşa ile akrabalığı, başka kaynaklarda doğrulanamadı.

Kaynakça

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.