Amasyalı Ateş Ali Ağa demekle meşhûr bir sipâhi oğludur. Amasya ulemâsından ve hâssaten Müfessir Ahmed Efendi’den ahz-ı ulûm etdi. Hattât-ı meşhûr Hüseyin Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı aldı. Ders-i âm olduğu esnâda mahkeme baş-kâtibi, ba’dehû Torumtay Medresesi müderrisi, birkaç defa Amasya nâibi olarak temâyüz etdi. 1017’de kitâbet ve niyâbetden azledilip sonra kasabâta kadı oldu. 1025 hudûdunda vefât eyledi. Âlim, kâtip, şâir, ta’lik-nüvîs bir hattât idi.
Abdî Efendi Tezkiresinde Âzerî’nin Âbî ile mulâtafe ve mufâharesine dâ’ir şu kıt’alarını yazıyor:
Âzerî
Dünyâ temeli benim özümdür
Bu kadrimi bilmeyen oguzdur
Nûrumdan olur cihân münevver
Yaklaşma ki sûretim yavuzdur
Âbî²
Ne kadar keskin olursa Âzer
Şiddetimle söyünür yakmaz olur
Yıldırım olsa da bâk eylemezem
Suya düşerse hemân çakmaz olur
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalı Ateş Ali Ağa diye tanınmış bir sipahinin oğludur. Amasya âlimlerinden, özellikle Müfessir Ahmed Efendi'den ilim aldı. Ünlü hattat Hüseyin Efendi'den çeşitli yazı türlerini öğrendi. Ders okutma yetkisini (ders-i âm) aldığı sırada mahkeme başkâtibi, sonra Torumtay Medresesi müderrisi oldu, birkaç kez de Amasya nâibi olarak temayüz etti. 1017'de [1608-09] kâtiplikten ve nâiplikten azledilip sonra kasabalarda kadı oldu. 1025 [1616-17] dolaylarında öldü. Âlim, kâtip, şair ve talik yazan bir hattattı.
Abdî Efendi Tezkiresi, Âzerî'nin Âbî ile yaptığı latife ve övünme yarışına dair şu kıtalarını yazar:
Âzerî
Dünyâ temeli benim özümdür
Bu kadrimi bilmeyen oguzdur
Nûrumdan olur cihân münevver
Yaklaşma ki sûretim yavuzdur
Âbî
Ne kadar keskin olursa Âzer
Şiddetimle söyünür yakmaz olur
Yıldırım olsa da bâk eylemezem
Suya düşerse hemân çakmaz olur
Anlamı: Âzerî der ki, dünyanın temeli benim özümdür; bu değerimi bilmeyen oguzdur. Dünya benim nurumla aydınlanır; yaklaşma, çünkü yüzüm sert ve yakıcıdır. Âbî ise karşılık verir: Âzer ne kadar keskin olursa olsun, benim şiddetimle sönerek yakamaz olur. Yıldırım olsa da aldırmam; suya düşerse hemen ateş çakamaz olur.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- sipâhi: tımar sahibi atlı asker
- ahz-ı ulûm: ilim alma
- hutût-ı mütenevvi'a: çeşitli yazı türleri
- ders-i âm: ders okutma yetkisi almış âlim
- niyâbet: kadının yerine bakan nâiplik görevi
- nâib: kadı vekili
- temâyüz: sivrilme, öne çıkma
- kasabât: küçük yerleşimler
- ta'lik-nüvîs: talik yazı yazan
- mulâtafe, mufâharet: latifeleşme, birbiriyle övünme yarışı
- kıt'a: kısa şiir
- münevver: aydınlık
Şiirdeki Ad Oyunu
Âzerî ile Âbî'nin kıtaları, ad üzerine kurulmuş bir atışmadır. Âzer ateş, âb sudur; ateş kendi gücüyle öğünür, su ise ateşin onun karşısında sönüp işe yaramayacağını söyler. Bu çift, "edebin dört unsuru" denen dörtlünün iki üyesidir. Metindeki "oguz" sözcüğünün anlamı belirsizdir; bağlamdan kaba ya da anlayışsız biri kastedilmiş görünür. Basımdaki bir dipnotta editörler, Âbî'ye ait dizelerin yazmada 14. sayfada yer aldığını, ancak müellif sonradan kenara Âzer Çelebi-Kılıçarslanoğlu maddesini eklediği için burada 13. sayfada gösterildiğini belirtir.
Aynı Adı Taşıyan Başka Bir Şair
Divan edebiyatında Âzerî mahlasıyla tanınan bir başka şair vardır: Muallimzâde Ahmed Efendi'nin oğlu İbrâhim Çelebi (ö. 1585). Ebüssuûd Efendi'den mülâzım olmuş, Tire ve Kestel kadılıklarında bulunmuş, Hama kadısı iken ölmüştür. Nakş-ı Hayâl adlı mesnevisiyle tanınır. Bu şair, Hüsameddin'in andığı Amasyalı Âzerî ile aynı kişi değildir: Amasyalı Âzerî'nin babası Ateş Ali Ağa adlı sipahidir ve ölümü 1025 [1616-17] dolayındadır. İki adın karıştırılmaması gerekir.
Amasyalı Âzerî'nin Torumtay Medresesi'nde müderrislik yaptığı, Amasya'nın eski medreselerinden birinde ders verdiği anlaşılır. Hattat Hüseyin Efendi ile Müfessir Ahmed Efendi'ye dair ayrı bir kayda rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 14–14. amasya.bel.tr
- "Amasya Tarihindeki Şairler ve Merzifonlu İbrahim Cûdî Efendi'nin Bilinmeyen Bir Şiiri", akademik makale. https://www.academia.edu/63466698
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar