Şehîd-i Kerbelâ Hazret-i Hüseyin bin Ali bin Ebî-Tâlib Radıyallahu’anhuma’nın ensâb-ı kirâmından olup Tebrîz’de eş-Şeyh Tâceddîn Ebû Hâmid Abdurrahman et-Tebrîzî’den ulûm-ı şer’iyye ve edebiyyeyi ahzedib devr-i bilâd ederek Amasya’ya geldi.
Sülâle-i ilmiyyesi üç vâsıta ile sâhib-i tefsîr Hüseyin bin Mes’ûd Bagavî hazretlerine müntehidir. Çünkü Mevlânâ Ebû Hâmid Tebrîzî, kendi dedesi Hoca Efzaleddîn Tebrîzî’den, bu da Mevlânâ Ebu’l-Kerem el Mervezî, bu da Hüseyin bin Mes’ûd Bagavî’den telemmüz ü ahz-ı ulûm etmişdi. Amasya’da hayli zaman neşr-i ulûma himmet ederek ümerâ ve halkdan büyük hürmetler gördü. Fakat Anadolu nâzırı sıfatıyla Amasya’da ikâmet eden Kongurtay’ın mezâliminden dolayı Karasenir civârında inzivâ ve çobanlık ederek te’ayyüş eylediğinden “Ser-Çoban Dede” demekle iştihâr etdi.
Mu’ahharan Mahmûd Gazan Hân’ın cülûsuyla beraber şeref-i İslâm ile müşerrref olması üzerine hürmetler gördü. Hân-ı müşârün-ileyhin zamanında dâr-ı na’îme irtihâl edib Kayabaşı ile Kara [232] senir arasındaki tepenin üstünde defnedildi.
İbtidâ mezârı açık, halka ziyâretgâh idi. 1292’de Hicâz kumandanı Karasenirli mîr-livâ Hasan Paşa tarafından üzerine ahşabdan bir türbe ve hücre binâ edildi. O civârın halkı bayramlarda oraya toplanıp kurbanlar keser, ta’âmlar yapar, herkese bezl eder.
Birâderi es-Seyyid Alâeddîn Ali Dede olup Ser-Çoban Dede’nin şark tarafında ırmağın öbür geçesinde kâin bir tepe üzerinde medfûndur. Bunlar ulemâdan ve sülehâdan adamlardı. Her ikisi de Cüneydî meşreblerdi. Ser-Çoban Dede’nin nesebi ve sülâle-i ilmîyesi, tesâdüfî olarak İstanbul kütübhânelerini teftîşe me’mûr olduğum esnâda bir kitabın zahrında görüldü.
Günümüz Türkçesiyle
Kerbela şehidi Hz. Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib'in (Allah ikisinden de razı olsun) soyundan gelir. Tebriz'de Şeyh Tâceddin Ebû Hâmid Abdurrahman et-Tebrîzî'den şer'î ve edebî ilimleri öğrenip memleket memleket dolaşarak Amasya'ya geldi.
İlmî silsilesi üç aracı ile tefsir sahibi Hüseyin bin Mes'ûd el-Begavî hazretlerine ulaşır. Çünkü Mevlânâ Ebû Hâmid Tebrîzî kendi dedesi Hoca Efzaleddin Tebrîzî'den, o Mevlânâ Ebü'l-Kerem el-Mervezî'den, o da Hüseyin bin Mes'ûd el-Begavî'den ders alıp ilim öğrenmişti. Amasya'da uzunca bir süre ilmin yayılmasına emek vererek beylerden ve halktan büyük saygı gördü. Fakat Anadolu nazırı sıfatıyla Amasya'da oturan Kongurtay'ın zulümleri yüzünden Karasenir civarında inzivaya çekildi ve çobanlık ederek geçimini sağladığından "Serçoban Dede" diye ün saldı.
Sonradan Mahmud Gazan Han'ın tahta çıkışıyla birlikte onun İslam'ı kabul etmesi üzerine yeniden saygı gördü. Sözü geçen hanın zamanında ebedî âleme göçtü ve Kayabaşı ile Karasenir arasındaki tepenin üstüne gömüldü.
Mezarı başlangıçta açıktı ve halkın ziyaret yeriydi. 1292 [1875] yılında Hicaz komutanı Karasenirli Mirliva Hasan Paşa tarafından üzerine ahşap bir türbe ve bir hücre yaptırıldı. O çevrenin halkı bayramlarda oraya toplanıp kurbanlar keser, yemekler yapar, herkese dağıtır.
Kardeşi Seyyid Alâeddin Ali Dede olup Serçoban Dede'nin doğu tarafında, ırmağın öbür yakasında bulunan bir tepenin üzerinde gömülüdür. Bunlar âlimlerden ve salih kimselerdendi. İkisi de Cüneydî meşrepliydi. Serçoban Dede'nin soyu ve ilmî silsilesi, İstanbul kütüphanelerini incelemekle görevli bulunduğum sırada tesadüfen bir kitabın arka yüzünde görüldü.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- ensâb: soylar, soydan gelenler
- ulûm-ı şer'iyye ve edebiyye: dinî ilimler ve dil-edebiyat ilimleri
- devr-i bilâd: şehir şehir dolaşma
- sülâle-i ilmiyye: ilim silsilesi, hocadan hocaya uzanan öğretim zinciri
- müntehî: ulaşan, varan; telemmüz: öğrencilik etme
- nâzır: burada İlhanlıların Anadolu'daki genel yöneticisi
- te'ayyüş: geçimini sağlama; ser-çoban: baş çoban
- mu'ahharan: sonradan; cülûs: tahta çıkış
- bezl etmek: cömertçe dağıtmak
- geçe: yaka, kıyı
- Cüneydî meşreb: Cüneyd-i Bağdâdî'nin ölçülü, şeriata bağlı tasavvuf yolunu benimseyen
- zahr: bir kitabın ilk ya da son sayfasının arka yüzü
Begavî'ye Uzanan İlim Silsilesi
Hüsameddin'in İstanbul kütüphanelerinde bir kitabın arka yüzünde bulduğunu söylediği silsile, Serçoban Dede'yi 12. yüzyıl başında Horasan'da yaşamış büyük bir âlime bağlar. Silsilenin ucundaki Hüseyin bin Mes'ûd el-Begavî, Ferrâ el-Begavî diye tanınan muhaddis, müfessir ve Şâfiî fakihidir. Merverrûz ile Herat arasındaki Bağşûr (Bağ) kasabasına nisbetle Begavî denmiştir; Merverrûz'a yerleşmiş, orada hocası Kadı Hüseyin el-Merverrûzî'den fıkıh ve hadis okumuş ve 516 [1122] yılında Merverrûz'da ölerek hocasının yanına defnedilmiştir. Meâlimü't-tenzîl adlı Kur'an tefsiri ile Mesâbîhu's-sünne ve Şerhu's-sünne adlı hadis eserleri en tanınmış kitaplarıdır. Metinde Begavî'den ders aldığı söylenen Ebü'l-Kerem el-Mervezî'nin nisbesinin de Merv'e işaret etmesi, silsilenin Horasan'dan Tebriz'e uzanan bir yol izlediğini düşündürür.
Silsilenin tarihleri dikkatle okunmalıdır. Begavî 1122'de ölmüştür; Serçoban Dede ise Gazan Han zamanında, yani 1295-1304 yılları arasında ölmüştür. Arada yaklaşık yüz seksen yıl ve Hüsameddin'e göre yalnız üç hoca (Ebü'l-Kerem el-Mervezî, Efzaleddin Tebrîzî, Ebû Hâmid Tebrîzî) vardır. Bu, her kuşağın uzun ömürlü olmasını gerektiren sıkışık bir zincirdir. Hüsameddin'in kaynağı tek bir kitap kaydı olduğundan, silsiledeki ara isimlerin başka belgelerle doğrulanması mümkün olmadı.
Kongurtay ve Gazan Han
Serçoban Dede'yi inzivaya iten Kongurtay, İlhanlıların Anadolu'daki zalim yöneticilerinden biridir. Hüsameddin eserinin ikinci cildinde onu ayrıntılı olarak anlatır: Anadolu'da Tatar beylerinin ve özellikle Kongurtay'ın korkunç zulümleri yüzünden Müslüman halkın takım takım isyan edip dağ başlarına çekildiğini yazar. Kongurtay, Sultan Gıyâseddin Keyhusrev bin Kılıç Arslan'ı Mısırlılara yardım etmekle suçlayarak Abaka Han'a azlini önermiş, 681 [1282] yılında sultan gerçekten azledilmiştir. Aynı yıl Abaka Han'ın ölümü üzerine tahta geçip Müslüman olan Teküdar Ahmed Han, halkı yatıştırmak için Kongurtay'ı azledip Tebriz'e çağırmış, Amasya valiliğine Necmeddin Ferruh Bey'i getirmiştir. Bu tarihlere göre Serçoban Dede'nin Amasya'daki hocalığı ve Karasenir'e çekilişi 1282'den önceye düşer.
Gazan Han, İslamiyet'in İlhanlıların resmî dini olmasını sağlayan hükümdardır. 19 Haziran 1295'te Elburz'da Lâr vadisinde Müslüman olmuş ve Mahmud adını almış, aynı yılın kasımında tahta geçmiş, 17 Mayıs 1304'te Kazvin civarında ölmüştür; onunla birlikte binlerce Moğol askeri de Müslüman olmuştur. Hüsameddin'in "Mahmud Gazan Han" demesi bu adla uyumludur. Bu hesaba göre Serçoban Dede, Kongurtay devrindeki inzivasından sonra en az on üç yıl çobanlıkla yaşamış, Gazan Han'ın Müslüman olmasının ardından yeniden itibar görmüş ve 1295 ile 1304 arasında ölmüş olmalıdır.
Türbe ve Bugünkü Durumu
Serçoban Türbesi bugün Amasya merkezinde, Karasenir Mahallesi'nde, Yeşilırmak'ın batı yakasındaki bir tepenin üzerinde durmaktadır. Tek katlı, dikdörtgen planlı, piramit çatılı, alafranga kiremitle örtülü basit bir yapıdır; yanlarında ikişer dikdörtgen pencere vardır. Bugün mescit olarak da kullanıldığından içinde bir mihrap ve ahşap bir minber bulunur. Kuzey duvarının dibinde betondan yapılmış, baş ve ayak uçlarında sarıkları olan dikdörtgen bir mezar yer alır. Bahçesinde yemek pişirmek için basit ocaklar, ahşap yemek masaları ve ağaçlar vardır. Hüsameddin'in bayramlarda kurban kesilip yemek pişirildiğini, herkese dağıtıldığını anlatan satırları düşünülürse, bu ocak ve masalar yüz elli yıllık bir geleneğin bugüne uzanan izleridir. Türbe 1980'de Karasenir Köyü muhtarlığınca kısmen, 1984'te özel bir kişi tarafından esaslı olarak onarılmış, çevre düzenlemesi Amasya Belediyesi'nce yapılmıştır. Kimi kaynaklarda yapının 2001'de belediye tarafından çevre düzenlemesiyle birlikte yenilendiği de yazılıdır.
Türbenin yapım tarihi konusunda bir ayrılık vardır. Hüsameddin ahşap türbenin 1292 [1875] yılında Karasenirli Mirliva Hasan Paşa tarafından yaptırıldığını söyler; yerel anlatıları derleyen kimi kaynaklarda ise aynı türbenin 1878'de Karasenirli Hasan Paşa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Yaptıran kişi her iki anlatımda da aynıdır; tarihteki üç yıllık farkın hangi kayda dayandığı anlaşılamadı.
Yerel Anlatılarda Serçoban
Halk arasında Serçoban'a dair menkıbeler de yaşamaktadır. Bunlardan birine göre Serçoban öldüğünde sürüsündeki hayvanların her biri bir ağaca dönüşmüş ve türbenin çevresindeki koru böyle oluşmuştur; yöre halkı bu yüzden buradaki ağaçları kesmenin kötülük getireceğine inanır. Bir başka anlatıda Serçoban, dağda kaçan bir oğlağı uzun süre kovalayıp yakaladıktan sonra, onu kesmeye niyetliyken hayvanın bakışlarından etkilenip "Beni de çok yordun mübarek" diyerek serbest bırakır. Yerel anlatı onu Amasya'nın tanınmış ermişlerinden İğneci Baba'nın kardeşi olarak da gösterir; ancak aynı derleme, ilim ehli Serçoban'ın İğneci Baba'dan yaklaşık yüz elli yıl önce yaşadığını da kaydeder. Bu kardeşlik anlatısı, Hüsameddin'in kitap kaydına dayanan biyografisiyle bağdaşmaz; menkıbe ile tarihî kişiliğin zamanla birbirine karıştığı anlaşılır.
Hüsameddin'in andığı kardeşi Seyyid Alâeddin Ali Dede'nin ırmağın doğu yakasındaki mezarına ve bugünkü durumuna dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 79. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1-4. Ciltler, Amasya Belediyesi e-kitap, 2. Cilt, Kongurtay ve Necmeddin Ferruh Bey anlatımı.
- "Serçoban", Evliyalar Şehri Amasya'dan aktarım (amasya-abdulhalim.blogspot.com, 2007).
Akademik çalışmalar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Begavî, Ferrâ" maddesi (islamansiklopedisi.org.tr/begavi-ferra).
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Gāzân Han" maddesi (islamansiklopedisi.org.tr/gazan-han).
Resmî kaynaklar
- Kültür Portalı, Kültür Envanteri, "Ser Çoban Türbesi - Amasya" (kulturportali.gov.tr).