Mevlânâ Şemseddîn Mehmed bin el-Cezerî Tabakâtü’l-Kurrâ’ adlı eserinde ve bundan naklen Allâme Şehâbeddîn Ahmed ibn-i Hacer ed-Dürerü’l-Kâmine’sinde [234] yazdığı üzere 758 senesinde vefât eden Mevlânâ Sa’îdeddîn Mehmed bin Mes’ûd bin Mehmed bin Mes’ûd bin Mehmed bin Ali bin Ahmed ibn-i Ömer bin İsmâil bin eş-Şeyh Ebî-Ali el Hasan ed-Dekkâk bin Mehmed el-Balabânî el-Kâzerunî mahdûmudur. Cedd-i a’lâsı Şeyh Ebû Ali ed-Dekkâk el-Nîsâbûrî es-Sûfî 405 zilka’desinde vefât etmişdir.
Diyâr-ı şarkiyye fuzalâsından ulûm-ı âlîyeyi tahsîl ü ikmâl ederek devr-i bilâd edib Hacı Şâdgeldi Paşa’nın emâretinde Amasya’ya geldi. Gümüş kasabasında medfûn ve Ahi İbrâhim Basrî demekle meşhûr Taceddîn İbrâhim el-Basrî sohbetinden istifâza-i hakâyık-ı sûfiyye etdi.
Amasya’nın emîr ü hükûmdârı el-Hâc Seyfeddîn Şâdgeldi Paşa’nın kendisine olan fevkalâde teveccüh ve inâbesiyle iştihâr ederek emîr-i müşârün-ileyhin yaptırdığı Saraçhâne Câmii ittisâlindeki zâviyesi şeyhi oldu. Amasya’da yıllarca neşr-i füyûzât ederek “Küpeli Şeyh” demekle meşhûr oldu.
Amasya meşâyih-i kirâmından eş-Şeyh Alâeddîn Ali Yârî Çelebi bin Mevlânâ Zeyneddîn Siyavuş el-Difrikî (Divriği), bunun sohbet-i şerîfesinde temâyüz ederek halîfe ve dâmâdı olmuşdu. [235]
789’da Amasya vâlisi Yıldırım Sultân Bâyezîd Hân’ın ma’iyyetinde her ikisi de Bursa’ya gidip orada 791’de kendisine Sultân-ı müşârün-ileyhin binâ eylediği zâviyenin şeyhi oldu. Vezîr-i a’zam Cândârlızâde Ali Paşa da zâviyesi mesârifine kendi vakfından tahsîsât verdi.
Ebû İshâk Kâzerûnî, Bursa’da hem tedrîs ü iftâ, hem de neşr-i füyûzât-ı sûfiyye ederek Şeyhülislâm unvânını aldı. Bâb-ı kerâmet-me’âbı ulemâ, ümerâ ve erbâb-ı hâcâtın melce’-i yegânesi oldu. Çünkü Hünkâr Şeyhi idi. Pek mükerrem ve muhterem bir hâlde 798 senesinde vefât etdi.
Şeyh-i müşârün-ileyhin menâkıp-nâmesinde yazıldığı üzere gâyet fâzıl, muhakkik, müteşerri’, me’ârif-i sûfiyyede kâmil, zâhid bir ârif-i billah idi. Kendisine hâs bir tarîkate mâlik ve bir vâsıta ile Şeyh Fahreddîn İbrâhim bin Rüstem Irâkî’ye müntesib idi.
Mahdûmları Muhyiddîn Mehmed, Mecdeddîn Abdulmecîd Çelebilere Amasya’da “Küpelioğulları” denirdi. Mecdeddîn Abdulmecîd Çelebizâde kaz’asker Muhyiddîn Mehmed Çelebi’ [236] dir. Ebû İshâk Kâzerûnî dâmâdı Amasyalı Divriğilizâde eş-Şeyh Alâeddîn Ali Yârî Çelebi ki “Yâr-ı Ali Şîrâzî” diye meşhûr idi. Bunun mahdûmu Mevlânâ Şemseddîn Mü’eyyed Çelebi evlâdına “Mü’eyyedzâdeler” dendi.
Kaz’asker Küpeli Şeyhzâde Muhyiddîn Mehmed Efendi’nin dâmâdı da Amasyalı Kemâl Paşazâde Süleyman Bey’dir. Bunun mahdûmu Şeyhülislâm Şemseddîn Ahmed Şâh Çelebi de âlem-i İslâm’da müctehid diye tanınmış bir sîmâ-yı fazl u irfân idi. Meşâhîr-i fuzalâdan Amasyalı Şeyhzâde Abdulkerîm, Abdî Efendi de Şehy Ebû İshâk’ın ahfâdındandır.
Günümüz Türkçesiyle
Mevlânâ Şemseddin Mehmed bin el-Cezerî'nin Tabakâtü'l-kurrâ adlı eserinde ve ondan naklen Allâme Şehâbeddin Ahmed İbn Hacer'in ed-Dürerü'l-kâmine'sinde yazdıklarına göre, 758 [1356-57] yılında vefat eden Mevlânâ Saîdeddin Mehmed bin Mesud bin Mehmed bin Mesud bin Mehmed bin Ali bin Ahmed ibn Ömer bin İsmâil bin eş-Şeyh Ebî Ali el-Hasan ed-Dekkâk bin Mehmed el-Balabânî el-Kâzerûnî'nin oğludur. En yukarıdaki dedesi Şeyh Ebû Ali ed-Dekkâk en-Nîsâbûrî es-Sûfî, 405 [1015] yılının Zilkade ayında vefat etmiştir.
Doğu memleketlerinin âlimlerinden yüksek ilimleri okuyup tamamladıktan sonra şehir şehir dolaştı ve Hacı Şadgeldi Paşa'nın emirliği zamanında Amasya'ya geldi. Gümüş kasabasında gömülü olan ve Ahi İbrahim Basrî diye tanınan Tâceddin İbrahim el-Basrî'nin sohbetinde bulunarak tasavvufun hakikatlerinden feyz aldı.
Amasya'nın emîri ve hükümdarı el-Hac Seyfeddin Şadgeldi Paşa'nın kendisine gösterdiği olağanüstü yakınlık ve ona intisabıyla tanınarak, bu emîrin yaptırdığı Saraçhane Camii'nin bitişiğindeki zaviyenin şeyhi oldu. Amasya'da yıllarca manevî feyz dağıtarak "Küpeli Şeyh" adıyla meşhur oldu.
Amasya'nın saygın şeyhlerinden Şeyh Alâeddin Ali Yârî Çelebi bin Mevlânâ Zeyneddin Siyavuş el-Difrikî (Divriğili), onun sohbetinde öne çıkarak hem halifesi hem damadı olmuştu.
789 [1387] yılında Amasya valisi Yıldırım Sultan Bayezid Han'ın maiyetinde ikisi birlikte Bursa'ya gittiler; orada 791 [1389] yılında Sultan'ın kendisi için yaptırdığı zaviyenin şeyhi oldu. Vezir-i âzam Çandarlızâde Ali Paşa da zaviyenin giderleri için kendi vakfından pay ayırdı.
Ebû İshak Kâzerûnî, Bursa'da hem ders okutup fetva vererek hem de tasavvufî feyzini yayarak Şeyhülislâm unvanını aldı. Kerametiyle anılan kapısı âlimlerin, beylerin ve ihtiyaç sahiplerinin tek sığınağı oldu; çünkü o, hünkârın şeyhiydi. Pek itibarlı ve saygın bir halde 798 [1395-96] yılında vefat etti.
Bu şeyhin menâkıbnâmesinde yazıldığına göre son derece faziletli, araştırıcı, şeriate bağlı, tasavvuf bilgilerinde olgun, zâhid bir Allah dostuydu. Kendisine özgü bir tarikati vardı ve bir aracı ile Şeyh Fahreddin İbrahim bin Rüstem Irâkî'ye bağlıydı.
Oğulları Muhyiddin Mehmed ve Mecdeddin Abdülmecid Çelebilere Amasya'da "Küpelioğulları" denirdi. Kazasker Muhyiddin Mehmed Çelebi, Mecdeddin Abdülmecid Çelebi'nin oğludur. Ebû İshak Kâzerûnî'nin damadı, "Yâr-ı Ali Şîrâzî" diye tanınan Amasyalı Divriğilizâde Şeyh Alâeddin Ali Yârî Çelebi'dir. Bunun oğlu Mevlânâ Şemseddin Müeyyed Çelebi'nin çocuklarına "Müeyyedzâdeler" denildi.
Kazasker Küpeli Şeyhzâde Muhyiddin Mehmed Efendi'nin damadı da Amasyalı Kemal Paşazâde Süleyman Bey'dir. Bunun oğlu Şeyhülislâm Şemseddin Ahmed Şah Çelebi de İslâm dünyasında müctehid olarak tanınmış, fazilet ve irfan sahibi bir simaydı. Tanınmış âlimlerden Amasyalı Şeyhzâde Abdülkerim ile Abdî Efendi de Şeyh Ebû İshak'ın torunlarındandır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- cedd-i a'lâ: soyun en yukarıdaki dedesi
- diyâr-ı şarkiyye: doğu memleketleri
- ulûm-ı âliyye: yüksek ilimler, asıl ilimler
- medfûn: gömülü
- istifâza: feyz alma
- hakâyık-ı sûfiyye: tasavvufun hakikatleri
- inâbe: bir şeyhe bağlanma, tövbe ile intisap
- ittisâl: bitişik
- neşr-i füyûzât: manevî feyz yayma
- meşâyih-i kirâm: saygın şeyhler
- temâyüz: öne çıkma, seçkinleşme
- ma'iyyet: bir büyüğün yanındaki kimseler
- mesârif: giderler
- bâb-ı kerâmet-me'âb: keramet yeri sayılan kapı
- erbâb-ı hâcât: ihtiyaç sahipleri
- melce': sığınak
- müteşerri': şeriate bağlı
- ârif-i billâh: Allah'ı tanıyan, olgun sûfî
- müntesib: bağlı, intisap etmiş
- ahfâd: torunlar, soydan gelenler
Ebû İshak Kâzerûnî Kimdir
Maddenin başlığındaki ad, İslâm tasavvuf tarihinde çok daha eski bir kişiye aittir. Kâzerûniyye tarikatının kurucusu Şeyh Ebû İshak İbrahim b. Şehriyâr Kâzerûnî, İran'ın Fars bölgesinde yaşamış ve Fuad Köprülü'nün verdiği tarihlere göre 352-426 (963-1034) yılları arasında ömür sürmüştür. Tarikat bu bölgedeki Kâzerûn Hankahı'nda yüzyıllarca devam etmiş, Şah İsmâil'in 909 (1503) yılında şehri almasıyla oradaki faaliyeti sona ermiştir. Anadolu'da İshâkıyye ya da Mürşidiyye adıyla tanınan tarikatın Bursa, Konya, Edirne ve Erzurum'da zaviyeleri vardı ve bu zaviyeler çoğu zaman tarikatın adıyla değil, kurucunun adıyla anılırdı. Bursa'daki zaviye bu yüzden "Ebû İshak-hâne" diye bilinir, bitişiğindeki cami de bugün Ebû İshak Camii adını taşır.
Fuad Köprülü'nün İtirazı
Hüsameddin'in Amasyalı Şemseddin Müeyyed'i "Ebû İshak Kâzerûnî diye meşhur" bir şeyh olarak tanıtması, Fuad Köprülü'nün dikkatini çekmiş ve Kâzerûnî üzerine yazdığı makalede eleştiri konusu olmuştur. Köprülü, Bursa'daki Ebû İshak-hâne'yi anan Şükrullah, Âşıkpaşazâde, Nişancı Mehmed Paşa ve Âlî gibi kaynakların burada oturan bir şeyhin adını hiç vermediğini, bunlardan yalnızca zaviyenin İshakî dervişleri için kurulduğunun anlaşıldığını belirtir. Âşık Çelebi'nin tezkiresine göre zaviye, Bağdat'tan göç edip Bursa'ya yerleşen ve Osmanlı Devleti'nin ilk nakîbüleşrafı sayılan Seyyid Nattâ' için kurulmuştu. Kâzerûniyye üzerine yazılan yeni araştırmalar da aynı kanaattedir: Yıldırım Bayezid Bursa'daki tekkeyi 802 (1400) yılında kurmuş ve idaresini Emir Sultan'ın yanında Bursa'ya gelmiş olan Bağdatlı Seyyid Muhammed en-Nattâ'a vermiştir. Seyyid Muhammed iki yıl sonra Timur tarafından esir alınıp Semerkant tarafına götürülmüş, kaçarak Bursa'ya dönmüş ve öldüğünde zaviyenin yanına gömülmüştür.
Köprülü'ye göre Hüsameddin'in yanılgısının kaynağı Âşık Çelebi'deki bir nottur. Âşık Çelebi, "Hâtemî" mahlasıyla şiir yazan ünlü âlim Amasyalı Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'den (860-922) söz ederken onun Ebû İshak Kâzerûnî neslinden geldiğini ve bu atanın İran'dan Amasya'ya göç ettiğini yazar; Hasan Çelebi'nin tezkiresi de aynı bilgiyi tekrarlar. Taşköprizâde ile Müstakimzâde ise Abdurrahman'ın babasının adını Ali, dedesinin adını Müeyyed olarak verirler. Köprülü, Hüsameddin'in bu son kişiyi, yani Müeyyed'i, Ebû İshak Kâzerûnî'nin kendisiyle aynı kişi sandığını düşünür. Başka bir deyişle Müeyyed Çelebi, Kâzerûnî soyuna bağlanan ya da Kâzerûnî tarikatından gelen bir şeyh olabilir; ancak dört yüzyıl önce yaşamış tarikat kurucusunun adını taşıyan kişi o değildir.
Yine de Köprülü, Hüsameddin'in kaydında doğrulanan bir noktaya da işaret eder. Hüsameddin vezir Çandarlı Ali Paşa'nın zaviyenin giderleri için kendi vakfından pay ayırdığını söyler; Köprülü, H. 796 tarihli Ali Paşa vakfiyesinde "Seyyidü'l-Meşâyih Ebû İshak Kâzerûnî" adının gerçekten geçtiğini kaydeder. Demek ki zaviyenin XIV. yüzyılın son yıllarında Osmanlı himayesinde bulunduğu bilgisi sağlamdır; tartışmalı olan, zaviyenin başındaki şeyhin kimliğidir.
Müeyyedzâdeler
Hüsameddin'in soy kaydı ile bugünkü araştırmaların verdiği tablo arasında bir sıra farkı da vardır. Hüsameddin'e göre Divriğili Şeyh Alâeddin Ali Yârî Çelebi, Ebû İshak'ın damadıdır ve onun oğlu Şemseddin Müeyyed Çelebi'dir. Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi üzerine yapılan yeni bir çalışmada ise sıralama şöyledir: 860 (1456) yılında Amasya'da doğan Abdurrahman, Alâeddin Ali Çelebi'nin oğludur; Ali Çelebi ise şehrin önde gelen ailelerinden Dîriklizâdeler'e mensup Kâzerûniyye şeyhi Şemseddin Müeyyed Çelebi'nin oğludur ve aile Müeyyedzâde adını bu dededen almıştır. Hüsameddin'in "Divriğilizâde" dediği aile ile bu çalışmadaki "Dîriklizâde" aynı aile olmalıdır. Babası Ali Çelebi, Amasya valisi Şehzade Bayezid'in nişancısı olmuş, oğlu Abdurrahman da böylece şehzadeyle yakınlık kurmuştur.
Abdurrahman Efendi'nin sonraki hayatı Amasya ilim çevresinin İran ile bağlarını gösterir. Bayezid'in Amasya'daki çevresine dair şikâyetler üzerine Fâtih Sultan Mehmed onun idamını emredince Şehzade Bayezid 884 (1479) yılında Halep'e kaçmasını sağlamış, Abdurrahman oradan Şiraz'a geçerek on yıla yakın Celâleddin Devvânî'nin derslerine katılmıştır. Bayezid tahta çıkınca dönmüş, önce Amasya'ya, sonra İstanbul'a gelmiş, Edirne kadılığından sonra Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerinde bulunmuş, 922 (1516) yılında İstanbul'da vefat ederek Eyüp Sultan hazîresine gömülmüştür. Kemalpaşazâde ve Ebüssuûd onun öğrencileri arasında sayılır. Hüsameddin'in maddenin sonunda Kemalpaşazâde'yi bu aileye damatlık yoluyla bağlaması, Amasyalı ulema aileleri arasındaki sıkı akrabalık ağını gösterir; bu evlilik bağı ise başka bir kaynakta doğrulanamadı.
Küpeli Lakabı
Şeyhe "Küpeli" denmesinin sebebine dair bir bilgiye rastlanmadı. Dikkat çekici bir ayrıntı olarak, XVI. yüzyıl başında Osmanlı ülkesinde yaşayan Theodore Spandugino Cantacasin İshakî (Kâzerûnî) dervişlerini anlatırken bunların hiçbirinin demir ya da gümüş küpe takmadığını yazar. Lakabın bir tarikat alâmetinden mi, şahsî bir özellikten mi geldiği bilinmemektedir.
Metinde adı geçen Ahi İbrahim Basrî, Saraçhane Camii yanındaki zaviye ve Ebû İshak'ın 798 ölüm tarihi hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Bursa'daki tekkenin kuruluşu için Hüsameddin'in verdiği 791 tarihi, tekkenin vakfiyesine dayanan 802 (1400) tarihinden on bir yıl öncedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 80–80. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Kitaplar