Lâdiklidir. Sâhibü’l-hâl es-Seyyid Ahmed-i Kebîr er-Rifâî ahfâdından orada Rifâî tekkesi şeyhi ve mütevellîsi es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi bin es-Seyyid Nureddîn Hamza Çelebi bin es-Seyyid Ali mahdûmudur. [46] Amasya‘da fuzalâdan Pîrîzâde el-Hâc Hüseyin Efendi’den mukaddimât-ı ulûmu tahsîl ederek İstanbul’a gidip Bekrîzâde Şamî Mehmed Efendi’den ikmâl-i tahsîl etdi.
Ba’dehû İmâm-ı Sultânî Lâdikli Hâfız Efendi’den mülâzım ve 1091’de müderris ve ders-i âm olup Hâfız Mehmed Efendi 1099 senesi cemâdelûlâsında Rumeli Kazaskeri oldukda tezkirecisi ve 1101 senesi cumâdelâhiresinde müşârün-ileyhin azlini müteâkıb Rumeli kaleminde Alakilise, 1103’de Livâdiye kadısı oldu.
1104’de ma’zûlen İstanbul’a gelip sene-i mezbûru zilka’desinde müşârün-ileyh Hâfız Mehmed Efendi sâniyen Rûmeli Kazaskeri oldukda ikinci defa tezkirecisi ve 1106 senesi şa’bânında efendisi Şeyhülislâm oldukda mektubcusu olduysa da şevvâlinde müşârün-ileyhin azli üzerine Yanbolu, 1109 zilhiccesinde Kazanlık, 1112’de Karaferiye kadısı olup 1114’de yine ma’zûlen İstanbul’a geldi.
1115 senesi rebîülevvelinde İstanbul’da vakî olan kıyâm-ı askerî esnâsında ikinci defa Şeyhülislâm olan [47] Hâfız Mehmed Efendi’ye sâniyen mektubçu olarak teayyün etdi. Ancak sene-i mezbûre ramazânında efendisinin azliyle Bursa’ya i’zâmında refîki olup yıllarca açıkta kaldı.
1122’de Köprülüzâde Numan Paşa’nın sadâretinde Akkirman kadısı olup 1124’de ma’zûlen İstanbul’a geldi. 1125 senesi rebîülâhirinde Sadr-ı a’zam olan Pazarköylü Şehîd Ali Paşa’ya takdîm eylediği kasîdesi takdîr edilerek fazlına münâsib bir mansıb arandığı esnâda paşa tevhîm edildiğinden câize ve kazâ ile geçiştirildi.
1128’de Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa’nın vezâretinde bir daha tecrübe-i tâli’ ederek takdîm etdiği kasîde-i tebrîkiyyesi üzerine mazhar-ı ihsân ve sadâretinde kitâbçısı ve nedîm-i hâssı oldu. Beş yıl kadar Sadr-ı müşârün-ileyhin meclis-i safâsında müreffeh bir hayât geçirdi. 1134’de vefât etdi.
Âlim, kâmil, şâir, mahlası gibi edîb, fünûn-ı edebiyyede mâhir, münşî, halûk, halîm, bir seyyid-i kerîm idi. Mükemmel dîvân-ı şiiri vardır. Kıyâm-ı askerî vak’asında [48] zî-medhâl olduğu ba’zı a’dâsı tarafından işâ’a edilmeseydi, ilim ve fazlına münâsip mansıplara nâil olurdu.
Nuût-ı Nebeviyye’sinden:
Esâs-ı şer’ini bânî-i kudret öyle yapmış kim
Zafer bulmaz ana dest-i fenâ gâyetde muhkemdir
Hıred kufl-i der-i ahkâmını feth etmeden âciz
Hakîm-i Mutlak’ın sun’uyla bir genc-i mutalsamdır
Şunlar da eş’ârındandır:
Teshîr iden ol yâri duâ-yı sihirimdir
Germ ülfet eden sohbet-i sahbâ eserimdir
Yine ondan:
Aşkın ki gül-i bağ-ı dile şûle perimdir
Ârâyiş-i destâr-ı cünûn pûş-i serimdir
Şu gazel de onundur:
Aç sîneni âyîne-i billûr görünsün
Nahl-i Cebel-i Tûr’daki nûr görünsün
Bir âyine-i hüsne mukâbil ola gördüm
Matem-kede-i dehr-i denî sûr görünsün [49]
Bir dilber-i bî-misle yer et kâh-ı dilinde
Ne sûret-i vildân ve ne hod hûr görünsün
Sâki bizi kim sagâr ile mest edemezsin
Hurşîd-sıfât kâse-i fağfûr görünsün
Ol mertebe nûş et mey-i nâbı ki Edîbâ
Şîrân-ı kavî kalb-i cihân mûr görünsün.
Günümüz Türkçesiyle
Lâdiklidir. Hâl sahibi Seyyid Ahmed-i Kebîr er-Rifâî'nin soyundan, orada Rifâî tekkesinin şeyhi ve mütevellisi olan Seyyid Şeyh Ahmed Efendi'nin oğludur; Ahmed Efendi, Seyyid Nureddîn Hamza Çelebi'nin, o da Seyyid Ali'nin oğludur. Amasya'da âlimlerden Pîrîzâde Hacı Hüseyin Efendi'den ilmin başlangıç derslerini aldı, sonra İstanbul'a gidip Bekrîzâde Şâmî Mehmed Efendi'den öğrenimini tamamladı.
Sonra İmâm-ı Sultânî Lâdikli Hâfız Efendi'den mülâzım oldu; 1091'de [1680] müderris olup herkese açık ders verdi. Hâfız Mehmed Efendi 1099 Cemâziyelevvel'inde [Mart-Nisan 1688] Rumeli Kazaskeri olunca onun tezkirecisi oldu. 1101 Cemâziyelâhir'inde [1690] adı geçenin azlinin ardından Rumeli kaleminden Alakilise, 1103'te [1691-92] Livâdiye kadısı oldu.
1104'te [1692-93] görevden alınarak İstanbul'a geldi. Aynı yılın Zilkade ayında Hâfız Mehmed Efendi ikinci kez Rumeli Kazaskeri olunca ikinci defa onun tezkirecisi, 1106 Şaban'ında [Mart-Nisan 1695] efendisi Şeyhülislâm olunca mektupçusu oldu; ancak Şevval'de adı geçenin azli üzerine Yanbolu kadısı oldu. 1109 Zilhicce'sinde [1698] Kazanlık, 1112'de [1700-01] Karaferiye kadısı olup 1114'te [1702-03] yine görevden alınmış olarak İstanbul'a geldi.
1115 Rebîülevvel'inde [Temmuz-Ağustos 1703] İstanbul'da olan ordu ayaklanması sırasında ikinci kez Şeyhülislâm olan Hâfız Mehmed Efendi'ye ikinci kez mektupçu olarak atandı. Ancak aynı yılın Ramazan ayında efendisinin azledilip Bursa'ya gönderilmesi üzerine onunla birlikte gitti ve yıllarca açıkta kaldı.
1122'de [1710-11] Köprülüzâde Numan Paşa'nın sadrazamlığında Akkirman kadısı oldu; 1124'te [1712-13] görevden alınmış olarak İstanbul'a geldi. 1125 Rebîülâhir'inde [Nisan-Mayıs 1713] sadrazam olan Pazarköylü Şehid Ali Paşa'ya sunduğu kaside beğenildi ve değerine uygun bir görev aranırken paşa hakkında kuşkuya düşürüldüğünden, bir ödül ve kadılıkla geçiştirildi.
1128'de [1715-16] Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa'nın vezirliği sırasında bir kez daha talihini denedi; sunduğu tebrik kasidesi üzerine ihsana kavuştu ve onun sadrazamlığında kitapçısı ve özel nedimi oldu. Beş yıl kadar sadrazamın eğlence ve sohbet meclisinde rahat bir hayat sürdü. 1134'te [1721-22] vefat etti.
Âlim, olgun, şairdi; mahlası gibi edîb, edebiyat fenlerinde usta, münşî (inşâ yazan), ahlâklı, yumuşak huylu, cömert bir seyyiddi. Eksiksiz bir dîvânı vardır. Ordu ayaklanması olayında payı olduğu yolundaki sözler bazı düşmanları tarafından yayılmasaydı, ilmine ve değerine uygun görevlere ulaşırdı.
Nuût-ı Nebeviyye'sinden:
Esâs-ı şer'ini bânî-i kudret öyle yapmış kim
Zafer bulmaz ana dest-i fenâ gâyetde muhkemdir
Hıred kufl-i der-i ahkâmını feth etmeden âciz
Hakîm-i Mutlak'ın sun'uyla bir genc-i mutalsamdır
Anlamı: Kudret sahibi (Allah) şeriatının temelini öyle yapmıştır ki fenâ eli ona galip gelemez, o son derece sağlamdır. Akıl, hükümlerinin kapısındaki kilidi açmaktan âcizdir; Mutlak Hakîm'in eseri olan bu din, tılsımlı bir hazine gibidir.
Şunlar da şiirlerindendir:
Teshîr iden ol yâri duâ-yı sihirimdir
Germ ülfet eden sohbet-i sahbâ eserimdir
Yine ondan:
Aşkın ki gül-i bağ-ı dile şûle perimdir
Ârâyiş-i destâr-ı cünûn pûş-i serimdir
Şu gazel de onundur:
Aç sîneni âyîne-i billûr görünsün
Nahl-i Cebel-i Tûr'daki nûr görünsün
Bir âyine-i hüsne mukâbil ola gördüm
Matem-kede-i dehr-i denî sûr görünsün
Bir dilber-i bî-misle yer et kâh-ı dilinde
Ne sûret-i vildân ve ne hod hûr görünsün
Sâki bizi kim sagâr ile mest edemezsin
Hurşîd-sıfât kâse-i fağfûr görünsün
Ol mertebe nûş et mey-i nâbı ki Edîbâ
Şîrân-ı kavî kalb-i cihân mûr görünsün.
Gazelin kabaca anlamı: Göğsünü aç, billûr bir ayna gibi görünsün; Tûr Dağı'ndaki ağacın nûru görünsün. Güzelliğin aynasının karşısında olduğumu gördüm; bu değersiz dünyanın yas evi bir şenlik gibi görünsün. Eşsiz bir güzel gönül köşkünde yer etsin; ne cennetin oğlanları ne de huriler görünsün. Saki, bizi küçük kadehle sarhoş edemezsin; güneş gibi parlak bir Çin kâsesi görünsün. Ey Edîb, saf şaraptan o kadar iç ki güçlü aslanlar, dünyanın kalbi karınca gibi görünsün.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- sâhibü'l-hâl: manevi hâl sahibi, velî
- ahfâd: torunlar, soy
- mütevellî: vakıf ya da tekkenin işlerini yöneten kişi
- mukaddimât-ı ulûm: ilimlerin giriş dersleri
- mülâzım: müderrislik yolunda bir büyük âlimin yanında yetişmek için kayıt edilen aday
- ders-i âm: herkese açık ders veren müderris
- tezkireci, mektupçu: Rumeli Kazaskeri ve şeyhülislâm gibi üst görevlilerin yazı işlerini yürüten kâtip
- ma'zûl: görevden alınmış
- kıyâm-ı askerî: ordunun ayaklanması
- kasîde, câize: övgü şiiri; şairin karşılığında aldığı ödül
- nedîm: hükümdarın ya da vezirin sohbet arkadaşı
- kitâbcı: sadrazamın yanında kitap ve yazı işlerine bakan kişi
- münşî: inşâ, yani resmî ve edebî nesir yazan kişi
- dîvân: bir şairin şiirlerinin toplandığı kitap
- Nuût-ı Nebeviyye: Hz. Peygamber'in övgüsüne dair şiirler
Hâfız Mehmed Efendi ve Lâdik
Edîb Mehmed Efendi'nin kariyeri baştan sona hocası ve hamisi olan Lâdikli Hâfız Mehmed Efendi'ye bağlıdır. Bu kişi, kaynaklarda İmâm-ı Sultânî diye anılan Mehmed Efendi'dir: o dönemde Amasya sancağına bağlı Lâdik kazasında doğmuş, kıraat bilgisi ve güzel sesiyle dikkat çekmiş, IV. Mehmed'in üçüncü, sonra ikinci imamı olmuştur. 1099'da Rumeli Kazaskeri, 4 Şaban 1106'da [20 Mart 1695] şeyhülislâm olmuş, ancak II. Mustafa kendi hocası Feyzullah Efendi'yi getirmek istediğinden iki ay altı gün sonra görevden alınmıştır. Edîb'in kaydettiği olaylar bu tablo ile örtüşür: tezkireciliği Rumeli kazaskerliği yıllarına, mektupçuluğu kısa şeyhülislâmlığa denk gelir.
Küçük bir tarih farkı da vardır. Hüsameddin ikinci Rumeli kazaskerliğini 1104 Zilkade'sine koyar; ansiklopedi maddesi ise Hâfız Mehmed Efendi'nin ikinci kez aynı makama 1105'te [1694] atandığını yazar. Aradaki fark tek yıllıktır ve hangisinin doğru olduğu okunan kaynaklardan belirlenemedi.
Ordu Ayaklanması: Edirne Vak'ası
Hüsameddin'in "İstanbul'da vâki olan kıyâm-ı askerî" dediği olay, tarihe Edirne Vak'ası ya da Feyzullah Efendi Vak'ası olarak geçen 1703 ayaklanmasıdır. İsyan 17 Temmuz 1703'te İstanbul'da, cebecilerin gecikmiş ulûfelerini istemesiyle başlamış, kısa sürede yeniçerilerin, seyyidlerin, medrese talebelerinin, esnafın katılmasıyla bütün şehre yayılmıştır. Âsiler yeni bir sadrazam ve İmam Mehmed Efendi'yi şeyhülislâm atamıştır; sonunda II. Mustafa tahttan indirilmiş, Feyzullah Efendi öldürülmüş, III. Ahmed padişah olmuştur. Hâfız Mehmed Efendi bu olayda 11 Rebîülevvel 1115'te [25 Temmuz 1703] ikinci kez şeyhülislâm yapılmış; Sultan Mustafa'nın hal'ine dair fetvayı hazırlayanın o olduğu da nakledilmiştir. III. Ahmed ihtilâlcileri tasfiye ederken, bu görevi âsilerin vermesi sebebiyle onu 18 Ramazan 1115'te [25 Ocak 1704] görevden almış, Bursa'ya göndermiştir. Hâfız Mehmed Efendi Bursa'da ders vermiş ve Safer 1141'de [Eylül 1728] ölmüştür. Hüsameddin'in "Bursa'ya i'zâm" ve "yıllarca açıkta kalmak" ifadeleri bu akışla uyuşur.
Edîb'in sonradan yüksek makamlara ulaşamamasının sebebini Hüsameddin onun bu ayaklanmada payı olduğu yolundaki dedikoduya bağlar. Bu yorum Hüsameddin'e aittir; okunan kaynaklarda Edîb'in adı bu olayla ilgili olarak geçmediği için bağımsız olarak doğrulanamadı.
Şehid Ali Paşa ve Damad İbrâhim Paşa Meclisleri
Edîb kasidelerini iki sadrazama sunmuştur. 1125'te sadrazam olan Şehid Ali Paşa, III. Ahmed'in damadıydı, kendisi 1 Rebîülâhir 1125'te [27 Nisan 1713] sadrazamlığa getirilmiş, 1716'da Petervaradin seferinde şehit düşmüştür. Hüsameddin'e göre Edîb'in kasidesi beğenilmiş, ama paşanın kuşkulandırılması yüzünden iş bir ödül ve bir kadılıkla bitmiştir. İkinci sunuş Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa'yadır: Damad İbrâhim, Ali Paşa'nın ölümü üzerine orduyu dağılmaktan kurtarmış, 4 Ekim 1716'da vezirlik ve rikâb kaymakamlığı alarak Ali Paşa'nın dul kızı Fatma Sultan'la evlenmiş, 9 Mayıs 1718'de [8 Cemâziyelâhir 1130] sadrazam olmuştur. "Devrin şairleri tarafından durmadan methedilen" bu paşanın etrafında bir kasideci çevresi vardı; Edîb'in kitapçısı ve nedimi olması bu ortamın içindedir. Hüsameddin'in "1128'de vezâretinde" kaydı, paşanın vezirlik yılıyla tutar.
Okunamayanlar
Edîb Mehmed Efendi'nin kendisi, Dîvânı ve Nuût-ı Nebeviyye adlı eseri hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Lâdik Rifâî tekkesi, şeyh Ahmed Efendi, Pîrîzâde Hacı Hüseyin Efendi ve Bekrîzâde Şâmî Mehmed Efendi için de bilgi bulunamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 277–278. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar