İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Edîb Mustafa Efendi-Kadızâde

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 7. Cilt, s. 279 • Hazırlayan: Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ- Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ

Özgün Metin

Amasyalıdır. Kudâtdan Zanalızâde es-Seyyid İbrâhim Efendi bin es-Seyyid el-Hâc Mehmed Efendi’nin mahdûmu ve kibâr-ı kudâtdan [51] es-Seyyid Mehmed Efendi’nin birâderidir. İstanbul’da tahsîl-i ulûm edib müderris, kadı olarak devr-i bilâd etdi. Ba’dehû devriye mevâlîsinden olup Tokat kazâsından ma’zûlen Amasya‘ya geldi. 1241’de ihtiyâr-ı tekâüd edib 1247 sâlinde vefât etdi. Âlim, şâir, tab’an latîf, mütekellim bir zât idi.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Kadılardan Zanalızâde Seyyid İbrâhim Efendi'nin, onun da Seyyid Hacı Mehmed Efendi'nin oğludur. Büyük kadılardan Seyyid Mehmed Efendi'nin kardeşidir. İstanbul'da ilim öğrenip müderris ve kadı olarak çeşitli kazaları dolaştı. Sonra devriye mevleviyeti derecesindeki kadılardan olup Tokat kazasından azledilerek Amasya'ya geldi. 1241'de [1825-26] emekliliği seçti, 1247'de [1831-32] öldü. Bilgin, şair, yaratılıştan nazik ve konuşkan bir zattı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûm: oğul
  • kibâr-ı kudât: büyük kadılar
  • tahsîl-i ulûm: ilim öğrenimi
  • devr-i bilâd: kazaları dolaşarak görev yapmak
  • devriye mevâlîsi: devriye mevleviyeti derecesindeki üst düzey kadı ve müderrisler
  • ma'zûlen: görevden alınarak
  • ihtiyâr-ı tekâüd: isteyerek emekli olma
  • tab'an latîf: yaratılıştan nazik, hoş tabiatlı
  • mütekellim: konuşkan, sözü yerinde söyleyen

Mevleviyet ve Devriye Derecesi

Osmanlı ilmiye teşkilatında kadılıklar iki gruba ayrılırdı. Büyük ve önemli şehirlerin kadılıklarına mevleviyet, diğerlerine kazâ kadılığı denirdi. Mevleviyet terimi 15. yüzyılın ortalarından itibaren kullanılmıştır. Mevleviyetlerin en alt basamağı devriye mevleviyetiydi. Bu derecedeki kadılıklara dâhil ve hâriç medreselerinin müderrisleri atanırdı. Adana, Antep, Bağdat, Belgrad, Konya, Sivas, Kütahya, Erzurum, Diyarbakır gibi merkezler zamanla bu statüye girmiştir. Ücret bakımından mevleviyetler günlük 300 ve 500 akçeli iki gruba ayrılırdı; 300 akçeli kadılıklara sonradan devriye mevleviyeti denmiştir. Bir devriye kadısı görevinden ayrıldıktan sonra bir üst basamak olan mahreç mevleviyeti payesini alır, boşalacak uygun bir kadro için beklerdi. Kadızâde Mustafa Efendi'nin "devriye mevâlîsinden" sayılması, Amasya'ya dönmeden önce bu orta-üst derecede kadılık yaptığını gösterir. Metinde hangi kadılıklarda bulunduğu sayılmamış, yalnız Tokat'tan söz edilmiştir.

Mülâzemet ve Bekleme Süreleri

Medrese mezunlarının göreve başlaması ve bir görevden sonra yenisini beklemesi mülâzemet adı verilen düzene bağlıydı. Anadolu'da görev isteyenler Anadolu, Rumeli'de görev isteyenler Rumeli kazaskerinin meclisine devam eder, adlarını deftere yazdırırdı. Görev süresini dolduran kadı azledilmiş sayılır, yeni bir görev için İstanbul'a gelip bir iki yıl, bazen daha uzun süre beklerdi. Metin, Mustafa Efendi'nin Tokat'tan azledildikten sonra Amasya'ya geldiğini söyler. Bekleme süresini İstanbul'da mı, memleketinde mi geçirdiği belli değildir.

Emeklilik

Metin Mustafa Efendi'nin 1241'de [1825-26] "ihtiyâr-ı tekâüd" ettiğini, yani emekliliği kendi isteğiyle seçtiğini yazar. Tekaüt, devletten maaş alan görevlilerin yaşlılık, hastalık ya da özür nedeniyle hizmet yapamayacak duruma gelmesini anlatan terimdir ve ilmiyede yaygındı. Mevleviyet derecesini kazanmış âlimlere emeklilik maaşı yerine bazı köy ve kasabaların gelirleri arpalık olarak tahsis edilebilirdi. Görevden alınma halinde verilen tahsisat ise emeklilikten farklı bir özellik taşırdı. Mustafa Efendi'nin hangi gelirle emekli olduğu metinde yazılı değildir. 1241 yılı Tanzimat'tan öncesine denk geldiği için sonraki dönemin maaşlı emeklilik düzeni onun için geçerli değildir.

Aile ve Zamanı

Kadızâde adı "kadı oğlu" demektir ve ailenin kadılık geleneğine işaret eder. Babası Zanalızâde Seyyid İbrâhim Efendi ile kardeşi Seyyid Mehmed Efendi metinde kadı olarak anılır. Ölüm tarihi 1247 [1831-32] olduğuna göre yaşamı büyük ölçüde II. Mahmud devrine rastlar. Şairliğine dair bir dîvân ya da şiir örneği bilinmiyor; araştırmalarımızda adına başka bir kaynakta rastlanmadı. Zanalızâde ailesi de elimizdeki kaynaklarda bulunamadı.

Kaynakça

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 279. amasya.bel.tr

7. Cilt içindekiler