Rûm imparatoru Ermeni Vartan 90 senesi evâ'ilinde Amasya'dan Mesleme'nin bırakdığı tahsîl me'mûrlarını ihrâc ve patrîk Kalis'i de azl ederek Garitunus nâmında bir kimseyi Amasya patrîki nasb edib yanına seksen bin kadar asker cem' eyledi. Bu harekâtıyla Anadolu bilâdını mücâhidân-ı İslâmın ellerinden alacağını ümîd ediyordu.
Vartan'ın şu harekâtı Şâm'a mün'akis oldukda şark vâlîsi Emîr Mesleme ma'iyyetine aldığı seksen bin piyâde ve otuz bin süvârî mücâhid ile 91 senesi recebinde Şâm'dan hareket ve Tarsûs üzerinden Ankara önüne kadar bilâ-mâni' muvâsalat eyledi.
Ankara vâlîsi Simon, ma'iyyet-i mevcûdesiyle mukâbele ederek cereyân eden muhârebede askeri fenâ hâlde perîşân, kendisi de maktûl olduğu cihetle Emîr Mesleme, gâlibâne Amûriyye (Ankara) şehrine girip Pon kıt'asının merkezine kadar icrâ-yı savlet etmeğe azm etmiş idi.
Bilâd-ı Rûm'u istirdâda ta'ahhüd eden imparator Vartan, sarây-ı hükümdârîsinde arz-ı ihtişâm ederek kumandanları yalnız bırakması Rûmlar'a fenâ te'sîr etmekle Ankara'nın sukûtunu müte'âkib makâmından tenzîl ve yerine İkinci Anastasyus Rûm imparatoru olmak üzere i'lân edilmişdir.²⁹⁵ [209]
Emîr Mesleme, Ankara'dan hareketle Çorum üzerinden kürsî-i bilâd-ı Rûm (Pon vilâyeti merkezi) olup nehrin iki sâhili üzerinde mebnî ve etrâfı cibâl-i şâhika ile muhât ve "Mesîhiyye" vasfıyla mevsûm²⁹⁶ olan Harşene (Amasya) belde-i kadîmesinin garb tarafında kâ'in bir sahrâyı, Geldiklan Ovası'nı karargâh ittihâz ederek Amasya'yı tazyîke başladı.
Amasya patrîki Agriton (Garitunus) kuvve-i mevcûdesiyle mukâbeleye kalkışdıysa da ilk hamlede mağlûb ve münhezim olarak avdet ve imparatorlukdan istimdâd ederek Amasya şehrini tahkîme bezl-i gayret ediyor, Hazret-i Îsâ ve Meryem'in tesâvîr-i muhayyelesini Amasya kalelerinin bârûlarına asıp Rûmlar'ın hissiyât-ı dîniyyesini tahrîke çalışıyordu.
İmparator Anastas, Anadolu vâlîsi Le'on İsori nâmında bir kumandanı ale'l-acele otuz bin asker ile Amasya'ya irsâl ederek dîğer bir [210] kuvve-i imdâdiyye ihzâr eylediği esnâda Emîr Mesleme, Amasya'ya garb tarafından tekarrub ve hücûma ibtidâr ediyordu.
Emîr Mesleme 92'de Mesîhiyye (Amasya)'nın garbında vâki' Rabz Kalis (Bâğ-ı Kelkîs, Şeyh Cû'î Bâğları) üzerinden ya'nî Karaman Dağı'ndan Amasya'ya inmek için icrâ eylediği şiddetli hücûma mukâbil Anadolu vâlîsi Le'on ve Amasya patrîki Agriton da şiddetli müdâfa'a ederek tarafeyn askeri rahnedâr ve Emîr Mesleme on iki kadar ümerâ-yı İslâm ile mecrûh ve hayli mücâhidân-ı İslâm şehîd olmakla Geldiklan ve Çorum sahrâlarına ric'at etmişlerdir.
Çorum şehrinde medfûn oldukları i'tikâd edilen Suheyb ve Ma'dî Kerb gâzîler bu muhârebede mecrûhen avdetle orada irtihâl-i dâr-ı na'îm eden guzât-ı kirâmdan olmaları şu vak'a-i târîhiyyeden istidlâl olunmakdadır. Yoksa sahâbe-i kirâmdan Suheyb-i Rûmî Medîne-i Münevvere'de medfûn ve Ma'dî Kerb-i Gâzi Îrân muhârebâtında şehîd oldukları inde'l-muhaddisîn muhakkakdır.
Bunun üzerine Emîr Mesleme Şâmdan ve Agriton dahi İstanbul'dan istimdâd edib, Şâm'dan Muhammed bin Mervân bin el-Hakem idâresinde seksen bin mevcûdlu bir kuvve-i imdâdiyye vürûd ederek mücâhidân-ı İslâm tezyîd-i kuvvet etmekle tecdîd-i savlet etmeğe başladılar.
Emîr Mesleme 93'de ikinci def'a Amasya'ya aynı mevki'den hücûm ve Agriton ile Le'on dahi aldıkları kuvve-i imdâdiyye ile mukâbele ederek [211] tarafeyn arasında muhârebe-i şedîde oldu fakat mücâhidân-ı İslâm serdârı Emîr Mesleme ve ba'dehû sıra ile ümerâdan Muhammed bin Mervân, Muhammed bin Abdul'azîz bin Mervân, Muhammed bin el-Ahnef, Abdurrahmân bin Sa'sa'a, Abdullah bin Sa'îd ve bunları müte'âkib Ebu'l-Hüseyn Abdullah el-Antâkî ya'nî Battâl Gâzi²⁹⁷ hücûm ederek cümlesi de mecrûhen avdet etdiler.
Ba'dehû ümerâdan Abdullah bin Cerîr el-Becelî, Battâl Gâzi'nin mecrûhen avdetini müte'âkib yaralı olduğu hâlde bir daha hücûm edib pek çok müslimîn şehîd ve kendisi de mecrûh olmakla İslâm ordusu içinde hayret ziyâdeleşdi, herkesde dönmek fikri kuvvet bulmağa başladı.
Bu hâli müşâhede eden emînü'l-ganâyim Recâ' bin Hayât gâyet sûzişli bir nutuk îrâd ve mücâhidân-ı İslâmı teşcî' etmesi üzerine ümerâdan Dahhâk bin Yezîd es-Sülemî mecrûh iken dayanamayıp şiddetli bir hücûm daha eylediyse de pek çok müslimîn ile beraber şehîd olduğuna binâ'en emînü'l-ganâyim Recâ' bin Hayât idâre-i askeriyyeyi der-uhde edib Rûmlar üzerine arslan gibi bir savlet etmiş, Karaman Dağı'ndan aşağı inip Rûmların kalpgâhına kadar girmişdir.
Emîr Recâ'nın etrâfını Rûmlar'ın ihâta etmeleri, müşârün-ileyhin [212] şehîd olduğunu zann etdirmekle mücâhidân-ı İslâm ric'at ve inhizâm göstermiş iken ümerâdan Muhammed bin Abdul'azîz ve müte'âkiben İslâm serdârı Emîr Mesleme ve Battâl Gâzi yaralı oldukları hâlde gazanferâne birer hücûm ile ric'at etmiş olan mücâhidânı i'âde edebilmişlerdir.
Emîr Mesleme'nin bir tarafdan sûzişli nutuklar îrâdıyla mücâhidleri teşcî' ve diğer tarafdan "Yâ le'z-zafer!" nidâ-yı şecî'ânesiyle kükremiş arslan gibi mükerreren hücûm etmesi, asâkir-i İslâmın kuvvet-i kalbiyyelerini tezyîd, hamle-i fedâkârânelerini teşdîd etmekle Rûmlar fenâ hâlde bozulmuş, Battâl Gâzi de münhezim olan Rûm ordusunun içerisine girip at üzerinde kumanda eden patrîk Agriton üzerine bir kılıç havâlesiyle atından düşürmüş, başını kesip İslâm ordusunun içerisine atmışdır.
Mücâhidân-ı İslâm, Agriton'un kesik başını gördüklerini müte'âkib "Allâhu Ekber" nidâsıyla Mesîhiyye (Amasya)'nın cibâl-i şâhikasın inleterek birden hücûm ve Rûmlar'ı târumâr ve muzafferen Harşene vâdîsine duhûl etmekle kalesi halkı istîmân etdiler.
Emîr Mesleme, gâliben ve muzafferen Amasya şehrine girip mukaddemen tahsîl me'mûrlarını Amasya'dan ihrâc, ba'dehû katl edenleri tahkîk ve müsebbiblerini el-Cezîre'ye iclâ ve mübâşirlerini ifnâ etdikden sonra Amasya emâretini ümerâdan Sürâka'ya tevcîh ederek ma'iyyetinde üç yüz mücâhid bırakıp İstanbul'a müteveccihen hareket etmişdir.
93 sene-i hicriyyesinde Pon vilâyeti Karadeniz'e kadar feth ve merkez-i [213] vilâyet olan Amasya şehri bu sûretle feth edilerek Şâm hilâfet-i İslâmiyyesine intikâl eyledi. Şu müdhiş muhârebeyi isbât için "Rabz Kalis" denilen Şeyh Cû'î ve Karaman cihetleri el-yevm hafr edildikce küme küme zuhûr eden insân kemikleri ve 1313'de zuhûr eden uzun boylu, ak sakallı, etine dolgun, tâmmu'l-a'zâ bir adam cesedi dâ'imâ şehâdet etmekdedir.
Bi'l-cümle tevârîh-i Arabiyye'den hulâsa edilen şu vak'a-i harbiyyenin senesinde ve tarz-ı cereyânında ufak bir tehâlüf mevcûd ise de harbin ve fethin vukû'u muhakkak olduğu cihetle iki sene yukarı, yâhud bir sene aşağı olabilir. Lâkin ekser terâcim ve muhâdarât kitâblarının şu vak'ayı an'ânât-ı mevsûke ile nakl etmelerine bakılırsa bizim terceme etdiğimiz tarz-ı tahrîr ile ta'yîn-i târîhin tevârîh-i umûmiyye-i Arabiyye'ye muvâfık olduğu tebeyyün eder.
Amasya vâlîsi Sürâka bin Abdurrahmân es-Sülemî, Amasya harbinde şehîd olan Dahhâk bin Yezîd es-Sülemî akrabâsından ve Benî Süleym kabîlesi ümerâsından olup 93'de Emîr Mesleme tarafından Bahr-i Bentaş (Karadeniz) sevâhiline kadar Pon vilâyeti muhâfızı ve emîrü's-sevâhil nasb edilmiş idi.
Hilâfet-i İslâmiyye, Rûmlar'ı berren ve bahren fevkalâde tazyîk ederek İstanbul'u tehdîd etmekle imparator Anastas'ın aleyhinde hurûc eden asker tâ'ifesi, kumandanlarından birini Üçüncü Te'odos nâmıyla imparator i'lân ve altı ay muhâsaradan sonra cebren İstanbul'a girip [214] Anastas'ı Selânik'e i'zâm etdiler (94, 95).
Hilâfet-i İslâmiyye makâmında olan Velîd bin Abdülmelik 96 saferinde vefât edib birâderi Süleyman halîfe-i İslâm ve bunun zamânında Anadolu kumandanı olan Le'on İsori feth edilen bilâd-ı Rûmiyye'yi istirdâd edeceğini ta'ahhüd etmekle Rûm imparatoru olmuş idi.
Bu ta'ahhüde binâ'en imparator Le'on, Emîr Mesleme'ye verdiği te'mînât-ı şifâhiyye hilâfında cesîm bir ordu tertîb edib Pon vâlîliğine nasb eylediği İtak (İsakiyus) ile i'zâm etmekle 97'de Amasya emîri Sürâka es-Sülemî nâgehânî gelen koca bir orduya üç yüz nefer mücâhid ile mukâbele mümkün olmadığını görüp ma'iyyet-i mevcûdesiyle beraber Amasya'dan Tarende şehrine avdet etdiğini müte'âkib Pon vâlîsi İsakiyus Amasya'yı işgâl eyledi.
Pon vâlîsi İsakiyus, nâgehânî bir hücûma uğrayan mücâhidân-ı İslâmın ahz-ı kuvvetle tekrâr avdet edeceklerini hesâb ederek Amasya şehrini tahkîme ve kalenin harâb olan yerlerini ta'mîre çalışıyor, Emîr Sürâka dahi Tarende'den Şâm'a vukû'-ı hâli arz ederek istimdâd ediyordu.
Uhûd ve te'mînât-ı câriyenin hilâfında olan şu gayr-ı muntazar vak'aya halîfe-i müslimîn Süleyman bin Abdülmelik hiddet ederek 98 ilkbahârında iki ordu tertîb edib birini kendi oğlu Emîr Dâvud'un idâresinde Harşene'ye i'zâm ve Bilâd-ı Fon vâlîliğine Emîr Ca'vene et-Temîmî nâmında [215] bir mücâhidi ta'yîn ve diğerini de emîr-i meşhûr Mesleme'nin idâresinde İstanbul'a i'zâm eyledi.
İmparator Le'on, Çanakkale boğazına kadar gelen Emîr Mesleme'nin hareketinden İstanbul'un tehlikede olduğunu anlamakla derhâl kuvve-i mevcûdesini İstanbul'un müdâfa'sına tahsîs eylemiş, Pon vâlîsi İsakiyus'u dahi kuvve-i mevcûdesiyle çağırmış idi. Emîr Dâvud ma'iyyet-i askeriyesiyle doğruca Harşene (Amasya) şehrine gelip ufak bir muhâsaradan sonra Rûmlar istîmân etmekle şehre girdi.
Ca'vene bin el-Hâris et-Temîmî, Benî-Temîm kabîlesi ümerâsından olup 93 vak'asında ibrâz-ı besâlet eden şüce'ândan olmakla 98'de Amasya vâlîsi ve sevâhil-i bahriyye muhâfızı olmuş, Emîr Dâvud dahi Ca'vene'nin yanına kemâ-kân üç yüz nefer mücâhid bırakıp ma'iyyetiyle beraber Emîr Mesleme'nin ordusuna iltihâk etmek üzere Amasya'dan gitmişdir.
Lâkin tevârîh-i Arabiyye'nin verdikleri ma'lûmâta nazaran Kürsî-i Bilâd-ı Rûm (Amasya) etrâfında meskûn olarak Hristiyânlığı kabûl eden Becenek Türkleri'nden olduğu anlaşılan Sul bin Buht es-Sünevî er-Rûmî²⁹⁸ [216] bu esnâda kabûl-i İslâm ve mücâhidlere iltihâk ederek neşr-i İslâma bezl-i makderet ve Becenekler'den pek çoğunu dâ'ire-i münciye-i İslâma idhâl etmişdir.
Sul bin Buht es-Sünevî, bi'l-cümle tevârîh-i Arabiyye'de "Abdulvehhâb bin Buht er-Rûmî, Abdulvehhâb bin Bûht es-Sünevî, Abdulvehhâb es-Sûlî" nâmıyla mazbût, Türkler arasında "Abdulvehhâb Gâzi", nâm-ı diğeri "Sulu Gâzi" demekle pek meşhûr, Battâl-nâmeler'de İslâm kahramânlarından ma'dûd ve Sivas'da medfûn olan bir zâtdır. Bu zâtın Sungal Hân evlâdından ve Amasya kurbunda olan "Sûnâ, Zana" kasabasında meskûn Becenek beylerinden olduğu zann olunur.
99 saferinin onuncu gününde halîfe Süleyman bin Abdülmelik vefât edib müşârün-ileyhin intihâb eylediği Ömer bin Abdül'azîz hazretleri halîfe-i müslimîn oldu.
Amasya emîri Ca'vene bin el-Hâris, Rûm imparatoru Le'on İsori'nin Pon kıt'asını istirdâd etmeğe kıyâm ve asâkir-i külliye i'zâm etdiğini halîfe-i müşârün-ileyhe arz ve istimdâd edib cevâba intizâren Amasya'da tedâfü'î bir hareket ahz etmiş idi.
100 senesi evâ'ilinde gelen emr-i cevâbîde Harşene ve Tarende fütûhâtı dimâ'-i müslimîni heder, beytü'l-mâla zarar etmekden başka bir hayrı olmadığı re'yi gâlib geldiğinden Ca'vene'nin Malatya emâretine ta'yîn olunduğu ve Harşene ile Tarende'de mukîm olan müslimîn ile beraber Malatya'da ikâmet etmeleri iş'âr buyurulduğu cihetle Emîr Ca'vene zâten vâlî-i sâbık [217] İsakiyus tarafından muhâsara edilmiş olan Amasya'dan ma'iyyet-i mevcûdesiyle çıkdığını müte'âkib İsakiyus dahi ma'iyyet-i mevcûdesiyle Amasya'ya girdi.
Amasya vâlîsi İsakiyus, Amasya'yı zabt ve tesellüm etdikden sonra Emîr Ca'vene'yi "Savâs, Sîvâs" şehrine kadar ta'kîb edib tekmîl Pon kıt'asını istirdâd etmiş oldu. Bunun zamânında Îsâ, Meryem, Pavlus gibi e'izze-i nasârânın tesâvîr-i masnû'asına put-perestâne ibâdet men' ve Amasya kiliselerinden tesâvir-i e'izze ref' edildiği cihetle tasvîre ibâdet cidâl-i meşhûru Amasya'da Hristiyânları iki fırkaya ayırmışdır.
101 recebinde halîfe Ömer bin Abdul'azîz hazretleri mesmûmen irtihâl etdiğini müte'âkib Yezîd bin Abdülmelik ve 105 şa'bânında vefâtıyla birâderi Hişâm bin Abdülmelik makâm-ı hilâfete geçdiler, ba'dehû takrîben 106'da Pon vâlîliği Kostantin nâmında bir kumandana tevcîh olundu.
Pon vâlîsi Kostantin Kapadokya'nın kısm-ı cenûbîsini idâre-i İslâmiyyeden kurtarmak için ma'iyyetine aldığı kuvve-i askeriyye ile 107'de Amasya'dan hareket ve Malatya'ya hücûm edib şehri harben zabt etdikden sonra tahrîb ve ehl-i İslâmı vahşîlere lâyık bir sûretde ifnâ ve ta'zîb ederek avdet etdiği haberi Şâm'a aks eyledikde herkesi dûçâr-ı te'essür etmişdir.
Bu nâgehânî vak'aya hiddet eden halîfe Hişâm bin Abdülmelik büyük bir ordu tertîb ederek birâderi emîr-i meşhûr Mesleme'nin idâresinde [218] 107'de bilâd-ı Rûm'a i'zâm etmekle Emîr Mesleme ibtidâ Malatya'yı istirdâd ve ba'dehû Kayseriyye şehrini harben feth etdikden sonra münhezim olan Rûmlar'ı ta'kîb için ordusunu iki kısma tefrîk ve bir fırkasını İbrâhim bin Hişâm bin Abdülmelik idâresine terfîk ederek Ankara cihetlerine ve diğer fırkasını da Mu'âviye bin Hişâm bin Abdülmelik kumandasına tevdî' ederek Harşene taraflarına irsâl etmiş idi.
Emîr Mu'âviye bin Hişâm ma'iyyet-i mevcûdesiyle Kayseriyye'den Tarende şehrine müteveccihen hareket eylediğini haber alan Pon vâlîsi Kostantin mukâbele etmiş ise de bi'l-muhârebe münhezim olarak Tokat'a avdet ve Mu'âviye ta'kîb edib Tarende, ba'dehû "Tohât, Tokât" beldelerini zabt eyledi.
Pon vâlîsi Kostantin Amasya'ya avdet edib bir tarafdan şehri tahkîme gayret ve diğer tarafdan imparatorlukdan istimdâd ederek münhezim olan Rûmlar'ı harbe teşvîk etmekle kuvve-i mevcûdesini cem'a çalışıyordu. 109'da Mu'âviye bin Hişâm "Gazâle, Zile" üzerinden hareketle Derb-i Harşene (Amasya Boğazı) önüne kadar geldi.²⁹⁹
111'de Emîr Mu'âviye, Şâm'dan büyük bir kuvve-i imdâdiyye alıp Amr bin el-Veddâh el-Kelbî, Ebu'l-Hüseyin el-Battâl el-Antâkî, Abdülvehhâb bin Bûht er-Rûmî es-Sünevî gibi İslâm kahramânları emîr-i müşârün-ileyhin ma'iyyetine [219] me'mûr olmakla doğruca gelip ikinci def'a evvelki mevki'den Harşene şehrine hücûm eyledi.
Emîr Mu'âviye, son bir şiddetle üç def'a hücûm ederek hûn-rîzâne devâm eden muhârebelerde mücâhidân-ı İslâmın savletlerine dayanamayan Amasya vâlîsi Kostantin, fenâ hâlde münhezim ve mecrûh olarak Bahr-i Bentaş (Karadeniz) sevâhiline doğru firâr etmekle Rûmlar istîmân etdiler.
Emîr Mu'âviye 112 muharreminde muzafferen Harşene'ye girip Hristiyânlara umûmen emân verdi. Amasya'da ma'iyyet-i mevcûdesiyle iki ay kadar ikâmet ederek Amasya emâretini Amr bin el-Veddâh'a ve "Savâs, Sîvâs" emâretini gâzî-i meşhûr Abdülvehhâb bin Bûht'a tevcîh edib Amasya'da bir mikdâr mücâhid bırakdıkdan sonra avdet ve Battâl Gâzi ile Abdülvehhâb Gâzi dahi ma'iyyetleriyle Sîvâs taraflarına hareket etdiler.
Amasya emîri Amr bin el-Veddâh el-Kelbî, Benî-Kelb kabîlesi ümerâsından ve İslâm kahramânlarından bir merd-i şecî' olup yirmi seneden beri bilâd-ı Rûm'da harb ederek Pon kıt'asını tamâmiyle öğrenmişdi. 112'de Amasya emîri olduysa da ma'iyyetinde kalan kuvve-i askeriyyesi az idi.
Ümerânın avdetlerini ve Amasya'da kalan mücâhidlerin kılletlerini haber alan sâbık Amasya vâlîsi Kostantin, "Sınob, Sînôb" taraflarından aldığı bir kuvve-i külliye ile 113'de avdet edib Amasya'yı muhâsara eyledi. Emîr Amr, Amasya'yı dilîrâne müdâfa'a eylediyse de az kuvvetle mukâvemet kâbil [220] olmadığını anlayıp ma'iyyet-i mevcûdesiyle Amasya'dan çıkdı.
Amasya vâlîsi Kostantin, Emîr Amr'ı ta'kîb ederek Sivas'a doğru hareket etmekle Amr bin el-Veddâh, Sivas emîri Abdülvehhâh bin Bûht ile birleşdi. Müştereken Sivas'ı müdâfa'a etmek üzere mükerreren harb eyledikleri hâlde Kostantin'in kuvve-i külliyesi bunların mukâvemet ümîdini kırıyordu.
Battâl Gâzi bu muhârebede hâzır olup Câmiu'd-Düvel'in ta'rîfi üzere Abdülvehhâb'ı yalnız bırakdığı cihetle, Abdülvehhâb Gâzi hiddet edib pek az ma'iyyetiyle beraber düşman ordusuna şiddetli hücûm ederek hayli çarpışdıkdan sonra 113'de şehîden irtihâl-i dâr-ı na'îm etmişdir.
Hulâsa Amasya vâlîsi Kostantin, Pon kıt'asını tamâmiyle istirdâd edib Amasya'da ikâmet etmekde iken Emîr Mu'âviye, ümerâdan Mâlik bin Şebîb el-Bâhilî'nin idâresinde bir kuvve-i imdâdiyye alıp 114'de tekrâr Harşene üzerine savlet eyledi.
Emîr Mu'âviye yanında bulunan emîr-i sâbık Amr bin el-Veddâh bir tarafdan, Mâlik bin Şebîb el-Bâhilî diğer tarafdan Harşene'ye hücûm ve Kostantin dahi müdâfa'a ederek vâki' olan harbde Mâlik el-Bâhilî ekser ma'iyyetiyle şehîd ve Emîr Mu'âviye dahi mecrûh olmakla bi'z-zarûre Tarende taraflarına ric'at ederken düm-dâr olan Amr bin el-Veddâh defe'âtla yüz-geri ederek Rûmlar'ı perîşân ve kurâyı ihrâk ve gâret etmişdir.
Fakat bu mağlûbiyyet Emîr Mu'âviyeye pek ziyâde te'sîr etmiş olduğundan [221] 115'de Amr bin el-Veddâh, Cemâl bin Bişr el-Kilâbî, Amr bin Mâlik bin Şebîb el-Bâhilî, Ebü'l-Hüseyn el-Battâl el-Antâkî gibi şüc'ân-ı ümerâdan mürekkeb bir kuvve-i cesîme ile dördüncü def'a olarak Harşene'yi üç tarafdan hasr ve tazyîk eyledi.
Amasya vâlîsi Kostantin, son derece gayret eylediyse de İslâm mücâhidlerinin sebât ve şecâ'ati önünde Rûmlar'ın pây-ı mukâvemetleri kırılmış olduğu cihetle firâr etmeleri Kostantin'i fenâ hâlde mağlûb ve esîr etdi.³⁰⁰ Ba'dehû Emîr Mu'âviye, muzafferen Harşene'ye girip binlerce Rûmlar'ı da esîr eyledi.
Bizans imparatoru Le'on, bu inhizâm üzerine ikinci def'a kuvve-i imdâdiyye gönderdiyse de Emîr Mesleme, mücâhidlere Kayseriyye'den imdâd etmekle Rûmlar muhârebeden sarf-ı nazar edib Harşene ve mülhakâtı sevâhil-i bahre kadar hilâfet-i İslâmiyye tarafında kalmak üzere akd-i sulh ederek tarafeyn üserâ-yı harbiyyeyi mübâdeleten salıvermişlerdir.
Emîr Mu'âviye, bir müddet Amasya'da kalıp ümerâdan hizmet-i fedâkârânesi sebk eden Cemâl bin Bişr'e Amasya emâretini, Amr bin el-Veddâh'a Tarende emâretini tevcîh ve ruvât-ı ehâdîsden Ebû Abdurrahmân Amr bin Elgâz bin Rebî'at et-Temîmî'yi de ilk Harşene kadısı nasb etdikden sonra [222] Amasya'da mikdâr-ı kâfî mücâhid bırakıp Şâm'a avdet etmişdir.
Amasya vâlîsi Cemâl bin Bişr el-Kilâbî Benî-Kilâb kabîlesi ümerâsından olup bilâd-ı Rûmiyye muhârebâtında ibrâz-ı şecâ'at etmekle 115 senesi rebî'ulevvelinde Amasya vâlîliğine nasb olunmuş idi. Sivas emîri olarak Erzenü'r-Rûm taraflarında muhârebât ile meşgûl olan Ebü'l-Hüseyn el-Antâkî'ye zahîre ve kuvve-i imdâdiyye göndermek sûretiyle üç sene kadar Amasya'yı hüsn-i muhâfaza etmeğe gayret etmişdir.
Fakat imparator Le'on, Pon kıt'asını kurtarmak için Covanes (Yovanis) nâm bir kumandanın idâresinde kuvve-i askeriyye gönderdiği şâyi' olmakla Amasya muhâfazası kesb-i nezâket edib Cemâl bin Bişr el-Kilâbî derhâl merkez-i hilâfetden istimdâd eyledi.
118 'de halîfe Hişâm bin Abdülmelik bir ordu tertîb edib oğlu Süleyman'ın idâresine tevdî' ve ümerâdan Amr bin Mâlik el-Bâhilî ile Velîd bin el-Ka'kâ' et-Temîmî'yi de terfîk ederek cümlesini Fon (Pon) bilâdına irsâl etmiş idi.
Beri tarafdan Yovanis, ma'iyyet-i mevcûdesiyle Sinop tarafından Amasya üzerine doğru geldiğini anlayan Cemâl bin Beşîr el-Kilâbî ma'iyyetinde bulunan kuvvetle mukâbele eylediyse de devâm eden hûn-rîzâne muhârebât esnâsında şehîd olduğu cihetle Amasya kadısı Amr bin Elgâz et-Temîmî Amasya boğazlarını sedd ederek müdâfa'aya ikdâm ediyordu.
Bu esnâda Emîr Süleyman bin Hişâm, Tarende üzerinden Amasya'nın [223] imdâdına yetişdiği cihetle derhâl tecâvüzî bir vaz'iyyet alarak Yovanis ordusunu bozup Sinop'a kadar sürmüş, Pon kıt'asıyla Kapadokya kıt'asını tevhîd ederek emâretini muhârebât-ı vâkı'ada şecâ'ati müsellem olan Amr bin Mâlik el-Bâhilî'ye tevcîh etmişdir.
Amasya vâlîsi Amr bin Mâlik el-Bâhilî bâlâda yazılan Amasya harbinde şehîd olan Mâlik bin Şebîb'in oğlu olup pederi gibi Benî-Bâhile kabîlesi ümerâsından idi. Cemâl bin Bişr'in şehâdeti üzerine 118 evâsıtında Amasya vâlîsi ve emîrü'l-avâsım ya'nî hudûd-ı Rûmiyye muhâfızı ve Amr bin Elgâz et-Temîmî dahi kemâ-kân emîrü'l-mezâlim ya'nî Amasya kadısı oldu.
Emîr Süleyman, Amasya'da beş yüz kadar mücâhid bırakıp Şâm'a avdet etdikden sonra İmparator Le'on, ikinci bir fırka-i askeriyye tertîb ederek Yovanis'i tekrâr Amasya üzerine irsâl edeceği anlaşılmakla 119'da Velîd bin el-Ka'kâ', yanına aldığı mücâhidîn-i İslâm ile Gazâle (Zile)'ye kadar gelip Amr bin Mâlik'i takviye eyledi.
120'de Emîr Süleyman bin Hişâm, bunları takviye için Şâm'dan bir kuvve-i askeriyye ile kalkıp Harşene'ye geldi. Harşene kurbunda kâ'in Semendû (Ziyâre) kasabasında ikâmet edib Rûm kumandânı Yovanis'in Pon kıt'ası aleyhinde icrâ edeceği harekât-ı askeriyyeyi tevkîf etmiş oldu.
121'de Rûm kumandânı Yovanis, Pon kıt'asına hücûm eylediği [224] cihetle imdâda gelen halîfe Hâşim'in oğlu Emîr Mesleme ile Amasya vâlîsi Amr bin Mâlik mukâbele edib Rumlar'ı perîşân ve Kastamonu taraflarına doğru ta'kîb etdiler.
Üç seneden beri devâm eden şu harekât-ı askeriyyeden müstebân olduğu üzere mücâhidîn-i İslâm Pon kıt'asını ve Amasya şehrini sarf-ı kuvvetle muhâfaza edebilmekde idiler. Fakat devlet-i Emeviyye bu esnâda dâhilen fevkalâde meşgûl olduğu cihetle bilâd-ı Rûm'a irsâl edeceği kuvvetleri ihtilâlât-ı dâhiliyyeyi basdırmağa hasr ediyordu.
Devlet-i Emeviyye'nin şu meşgûliyyetinden bi'l-istifâde imparator Le'on, üçüncü def'a olarak general Yovanis'i bir kuvve-i külliye ile Pon kıt'asına gönderdi. 122'de general Yovanis'in Amasya'ya doğru hareket eylediğini haber alan emîrü'l-avâsım ve Amasya vâlîsi Amr bin Mâlik el-Bâhilî mukâbele eylediyse de mukâvemet edemediği cihetle Harşene kalesine tahassun eyledi.
Amr bin Mâlik, Şâm'dan ve ümerâ-yı etrâfdan istimdâd eylediyse de kuvve-i imdâdiyyenin vürûdundan me'yûs olmalıdır ki Harşene kalesini hasr ve tazyîk eden general Yovanis'e teslîm ederek ma'iyyet-i mevcûdesiyle Malatya'ya gitdi.
Fakat imdâda gelip şehre girmeğe muvaffak olamayan Ebu'l-Hüseyn Abdullah el-Battâl el-Antâkî ya'nî Battâl Gâzi, Rûmlar ile çarpışdıkdan sonra Kayseriyye'ye doğru ric'at ederken 122 şevvâlinde şehîden irtihâl-i dâr-ı na'îm etmişdir. [225]
89 sene-i hicriyesinden 122 târîhine kadar tâm otuz üç yıl Arab mücâhidlerinin Pon kıt'asında muhârebâtı, Harşene üzerine muhâcemâtı, bu kadar bilâdın fütûhâtı tevârîh-i Arabiyye'de bu sûretle mazbût olduğu hâlde elimizde tercüme edilmiş bulunan "Şark İmparatoruluğu Târîhi"nde bunlara tesâdüf olunamıyor.
1332 rebî'ulâhirinin yirmi sekizinci gününe müsâdif 1330 martının on üçüncü perşembe günü müste'ciren ikâmet eylediğim hâne eşyâsıyla beraber yandığı esnâda koca bir konsol dolusu vesâ'ik yanmasaydı şu ma'lûmât-ı târîhiyye daha ziyâde tevsî' olunabilirdi. Zâlim yangın, bizde kuvve-i hâfızadan başka bir şey bırakmadı.
General Yovanis, Pon kıt'asını bu sûretle istirdâd etdikden sonra imparator Le'on tarafından Pon vâlîsi nasb olunduğu tevârîh-i Arabiyye'den ve Amasya kadısı olan Amr bin Elgâz et-Temîmî dahi Amasya'da bulunan cemâ'at-ı müslimîne imâm olarak kalmış olduğu Kitâbu'r-Rüvât'ın "Ebû Abdurrahmân Amr bin Elgâz bin Rebî'a et-Temîmî el-Harşenî kâne imâmü'l-cemâ'at" kaydından anlaşılır.
125 senesi rebî'ulevvelinin altıncı günü halîfe Hişâm bin Abdülmelik vefâtıyla birâderzâdesi Velîd bin Yezîd bin Abdülmelik makâm-ı hilâfeti işgâl eylediği gün imparator Le'on İsori dahi vefât edib oğlu "Kopronim" demekle meşhûr olan Kostantin Rûm imparatoru oldu.³⁰¹ [226]
Devlet-i Emeviyye'nin siyâset-i dâhiliyyesi, ehl-i İslâmı memnûn edecek bir tarz-ı sâlimde olmadığı cihetle halîfe Hişâm'ın vefâtıyla beraber her tarafdan birer fırka-i ihtilâliyye baş gösteriyor, devlet-i Emeviyye bunları basdırmağa çalışarak bîtâb oluyor, dâ'iye-i hilâfet bile hânedân-ı devleti yek-diğeriyle çarpışdırıyordu.
İşte bunlardan fırka-i Abbâsiyye'nin tertîbâtı muntazam, mu'înleri mu'azzam olduğu münâsebetle Horasân'ı ihâta eden celâdetleri, Irâk'ı istîlâ edib 132 rebî'ulevvelinin on yedinci cum'a günü Kûfe şehrinde Ebu'l-Abbâs Abdullah bin Muhammed es-Seffâh'ın hilâfetini i'lân ve devlet-i Emeviyye'yi de tenkîl etmek istedikleri Âl-i Resûl'e kurbân etmişdir.
Târîh-i İbni Asâkir'de mestûr olduğu üzere fırka-i Emeviyye'nin tenkîlât-ı Abbâsiyye'den tahlîs-i hayât edebilmek için her biri birer tarafa firâr ve ihtifâ etdikleri esnâda Amasya fâtihi olan Mu'âviye bin Hişâm'ın oğulları Abdullah, Abdurrahmân, Ebân, Ümeyye, Süleyman'dan Abdurrahmân Endülüs'e ve Ebân dahi oğlu Abdullah ile beraber ibtidâ Horasân'a ba'dehû Harşene, Amasya'ya firâr edib emîri olan Covanis (Yovanis)'in himâyesine ilticâ etmiş idi (134). [227]
Amasya vâlîsi Yovanis, Ebân bin Mu'âviye'yi vekâyi'-i sâlifeden dolayı tanıdığı münâsebetle hüsn-i kabûl edib oğlunu ve etbâ'ını Amasya'da iskân ve istirâhatlarını te'mîn ederek ibrâz-ı mürüvvet etmiş oldu. Fakat vak'a-i âtiyeye bakılırsa Yovanis'in bu mürüvveti işin âkıbetini anlamak için bir tedbîr-i muvakkat olduğu anlaşılır.
135'de imâmu'l-cemâ'a Amr bin Elgâz et-Temîmî vefât etmekle oğlu Ebu'l-Kâsım Abdurrahmân el-Harşenî Amasya'da imâmu'l-cemâ'a oldu. 136 zilhiccesinde Ebu'l-Abbâs es-Seffâh'ın vefâtıyla birâderi Ebû Ca'fer Abdullah el-Mansûr halîfe-i müslimîn oldukda Âl-i Ümeyye'nin i'âde-i nüfûz edebilmesi gayr-i mümkün olduğu Yovanis nezdinde ta'ayyün etmiş olmalıdır ki etvâr-ı sâbıkası tebdîl etmeğe başlamışdır.
138 'de Amasya vâlîsi Yovanis, Amasya'da meskûn olan ehl-i İslâmı fevkalâde tazyîk ve iz'âc ederek mukaddemen hüsn-i kabûl etdiği Ebân bin Mu'âviye'yi oğlu ve etbâ'ıyla beraber katl etdikden sonra bakiyye-i ehl-i İslâmı kabûl-i nasrâniyyete icbâr etmekle firâr edenlerden imâmu'l-cemâ'a Abdurrahmân bin Amr el-Harşenî ve rüfakâsı Kûfe'ye gidip halîfe Ebû Ca'fer el-Mansûr'a kadar Rûmlar'ın işkencelerini anlatarak istigâse etmişler idi.
Günümüz Türkçesiyle
Rum imparatoru Ermeni Vartan, 90. yılın başlarında Amasya'dan Mesleme'nin bıraktığı vergi memurlarını çıkardı, patrik Kalis'i de görevden alarak Garitunus adında birini Amasya patriği atadı ve yanına seksen bin kadar asker topladı. Bu hareketiyle Anadolu ülkesini İslam mücahitlerinin elinden alacağını umuyordu.
Vartan'ın bu hareketi Şam'a ulaşınca doğu valisi Emir Mesleme, yanına aldığı seksen bin yaya ve otuz bin atlı mücahitle 91. yılın receb ayında Şam'dan hareket etti ve Tarsus üzerinden Ankara önüne kadar engelsiz ulaştı.
Ankara valisi Simon, elindeki kuvvetle karşı koydu; olan savaşta askeri kötü biçimde dağıldı, kendisi de öldürüldüğü için Emir Mesleme zaferle Amuriye (Ankara) şehrine girdi ve Pontus kıtasının merkezine kadar saldırmaya karar verdi.
Rum ülkesini geri alacağına söz veren imparator Vartan, hükümdarlık sarayında gösteriş yapıp komutanları yalnız bırakması Rumlar üzerinde kötü bir etki yaptığı için, Ankara'nın düşmesinin ardından makamından indirildi ve yerine İkinci Anastasyus Rum imparatoru olarak ilan edildi.
Emir Mesleme, Ankara'dan hareketle Çorum üzerinden, Rum ülkesinin merkezi (Pontus eyaleti merkezi) olan, nehrin iki kıyısı üzerine kurulmuş, çevresi yüksek dağlarla çevrili ve "Mesihiyye" sıfatıyla anılan Harşene (Amasya) kadim şehrinin batı tarafında bir ova olan Geldiklan Ovası'nı karargâh yaparak Amasya'yı sıkıştırmaya başladı.
Amasya patriği Agriton (Garitunus) elindeki kuvvetle karşı koymaya kalktıysa da ilk hamlede yenilgiye uğrayıp geri döndü ve imparatorluktan yardım isteyerek Amasya şehrini sağlamlaştırmaya çalıştı; Hz. İsa ile Meryem'in hayalî resimlerini Amasya kalelerinin burçlarına asarak Rumlar'ın dinî duygularını kışkırtmaya uğraşıyordu.
İmparator Anastas, Anadolu valisi Le'on İsori adında bir komutanı hemen otuz bin askerle Amasya'ya gönderip başka bir yardım kuvveti hazırladığı sırada, Emir Mesleme Amasya'ya batı tarafından yaklaşıp saldırıya başlıyordu.
Emir Mesleme, 92. yılda Mesihiyye'nin (Amasya'nın) batısında bulunan Rabz Kalis'ten (Bağ-ı Kelkîs, Şeyh Cûî Bağları), yani Karaman Dağı'ndan Amasya'ya inmek için yaptığı şiddetli saldırıya karşılık Anadolu valisi Le'on ile Amasya patriği Agriton da şiddetle savundular. İki taraf askeri yaralandı; Emir Mesleme on iki kadar İslam emiriyle birlikte yaralandı, hayli mücahit şehit düştü ve Geldiklan ile Çorum ovalarına çekildiler.
Çorum şehrinde gömülü oldukları inanılan Suheyb ve Ma'dî Kerb gazilerin, bu savaşta yaralı olarak dönüp orada ölen kutlu gazilerden olduğu bu tarihî olaydan çıkarılmaktadır. Yoksa sahabeden Suheyb-i Rûmî'nin Medine'de gömülü olduğu, Ma'dî Kerb Gazi'nin de İran savaşlarında şehit düştüğü hadis bilginleri nezdinde kesindir.
Bunun üzerine Emir Mesleme Şam'dan, Agriton da İstanbul'dan yardım istedi. Şam'dan Muhammed bin Mervân bin el-Hakem'in yönetiminde seksen bin kişilik bir yardım kuvveti geldi, mücahitler güçlenince saldırıyı yenilemeye başladılar.
Emir Mesleme 93. yılda ikinci kez Amasya'ya aynı yerden saldırdı; Agriton ile Le'on da aldıkları yardım kuvvetiyle karşı koydular ve iki taraf arasında şiddetli bir savaş oldu. Fakat İslam mücahitlerinin komutanı Emir Mesleme ve ardından sırayla emirlerden Muhammed bin Mervân, Muhammed bin Abdulaziz bin Mervân, Muhammed bin el-Ahnef, Abdurrahman bin Sa'sa'a, Abdullah bin Said ve bunların ardından Ebu'l-Hüseyin Abdullah el-Antâkî, yani Battal Gazi saldırıp hepsi yaralı olarak geri döndüler.
Sonra emirlerden Abdullah bin Cerîr el-Becelî, Battal Gazi'nin yaralı olarak dönüşünün ardından yaralı olduğu hâlde bir kez daha saldırıp pek çok Müslümanın şehit olmasına ve kendisinin de yaralanmasına yol açınca İslam ordusunda şaşkınlık arttı, herkeste geri dönme düşüncesi güçlenmeye başladı.
Bu durumu gören ganimet sorumlusu Recâ bin Hayât çok yürekten bir konuşma yapıp mücahitleri cesaretlendirdi. Bunun üzerine emirlerden Dahhâk bin Yezid es-Sülemî, yaralı olduğu hâlde dayanamayıp bir şiddetli saldırı daha yaptıysa da pek çok Müslümanla birlikte şehit oldu. Bunun üzerine ganimet sorumlusu Recâ bin Hayât askerî yönetimi üstlendi, Rumlar üzerine aslan gibi saldırdı, Karaman Dağı'ndan aşağı inip Rumlar'ın kalbine kadar girdi.
Rumlar'ın Emir Recâ'nın etrafını sarmaları onun şehit olduğunu sandırdığı için, İslam mücahitleri geri çekilip bozulmuşken, emirlerden Muhammed bin Abdulaziz, ardından İslam komutanı Emir Mesleme ve Battal Gazi yaralı oldukları hâlde aslanlar gibi birer saldırıyla geri çekilen mücahitleri yeniden toplayabildiler.
Emir Mesleme'nin bir yandan yürekten konuşmalar yaparak mücahitleri cesaretlendirmesi, öte yandan "Yâ le'z-zafer!" diye yiğitçe bağırarak kükremiş aslan gibi defalarca saldırması, İslam askerlerinin gönül gücünü artırdı ve fedakâr hamlelerini şiddetlendirdi. Rumlar kötü biçimde bozuldu. Battal Gazi de bozulan Rum ordusunun içine girip at üstünde komuta eden patrik Agriton'a bir kılıç darbesiyle onu attan düşürdü, başını kesip İslam ordusunun içine fırlattı.
İslam mücahitleri Agriton'un kesik başını görünce "Allahu Ekber" nidasıyla Mesihiyye'nin (Amasya'nın) yüksek dağlarını inleterek bir anda saldırdılar, Rumlar'ı darmadağın edip zaferle Harşene vadisine girdiler ve kale halkı aman diledi.
Emir Mesleme, galip ve muzaffer olarak Amasya şehrine girip önce vergi memurlarını Amasya'dan çıkaranları, ardından onları öldürenleri araştırdı; sebep olanları Cezire'ye sürdü, bizzat yapanları yok etti. Sonra Amasya emirliğini emirlerden Sürâka'ya verip yanında üç yüz mücahit bırakarak İstanbul'a doğru hareket etti.
93. hicrî yılda Pontus eyaleti Karadeniz'e kadar fethedildi ve eyalet merkezi olan Amasya şehri bu biçimde fethedilerek Şam'daki İslam hilafetine geçti. Bu korkunç savaşı kanıtlamak için, "Rabz Kalis" denilen Şeyh Cûî ve Karaman taraflarında bugün de kazı yapıldıkça küme küme insan kemikleri çıkmakta, 1313'te ortaya çıkan uzun boylu, ak sakallı, etine dolgun, bütün organları tam bir adamın cesedi de bunu sürekli olarak göstermektedir.
Bütün Arap tarihlerinden özetlenen bu savaş olayının yılında ve cereyan tarzında küçük bir ayrılık varsa da savaşın ve fethin gerçekleştiği kesin olduğundan, tarih iki yıl önce ya da bir yıl sonra olabilir. Ancak tabakat ve edebiyat kitaplarının çoğunun bu olayı güvenilir rivayetlerle aktarmasına bakılırsa, bizim tercüme ettiğimiz anlatım tarzıyla tarihin belirlenmesinin genel Arap tarihlerine uygun olduğu anlaşılır.
Amasya valisi Sürâka bin Abdurrahman es-Sülemî, Amasya savaşında şehit olan Dahhâk bin Yezid es-Sülemî'nin akrabasından ve Benî Süleym kabilesi emirlerinden olup 93'te Emir Mesleme tarafından Bahr-i Bentaş (Karadeniz) kıyılarına kadar Pontus eyaleti muhafızı ve sahil emiri atanmıştı.
İslam hilafeti Rumlar'ı karadan ve denizden son derece sıkıştırıp İstanbul'u tehdit ettiği için, imparator Anastas'a karşı çıkan asker topluluğu komutanlarından birini Üçüncü Te'odos adıyla imparator ilan etti ve altı ay kuşatmadan sonra zorla İstanbul'a girip Anastas'ı Selanik'e sürdü (94, 95).
İslam hilafeti makamında bulunan Velîd bin Abdülmelik 96 safer ayında ölüp kardeşi Süleyman Müslümanlar'ın halifesi oldu. Onun zamanında Anadolu komutanı olan Le'on İsori, fethedilen Rum ülkelerini geri alacağına söz vererek Rum imparatoru olmuştu.
Bu sözün gereği olarak imparator Le'on, Emir Mesleme'ye verdiği sözlü güvencelerin aksine büyük bir ordu kurup Pontus valiliğine atadığı İtak (İsakiyus) ile gönderdi. Amasya emiri Sürâka es-Sülemî, 97'de ansızın gelen koca bir orduya üç yüz mücahitle karşı koymanın mümkün olmadığını görerek, elindeki kuvvetle birlikte Amasya'dan Tarende şehrine döndü; ardından Pontus valisi İsakiyus Amasya'yı işgal etti.
Pontus valisi İsakiyus, ansızın saldırıya uğrayan İslam mücahitlerinin güç toplayıp tekrar geri geleceklerini hesaplayarak Amasya şehrini sağlamlaştırmaya ve kalenin yıkık yerlerini onarmaya çalışıyordu. Emir Sürâka da Tarende'den Şam'a durumu bildirerek yardım istiyordu.
Sözleşmelere ve süren güvencelere aykırı olan bu beklenmedik olaya Müslümanlar'ın halifesi Süleyman bin Abdülmelik öfkelendi ve 98'in ilkbaharında iki ordu kurdu. Birini kendi oğlu Emir Dâvud'un yönetiminde Harşene'ye gönderdi ve Fon (Pontus) ülkesi valiliğine Emir Ca'vene et-Temîmî adında bir mücahidi atadı; ötekini de ünlü emir Mesleme'nin yönetiminde İstanbul'a gönderdi.
İmparator Le'on, Çanakkale Boğazı'na kadar gelen Emir Mesleme'nin hareketinden İstanbul'un tehlikede olduğunu anlayınca eldeki kuvveti hemen İstanbul'un savunmasına ayırdı ve Pontus valisi İsakiyus'u da askerleriyle birlikte çağırdı. Emir Dâvud askerî kuvvetiyle doğruca Harşene (Amasya) şehrine gelip küçük bir kuşatmadan sonra Rumlar aman dileyince şehre girdi.
Ca'vene bin el-Hâris et-Temîmî, Benî Temîm kabilesi emirlerinden olup 93 olayında yiğitlik göstermiş cesurlardandı. 98'de Amasya valisi ve deniz kıyıları muhafızı oldu. Emir Dâvud da Ca'vene'nin yanına önceki gibi üç yüz mücahit bırakıp yanındakilerle birlikte Emir Mesleme'nin ordusuna katılmak üzere Amasya'dan ayrıldı.
Fakat Arap tarihlerinin verdiği bilgilere göre, Rum ülkesinin merkezi Amasya çevresinde yaşayıp Hristiyanlığı kabul eden Becenek Türkleri'nden olduğu anlaşılan Sul bin Buht es-Sünevî er-Rûmî, bu sırada İslam'ı kabul edip mücahitlere katıldı; İslam'ın yayılması için gücünü harcadı ve Beceneklerden pek çoğunu kurtarıcı İslam çevresine soktu.
Sul bin Buht es-Sünevî, bütün Arap tarihlerinde "Abdulvehhab bin Buht er-Rûmî, Abdulvehhab bin Bûht es-Sünevî, Abdulvehhab es-Sûlî" adlarıyla kayıtlıdır; Türkler arasında "Abdulvehhab Gazi", bir başka adıyla "Sulu Gazi" diye çok ünlüdür, Battalnâmeler'de İslam kahramanları arasında sayılır ve Sivas'ta gömülüdür. Bu zatın Sungal Han'ın torunlarından ve Amasya yakınındaki "Sûnâ, Zana" kasabasında oturan Becenek beylerinden olduğu sanılır.
99 saferinin onuncu günü halife Süleyman bin Abdülmelik ölüp, onun seçtiği Ömer bin Abdülaziz Müslümanlar'ın halifesi oldu.
Amasya emiri Ca'vene bin el-Hâris, Rum imparatoru Le'on İsori'nin Pontus kıtasını geri almak için kalkıştığını ve çok sayıda asker gönderdiğini halifeye bildirip yardım istedi ve cevabı beklerken Amasya'da savunmaya yönelik bir tutum almıştı.
100. yılın başlarında gelen cevap emrinde, Harşene ve Tarende fetihlerinin Müslümanların kanını boş yere akıtmaktan ve beytülmale zarar vermekten başka bir yararı olmadığı yolundaki görüş ağır bastığından Ca'vene'nin Malatya emirliğine atandığı ve Harşene ile Tarende'de oturan Müslümanlarla birlikte Malatya'da oturmaları bildirilmişti. Bu yüzden Emir Ca'vene, zaten eski vali İsakiyus tarafından kuşatılmış olan Amasya'dan elindeki kuvvetle çıktı; ardından İsakiyus de askerleriyle Amasya'ya girdi.
Amasya valisi İsakiyus, Amasya'yı ele geçirip teslim aldıktan sonra Emir Ca'vene'yi "Savas, Sivas" şehrine kadar takip edip bütün Pontus kıtasını geri almış oldu. Onun zamanında İsa, Meryem, Pavlus gibi Hristiyan azizlerin yapma resimlerine putperestçe tapınmak yasaklandı ve Amasya kiliselerinden azizlerin resimleri kaldırıldığı için resme tapınma tartışması Amasya'da Hristiyanları iki fırkaya ayırmıştır.
101 receb ayında halife Ömer bin Abdulaziz zehirlenerek öldü; ardından Yezid bin Abdülmelik ve onun 105 şaban ayındaki ölümüyle kardeşi Hişam bin Abdülmelik halifelik makamına geçti. Sonra yaklaşık 106'da Pontus valiliği Kostantin adında bir komutana verildi.
Pontus valisi Kostantin, Kapadokya'nın güney kısmını İslam yönetiminden kurtarmak için yanına aldığı askerî kuvvetle 107'de Amasya'dan hareket edip Malatya'ya saldırdı; şehri savaşla ele geçirdikten sonra yıktı, Müslümanlar'ı vahşilere yakışır biçimde yok edip işkence ederek geri döndü. Bu haber Şam'a ulaşınca herkes çok üzüldü.
Bu ani olaya öfkelenen halife Hişam bin Abdülmelik büyük bir ordu kurdu ve kardeşi ünlü emir Mesleme'nin yönetiminde 107'de Rum ülkesine gönderdi. Emir Mesleme önce Malatya'yı geri aldı, ardından Kayseri şehrini savaşla fethetti; sonra bozulan Rumlar'ı takip için ordusunu ikiye ayırdı: bir kısmını İbrahim bin Hişam bin Abdülmelik'in yönetiminde Ankara taraflarına, öbür kısmını Muaviye bin Hişam bin Abdülmelik'in komutasında Harşene taraflarına gönderdi.
Emir Muaviye bin Hişam'ın yanındaki kuvvetle Kayseri'den Tarende şehrine doğru hareket ettiğini haber alan Pontus valisi Kostantin karşı koydu ama savaşta bozularak Tokat'a döndü; Muaviye onu takip edip Tarende'yi, ardından "Tohat, Tokat" beldelerini ele geçirdi.
Pontus valisi Kostantin Amasya'ya dönüp bir yandan şehri sağlamlaştırmaya, öte yandan imparatorluktan yardım isteyip bozulmuş Rumlar'ı savaşa teşvik ederek eldeki kuvveti toplamaya çalışıyordu. 109'da Muaviye bin Hişam, "Gazale, Zile" üzerinden hareketle Derb-i Harşene'nin (Amasya Boğazı) önüne kadar geldi.
111'de Emir Muaviye Şam'dan büyük bir yardım kuvveti alıp Amr bin el-Veddâh el-Kelbî, Ebu'l-Hüseyin el-Battal el-Antâkî, Abdulvehhab bin Bûht er-Rûmî es-Sünevî gibi İslam kahramanları adı geçen emirin yanına görevlendirilmiş olarak doğruca gelip ikinci kez önceki yerden Harşene şehrine saldırdı.
Emir Muaviye, son bir şiddetle üç kez saldırdı; kanlı biçimde süren savaşlarda İslam mücahitlerinin saldırılarına dayanamayan Amasya valisi Kostantin kötü biçimde bozulup yaralı olarak Bahr-i Bentaş (Karadeniz) kıyılarına doğru kaçınca Rumlar aman diledi.
Emir Muaviye 112 muharrem ayında zaferle Harşene'ye girip bütün Hristiyanlar'a aman verdi. Yanındaki kuvvetle Amasya'da iki ay kadar kalarak Amasya emirliğini Amr bin el-Veddâh'a, "Savas, Sivas" emirliğini ise ünlü gazi Abdulvehhab bin Bûht'a verdi; Amasya'da bir miktar mücahit bırakıp geri döndü, Battal Gazi ile Abdulvehhab Gazi de kuvvetleriyle Sivas taraflarına hareket ettiler.
Amasya emiri Amr bin el-Veddâh el-Kelbî, Benî Kelb kabilesi emirlerinden ve İslam kahramanlarından yiğit bir adamdı; yirmi yıldan beri Rum ülkesinde savaşıp Pontus kıtasını tamamen öğrenmişti. 112'de Amasya emiri olduysa da yanında kalan askerî kuvveti azdı.
Emirlerin dönüşünü ve Amasya'da kalan mücahitlerin azlığını haber alan eski Amasya valisi Kostantin, "Sinop, Sinob" taraflarından aldığı büyük bir kuvvetle 113'te dönüp Amasya'yı kuşattı. Emir Amr, Amasya'yı cesurca savunduysa da az kuvvetle direnmenin mümkün olmadığını anlayıp yanındakilerle birlikte Amasya'dan çıktı.
Amasya valisi Kostantin, Emir Amr'ı takip ederek Sivas'a doğru hareket edince Amr bin el-Veddâh, Sivas emiri Abdulvehhab bin Bûht ile birleşti. Sivas'ı birlikte savunmak için defalarca savaştılarsa da Kostantin'in büyük kuvveti onların direnme umudunu kırıyordu.
Battal Gazi bu savaşta hazır bulundu; ancak Câmiu'd-Düvel'in anlatımına göre Abdulvehhab'ı yalnız bıraktığı için Abdulvehhab Gazi öfkelendi ve çok az askerle düşman ordusuna şiddetle saldırıp hayli çarpıştıktan sonra 113'te şehit oldu.
Kısacası Amasya valisi Kostantin, Pontus kıtasını tamamen geri alıp Amasya'da otururken Emir Muaviye, emirlerden Malik bin Şebîb el-Bâhilî'nin yönetiminde bir yardım kuvveti alıp 114'te tekrar Harşene üzerine saldırdı.
Emir Muaviye'nin yanında bulunan eski emir Amr bin el-Veddâh bir yandan, Malik bin Şebîb el-Bâhilî öbür yandan Harşene'ye saldırdı; Kostantin de savunup savaş oldu. Malik el-Bâhilî askerlerinin çoğuyla şehit oldu, Emir Muaviye de yaralanınca zorunlu olarak Tarende taraflarına çekilirken, artçıdaki Amr bin el-Veddâh defalarca geri dönüp Rumlar'ı dağıttı, köyleri yaktı ve yağmaladı.
Ama bu yenilgi Emir Muaviye'yi çok etkilemiş olduğundan, 115'te Amr bin el-Veddâh, Cemâl bin Bişr el-Kilâbî, Amr bin Malik bin Şebîb el-Bâhilî, Ebü'l-Hüseyin el-Battal el-Antâkî gibi yiğit emirlerden oluşan büyük bir kuvvetle dördüncü kez Harşene'yi üç taraftan kuşatıp sıkıştırdı.
Amasya valisi Kostantin son derece çaba gösterdiyse de İslam mücahitlerinin sabrı ve yiğitliği karşısında Rumlar'ın direnme gücü kırılmıştı; kaçmaları Kostantin'i kötü biçimde yenilgiye uğrattı ve esir etti. Sonra Emir Muaviye zaferle Harşene'ye girip binlerce Rum'u da esir etti.
Bizans imparatoru Le'on bu yenilgi üzerine ikinci kez yardım kuvveti gönderdiyse de Emir Mesleme mücahitlere Kayseri'den yardım edince, Rumlar savaşı bırakıp Harşene ve bağlı yerlerin denizin kıyılarına kadar İslam hilafeti tarafında kalması şartıyla barış yaptı ve iki taraf savaş esirlerini karşılıklı olarak bıraktı.
Emir Muaviye bir süre Amasya'da kalıp fedakâr hizmeti geçmiş emirlerden Cemâl bin Bişr'e Amasya emirliğini, Amr bin el-Veddâh'a Tarende emirliğini verdi; hadis rivayetçilerinden Ebû Abdurrahman Amr bin Elgâz bin Rebî'a et-Temîmî'yi de ilk Harşene kadısı atadıktan sonra Amasya'da yeterli sayıda mücahit bırakıp Şam'a döndü.
Amasya valisi Cemâl bin Bişr el-Kilâbî, Benî Kilâb kabilesi emirlerinden olup Rum ülkesi savaşlarında yiğitlik göstermiş, 115 yılının rebiülevvel ayında Amasya valiliğine atanmıştı. Sivas emiri olarak Erzurum taraflarında savaşlarla meşgul olan Ebü'l-Hüseyin el-Antâkî'ye zahire ve yardım kuvveti göndererek üç yıl kadar Amasya'yı iyi korumaya çalıştı.
Fakat imparator Le'on'un Pontus kıtasını kurtarmak için Covanes (Yovanis) adında bir komutanın yönetiminde askerî kuvvet gönderdiği yayılınca, Amasya'nın savunması tehlikeye girdi ve Cemâl bin Bişr el-Kilâbî hemen hilafet merkezinden yardım istedi.
118'de halife Hişam bin Abdülmelik bir ordu kurup oğlu Süleyman'a verdi ve emirlerden Amr bin Malik el-Bâhilî ile Velîd bin el-Ka'kâ' et-Temîmî'yi de katarak hepsini Fon (Pontus) ülkesine göndermişti.
Öte yandan Yovanis'in askerleriyle Sinop tarafından Amasya üzerine geldiğini anlayan Cemâl bin Beşîr el-Kilâbî, yanındaki kuvvetle karşı koydu ama süren kanlı savaşlar sırasında şehit olduğundan, Amasya kadısı Amr bin Elgâz et-Temîmî Amasya boğazlarını tıkayarak savunmaya çabalıyordu.
Bu sırada Emir Süleyman bin Hişam, Tarende üzerinden Amasya'nın yardımına yetiştiği için hemen saldırgan bir tutum alıp Yovanis'in ordusunu bozdu ve Sinop'a kadar sürdü; Pontus kıtasıyla Kapadokya kıtasını birleştirip emirliği, savaşlardaki yiğitliği kabul edilmiş olan Amr bin Malik el-Bâhilî'ye verdi.
Amasya valisi Amr bin Malik el-Bâhilî, yukarıda yazılan Amasya savaşında şehit olan Malik bin Şebîb'in oğlu olup babası gibi Benî Bâhile kabilesi emirlerindendi. Cemâl bin Bişr'in şehit olması üzerine 118 ortalarında Amasya valisi ve "emîrü'l-avâsım", yani Rum sınırlarının muhafızı oldu; Amr bin Elgâz et-Temîmî de eskisi gibi "emîrü'l-mezâlim", yani Amasya kadısı oldu.
Emir Süleyman, Amasya'da beş yüz kadar mücahit bırakıp Şam'a döndükten sonra, imparator Le'on'un ikinci bir askerî birlik kurup Yovanis'i tekrar Amasya üzerine göndereceği anlaşıldığı için, 119'da Velîd bin el-Ka'kâ', yanına aldığı İslam mücahitleriyle Gazale (Zile)'ye kadar gelip Amr bin Malik'i güçlendirdi.
120'de Emir Süleyman bin Hişam, bunlara destek olmak için Şam'dan bir askerî kuvvetle kalkıp Harşene'ye geldi. Harşene yakınındaki Semendû (Ziyare) kasabasında oturup Rum komutanı Yovanis'in Pontus kıtasına karşı yapacağı askerî hareketleri durdurmuş oldu.
121'de Rum komutanı Yovanis Pontus kıtasına saldırdığı için, yardıma gelen halife Hâşim'in oğlu Emir Mesleme ile Amasya valisi Amr bin Malik karşı koyup Rumlar'ı dağıttılar ve Kastamonu taraflarına doğru takip ettiler.
Üç yıldan beri süren bu askerî hareketlerden anlaşıldığına göre İslam mücahitleri Pontus kıtasını ve Amasya şehrini var güçleriyle koruyabiliyorlardı. Fakat Emevî devleti bu sırada içeride son derece meşgul olduğundan, Rum ülkesine göndereceği kuvvetleri iç ayaklanmaları bastırmaya ayırıyordu.
Emevî devletinin bu meşguliyetinden yararlanan imparator Le'on, üçüncü kez general Yovanis'i büyük bir kuvvetle Pontus kıtasına gönderdi. 122'de general Yovanis'in Amasya'ya doğru hareket ettiğini haber alan "emîrü'l-avâsım" ve Amasya valisi Amr bin Malik el-Bâhilî karşı koyduysa da dayanamadığı için Harşene kalesine sığındı.
Amr bin Malik, Şam'dan ve çevre emirlerden yardım istediyse de yardım kuvvetinin gelmesinden umudu kesmiş olmalı ki, Harşene kalesini kuşatıp sıkıştıran general Yovanis'e teslim edip yanındakilerle birlikte Malatya'ya gitti.
Fakat yardıma gelip şehre girmeyi başaramayan Ebu'l-Hüseyin Abdullah el-Battal el-Antâkî, yani Battal Gazi, Rumlar'la çarpıştıktan sonra Kayseri'ye doğru çekilirken 122 şevval ayında şehit oldu.
89 hicrî yılından 122 tarihine kadar tam otuz üç yıl Arap mücahitlerinin Pontus kıtasındaki savaşları, Harşene üzerine saldırıları, bu kadar ülkenin fetihleri Arap tarihlerinde bu biçimde kayıtlı olduğu hâlde, elimizde bulunan tercüme edilmiş "Doğu İmparatorluğu Tarihi"nde bunlara rastlanamıyor.
1332 rebiülâhirinin yirmi sekizinci gününe denk gelen 1330 [1914] martının on üçüncü perşembe günü kiracı olarak oturduğum evde eşyalarla birlikte yandığı sırada, koca bir konsol dolusu belge yanmasaydı bu tarihî bilgiler daha da genişletilebilirdi. Zalim yangın bizde hafıza gücünden başka bir şey bırakmadı.
General Yovanis Pontus kıtasını bu biçimde geri aldıktan sonra imparator Le'on tarafından Pontus valisi atanmıştır; bu Arap tarihlerinden anlaşılır. Amasya kadısı Amr bin Elgâz et-Temîmî de Amasya'daki Müslüman cemaate imam olarak kalmıştır; bu, Kitâbu'r-Rüvât'taki "Ebû Abdurrahman Amr bin Elgâz bin Rebî'a et-Temîmî el-Harşenî cemaatin imamıydı" kaydından anlaşılır.
125 yılının rebiülevvel ayının altıncı günü halife Hişam bin Abdülmelik ölüp kardeşinin oğlu Velîd bin Yezid bin Abdülmelik halifelik makamına geçtiği gün, imparator Le'on İsori de ölüp "Kopronim" diye ünlü olan oğlu Kostantin Rum imparatoru oldu.
Emevî devletinin iç siyaseti Müslümanları memnun edecek sağlıklı bir biçimde olmadığı için, halife Hişam'ın ölümüyle birlikte her yandan birer isyancı grup baş gösteriyor, Emevî devleti bunları bastırmaya çalışarak güçten düşüyor, halifelik davacıları hanedan mensuplarını bile birbiriyle çarpıştırıyordu.
İşte bunlardan Abbasi fırkasının düzeni sağlam, destekçileri çok olduğu için, Horasan'ı kuşatan yiğitlikleri ile Irak'ı ele geçirip 132 rebiülevvelinin on yedinci cuma günü Kûfe şehrinde Ebu'l-Abbas Abdullah bin Muhammed es-Seffah'ın halifeliğini ilan ettiler ve Emevî devletini, kendilerini yok etmek istediklerini söyledikleri Peygamber Ailesi'ne kurban ettiler.
İbn Asâkir Tarihi'nde yazıldığına göre Emevî fırkası Abbasi saldırılarından canını kurtarabilmek için her biri bir yana kaçıp saklandığı sırada, Amasya fatihi Muaviye bin Hişam'ın oğulları Abdullah, Abdurrahman, Eban, Ümeyye ve Süleyman'dan Abdurrahman Endülüs'e, Eban ise oğlu Abdullah ile birlikte önce Horasan'a, sonra Harşene'ye, Amasya'ya kaçıp emiri olan Covanis (Yovanis)'in himayesine sığınmıştı (134).
Amasya valisi Yovanis, Eban bin Muaviye'yi önceki olaylardan tanıdığı için iyi karşılayıp oğlunu ve yandaşlarını Amasya'ya yerleştirdi, rahatlarını sağlayarak cömertlik gösterdi. Fakat sonraki olaya bakılırsa Yovanis'in bu cömertliği, işin sonunu anlamak için geçici bir önlem olduğu anlaşılır.
135'te cemaat imamı Amr bin Elgâz et-Temîmî ölünce oğlu Ebu'l-Kasım Abdurrahman el-Harşenî Amasya'da cemaat imamı oldu. 136 zilhiccesinde Ebu'l-Abbas es-Seffah'ın ölümüyle kardeşi Ebû Cafer Abdullah el-Mansur Müslümanlar'ın halifesi olunca, Ümeyye oğulları'nın nüfuzunu geri kazanmasının imkânsız olduğu Yovanis nezdinde belli olmuş olmalı ki, önceki davranışını değiştirmeye başlamıştır.
138'de Amasya valisi Yovanis, Amasya'da oturan Müslümanlar'a son derece baskı ve eziyet etti; daha önce iyi karşıladığı Eban bin Muaviye'yi oğlu ve yandaşlarıyla birlikte öldürdükten sonra geri kalan Müslümanlar'ı Hristiyanlığı kabule zorladı. Kaçanlardan cemaat imamı Abdurrahman bin Amr el-Harşenî ve arkadaşları Kûfe'ye gidip halife Ebû Cafer el-Mansur'a Rumlar'ın işkencelerini anlatarak yardım istemişlerdi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mücâhid: İslam yolunda savaşan asker, gazi
- emîr: komutan, vali
- şehîd: din uğruna savaşta ölen
- istîmân: aman dilemek, teslim olup canının bağışlanmasını istemek
- cizye: Müslüman olmayanlardan alınan vergi
- tahsîl memuru: vergi toplayan görevli
- mecrûh: yaralı
- emînü'l-ganâyim: ganimetten sorumlu görevli
- emîrü'l-avâsım: Rum sınırındaki kale ve şehirlerin (avâsım) komutanı
- emîrü'l-mezâlim: haksızlık davalarına bakan görevli; metinde Amasya kadısı karşılığı
- kadı: hâkim
- beytülmâl: devlet hazinesi
- halîfe: Müslümanlar'ın başkanı
- patrik: Ortodoks kilisesinin en yüksek rütbeli din adamlarından biri
- Tarende: Dârende, bugün Malatya'ya bağlı bir ilçe
- Harşene: Amasya'nın eski adlarından biri
- Bahr-i Bentaş: Karadeniz'in Arapça adı
Mesleme ve Amasya'nın İlk Fethi
Mesleme bin Abdülmelik, Emevî halifesi Abdülmelik'in oğludur. Ermenistan ve Azerbaycan valisi olarak Bizans'a karşı birçok sefer düzenlemiş, Galatya'yı yıkmış ve 712'de Amasya'yı yağmalamıştır. Hüsameddin'in anlattığı 93. hicrî yıl (711-12) bu tarihle örtüşür. Ansiklopedik kaynaklara göre Amasya 712'de Araplar tarafından alınmış, birkaç yıl sonra III. Leon (717-741) yönetimindeki Bizans kuvvetleri şehri geri almıştır; Hüsameddin de Leon'un şehri geri aldığını anlatır.
Bizans imparatorlarının sırası konusunda yazarın tarihleriyle bugünkü kayıtlar arasında fark vardır. Bardanes adıyla doğan Philippikos'un 711'de Kherson'da ordu tarafından imparator ilan edildiği, 3 Haziran 713'te gözlerine mil çekilerek tahttan indirildiği ve yerine İkinci Anastasios'un geçtiği bilinir. Hüsameddin ise Vartan'ın (Philippikos) imparator ilan edilişini 89. hicrî yılın sonuna (707-08), düşüşünü ise 91-92 yıllarındaki Ankara seferine bağlar; bu da bugünkü kayıtlardan birkaç yıl öncedir. Anastasios'un sonra Üçüncü Theodosios, onun da 717'de III. Leon ile değiştiği sıra ise (715, 717) Hüsameddin'in verdiği sıraya uyar. Leon'un doğum yeri Germanikeia'dır (bugünkü Kahramanmaraş) ve ana dilinin Arapça olduğu belirtilir. Hüsameddin'in "İsori" dediği "Isaurian" lakabını bugünkü araştırmacıların çoğu yanlış bir adlandırma sayar. Leon'un ölümü 741'dir; Hüsameddin 125 hicrî yılı (742-43) verir ve dipnotta Rum kayıtlarındaki 741 ile kendi hesabı arasındaki ayrılığı kendisi de belirtir.
Battal Gazi ve Abdülvehhab Gazi
Battal Gazi, TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Emevîler devrinde yaşamış bir komutandır; ünü 717-740 yıllarındaki Bizans seferlerinde doğmuştur. Kaynaklar onu ilk kez 717'deki İstanbul kuşatmasında anar. Ölüm yeri Akroinon'dur; bugünkü Seyitgazi yakınlarında bir yerdir. Ölüm tarihi 731, 740 ve 741 olarak farklı kayıtlarda geçer. Hüsameddin ise Battal'ı 93'teki (712) Amasya savaşında gösterir ve 122'de (739-40) ölümünü anlatır. Bu son tarih, ansiklopedik kayıtlardaki 740 ile örtüşür; Battal'ın 712'deki varlığı ise bu kaynaklarca desteklenmez. Kimi kaynaklara göre Battal, 732-33'te Muaviye bin Hişam'la birlikte Afyon'a kadar uzanan bir sefere katılmıştır; Muaviye'nin Amasya çevresindeki seferleri de bu yıllara denk düşer.
Abdülvehhab bin Buht, kaynaklarda Battal Gazi'nin yakın arkadaşı ve silah arkadaşı olarak geçer. Hicrî 113 (731) yılında şehit düştüğü belirtilir. Bir kayda göre 729'da Emir Muaviye komutasındaki İslam ordusu Şam'dan Amasya'ya kadar gelmiş; ordunun içinde Amr bin el-Veddah, Battal Gazi ve Abdülvehhab da bulunmuştur. Muaviye 730'da Amasya'ya girip Amasya emirliğini Amr'a, Sivas emirliğini Abdülvehhab'a vermiş; Amasya'nın eski valisi Konstantin Sinop tarafından getirdiği orduyla önce Amasya'yı, sonra Sivas'ı geri almış, Amr ile Abdülvehhab 731'de Sivas yakınlarında şehit düşmüştür. Bu anlatı, Hüsameddin'in aktardığı olay örgüsüyle büyük ölçüde örtüşür; ancak bu özet Hüsameddin'in anlatısıyla aynı olay örgüsünü izlediği için bağımsız bir doğrulama sayılmamalıdır.
Abdülvehhab Gazi'nin türbesi Sivas'ta, Yukarı Tekke denilen yerde bulunur ve bugün de ziyaret edilir. Halk anlatılarında Peygamber'in sancaktarı sayılır. Bir rivayete göre Peygamber'e ait emanetleri Malatya'da Battal Gazi'ye teslim etmiştir. Yaşadığı çağ ve savaştığı yer göz önüne alındığında bunlar menkıbedir; Hüsameddin de onu Becenek Türklerinden, Zana Köyü'ndeki bir beyin soyundan olduğunu "sanılan" bir kişi olarak sunar ve bu görüşü varsayım olarak işaretler.
Emevîler'in Sonu ve Eban bin Muaviye
Metnin son bölümü Emevî hanedanının çöküşünü ve bazı Emevî ailelerinin Amasya'ya sığınmasını anlatır. Hüsameddin, Abbasiler'in Kûfe'de 132 hicrî yılında (749-50) Ebu'l-Abbas es-Seffah'ın halifeliğini ilan etmesini Emevî devletinin sonu olarak anlatır. Bu bölümde adı geçen Emevî şehzadelerinden Abdurrahman'ın Endülüs'e kaçtığını yazar. Eban bin Muaviye'nin Amasya'ya, Bizans valisi Yovanis'e sığındığı ve sonra öldürüldüğü anlatısının başka bir kaynakta karşılığı bu çalışmada bulunamadı.
Yazarın "Kitâbu'r-Rüvât" ve "İbn Asâkir Tarihi"ne atıfları Hüsameddin'in Arapça kaynaklardan yararlandığını gösterir. Bu kaynakların hangi baskısına dayandığı ve kayıtların bugünkü baskılarla örtüşüp örtüşmediği bu çalışmada incelenmedi.
Dikkat Çekilecek Noktalar
Bu bölüm, Amasya'nın erken İslam döneminde bir sınır şehri olduğunu gösterir. Şehir, elde tutulması zor ama stratejik bir kavşaktır; Bizans ile Emevîler arasında defalarca el değiştirir. Hüsameddin'in bu olayları anlattığı sayfalar Arap tarih kaynaklarının geniş bir dökümünü içerir. Yazar, bu savaşların elindeki Bizans tarihinde yer almadığını ve olayların yılında bir iki yıllık fark olabileceğini kendisi de belirtir.
Yazarın kişisel notu da dikkat çekicidir: Hüsameddin, 1914 yılında oturduğu evin yanmasıyla bir konsol dolusu belgesini kaybettiğini anlatır. Yazar, bu yangının bilgilerini genişletmesine engel olduğunu ve elinde yalnız hafızasının kaldığını söyler.
Hicrî yılların yaklaşık miladî karşılıkları: 90 (708-09), 91 (709-10), 92 (710-11), 93 (711-12), 97 (715-16), 100 (718-19), 107 (725-26), 111 (729-30), 112 (730-31), 113 (731-32), 115 (733-34), 118 (736), 122 (739-40), 125 (742-43), 132 (749-50), 134 (751-52), 138 (755-56).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 290–296. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar