Melik-i müşârün-ileyh Gâzi İsmâ'il Hân, pederinin irtihâlinde makâmını ihrâz ederek memleket-i Dânişmendiye hükümdârı oldukdan sonra ümerâ ve ma'iyyet-i askeriyyesiyle Amasya'ya geldi. Amasya kadısı Abdurrahmân el-Harezmî olup Nâsıruddevle İltigin Gâzi atabeg-i devlet ve Alî bin Ebi'l-Ma'âlî kâtib-i dîvân-ı hükûmet idi. Gâzi İsmâ'il Hân bunların ma'rifetiyle hall ü akd-ı umûra mübâşeret ve pederi zamânında mansûb olan ümerâyı makâmlarında ibkâ ederek her birinin itâ'atlerini te'mîn eyledi.
Fakat Sinop tarafından bir seyl-i belâ gibi kopup gelen Almanlar'dan, Fransızlar'dan mürekkeb ehl-i salîb fırkası kemâl-i şiddetle hareket ederek [301] Amasya'ya ya'nî hükûmet-i Dânişmendiye'nin merkezine doğru geliyorlar, uğradıkları yerleri vîrân ediyorlardı. Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin vefâtı şâyi' oldukda Rûmlar, derhâl yüzgeri edib tekrâr Helkine'yi aldılar, ehl-i salîb fırkası dahi Kızılırmak'ı geçip Amasya'ya yürüdüler.
Melik İsmâ'il Hân, Amasya'da bu acı haberleri aldıkça bî-huzûr oluyordu. Çünkü Kayseriyye vâlîsi Gümüştigin ve Ankara vâlîsi Fetih Hân gâzîler hudûd üzerinde ve eniştesi Sultân Kılıç Arslan Hân İznik üzerinde ehl-i salîb muhâcemâtıyla fevkalâde meşgûl idiler. Sivas, Erzurum vâlîleri de birinci muhârebeye iştirâk ederek ma'iyyet-i mevcûdeleri fenâ zedelenmişler idi. Binâ'en-aleyh bunların hiçbiri de kendisine mu'âvenet edecek bir hâlde değil idiler. Hâlbuki önündeki seyl-i belâ pek müdhiş bir sûretde tekarrub ediyordu.
Şu ahvâl-i müdhişeyi tedkîk eden Amasya hükümdârı İsmâ'il Hân, atabeg-i devlet olan İltigin Gâzi'nin re'yi üzere hareket ederek tekarrub eden düşman ile ibtidâ Argun (Suluova)'da bir meydân muhârebesi edib galebe mümkün olmadığı takdîrde kaleye kapanıp da düşmanın her tarafı istîlâ etmesine meydân vermekden ise ehl-i salîb fırkasının istifâde edecekleri her şeyi yakıp yıkıp dağ başlarına çekilmeğe, ba'dehû çete muhârebâtıyla, gece baskınlarıyla düşmanı son derece işgâl ve iz'âc ederek bu müddet zarfında ehl-i salîbi tard edecek [302] fedâkâr bir ordu tedârik etmeğe karâr verdi.
El-Aylemü'z-Zâhir ile Târîh-i Âl-i Dânişmend gibi tevârîh-i adîdede mezkûr olduğu üzere Melik İsmâ'il Gâzi, Amasya kurbunda bir meydân muhârebesi edib ma'iyyet-i mevcûdesi pek az olduğu hâlde arslan gibi ehl-i salîb fırkasına hücûm ediyor, hattâ hemşîresi yâhud halîlesi olan Ayşe Gâzi düşman-ı dîne hücûm etmekde kendisini sebkat ederek merdâne şecâ'atlar ibrâz ediyor, mücâhidler son derece fedâkârâne bir sûretde savaşıyorlar, fakat ehl-i salîb fırkası bunlara nisbetle pek çok oldukları cihetle galebe mümkün olamıyor.
Bi'z-zarûre Melik İsmâ'il Gâzi, muntazam bir sûretde ric'at ederek Amasya'ya geliyor, her tarafı yakıp barınacak yerleri yıkıyor, cenûba doğru hareket ederek askeri ve bütün müslim Türkler'i bir yere cem' ediyor, bunlar ile dağlara çekilip tertîbâta başlıyor. Ehl-i salîb fırkası dahi Amasya'ya girip hâlâ Filingir (Firenkler) demekle meşhûr olan mevki'de ikâmet ediyorlar. Rûmlar dahi Niksâr'ı alıyorlar.
Melik İsmâ'il Gâzi, bir tarafdan çekildiği dağlarda tertîb etdiği çeteler ile muttasıl Rûmlar'ı ve ehl-i salîb alaylarını işgâl ve gece baskınlarıyla iz'âc ederek bunlara göz açdırmıyor, fırsat buldukça ordularını yağmâ ediyor, diğer tarafdan Bağdâd'a İltigin Gâzi riyâsetinde bir hey'et gönderip Selçûk hükümdârı Berkyaruk Hân'dan istimdâd ediyor. [303]
Fakat ehl-i salîb fırkası Melik Gâzi İsmâ'il Hân'ın çetelerinden, gece baskınlarından fevkalâde sıkılmış, Amasya'da temdîd-i ikâmet etdikçe müşkilâtın tezâyüd edeceğini idrâk etmiş olmalıdırlar ki Amasya'da üç ay kadar ikâmetden sonra ya melik-i müşârün-ileyhin tertîbâtına muttali' oldukları veyâhud zehâ'ir ve levâzım-ı askeriyyenin yokluğundan muztarib bulundukları cihetle Semendû (Ziyâre) kasabasını ve sâ'ir kalan yerleri de bunlar yıkarak Amasya'dan kalkıp geldikleri yerden gitmeğe mecbûr oldular.
Lâkin Amasya ve mülhâkâtı gerek Dânişmendîler'in gerek ehl-i salîb alaylarının harekât-ı askeriyyesinden harâb olarak birer harâbe şeklini almışlar idi. Binâ'en-aleyh Amasya'da kurûn-ı ûlâ âsârı olarak ne bir kilise ne de bir eser-i binâ kalmamış idi. Amasya'da şimdiki Veng (Vengiyus) civârındaki koca ve eski bir patrîk-hâne ve Kumanlar'ın yapdırdıkları kiliseler, sarâylar ile Aya Vasilus, Fokâs nâmlarıyla meşhûr olan kiliseler yığın yığın taşlardan³³⁰ ibâret olmuş idi. Bunları yıkanlar, her hâlde ehl-i salîb alayları olduğu zann olunur.
Çünkü o zamân Hristiyânlık âleminde şark ve garb kiliseleri aralarında bulunan husûmet-i mezhebiyye pek müdhiş olduğu ve ehl-i salîbin şark kiliselerini Rûmluğa rağmen sâ'ir yerlerde yıkdıkları târîhen meşhûrdur. Bir de [304] Niksâr'ı zabt eden Rûmlar bu husûmet-i mezhebiyyeden dolayı Dânişmendîler ile birlikde ehl-i salîb alaylarını iz'âc etmeleri, bunlar da Rûmluğa âid olan âsâr-ı kadîmeyi mahv ederek intikâm almaları pek muhtemeldir. Yoksa böyle muhkem ve sengîn binâları Amasya'nın esnâ-yı fethinde müslim Türkler yıkabilirdi. O zamân yıkmayıp da Amasya'dan sür'atle çekilirken yıkmaları mümkün değildir.
Melik İsmâ'il Gâzi, ehl-i salîb fırkasının Amasya'dan çekildiklerini müte'âkib gelip harâb olan Amasya'yı i'mâr etmeğe çalışıyor, fakat ehl-i salîb alaylarının mütemâdiyen Anadolu'ya verdikleri dehşet, kulûb-ı İslâmiyyeyi ya'nî insânlığı bilen her ferdi dil-hûn etdiği cihetle Melik İsmâ'il Gâzi her ihtimâle karşı kuvve-i askeriyyesini hâzır bulunduruyor, Konya hükümdârı Kılıç Arslan Hân ile müttefikâne hareket ederek her ikisi de ehl-i salîb ordularına karşı Anadolu'da bir sedd-i âhenîn oluyordu.
Melik İsmâ'il Gâzi, Amasya'ya geldikden sonra Rûmlar'dan Niksâr ve Karahisâr-ı Şarkî şehirlerini ve havâlîsini tahlîs ederek Hüseyin Gâzizâde Ahmed Bey'e tevcîh eylediği esnâda ehl-i salîb alaylarının Konya hükümdârı Sultân Kılıç Arslan'ı dûçâr-ı hezîmet ederek Kayseriyye üzerine yürüdükleri haberi şâyi' olmuş idi.
Çünkü tevârîh-i umûmiyyeden müstebân olduğu üzere İznik tarafında Kılıç Arslan'ı ric'ate mecbûr eden ehl-i salîb kumandânı Kont Bemind [305] (Bohemond) bir kuvve-i azîme ile Kayseriyye üzerine hareket ederek orayı istîlâ etmeğe çalışıyor, fakat Kayseriyye vâlîsi Alemüddîn Gümüştigin ile girişdiği muhârebede ehl-i salîb fırkası münhezim ve kendisi de Gümüştigin Gâzi'ye esîr oluyordu.
Ba'dehû münhezim olan ehl-i salîb alayları General Simyon kumandasında ictimâ' ederek Ankara tarafına hücûm ediyorlar, Ankara vâlîsi Fetih Hân Gâzi birkaç bin mücâhide bâliğ olan ma'iyyet-i mevcûdesiyle son dereceye kadar müdâfa'a ediyor, fakat ehl-i salîb alayları günden güne çoğaldığı cihetle Fetih Hân ric'at etmeğe mecbûr oluyor, Çorum sancağına geliyordu.
Ehl-i salîb alayları Ankara'yı alıp derûnunda meskûn olan ehl-i îmânı tekmîl katliâm ve Fetih Hân'ı ta'kîb ederek veche-i azîmetleri Amasya merkezi olmak üzere Çorum üzerine hareket ediyorlardı. Melik İsmâ'il Gâzi, Amasya'da bu vekâyi'-i müdhişeyi haber aldıkdan sonra beş bin kadar mücâhidlerden mürekkeb olan ma'iyyet-i mevcûdesiyle 491'de Çorum şehrine gidiyor, ehl-i salîbin vicdânsız alayları gelmezden evvel bir hud'a-i harbiyye tertîb ediyordu.
Ankara vâlîsi Fetih Hân'ı gâyet tüvânâ üç bin mücâhid ile bir pusuya bırakıyor, kendisi de ufak bir meydân muhârebesinden sonra Nikonya (Çorum) kalesine kapanıyor, kaleden müdâfa'a ederken [306] bir gün ansızın bir hurûc hareketi yapıyor, biraz harb etdikden sonra bozgunluk gösteriyor, ehl-i salîb alayları bunu ta'kîb ederken tâm pusuya düşüyorlar, pusudan çıkan üç bin mücâhid ehl-i salîbe şiddetli bir sûretde arslan gibi saldırıyor, Melik İsmâ'îl Gâzi de yüzgeri ederek ehl-i salîbi ortaya alıyordu.
Melik İsmâ'îl Gâzi ile Fetih Hân Gâzi gâyet fedâkârâne bir sûretde elli, altmış binlerden mürekkeb ehl-i salîb alaylarıyla merdâne harb ederek her iki tarafdan dahi zâyi'ât-ı azîme oluyor, fakat netîceyi yaralı oldukları hâlde i'lâ-yı insâniyyet, ihyâ-yı İslâmiyyet uğuruna bezl-i nüfûs eden ancak üç yüz mücâhid kazanıyor, ehl-i salîb alayları hasârât-ı azîmeye uğradıkdan sonra kaçıyorlar, Melik İsmâ'îl Gâzi ile Fetih Hân bunları ta'kîb ediyor, Emîr Gümüştigin'in kuvve-i imdâdiyyesiyle cümlesini Ankara hudûdundan çıkarıyordu.
Târîh-i Baybars'da şu vekâyi'-i müdhişe şöyle telhîs olunuyor: "491'de Firenkler, Gümüştigin bin ed-Dânişmend harbinde münhezim oldukdan sonra bi'l-ictimâ' Engûriyâ denilen kaleye yürüdüler. Orayı alıp derûnunda bulunan ehl-i İslâmı kâmilen katl etdikden sonra Harşene civârında bir kaleye yürüyüp orayı muhâsara etdiler. Bu kalede³³¹ [307] bulunan İsmâ'il bin ed-Dânişmend ma'iyyet-i askeriyyesini cem' ve mukâtele etdikden sonra Firenkler'i tertîb etdiği pusuya düşürdü. Pusudan çıkanlar ile İsmâ'îl bin ed-Dânişmend birleşip Firenkler'i bozdular, pek çoklarını kılıçdan geçirdiler. Pusuda bulunanlar üç bin nefer olup Firenkler'e ancak üç yüz yaralı galebe etmişdir".
Bu sene Melik İsmâ'îl Gâzi'nin ammizâdesi ve kayınpederi olan Antakya emîri Yağıbasan et-Togânî ehl-i salîb muhârebesinde şehîd olmuşdur. Amasya'da medfûn olan Ayşe Gâzi Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin kızı olmak üzere mervî ise de bu Emîr Yağıbasan'ın kızı ve Melik İsmâ'îl Gazî'nin halîlesi olduğu maznûndur. Amasya kadısı Abdurrahmân el-Harezmî bu senelerde vefât edib yerine Alâ'eddîn Ebû Nasr Muhammed el-Harezmî Amasya kadısı olduğu gibi yine bu sene Kayseriyye kadısı Abdulhamîd eş-Şirvânî ma'lûl olmakla Sadreddîn Muhammed bin Muhammed el-Geylânî el-Hüseynî Kayseriyye kadısı olmuşdur.
Amasya hükümdârı Melik Gâzi İsmâ'îl Hân Selçûkîler'i mağlûb eden ehl-i salîb alaylarını târumâr ederek ihrâz-ı muvaffakiyet etmekle hükûmet-i Dânişmendiye'nin Anadolu'da nüfûz ve haysiyetini tezyîd ediyor, ehl-i salîb muhârebâtında Trabzon ve Sinop taraflarını gâ'ib eylediyse de hükûmet-i Dânişmendiye'nin mevcûdiyyetini idâme edecek muvaffakiyâta nâ'il oluyordu. Fakat Kayseriyye vâlîsi Emîr Alemüddîn Gümüştigin, ehl-i salîb kumandânı Bohemond'u esîr eylediğinden dolayı gurûru [308] tezâyüd ederek merkeze karşı irtibâtı tenâkus ediyordu.
Binâ'en-aleyh iki mes'ele, Melik İsmâ'îl Gâzi ile Emîr Gümüştigin'in aralarını bozuyordu. Birincisi, ehl-i salîb alayları memleket-i Dânişmendiye'den çıkarıldığı esnâda Emîr Gümüştigin dahi bir kuvve-i imdâdiyye ile gelip Ankara'yı kurtarmış olduğu cihetle Ankara'nın kendi emâreti dâhilinde kalmasını taleb ediyor, Melik İsmâ'îl Gâzi de eski Ankara vâlîsi olan Fetih Hân Gâzi'nin hidemât-ı fedâkârânesi sebk etmiş olduğu cihetle Ankara'nın emâreti yine müşârün-ileyhin uhdesinde kalmasını tensîb eyliyordu.
İkincisi, Emîr Gümüştigin'in esîr etdiği Kont Bemind (Bohemond) için ehl-i salîb pek büyük bir meblağ vererek esâretden kurtarmağa çalışıyorlardı. Melik İsmâ'îl Gâzi, para mukâbilinde Bohemond esâretden kurtulduğu takdîrde verdiğini çıkarmak için ehl-i İslâm aleyhinde mezâlim ve ta'addiyâtını tezyîd eder fikrinde bulunuyor, Bohemond'un i'âdesine muvâfakat etmiyor, hâlbuki Emîr Gümüştigin askerin paraya olan ihtiyâcını nazar-ı dikkate alarak aldığı mebâliğ-i azîme mukâbilinde Bohemond'u ba'zı şerâ'it-i âdiye ile ehl-i salîbe teslîm ve i'âde ediyordu.
Melik Gâzi İsmâ'îl Hân, ikinci mes'elenin hall edildiğini gördükde münfa'il olup Fetih Hân'ı Ankara vâlîliğine nasb ederek birinci mes'eleyi de kendisi hall eyledi. Fakat Emîr Gümüştigin dahi bundan münfa'il olarak kendisi Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin büyük halefi [309] olduğunu iddi'â ve i'lân-ı istiklâl etmekle kalmayıp 492 hudûdunda Ankara bedelinde Sivas ve Malatya ve havâlîsini umûmen zabt ederek Melik Dânişmend'in ikinci oğlu İbrâhim Bey'i buralardan çıkardı.
Mesâlikü'l-Ebsâr'da "493'de sâhib-i Sivas ve Malatya olan emîr-i Kayseriyye ki İbnü'd-Dânişmend demekle ma'rûf olan Gümüştigin bin Tablu" diye mestûr olması, bu hakîkat-i târîhiyyeyi iş'âr eder. Ba'zı tevârîh-i Arabiyye'de Emîr Gümüştigin için "İbnü'd-Dânişmend" denmesinin esbâbı bu vak'a-i târîhiyyedir. Emîr-i mûmâ-ileyhin 500 târîhinde tanzîm etdirdiği vakıf-nâmesi bu iddi'âyı tekzîb edecek delâ'il-i şer'iyyedendir.
Emîr Gümüştigin'in bu tecâvüzü, Konya hükümdârı ve Melik İsmâ'il Hân'ın eniştesi olan Sultân Kılıç Arslan'ı igzâb etmişdi. Fakat bir tarafdan ehl-i salîbin dehşetli muhâcemâtı, diğer tarafdan Emîr Gümüştigin'in Selçûk hükümdârı Sultân Berkyaruk Hân tarafına şiddet-i intisâbı, zihnini meşgûl ederek Emîr Gümüştigin ile münâsebât-ı siyâsiyyeyi ihlâl etmiyor, müttefikan ehl-i salîb müdâfa'âtıyla iştigâl ediyordu.
Lâkin Melik İsmâ'îl Gâzi, Emîr Gümüştigin'in bu hareketinden müte'essir olarak Bağdâd'da Sultân Berkyaruk Hân'a Gümüştigin'i şikâyet ediyor, ehl-i salîbin ta'addiyât-ı müdhişesi zamânında ümerâ-yı İslâm arasında vâki' olan ihtilâfâtın bâ'is olacağı hasârâtı arz ederek nazar-ı dikkatini celb eyliyordu. Sultân Berkyaruk Hân bu gibi ihtilâfâtı sulhen hall etmek üzere 494'de Kayseriyye emîri olan Gümüştigin Gâzi'yi [310] Bağdâd şıhneliğine nasb ve Bağdâd'a celb ederek ihtilâfâtı suhûletle hall ve tesviye ve Kayseriyye ile Malatya ve havâlîsini kemâ-kân Gümüştigin uhdesinde ibkâ ve Sivas emâretini de Melik Dânişmendzâde Gâzi İbrâhim Bey'e i'tâ etmişdir.
495'de Kılıç Arslan-ı Selçûkî ehl-i salîb ile harb ederek onları mülkünden tard etmekle nüfûz-ı hükûmetini tezyîd etmiş idi. 497'de Malatya'yı Emîr Gümüştigin'in Kayseriyye'de bırakdığı kâ'im-makâmı Anuştigin elinden ahz eyledi. Bağdâd şıhnesi Gümüştigin bunu haber aldığı esnâda efendisi Berkyaruk Hân 498 evâ'ilinde vefât eylediğini müte'âkib Bağdâd şıhneliğinden ma'zûlen Kayseriyye'ye avdet etdi. Fakat eski nüfûzunu gâ'ib eylediğinden bi'z-zarûre Amasya hükümdârı Melik İsmâ'il Gâzi'ye tâbi' oldu.
Mesâlikü'l-Ebsâr gibi tevârîh-i mühimmede mestûr olduğu üzere 500'de Musul vâlîsi Cigermiş (Çigremiş)³³² Bey vefât ederek yerine oğlu Zengî Bey emâretini i'lân eylediği esnâda Selçûk hükümdârı Sultân Gıyâseddîn Muhammed Hân tarafından Musul vâlîliğine Çavlı Bey³³³ nasb ve irsâl edilmiş, Musul ahâlîsi Çavlı Bey'in kuvvetine karşı Zengî Bey'in aczini bildikleri cihetle Konya [311] hükümdârı Sultân İzzeddîn Kılıç Arslan Hân tarafına arz-ı teslîmiyyet ederek müşârün-ileyhi da'vet etmişlerdir.
Bu da'vete binâ'en Sultân Kılıç Arslan, bir kuvve-i kâfiye alıp Konya'dan hareketle 500 senesi receb-i şerîfinin yirmi beşinci günü Musul'a giriyor, şehri tesellüm etdikden sonra vâlîliğini on bir yaşında bulunan şehzâdesi Mes'ûd'a tevcîh ediyor, ba'dehû Musul vâlîsi nasb olunan Çavlı Bey'le harb ederken bozuluyor, ric'at ederken de Habur (Abur) nehrine düşüp sene-i mezbûrenin şevvâlinde yâhud zilka'desinde boğuluyor³³⁴, bunu müte'âkib Kayseriyye emîri Alemüddîn Gümüştigin dahi Kayseriyye'de vefât ediyor. Bu sûretle memleket-i Selçûkiyye ile vilâyet-i Kayseriyye münhal oluyordu.
Çavlı Bey, harben kazandığı muvaffakiyet üzerine Musul'u zabt ederek vâlîsi bulunan Sultân Mes'ûd bin Kılıç Arslan'ı tutup Sultân Gıyâseddîn Muhammed-i Selçûkî nezdine gönderdiği gibi Sivas vâlîsi Melik Gâzi İbrâhim Bey dahi büyük birâderinin mu'âvenetiyle ibtidâ Kayseriyye'yi zabt ederek orayı Gümüştigin'in vefâtında istîlâ eden Anuştigin et-Türkmânî'yi tutup Amasya'ya Melik Gâzi İsmâ'îl Dânişmendî nezdine gönderiyor, ba'dehû memleket-i Selçûkiyye'de meskûn olan Türkmen ümerâsı Amasya hükümdârına arz-ı mutâba'at etmeleri [312] üzerine Gâzi İbrâhim Bey memleket-i Selçûkiyye'yi zabt edib birâderi tarafından eyâlet-i Selçûkiyye vâlîsi oluyor.
Bu târîhden i'tibâren memleket-i Dânişmendiyye, memleket-i Selçûkiyye ile birleşip Amasya hükümdârı Melik Gâzi İsmâ'il Hân Anadolu hükümdârı ve Amasya şehri dahi Anadolu hükûmetinin merkezi oluyor, Sultân Kılıç Arslan, Selçûk hükümdârı Sultân Gıyâseddîn Muhammed Hân'ın Musul vâlîliği mes'elesinde emrini dinlemeyip hilâfını iltizâm etdiği cihetle Sultân Muhammed Hân, memleket-i Selçûkiyye'nin Âl-i Dânişmend'e intikâl etdiğine aldırmıyor; Çünkü Âl-i Dânişmend Âl-i Selçûk'un fer'-i sülâlesi ya'nî yek-diğerinin ammizâdesi bulunuyordu.
Anadolu hükümdârı Sultân Seyfeddîn İsmâ'îl Hân Amasya'da ikâmet edib Kayseriyye emâretini küçük birâderi İzzeddîn Muhammed Bey'e ve Sivas emâretini Niksâr beyi Gâzi Ahmed Bey'e tevcîh ederek Trabzon ile Sinop'u ikinci def'a feth etdikden sonra 506'da Amasya'da irtihâl-i dâr-ı na'îm etdiği tahmîn olunmakdadır. Müşârün-ileyhin³³⁵ Amasya'da türbesi, Şâmlar mahallesinde zâviyesi, İçeri Şehir'de Loğ Minâre demekle meşhûr bir câmii³³⁶ olup Firenkler'in harâb etdiği [313] Semendû (Ziyâre) kasabasını muhtasaran binâ ederek "Dânişmendiyye" nâmını vermiş idi. Bu kasaba mu'ahharan tevsî' edilerek mahallâta münkasim olmakla Dânişmendiye Kasabası bir mahalle i'tibâr olunarak "Dânişmend Mahallesi" dendiği kuyûd-ı atîkadan anlaşılmakdadır.³³⁷
Takrîben 506 hudûdunda vefât eden Sultân İsmâ'il Hân'ın haber-i vefâtı Konya vâlîsi Melik Şemseddîn İbrâhim Bey'e vâsıl oldukda birâderi makâmına câlis olarak Anadolu hükümdârı olup Konya'yı makarr-ı hükûmet ittihâz ve Amasya vâlîliğini Ankara vâlîsi olan Fetih Hân Gâzi Bey'e tevcîh etmişdir. Kılıç Arslanzâde Sultân Mes'ûd'un sıgar-ı sinni ve Selçûk hükümdârı Sultân Gıyâseddîn Muhammed Hân'ın Kılıç Arslan'a adâveti tedkîk olunursa Sultân İbrâhim Hân'ın Anadolu hükümdârlığı istib'âd olunamaz.
Çünkü Sultân İbrâhim Hân'ın "Konya a'mâlinden Niğde kazâsı dâhilinde Şâmardı nâhiyesinde birkaç karyeyi Şeyh Turasan'ın zâviyesine ve evlâdına vakf eylediğini" mübeyyin olan 507 târîhli vakıf-nâmesinde "es-Sultânü'l-a'zam mâlikü rikâbi'l-ümem Şemseddîn İbrâhim bin Bey Dânişmend" unvânıyla mezkûr ve kayden "Tâcü'd-devle, Tâcü'd-dîn, Şemsü'd-dîn" lakablarıyla mülakkab olduğu görülmekdedir.
Sultân Mes'ûd'un Konya'da pederi makâmına cülûsu, Mesâlikü'l-Ebsâr'da [314] 503 ve Câmiu'd-Düvel'de 510 ve ba'zı tevârîh-i Arabiyye'de 512 târîhine tesâdüf etdiği mestûr ve Kılıç Arslan'ın 500 senesi evâhirinde vefâtı târîhen muhakkak olmasına göre Konya'da Selçûkîler'in üç yâhud on veyâhud on iki senelik her hâlde bir fâsıla-i saltanatı zamânında Dânişmendîler'den ibtidâ Sultân İsmâ'il Hân'ın, ba'dehû birâderi Sultân İbrâhim Hân'ın Konya hükümdârı oldukları vesâ'ik-i şer'iyyeden anlaşılır.³³⁸
Kezâlik Sultân Mes'ûd'un Konya hükûmetini Dânişmendîler'den istirdâd etdikden sonra târîhen muhakkak olduğu üzere hissiyât-ı intikâmını hükûmet-i Dânişmendiye'yi Anadolu'dan kaldırmağa hasr ederek Melik Muhammed Gâzi Bey'in vefâtını müte'âkib diyâr-ı Dânişmendiye'yi istîlâ ve hükûmet-i Dânişmendiye'nin merkezi olan Amasya'yı zabt ederek merkez-i saltanat-ı Selçûkiyye ittihâz etmesi, bu vesîka-i şer'iyyenin sıhhatini, şu vak'a-i târîhiyyenin vücûdunu isbât eden âsâr ve delâ'il-i zâhiredendir.
Amasya vâlîsi Fetih Hân Bey Koyunlu kabîlesi re'îsi Kılıç Bey'in oğlu olup 506 hudûdunda Amasya vâlîsi olmuşdur. Amasya'da ikâmet etdiği mevki'de kâ'in Eleni Kilisesi’ni tecdîden câmiye [315] tahvîl ve mahallesini i'mâr etdiği münâsebetle kiliseye ve mahallesine "Fethiye Câmii, Fethiye Mahallesi" nâmı verilmişdir. Türbesi dahi câmii kurbunda olduğu ve ba'dehû Burma Minâre Câmii ittisâlinde kâ'in Cumûdâr Türbesi'ne nakl edildiği Mukaddime'de mezkûrdur.
Anadolu hükümdârı Sultân İbrâhim Hân, dört sene kadar devâm eden zamân-ı hükûmetinde mahdûmu Aynu'd-Devle Ahmed Bey'i Malatya ve yeğeni Mecdeddîn Sunkur Bey'i de Niksâr emâretlerine nasb edib ehl-i salîb muhârebâtıyla meşgûl olmuş ve agleb-i ihtimâle göre 510'da vefât etmiş olduğu, bu târîhde Sultân Mes'ûd bin Kılıç Arslan'ın Sultân Gıyâseddîn Muhammed Hân emriyle gelip memleket-i Selçûkiyye'yi zabt ederek Konya hükümdârı olmasından istidlâl olunmakdadır.
Günümüz Türkçesiyle
Adı geçen melik Gâzi İsmâ'il Hân, babasının ölümü üzerine yerine geçip Dânişmendli ülkesinin hükümdarı olduktan sonra emirleri ve askerleriyle Amasya'ya geldi. Amasya kadısı Abdurrahmân el-Harezmî, devletin atabegi Nâsıruddevle İltigin Gâzi, hükümet divanının kâtibi ise Alî bin Ebi'l-Ma'âlî idi. Gâzi İsmâ'il Hân devlet işlerini bunların aracılığıyla yürütmeye başladı; babasının zamanında atanmış olan emirleri görevlerinde bırakarak her birinin bağlılığını sağladı.
Ne var ki Sinop tarafından bir sel felaketi gibi kopup gelen, Almanlar ve Fransızlardan oluşan Haçlı topluluğu büyük bir şiddetle ilerleyerek Amasya'ya, yani Dânişmendli hükümetinin merkezine doğru geliyor, uğradıkları yerleri yıkıyordu. Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin ölüm haberi yayılınca Rumlar hemen geri dönüp Helkine'yi yeniden aldılar; Haçlı topluluğu da Kızılırmak'ı geçip Amasya'ya yürüdü.
Melik İsmâ'il Hân, Amasya'da bu acı haberleri aldıkça huzursuz oluyordu. Çünkü Kayseri valisi Gümüştigin ile Ankara valisi Fetih Hân gâziler sınırda, eniştesi Sultan Kılıç Arslan Hân ise İznik'te Haçlı saldırılarıyla son derece meşguldü. Sivas ve Erzurum valileri de ilk savaşa katılmış, yanlarındaki askerler ağır zarar görmüştü. Bu yüzden hiçbiri ona yardım edecek durumda değildi. Oysa önündeki sel felaketi çok korkunç biçimde yaklaşıyordu.
Bu korkunç durumu inceleyen Amasya hükümdarı İsmâ'il Hân, devletin atabegi İltigin Gâzi'nin görüşüne uyarak şöyle karar verdi: Yaklaşan düşmanla önce Argun (Suluova)'da bir meydan savaşı yapacak; yenmek mümkün olmazsa kaleye kapanıp düşmanın her yanı ele geçirmesine fırsat vermektense Haçlıların yararlanabileceği her şeyi yakıp yıkarak dağ başlarına çekilecek, sonra çete savaşları ve gece baskınlarıyla düşmanı son derece uğraştırıp rahatsız ederek bu süre içinde Haçlıları kovacak, her fedakârlığa hazır bir ordu hazırlayacaktı.
El-Aylemü'z-Zâhir ile Târîh-i Âl-i Dânişmend gibi birçok eski tarihte yazıldığı üzere, Melik İsmâ'il Gâzi Amasya yakınında bir meydan savaşı yapıyor; yanındaki asker çok az olduğu hâlde aslan gibi Haçlılara saldırıyor; hatta kız kardeşi ya da eşi olan Ayşe Gâzi de din düşmanına saldırmakta onu geçerek yiğitçe cesaretler gösteriyor; mücahitler son derece fedakârca savaşıyorlar, fakat Haçlılar onlara göre pek çok olduğundan zafer mümkün olamıyor.
Zorunlu olarak Melik İsmâ'il Gâzi düzenli biçimde geri çekilip Amasya'ya geliyor, her yanı yakıp barınılacak yerleri yıkıyor, güneye doğru hareket ederek askerini ve bütün Müslüman Türkleri bir yerde topluyor, bunlarla dağlara çekilip hazırlığa başlıyor. Haçlılar da Amasya'ya girip hâlâ Filingir (Firenkler) diye bilinen yerde kalıyorlar. Rumlar da Niksar'ı alıyorlar.
Melik İsmâ'il Gâzi bir yandan çekildiği dağlarda kurduğu çetelerle Rumları ve Haçlı alaylarını sürekli oyalayıp gece baskınlarıyla rahatsız ederek göz açtırmıyor, fırsat buldukça ordularını yağmalıyor; öte yandan Bağdat'a İltigin Gâzi başkanlığında bir heyet göndererek Selçuklu hükümdarı Berkyaruk Hân'dan yardım istiyor.
Fakat Haçlılar, Melik Gâzi İsmâ'il Hân'ın çetelerinden ve gece baskınlarından son derece bunalmış; Amasya'da kaldıkça güçlüklerin artacağını anlamış olmalıdırlar ki, ya adı geçen melikin hazırlıklarını öğrendikleri için ya da yiyecek ve askerî malzeme yokluğundan sıkıntıya düştükleri için, Amasya'da üç ay kadar kaldıktan sonra Semendû (Ziyâre) kasabasını ve geri kalan yerleri de yıkarak Amasya'dan kalkıp geldikleri yere gitmek zorunda kaldılar.
Ancak Amasya ve çevresi, gerek Dânişmendlilerin gerek Haçlı alaylarının askerî hareketlerinden harap olmuş, birer yıkıntıya dönmüştü. Bu yüzden Amasya'da ilk çağlardan kalma ne bir kilise ne de bir yapı kalmıştı. Amasya'da bugünkü Veng (Vengiyus) çevresindeki büyük ve eski bir patrikhane ile Kumanların yaptırdığı kiliseler, saraylar, Aya Vasilus ve Fokas adlarıyla ünlü kiliseler yığın yığın taş hâline gelmişti. Bunları yıkanların her hâlde Haçlı alayları olduğu sanılır.
Çünkü o zaman Hristiyanlık âleminde doğu ve batı kiliseleri arasındaki mezhep düşmanlığı çok korkunçtu ve Haçlıların doğu kiliselerini Rumlara inat başka yerlerde de yıktıkları tarihen bilinir. Bir de Niksar'ı ele geçiren Rumların bu mezhep düşmanlığı yüzünden Dânişmendlilerle birlikte Haçlı alaylarını rahatsız etmeleri, Haçlıların da Rumlara ait eski eserleri yok ederek intikam almaları çok muhtemeldir. Yoksa böyle sağlam ve ağır yapıları Amasya'nın fethi sırasında Müslüman Türkler yıkabilirdi. O zaman yıkmayıp da Amasya'dan aceleyle çekilirken yıkmaları mümkün değildir.
Melik İsmâ'il Gâzi, Haçlıların Amasya'dan çekildiğini görünce arkalarından gelip harap olan Amasya'yı onarmaya çalışıyor. Fakat Haçlı alaylarının Anadolu'ya sürekli yaydığı dehşet, Müslümanların, yani insanlığı bilen her bireyin yüreğini yaraladığı için Melik İsmâ'il Gâzi her ihtimale karşı askerî gücünü hazır tutuyor, Konya hükümdarı Kılıç Arslan Hân ile ittifak hâlinde hareket ederek ikisi birlikte Haçlı ordularına karşı Anadolu'da demirden bir set oluyordu.
Melik İsmâ'il Gâzi, Amasya'ya geldikten sonra Rumlardan Niksar ve Karahisâr-ı Şarkî şehirlerini ve çevrelerini kurtarıp Hüseyin Gâzizâde Ahmed Bey'e verdiği sırada, Haçlı alaylarının Konya hükümdarı Sultan Kılıç Arslan'ı yenilgiye uğratarak Kayseri üzerine yürüdükleri haberi yayılmıştı.
Çünkü genel tarihlerden anlaşıldığı üzere, İznik tarafında Kılıç Arslan'ı geri çekilmeye zorlayan Haçlı komutanı Kont Bemind (Bohemond) büyük bir kuvvetle Kayseri üzerine yürüyerek orayı ele geçirmeye çalışıyor, fakat Kayseri valisi Alemüddîn Gümüştigin ile giriştiği savaşta Haçlılar bozguna uğruyor, kendisi de Gümüştigin Gâzi'ye esir düşüyordu.
Sonra bozguna uğrayan Haçlı alayları General Simyon komutasında toplanarak Ankara tarafına saldırıyorlar. Ankara valisi Fetih Hân Gâzi, birkaç bin mücahide ulaşan mevcut askerleriyle sonuna kadar savunuyor, fakat Haçlı alayları günden güne çoğaldığı için Fetih Hân geri çekilmek zorunda kalıp Çorum sancağına geliyordu.
Haçlı alayları Ankara'yı alıp içinde yaşayan müminlerin tamamını katlederek ve Fetih Hân'ı izleyerek, hedefleri Amasya merkezi olmak üzere Çorum üzerine yürüyorlardı. Melik İsmâ'il Gâzi, Amasya'da bu korkunç olayları haber aldıktan sonra beş bin kadar mücahitten oluşan mevcut askerleriyle 491'de [1097-98] Çorum şehrine gidiyor; Haçlıların vicdansız alayları gelmeden önce bir savaş hilesi hazırlıyordu.
Ankara valisi Fetih Hân'ı çok güçlü üç bin mücahitle bir pusuya yerleştiriyor, kendisi de küçük bir meydan savaşından sonra Nikonya (Çorum) kalesine kapanıyor. Kaleden savunma yaparken bir gün ansızın bir çıkış hareketi yapıyor, biraz savaştıktan sonra bozulmuş gibi davranıyor, Haçlı alayları bunu izlerken tam pusuya düşüyorlar. Pusudan çıkan üç bin mücahit Haçlılara şiddetle, aslan gibi saldırıyor, Melik İsmâ'il Gâzi de geri dönüp Haçlıları ortaya alıyordu.
Melik İsmâ'il Gâzi ile Fetih Hân Gâzi çok fedakârca, elli altmış binden oluşan Haçlı alaylarıyla yiğitçe savaşıyor, iki tarafta da büyük kayıplar oluyor. Fakat sonucu, yaralı oldukları hâlde insanlığı yüceltmek ve İslam'ı yaşatmak uğruna canını feda eden yalnızca üç yüz mücahit kazanıyor; Haçlı alayları büyük zarara uğradıktan sonra kaçıyorlar. Melik İsmâ'il Gâzi ile Fetih Hân bunları izliyor ve Emîr Gümüştigin'in yardımcı kuvvetiyle hepsini Ankara sınırından çıkarıyordu.
Târîh-i Baybars'ta bu korkunç olay şöyle özetleniyor: "491'de Firenkler, Gümüştigin bin ed-Dânişmend ile savaşta bozguna uğradıktan sonra toplanıp Engûriyâ denilen kaleye yürüdüler. Orayı alıp içindeki Müslümanların tamamını öldürdükten sonra Harşene çevresinde bir kaleye yürüyüp orayı kuşattılar. Bu kalede bulunan İsmâ'il bin ed-Dânişmend askerlerini toplayıp savaştıktan sonra Firenkler'i hazırladığı pusuya düşürdü. Pusudan çıkanlarla İsmâ'il bin ed-Dânişmend birleşip Firenkler'i bozdular, çoğunu kılıçtan geçirdiler. Pusuda bulunanlar üç bin kişi olup Firenkler'e ancak üç yüz yaralı galip gelmiştir."
Bu yıl Melik İsmâ'il Gâzi'nin amcaoğlu ve kayınpederi olan Antakya emîri Yağıbasan et-Togânî Haçlı savaşında şehit olmuştur. Amasya'da gömülü olan Ayşe Gâzi, Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin kızı olarak anlatılırsa da bunun Emîr Yağıbasan'ın kızı ve Melik İsmâ'il Gâzi'nin eşi olduğu sanılmaktadır. Amasya kadısı Abdurrahmân el-Harezmî bu yıllarda ölüp yerine Alâ'eddîn Ebû Nasr Muhammed el-Harezmî Amasya kadısı olduğu gibi, yine bu yıl Kayseri kadısı Abdulhamîd eş-Şirvânî hastalanınca Sadreddîn Muhammed bin Muhammed el-Geylânî el-Hüseynî Kayseri kadısı olmuştur.
Amasya hükümdarı Melik Gâzi İsmâ'il Hân, Selçukluları yenen Haçlı alaylarını dağıtarak başarıya ulaşmakla Dânişmendli hükümetinin Anadolu'daki nüfuzunu ve itibarını artırıyor; Haçlı savaşlarında Trabzon ve Sinop taraflarını kaybetmiş olsa da Dânişmendli hükümetinin varlığını sürdürecek başarılara ulaşıyordu. Fakat Kayseri valisi Emîr Alemüddîn Gümüştigin, Haçlı komutanı Bohemond'u esir ettiği için gururu artarak merkeze bağlılığı azalıyordu.
Bu yüzden iki mesele Melik İsmâ'il Gâzi ile Emîr Gümüştigin'in arasını bozuyordu. Birincisi, Haçlı alayları Dânişmendli ülkesinden çıkarıldığı sırada Emîr Gümüştigin de bir yardımcı kuvvetle gelip Ankara'yı kurtarmış olduğundan Ankara'nın kendi emirliği içinde kalmasını istiyordu. Melik İsmâ'il Gâzi ise eski Ankara valisi Fetih Hân Gâzi'nin fedakârca hizmetleri önce geldiği için Ankara'nın emirliğinin yine Fetih Hân'ın yönetiminde kalmasını uygun görüyordu.
İkincisi, Emîr Gümüştigin'in esir ettiği Kont Bemind (Bohemond) için Haçlılar çok büyük bir meblağ vererek onu esaretten kurtarmaya çalışıyorlardı. Melik İsmâ'il Gâzi, para karşılığında Bohemond esaretten kurtulursa verdiğini çıkarmak için Müslümanlar aleyhindeki zulüm ve saldırılarını artıracağı düşüncesindeydi; Bohemond'un geri verilmesine razı olmuyordu. Oysa Emîr Gümüştigin askerin paraya olan ihtiyacını göz önüne alarak aldığı büyük meblağlar karşılığında Bohemond'u bazı sıradan şartlarla Haçlılara teslim edip geri veriyordu.
Melik Gâzi İsmâ'il Hân, ikinci meselenin böyle çözüldüğünü görünce öfkelenip Fetih Hân'ı Ankara valiliğine atayarak birinci meseleyi de kendisi çözdü. Fakat Emîr Gümüştigin de buna öfkelenerek kendisinin Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin büyük halefi olduğunu ileri sürüp bağımsızlığını ilan etmekle kalmadı, 492 [1098-99] sıralarında Ankara karşılığında Sivas ile Malatya'yı ve çevrelerini tümüyle ele geçirerek Melik Dânişmend'in ikinci oğlu İbrâhim Bey'i buralardan çıkardı.
Mesâlikü'l-Ebsâr'da "493'te [1099-1100] Sivas ve Malatya sahibi olan, İbnü'd-Dânişmend diye tanınan Kayseri emîri Gümüştigin bin Tablu" diye yazılması bu tarihî gerçeği gösterir. Bazı Arap tarihlerinde Emîr Gümüştigin için "İbnü'd-Dânişmend" (Dânişmend oğlu) denmesinin sebebi bu olaydır. Adı geçen emirin 500'de [1106-07] düzenlettiği vakıf senedi bu iddiayı yalanlayacak şer'î delillerdendir.
Emîr Gümüştigin'in bu saldırısı, Konya hükümdarı ve Melik İsmâ'il Hân'ın eniştesi olan Sultan Kılıç Arslan'ı kızdırmıştı. Fakat bir yandan Haçlıların korkunç saldırıları, öte yandan Emîr Gümüştigin'in Selçuklu hükümdarı Sultan Berkyaruk Hân tarafına aşırı bağlılığı zihnini meşgul ettiği için Emîr Gümüştigin ile siyasi ilişkileri bozmuyor, ittifak hâlinde Haçlılara karşı savunmayla uğraşıyordu.
Ancak Melik İsmâ'il Gâzi, Emîr Gümüştigin'in bu hareketinden etkilenerek Bağdat'ta Sultan Berkyaruk Hân'a Gümüştigin'i şikâyet ediyor; Haçlıların korkunç saldırıları sırasında Müslüman emirler arasında çıkan anlaşmazlıkların yol açacağı zararları bildirerek dikkatini çekiyordu. Sultan Berkyaruk Hân bu gibi anlaşmazlıkları barışla çözmek üzere 494'te [1100-01] Kayseri emîri olan Gümüştigin Gâzi'yi Bağdat şıhneliğine (şehrin güvenlik görevine) atayıp Bağdat'a çağırdı. Anlaşmazlıkları kolaylıkla çözüp düzeltti; Kayseri ile Malatya ve çevresini eskisi gibi Gümüştigin'in yönetiminde bıraktı, Sivas emirliğini de Melik Dânişmendzâde Gâzi İbrâhim Bey'e verdi.
495'te [1101-02] Selçuklu Kılıç Arslan Haçlılarla savaşıp onları ülkesinden kovarak hükümetinin nüfuzunu artırmıştı. 497'de [1103-04] Malatya'yı Emîr Gümüştigin'in Kayseri'de bıraktığı vekili Anuştigin'in elinden aldı. Bağdat şıhnesi Gümüştigin bunu haber aldığı sırada efendisi Berkyaruk Hân 498'in [1104-05] başlarında ölünce, Bağdat şıhneliğinden alınarak Kayseri'ye döndü. Fakat eski nüfuzunu kaybettiği için zorunlu olarak Amasya hükümdarı Melik İsmâ'il Gâzi'ye bağlandı.
Mesâlikü'l-Ebsâr gibi önemli tarihlerde yazıldığı üzere 500'de [1106-07] Musul valisi Cigermiş (Çigremiş) Bey ölüp yerine oğlu Zengî Bey emirliğini ilan ettiği sırada, Selçuklu hükümdarı Sultan Gıyâseddîn Muhammed Hân tarafından Musul valiliğine Çavlı Bey atanıp gönderilmişti. Musul halkı Çavlı Bey'in gücü karşısında Zengî Bey'in güçsüzlüğünü bildiği için Konya hükümdarı Sultan İzzeddîn Kılıç Arslan Hân'a bağlılıklarını bildirip onu davet etmişlerdir.
Bu davet üzerine Sultan Kılıç Arslan, yeterli bir kuvvet alıp Konya'dan hareketle 500 yılı receb ayının yirmi beşinci günü Musul'a giriyor. Şehri teslim aldıktan sonra valiliğini on bir yaşındaki oğlu Mes'ûd'a veriyor, sonra Musul valisi atanan Çavlı Bey'le savaşırken yenilgiye uğruyor; geri çekilirken de Habur (Abur) nehrine düşüp aynı yılın şevval ya da zilkade ayında boğuluyor. Bunun ardından Kayseri emîri Alemüddîn Gümüştigin de Kayseri'de ölüyor. Böylece Selçuklu ülkesi ile Kayseri vilayeti sahipsiz kalıyordu.
Çavlı Bey, savaşta kazandığı başarı üzerine Musul'u ele geçirerek valisi bulunan Sultan Mes'ûd bin Kılıç Arslan'ı yakalayıp Selçuklu Sultanı Gıyâseddîn Muhammed'in yanına gönderdiği gibi, Sivas valisi Melik Gâzi İbrâhim Bey de büyük kardeşinin yardımıyla önce Kayseri'yi ele geçirerek Gümüştigin'in ölümünde orayı işgal eden Anuştigin et-Türkmânî'yi yakalayıp Amasya'ya Melik Gâzi İsmâ'il Dânişmendî'nin yanına gönderiyor. Sonra Selçuklu ülkesinde yaşayan Türkmen emirleri Amasya hükümdarına bağlılıklarını sunmaları üzerine Gâzi İbrâhim Bey Selçuklu ülkesini ele geçirip kardeşi tarafından Selçuklu eyaletinin valisi oluyor.
Bu tarihten itibaren Dânişmendli ülkesi Selçuklu ülkesiyle birleşip Amasya hükümdarı Melik Gâzi İsmâ'il Hân Anadolu hükümdarı, Amasya şehri de Anadolu hükümetinin merkezi oluyor. Sultan Kılıç Arslan, Selçuklu hükümdarı Sultan Gıyâseddîn Muhammed Hân'ın Musul valiliği meselesinde emrini dinlemeyip ona aykırı davrandığı için Sultan Muhammed Hân, Selçuklu ülkesinin Dânişmendoğullarına geçmesini önemsemiyor; çünkü Dânişmendoğulları Selçuklu hanedanının bir kolu, yani birbirinin amcaoğulları idi.
Anadolu hükümdarı Sultan Seyfeddîn İsmâ'il Hân, Amasya'da oturup Kayseri emirliğini küçük kardeşi İzzeddîn Muhammed Bey'e, Sivas emirliğini Niksar beyi Gâzi Ahmed Bey'e vererek Trabzon ile Sinop'u ikinci kez fethettikten sonra 506'da [1112-13] Amasya'da öldüğü tahmin edilmektedir. Adı geçenin Amasya'da türbesi, Şâmlar Mahallesi'nde zaviyesi, İçeri Şehir'de Loğ Minâre diye bilinen bir camisi vardı; Firenklerin yıktığı Semendû (Ziyâre) kasabasını kısaca yeniden yaptırıp ona "Dânişmendiyye" adını vermişti. Bu kasaba sonradan genişletilip mahallelere bölününce Dânişmendiye Kasabası bir mahalle sayılarak "Dânişmend Mahallesi" denildiği eski kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Yaklaşık 506 sıralarında ölen Sultan İsmâ'il Hân'ın ölüm haberi Konya valisi Melik Şemseddîn İbrâhim Bey'e ulaşınca kardeşinin yerine geçip Anadolu hükümdarı oldu, Konya'yı hükümet merkezi edindi, Amasya valiliğini de Ankara valisi olan Fetih Hân Gâzi Bey'e verdi. Kılıç Arslanzâde Sultan Mes'ûd'un küçük yaşta olması ve Selçuklu hükümdarı Sultan Gıyâseddîn Muhammed Hân'ın Kılıç Arslan'a düşmanlığı incelenirse Sultan İbrâhim Hân'ın Anadolu hükümdarlığı uzak görülemez.
Çünkü Sultan İbrâhim Hân'ın "Konya bölgesinden Niğde kazası içinde Şâmardı nahiyesinde birkaç köyü Şeyh Turasan'ın zaviyesine ve çocuklarına vakfettiğini" bildiren 507 [1113-14] tarihli vakıf senedinde, "Büyük sultan, milletlerin hükümdarı, Dânişmend Bey oğlu Şemseddîn İbrâhim" anlamındaki Arapça unvanla anıldığı ve kayıtta "Tâcü'd-devle, Tâcü'd-dîn, Şemsü'd-dîn" lakaplarıyla adlandırıldığı görülmektedir.
Sultan Mes'ûd'un Konya'da babasının yerine geçişi Mesâlikü'l-Ebsâr'da 503 [1109-10], Câmiu'd-Düvel'de 510 [1116-17], bazı Arap tarihlerinde 512 [1118-19] tarihine rastlıyor diye yazılmıştır. Kılıç Arslan'ın 500 yılının sonlarında öldüğü ise tarihen kesin olduğuna göre, Selçukluların Konya'da üç ya da on veya on iki yıllık, her hâlde bir saltanat boşluğu yaşadığı sırada Dânişmendlilerden önce Sultan İsmâ'il Hân'ın, sonra kardeşi Sultan İbrâhim Hân'ın Konya hükümdarı oldukları şer'î belgelerden anlaşılır.
Aynı şekilde Sultan Mes'ûd'un Konya hükümetini Dânişmendlilerden geri aldıktan sonra, tarihen kesin olduğu üzere, intikam duygularını Dânişmendli hükümetini Anadolu'dan kaldırmaya yönelterek Melik Muhammed Gâzi Bey'in ölümünün ardından Dânişmendli diyarını işgal etmesi ve Dânişmendli hükümetinin merkezi olan Amasya'yı ele geçirip Selçuklu saltanat merkezi edinmesi, bu şer'î belgenin doğruluğunu, bu tarihî olayın gerçekleştiğini kanıtlayan açık eser ve delillerdendir.
Amasya valisi Fetih Hân Bey, Koyunlu kabilesi reisi Kılıç Bey'in oğlu olup 506 [1112-13] sıralarında Amasya valisi olmuştur. Amasya'da oturduğu yerde bulunan Eleni Kilisesi'ni yeniletip camiye çevirdiği ve mahallesini onardığı için kiliseye ve mahallesine "Fethiye Camii, Fethiye Mahallesi" adı verilmiştir. Türbesi de cami yakınında olup sonradan Burma Minâre Camii'ne bitişik olan Cumûdâr Türbesi'ne taşındığı Mukaddime'de anılır.
Anadolu hükümdarı Sultan İbrâhim Hân, dört yıl kadar süren hükümdarlığı sırasında oğlu Aynu'd-Devle Ahmed Bey'i Malatya'ya, yeğeni Mecdeddîn Sunkur Bey'i de Niksar emirliğine atayıp Haçlı savaşlarıyla uğraşmış ve büyük ihtimalle 510'da [1116-17] ölmüştür. Bu, adı geçen tarihte Sultan Mes'ûd bin Kılıç Arslan'ın Sultan Gıyâseddîn Muhammed Hân'ın emriyle gelip Selçuklu ülkesini ele geçirerek Konya hükümdarı olmasından anlaşılmaktadır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- müşârün-ileyh: adı geçen, sözü edilen kişi
- ehl-i salîb: Haçlılar
- Rûm: Bizans'a bağlı Rum Hristiyanlar, Bizanslılar
- atabeg: hükümdarın vekili ve danışmanı olan üst devlet adamı
- seyl-i belâ: sel gibi gelen felaket
- hud'a-i harbiyye: savaş hilesi
- tard: kovma, uzaklaştırma
- ric'at: geri çekilme
- mülhakât: bir yere bağlı yerler, çevre
- sedd-i âhenîn: demir set
- i'mâr: onarıp bayındır hâle getirme
- nasb: bir göreve atama
- ma'zûl: görevden alınmış
- şıhne: şehrin güvenliğinden ve düzeninden sorumlu üst görevli
- halîle: eş
- ammizâde: amcaoğlu
- kuyûd-ı atîka: eski kayıtlar
- vesâ'ik-i şer'iyye: vakfiye, mahkeme kaydı gibi şer'î belgeler
- fâsıla-i saltanat: iki hükümdarlık arasındaki boşluk dönemi
Hüsameddin'in Hükümdar Sırası ile Bugünkü Liste
Hüsameddin, Dânişmend Ahmed Gâzi'nin ardından Amasya'da oğlu İsmâ'il'in hükümdar olduğunu ve onun 506 [1112-13] sıralarına kadar hüküm sürdüğünü anlatır. Bugün ansiklopedilerde verilen hükümdar listesi başka bir sıra izler. Dânişmend Gazi'den sonra oğlu Gümüştegin geçer; onun 1104'teki ölümünden sonra büyük oğlu Emîr Gazi (Melik Gazi) hanedanın başına geçer ve 1134'e kadar hüküm sürer. İsmâ'il adı bu listede ancak 1164'ten sonrasında, Yağıbasan'ın ardından gelenler arasında yer alır. Bir soy şemasında Dânişmend Gazi'nin oğulları arasında İsmail adı da görünür, ama hükümdarlık sırasında yeri yoktur. Hüsameddin'in kendi kaynaklarından çıkardığı bu Amasya hükümdarı, okuduğum çağdaş çalışmalarda bu biçimde karşılığını bulmuyor.
Gümüştegin ve Bohemond
Metinde Gümüştigin, Kayseri valisi olarak ve Dânişmend soyundan değil, hükümdara bağlı bir emir olarak görünür. Çağdaş araştırmalarda ise Gümüştegin, Dânişmend Gazi'nin oğlu ve ikinci hükümdardır. Haçlı Seferi sırasında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ile ittifak yapmış, 1097'de Eskişehir ovasındaki çarpışmaya katılmıştır. Sonraki yıllarda Malatya'yı kuşatmış; şehrin yardımına gelen Antakya Prinkepsi Bohemund'u pusuya düşürüp esir almış ve 1100 yazında Niksar'da hapsetmiştir. Malatya 18 Eylül 1102'de ona teslim olmuştur. Bohemund 1103'te fidye karşılığında serbest bırakılmıştır; kimi kaynaklar fidyeyi 260.000 dinar olarak verir.
Fidye meselesi Kılıçarslan ile Gümüştegin'in arasını açmıştır. Kılıçarslan, müttefik olarak fidyeden pay istemiş, ayrıca bölgede yeni bir Haçlı ittifakı doğmasından çekinmiştir. Ağustos 1103'te Maraş yakınlarında Gümüştegin'i yenmiş, Gümüştegin 1104'te Sivas'ta ölmüştür. Hüsameddin'in anlattığı anlaşmazlık da fidye etrafında döner, fakat karşısındaki kişi Kılıçarslan değil, Amasya hükümdarı İsmâ'il'dir. Yani aynı fidye tartışması iki anlatıda iki ayrı çifte bağlanır. Ayrıca 1097'deki Eskişehir çarpışmasında Gümüştegin'in yanında yer alan Kayseri beyinin adı kaynaklarda Hasan olarak geçer; Hüsameddin'in Kayseri valisi Gümüştigin'iyle bu kayıt örtüşmez.
1101 Haçlı Seferi ve Amasya Yolu
Hüsameddin'in anlattığı Haçlı yürüyüşü, Ankara'nın alınması, Çorum yönünde ilerleyiş ve hedefin Amasya olması, 1101 Haçlı seferinin güzergâhıyla örtüşür. Lombardlar, Fransızlar ve Almanlardan oluşan bu sefer, Bohemund'un esir düştüğünü öğrenince onu kurtarmak üzere yola çıkmıştı. 3 Haziran 1101'de Kivetot'tan hareket eden ordu Ankara'yı aldıktan sonra Amasya ve Niksar'a gitmek üzere Çankırı yönüne dönmüş, Ağustos 1101'de Merzifon yakınlarında Gümüştegin, Kılıçarslan, Halep Selçuklu Meliki Rıdvân ve Harran Emîri Karaca'nın yaklaşık 20.000 kişilik birleşik kuvveti karşısında bozguna uğramıştır. Yani sefer Amasya'ya ulaşamadan Merzifon'da durdurulmuştur. Hüsameddin olayı 491'e [1097-98] bağlar, çağdaş kaynaklar ise 1101 der. Haçlıların Amasya'ya girip üç ay kaldıkları ve şehri yıktıkları bilgisine okuduğum kaynaklarda rastlamadım.
Kılıçarslan'ın Ölümü
Metindeki Musul olayı bugünkü kaynaklarla büyük ölçüde örtüşür. Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar, Çavlı'yı Musul'a atamış, şehir halkı Kılıçarslan'ı çağırmış, Kılıçarslan 25 Receb 500'de (22 Mart 1107) Musul'a girmiştir. Çavlı ile Habur kıyısında yapılan savaşta (13 Temmuz 1107) yenilen Kılıçarslan, zırhlı olduğu için nehri geçemeyip atıyla sulara gömülmüştür. Cesedi birkaç gün sonra bulunmuş ve Meyyâfârikīn'e götürülmüştür; dipnottaki bilgi de budur.
Anlatılar bundan sonrasında ayrılır. Hüsameddin, Kılıçarslan'ın ölümünün ardından Dânişmendli ve Selçuklu ülkelerinin birleştiğini, İsmâ'il ile kardeşi İbrâhim'in Konya'da hükümdar olduklarını anlatır. Çağdaş anlatıda ise Emîr Gazi önce Selçukluları üstün tanımış, 1107'den sonra oğullar arasındaki taht kavgasından yararlanarak damadı Mesud'u desteklemiş, Mesud 1116'da onun sayesinde tahta çıkmıştır. Dânişmendli hükümdarlarının Konya'da hüküm sürdüğü bilgisine okuduğum kaynaklarda rastlanmadı. Hüsameddin'in Mesud'un tahta çıkışı için verdiği 510 [1116-17] tarihi ise 1116 ile uyuşur.
Amasya'da Bugüne Kalanlar
Ayşe Gazi'nin mezarı Şamlar Mahallesi'nde, tescilli Roma nekropolünün içinde bulunur. Dikdörtgen biçimli, üstü açık, tek mezardan oluşan sade bir yapıdır; baş ve ayak ucundaki mezar taşları kitabelidir. Türbe olarak anılır, ama geleneksel Selçuklu türbelerindeki gibi kapalı bir üst yapısı yoktur. Kültür envanteri kaydı yayın dizininde Hüsameddin'in kitabının birinci cildini gösterir. Envanter kaydında kültür dönemi Osmanlı olarak yazılıdır; mezarın Dânişmendli dönemine ait olduğu görüşü bu kayıttan doğrulanmıyor. Metinde ise kadının kimliği için iki görüş aktarılır: Dânişmend Ahmed Gâzi'nin kızı ya da Emîr Yağıbasan'ın kızı ve İsmâ'il'in eşi.
Fetih Hân'ın camiye çevirdiği yapı bugün Fethiye Camii'dir. Eski bir Bizans kilisesidir ve kimi kaynaklarda İmparator Phocas'ın kızı Helena'nın yaptırdığı düşünülür; Danişmendliler döneminde Amasya valiliği yapan Fetih Gazi'nin onu camiye çevirdiği ve adını bu yüzden Fethiye koyduğu anlatılır. Caminin kilise hâlinden pek az şey kalmıştır; apsis bölümünde kuruludur. Helena adı, Hüsameddin'in andığı Eleni adının karşılığıdır. Yıkılan eski kiliselerin taşlarının sonraki yapılarda kullanıldığını Hüsameddin dipnotunda Torumtay ve Halifet Gazi yapıları için belirtir. Halifet Gazi Türbesi'nin alt katındaki mermer lahdin üzerinde koç başı, kanatlı eros ve Medusa kabartmaları bulunması da antik malzemenin sonradan kullanıldığını düşündürür.
Amasya'daki Küçük Ağa Külliyesi'nin kuruluşu Dânişmendli dönemine uzanır, ancak yapı 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı döneminde hemen bütünüyle değiştirilerek yeniden ayağa kaldırılmıştır. Metinde adı geçen Loğ Minâre, Şâmlar'daki zaviye ve İsmâ'il'in türbesinin bugünkü durumu hakkında okuduğum kaynaklarda bilgi bulunmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 322–327. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Abdülkerim Özaydın, "Dânişmendliler", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/danismendliler
- Işın Demirkent, "Kılıçarslan I", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kilicarslan-i
- Faruk Sümer, "Mesud I", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mesud-i
- Sefer Solmaz, "Melik Gazi", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/melik-gazi
- M. Baha Tanman, "Dânişmendliler (Mimari)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/danismendliler#2-mimari
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar