Târîhlerde bu Altıncı Mihridâd'a "Ürket" lakabını verdikleri hâlde ne ma'nâyı kasd etdiklerini bilemiyorum. Yunânîler bunu "Overket" şeklinde zabt edib Yunânî olduğunu iddi'â ediyorlar. Fakat bu kelime, o zamân Pon kıt'asında meskûn olan Tûrânîler'e nisbet olunduğu takdîrde "Üreket" olmalıdır. Üreket, bizim "Örekeli" dediğimiz olup recûliyyeti olmayanlara denir. [164]
Altıncı Mihridâd, evâhir-i hükûmetinde Amasya'dan Sinop'a nakl-i ikâmet ve orayı merkez-i hükûmet ittihâz ederek oğlu Yedinci Mihridâd'ı Amasya vâlîsi olarak bırakmış idi. Fakat akvâm-ı mütecâvirenin muhâcemâtı, kendisini eski makarr-ı hükûmetine i'âde etmekle vefâtında cesedi Amasya'da mağaralardan birine defn edildi.
Yedinci Mihridâd, altıncısının oğlu olup hicret-i seniyyeden 745 sene mukaddem Amasya hükümdârı oldu. Pon hükûmeti tahtına müz'ic bir buhrân içinde oturduğu hâlde muhâcimlerin mezâliminden bîzâr olan Îrânîler'den ve Tûrânîler'den mürekkeb bir fedâkâr ordu teşkîl ederek müttefikleri mülkünden def' ve tard eyledi.
Bâlâda işâret edildiği üzere Romalılar Asya'da ibtidâ şimdiki Aydın kıt'asını alıp tedrîcen Kızılırmak vâdîsine kadar indikleri ve Anadolu hükûmât-ı sagîresini düşündürmeğe başlamış olmakla Yedinci Mihridâd, bu endîşeden istifâde ederek Ermeni kralı Erşek'i kendisine takrîb etmeğe çalışıyordu. Romalılar da Kapadokya hükümdârı Yedinci Aryarat'ı kendilerine celb edib aralarına girmekle Ponistân'ı, Ermenistân'ı tehdîd etmekde idiler.
Binâ'en-aleyh Ponlular ile Ermenîler'in menâfi'-i hayâtiyyesi müşterek olduğu ta'ayyün etmekle her iki millet ittifâk ederek Romalılar'a karşı müttefikâne hareket etmeğe mecbûr oldular. Bu esnâda ya'nî kable'l-hicre 736'da Ermeni kralı Erşek vefât etmekle yerine oğlu Erdaşis Urfa hükümdârı [165] olup, mu'ahharan kızını Amasya hükümdârı yedinci Mihridâd'a vermekle sâbık ittifâkı tahkîm eyledi.
Amasya hükümdârı Yedinci Mihridâd gâyet cesûr, bahâdır, şecâ'atde emsâli nâdir bir kimse olduğu meşhûr olup Erdaşis ile ittifâkını ve hudûdunu te'mîn etdikden sonra İbarya (Gürcistân) üzerine azîmetle oraları istîlâ ve ba'dehû şimâle dönüp Paflagonya (Kastamonu) ve Galatya (Ankara), Kangırı²⁸⁶ vilâyetlerini zabt ederek Karadeniz Ereğlisi civârında Amasra kalesini binâ eyledi.
Ba'dehû kable'l-hicre 714'de pederinin intikâmını almak üzere Kapadokya hükümdârı Aryarat ile harb ve galebe edib Aryarat'ı â'ilesiyle beraber itlâf ve Kapadokya kıt'asını tamâmiyle istîlâ ederek eski Tugâyitler'in hükm etdiği yerleri zamîme-i memâlik etmekle Pon ve Kapadokya kıt'alarını üçüncü def'a birleşdirmiş oldu.
Ba'dehû Firikya (Kütahya) kıt'asını da istîlâ edib kable'l-hicre 711'de kayınpederi Ermeni kralı Erdaşis'e Silifkiye devleti aleyhinde mu'âvenet-i askeriyyede bulunarak seferden avdet ederken kral Erdeşis asker elinde maktûl olmakla oğlu Dikrân Ermeni kralı oldu.
Fakat bâlâda işâret edildiği üzere Romalılar, Küçük Asya'daki ufak [166] hükûmetleri ref' ederek Asya fütûhâtını tevsî'e çalışıyor, Pon hükümdârıyla Erşkiya'nın Anadolu'da ibrâz-ı kudret etmeleri, Romalılar'ın nazar-ı dikkatlerini Asya'ya celb ediyordu. Binâ'en-aleyh Yedinci Mihridâd'ın Firikya'yı ve Kapadokya'yı istîlâ etmesi, Roma'da ehemmiyetle telakkî edilmekde idi.
Bununla beraber Amasya hükümdârı Yedinci Mihridâd, kayınbirâderinin gönderdiği kuvve-i mu'âvene ile Firikya'yı geçip Çanakkale boğazına kadar geldi. Romalılar'ın altmış kadar gemilerini zabt edib içindeki esîrlerin hepsini öldürmesi, Romalılar'ı fevkalâde igzâb eylediği hâlde Yedinci Mihridâd, Trakya kıt'asını tehdîd ediyordu.
Binâ'en-aleyh Romalılar, kable'l-hicre 696'da büyük bir ordu tertîb ederek Yedinci Mihridâd ile Dikrân aleyhinde i'zâm ve Küçük Asya'nın tamâmiyle teshîr edilmesine azm etdiler. Mihridâd ile Dikrân dahi Küçük Asya'da meskûn olan akvâm-ı muhtelifeyi tevhîd ederek tertîb etdikleri büyük bir ordu ile Romalılar'a karşı harbe karar verdiler. Romalılar münhezim olarak bu harbi gâ'ib etdikleri cihetle Yedinci Mihridâd Avrupa'ya geçip Üsküb'e kadar Trakya ve Makedonya kıt'alarını zabt ve istîlâ eyledi. Ya'nî gâyet fedâkâr ve muntazam olan ufak bir ordunun, şöhretlerine mağrûr olan büyük devletleri bile makhûr edeceğini anlatdı.
Yedinci Mihridâd'ın bu galebesi Romalılar'a karşı dördüncü def'a olmak [167] üzere ihrâz edildiğini yazıyorlar. Çünkü Mihridâd küçüklüğünden beri nefsini meşakkatlere ve azar azar zehir içerek mi'desini zehre alışdırıp gâyet fedâkâr ve cesûr bir asker olmuş idi. Ma'iyyetinde bulunan askerlerin kısm-ı a'zamı Tûrânî ve bir kısmı Îrânî, diğeri de ücretli Gulat (Galat) olup gâyet fedâkâr ve Kapadokya vâlîliğine nasb eylediği Erhilaus (Erkil) ile Amasya kalesi muhâfızı olup "Dizutâr, Dizdâr" demekle meşhûr olan İlis (İli) dahi Tûrânî ve cesûr birer kumandân idiler.
Yedinci Mihridâd'ın bu galebesi Romalılar'a pek ziyâde te'sîr etmekle kable'l-hicre 694'de Roma kumandanlarından meşhûr general Lüküllüs başkumandân ta'yîn ve ma'iyyetine asâkir-i külliye terfîk olunarak Asya'ya i'zâm olundu. Yedinci Mihridâd bunu istihbâr edib Çanakkale boğazını sedd etmek istediyse de esnâ-yı muhârebede gemileri yandığı cihetle güç hâl ile Karadeniz Ereğlisi'ne çıkıp müdâfa'a tedâfu'âtına çalışdı.
Lüküllüs, kemâl-i muvaffakiyetle boğazı geçip Bitinya (Bursa) ve Galatya (Ankara) kıt'alarını çiğneyerek Pon kıt'asına gireceği esnâda Yedinci Mihridâd'ın kanlı bir mukâbelesine tesâdüf etdi. Yedinci Mihridâd bu harbi dahi gâ'ib ederek münhezimen firâr eylediği cihetle Lüküllüs ibtidâ Sinop'u ba'dehû Amisus ya'nî (Sanisun, Samisun) Samsun şehrini muhâsara eyledi.
Yedinci Mihridâd haremi ve hemşîresi olan Laodiki'nin ikâmet eylediği Likos nehri üzerinde vâki' Galatik kalesine [168] gelip üçüncü mukâbele tedârikâtını ikmâle çalışıyor, Mihridâd burada kırk bin piyâde ve beş bin süvârî cem' ederek Lüküllüs'ün harekâtını ta'kîb ediyordu.
Likos Nehri, şimdiki Tersakan dediğimiz çay olmalıdır. Amasya hükümdârı İlik (İli) Hân zamânında icrâ edildiği münâsebetle ibtidâ İlik Nehri denmiş, ba'dehû Roma tasarrufâtına girip İlikos, ba'dehû tahfîf olunarak Likos tesmiye edilmiş olduğu maznûndur. Mu'ahharan Mukaddime'de beyân edildiği üzere "İstifonos" nâmı verilmişdir.
Galatik kalesi dahi bu nehrin mecrâsı olan Lâdik Gölü'nün üzerinde olup el-yevm harâbesi müşâhede olunmakdadır. Bu kale civârında zuhûr eden gâyet zarîf ve sanâyi'-i nefîseyi hâvî taş direklere bakılırsa burada ve havâlîsinde pek çok âsâr-ı atîkanın medfûn olduğu anlaşılır. Bu mevki'de Amasya vâlîsi bulunduğu zamân Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî ve şehzâdesi Sultân Ahmed, bir sarây-ı âlî binâ ve bahçe inşâ etdirip yaz mevsimlerinde ikâmet etmişler idi. Galatik, "Gulat İli" demek olup Tûrânîler'den eski Gulatlar'ın meskeni olduğu anlaşılır.
Samsun'u muhâsara eden Lüküllüs, Yedinci Mihridâd'ın daha ziyâde kuvve-i askeriyye tedârik etmesine mahal bırakmamak için muhâsara umûrunu general Murena'ya bırakıp Galatik üzerine gelirken Yedinci Mihridâd üçüncü def'a mukâbele eylediyse de yine mağlûb olup Galatik Şehri'ne kapandı. [169]
Lüküllüs, Galatik Şehri'ni son derece muhâsara ve tazyîk eylediği esnâda müdâfa'adan aczini idrâk eden Mihridâd, bir gece firâr edib Amasya Kalesine ilticâ ve tahassün etdikden sonra Lüküllüs Galatik Kalesini ve şehrini alıp fenâ hâlde tahrîb ederek Amasya Şehri'ne hareket eyledi.
Amasya'nın şimâl boğazı olan Arhunidis (Argunit) boğazı önünde bulunan Argun kalesi, Lüküllüs'ün şiddetli hücûmunu def' edemediği cihetle yol göstermeğe mecbûr oldu. Amasya muhâfızı olan Dizutâr (Dizdâr) İlis dahi koca bir orduya karşı koyamayacağını idrâk etmekle şehri tahrîbden kurtarmak için sulhen Harşene kalesini teslîm eylediği esnâda Yedinci Mihridâd, kayın birâderi Dikrân'ın yanına gitdi.
Roma ser-askeri Lüküllüs kable'l-hicre 693 evâ'ilinde muhteşem bir alây ile şimâl boğazından Amasya şehrine girip şimdiki "Bahçeler İçi" demekle meşhûr olan bahçelerin şimâlinde kâ'in ve el-yevm "Gülüs" nâmıyla iştihâr eden çayırlığa nüzûl etdi.
Roma askeri çapulculuğa pek ziyâde hâhişger oldukları münâsebetle Amasya şehri tahrîbden masûn olduysa da fenâ hâlde yağmaya ma'rûz oldu. Romalılar Samsun'dan Amasya'ya kadar çekdikleri meşakkatlerin acılarını çıkarmak için şerâ'it-i teslîmiyyeyi hiçe sayarak her şenâ'eti irtikâb etdiler. [170]
Çünkü fezâ'il-i insâniyyeden mahrûm olan insânlar için şerâ'it ancak kuvvetle kâ'im olan hasa'isden ibâretdir. Kuvvetin zevâlinde şerâ'itin ehemmiyeti yokdur. Lüküllüs, bu sûretle Amasya'da bir müddet kalıp Yedinci Mihridâd'ın kendisine teslîm edilmesini Dikrân'a teklîf eyledikde Dikrân muvâfakat etmediği hâlde yüz bin asker tedârik ederek Mihridâd'a terfîk ve Pon kıt'asına i'zâm eylediği gibi kendisi dahi kuvve-i mevcûdesini alıp Mihridâd'ı takviye eyledi.
Lüküllüs bu tedârikât-ı askeriyyeyi istihbâr ederek asâkir-i külliye celb ve cem' edib Amasya'dan hareketle Diyârbekir'e doğru gitdi. Yedinci Mihridâd ma'iyyet-i mevcûdesiyle Lüküllüs'ü karşılayıp dördüncü def'a çarpışdıysa da yine muvaffak olamayıp "İdes" nâmıyla müsemmâ olduğu hâlde Ermeniler tarafından "Erdeş" tesmiye edilen Urfa şehrine sığındı.
Lüküllüs bundan sonra Diyârbekir'i muhâsara ve tazyîk edib Dikrân son dereceye kadar müdâfa'a eylediyse de galebe edemediği cihetle münhezimen firâr eylediğini müte'âkib Lüküllüs Diyârbekir'i zabt etdiği gibi Dikrân'ın merkez-i hükûmeti olan Nusaybin üzerine yürüyüp Dikrân'ın orada bulunan birâderini de kaçırdı, şehri de aldı.
Fakat şu vukû'âtı müte'âkib Dikrân bir tarafdan ve Pon hükümdârı Yedinci Mihridâd diğer tarafdan bir kuvve-i kâfiye cem' ederek Lüküllüs'ün yorgun askeri üzerine şiddetli hücûm icrâsıyla harben galebe etmeleri [171] telâfî-i mâ-fâta sebeb oldu.
Dikrân, kendi memâlikini kurtardığı gibi Yedinci Mihridâd dahi gelip Pon kıt'asına bilâ-müşkilât girdi. Amasya'da tedârikât-ı askeriyyesini ikmâle çalışdı.
Romalılar bu mağlûbiyeti ta'mîr için ikinci bir ordu tertîb ve Roma kumândânlarından meşhûr Pompeyüs nâmında bir generali ser-asker nasb ederek Küçük Asya'ya ikinci def'a i'zâm ve Anadolu kıt'asını istîlâya kıyâm etdiler.
Roma ser-askeri Pompe, serî' bir sûretde hareket ederek Firikya ve Galatya üzerinden Pon kıt'asına girdi, Yedinci Mihridâd'ı harben mağlûb edib askerini dağıtdı. Geldiklan ovasında ufak bir mukâvemete tesâdüf eylediyse de bunu da ber-taraf edib Yedinci Mihridâd'ın tahassun eylediği Amasya kalesini muhâsara etdi.
Kable'l-hicre 691'de Pompe, Amasya'yı şedîden muhâsara ve tazyîk eylediği hâlde Mihridâd dahi o nisbette müdâfa'a ediyordu. Fakat muhâsaranın şiddeti müdâfa'ayı gayr-i mümkün bir hâle getirmiş olduğu cihetle Yedinci Mihridâd bi'z-zarûre hemşîrelerini habs eylediği Harsân (Niksâr) kalesine firâr ve tahassun eyledikde, Amasya şehri ve kalesi Pompeyüs'e arz-ı teslîmiyyet eyledi.
Pompe, Amasya kalesine muzafferen girdikden sonra aşağı kaleyi ya'nî şimdiki İçerişehir'in surlarını ve yukarı kaleyi yıkdırıp hâk ile yeksân, üstündeki sarâyı fenâ hâlde vîrân ve pek çok halkı katliâm ederek [172] fenâ bir gâlib için medeniyyet, teskîn-i intikâma kadar her şenâ'eti irtikâba cesâret demek olduğunu i'lân etmiş oldu.
Ba'dehû Pompe, vîrân eylediği Amasya'dan askerini kaldırıp Mihridâd'ı tutmak için Niksâr'a gitdi. Niksâr, kadîmen put-perest olan râhiblerin yatağı olarak bunların nazarında mukaddes bir şehir olduğu cihetle Pompe, buraya bilâ-mukâvemet girmezden evvel Mihridâd, Kafkasya'ya geçdi. Binâ'en-aleyh Pompe Harsân'a ya'nî Niksâr'a bir şey yapmadı. Yalnız adını değişdirip "Diyos Polis (Tanrı İli)" tesmiye eyledi.
Pompe, Niksâr'dan kalkıp Ermeni kralı Dikrân üzerine gitdi. Kemâl-i enâniyetle ve büyükçe bir kuvvetle Pompe'yi Diyârbekir önünde karşılayıp harb eylediyse de mağlûb olarak kemâl-i zilletle Pompe'ye dehâlet ve memleketin kısm-ı şarkîsini tamâmiyle verip Urfa livâsında bekâsını te'mîne gayret etdi.
Fakat Yedinci Mihridâd, Kafkasya'da İbârîler'den, İroniler'den, Kabartaylar'dan ve sâ'ir kabâ'il-i Tûrâniyye'den bir ordu tertîb ederek döndü. Kemâl-i muvaffakiyetle hükümdârı olduğu Pon kıt'asını tahlîs edib pây-ı tahtı olan Amasya şehrine kable'l-hicre 690'da avdet ederek tedârikât-ı askeriyyesini ikmâle çalışdı.
Fakat Yedinci Mihridâd, Pompe'nin Amasya'da yapdığı tahrîbâta bakıyor, katliâmından dolayı duyduğu acı ciğerini yakıyordu. Binâ'en-aleyh bunun intikâmını çıkarmak için Pon kıt'asında meskûn olan yüz bin kadar Romalılar'ı ve tarafdârı olanları katliâm ederek hissetdiği [173] acıları teskîne gayret ediyordu.
Bu esnâda Roma devleti, kumandânlardan Silla ve Sezâr'ın istirkâbıyla fevkalâde karışık ve gâyet meşgûl olduğu münâsebetle hârice karşı sulha muhtâc idi. Yedinci Mihridâd ile muvakkaten bir mu'âhade-i sulhiyye akdini tensîb ederek Pon kıt'asına bir hey'et-i sefâret gönderdiler.
Ancak bu mu'âhede-i sulhiyyeyi ihzâr için Yedinci Mihridâd'a gönderilen Roma sefîrleri, Romalılar'ın katliâmından dolayı ba'zı tekâlîf-i müz'ice der-miyân etmelerine Mihridâd son derece hiddet edib sefîrleri Amasya'da şimdiki Meydân Köprüsü karşısında kâ'in mağarada habs eylediğini, mağaranın üzerinde görülen yazıların nâtık olduğu söylenmekdedir.
Hulâsa Yedinci Mihridâd, aldığı büyük bir kuvve-i askeriyye ile kable'l-hicre 688'de Karadeniz'in şimâlinde Rûmeli kıt'asına girip Trakya ve Makedonya kıt'alarını istîlâ ederek İtalya'ya cebren girdikden sonra Roma’ya doğru hareket ve Romalılar'a ilkâ-yı dehşet eyledi.
Yedinci Mihridâd, Romalılar'ın teklîf eylediği sulhu redd ederek bir hiss-i intikâm ile Roma'ya hücûm edeceği esnâda oğlu Farnâk pederine karşı ihânet ve orduyu kendi tarafına celb edib sulh-ı mezkûru kabûle niyyet ve pederini hal'a azm ederek isyân eyledi.
Yedinci Mihridâd, kendi oğlunun bu hâ'inâne hareket-i şenî'asından pek ziyâde müte'essir olduğu cihetle hükûmetinin elli yedinci senesinde kendisini [174] düşmanlarının eyâdî-i hakâretlerinde görmemek için emr eylediği bir nefere katl etdirmişdir.
Üçüncü Farnâk, Yedinci Mihridâd'ın âsî oğlu olup pederinin vefâtını müte'âkib kable'l-hicre 688'de Pon hükümdârı oldukdan sonra pederinin cenâzesini mûmya edib Roma serdârı Pompe'ye takdîm ve teklîf edilen sulhu kabûl eylediğini iş'âr eyledi.
Pompe, Farnâk'ın bu denâ'etinden memnûn olmayıp büyük bir hürmetle cenâze alâyı tertîb ederek Mihridâd'ın cesedini defn etdirdi. Ba'dehû Farnâk ile Pompe arasında mu'âhede-i sulhiyye tekarrür etdiği cihetle Üçüncü Farnâk ordusunu Avrupa'dan kaldırıp pây-ı tahtı olan Amasya'ya avdet ve Pon tahtına resm-i cülûsunu icrâ etdi.
Roma devleti, Üçüncü Farnâk'ın bu vaz'-ı mühînânesini takbîh ederek mûmâ-ileyhi derece-i i'tibârdan iskât etdikleri münâsebetle Pon kıt'asına gelen Romalılar'ın tahakkümü günden güne tezâyüd ediyor, Farnâk'ın şeref-i hükûmeti, haysiyyet-i hükümdârîsi bunların tegallübât-ı mütemâdiyesiyle zâ'il oluyor idi.
Üçüncü Farnâk, Romalılar'ın kibir ve azametini, gurûr ve sefâhetlerini tahammül etmeğe gayr-i muktedir bir hâle geldiği cihetle hükûmetinin dokuzuncu sâlinde pederinin Romalılar'a gösterdiği celâdeti numûne ittihâz ederek Roma devletini tanımadı. Mükemmel bir ordu tertîb ederek Roma'ya karşı harbi [175] göze aldırmış, Romalılar'ın münâsebetsizliklerine bir nihâyet vermiş idi.
Fakat Romalılar'ın kuvve-i kâhiresine karşı koyabilecek bir müttefik edinmek için Îrân devletine mürâca'at ve teklîf etdiği ittifâkı Îrânîler ve Ermenîler kabûl etmekle mevki'ini tahkîm edib mülkünü tevsî'a kıyâm ve Romalılar'ı ta'cîze ikdâm etmekde idi.
Bu esnâda Romalılar'ın teşevvüşât-ı dâhiliyyesi, hârice karşı asker sevkini işkâl etdiği cihetle Farnâk'ın bu isyânından Romalılar bir müddet igmâz-ı ayn etmeğe mecbûr olmuşlar idi. Nihâyet Roma teşevvüşâtı ber-taraf olmakla beraber Îrân'ın ihtilâlât-ı dâhiliyyesi tevessu' ederek Îrân şâhı Üçüncü Mihridâd maktûl ve Üçüncü Ferhâd'ın oğlu Hürmüz Îrân hükümdârı oldu.
Roma devleti, tâm fırsat zamânının hulûl etdiğine zâhib olarak Asya'ya kumândân Karazus'un idâresi altında büyük bir ordu gönderdi. Bunu haber alan Îrân, Pon ve Ermenî hükûmât-ı müttefikası dahi kuvvetlerini ihzâr edib Fırât ile Dicle arasında tarafeyn orduları karşılaşdı.
Roma serdârı Karazus'un kemâl-i gurûr ile idâre eylediği Roma askeri, kable'l-hicre 675'de hükûmât-ı müttefikanın fedâkâr askerlerine karşı rezîlâne bir sûretde münhezim, aralıkda Karazus dahi [176] mün'adim olduğu meşhûr olup bu vak'a "Harrân Muhârebesi" demekle şöhret almışdır.
Karazus'un bu inhizâmından Îrân ve Ermeni hükûmetleri gibi Pon hükümdârı Üçüncü Farnâk dahi pek çok istifâde edib mukaddemâ elinden çıkan bilâdın kısm-ı a'zamını aldı, büyük Mihridâd'ın hâ'iz olduğu nüfûz-ı hükûmeti bir derece i'âde edebilmiş oldu.
Lâkin Farnâk'ın nüfûzu tezâyüd etdikçe mezâlim ve seyyi'âtı artıp kibir ve gurûru, kendi ümerâsını dil-gîr ve mezâlimi de bi'l-hâssa Tûrânîler'e te'sîr ediyordu. Zamân-ı aczinde kendisine karşı izhâr-ı cesâret edenleri i'dâm ve te'dîb etmeğe başladığı cihetle halkın emniyyetini kendisinden selb etmekde idi.
Diğer tarafdan sît-i iktidârı âfâkı tutan Roma imparatoru Sezar, Pon kıt'asının şu ahvâl-i dâhiliyyesinden istifâde ederek Tûrân beylerini kendisine celb ve istimâle etmekle Farnâk'ın Tûrânîler sâyesinde kazandığı nüfûzunu selb ve izâle etmeğe çalışıyordu.
Nihâyet Roma imparatoru Sezâr rakîb-i ikbâli olan Pompe'yi ta'kîb ederek ma'iyyet-i askeriyyesiyle Mısır'a gelip ahvâlini tanzîm etdikden sonra Asya'ya geçdi. Tûrânîler'in muzâharetinden mahrûm olan Pon hükümdârı Üçüncü Farnâk, Sezar'ı Kapadokya'da karşılayıp harbe girişdi. Ufak bir müsâdemeden sonra mağlûb olarak hükûmetinin on dokuzuncu yılında maktûl oldu. [177]
Roma imparatoru Sezar, Üçüncü Farnâk'ı ber-taraf etdikden sonra Pon kıt'asını ya'nî Sivas ve Trabzon vilâyetlerini ve Çorum ile Yozgat sancaklarını, mukaddemen Amasya muhâfızı olan Dizotar'a, Kapadokya kıt'asını vâlîsi olan Arhilaus'a ve Pon kıt'asının kısm-ı şarkîsini ya'nî Erzurum vilâyetini de vâlîsi bulunan Polemon'a verip her birinin istiklâlini tasdîk ederek Roma devletinin himâyesi altında üç hükûmet teşkîl eyledi, ya'nî Amasya'da Mihridâdlar'ın hükûmetine hitâm verdi.
Bu Farnâklar'ın, Mihridâdlar'ın Amasya'da hükûmet etdiklerini gösteren âsâr-ı târîhiyye pek çok olup bir kısmı hâlâ müşâhede olunmakdadır. Ez-cümle her Amasyalı'nın her sâat gözü önünde eski taş mağaralar, kârgîr kaleler, sarâylar, köprüler bu hükümdârların zamânlarını ihtâr etmekdedir.
Şimdiye kadar Amasya'ya gelen Avrupa seyyâhları bunları tedkîk ederek Mihridâdlar'ın zamânına âid olduğunu müttefikan beyân ediyorlar. Bu müdekkik seyyâhlardan olup "Galâtî ve Ferîzî Kıt'alarının Keşfi" nâm eserin mü'ellifi olan Fransız müverrihlerinden Jorj Perro Amasya'ya gelip bunları tedkîk etdikden sonra şu ma'lûmatı veriyor:
"İstrabon, Amasya hakkında diyor ki: "Bizim şehrimiz büyük ve dört boğaz içindedir ki buradan İris (Yeşilırmak) geçer. Bu Amasya, hem şehir ve hem kale olacak bir mevki'e mâlikdir, kayaları dikdir. Bu kayalarımızın tam yukarısında krallarımızın sarâyları ve mezârları vardır. [178]
Bu binâlar hârikulâde güzel ve inşâ'ât-ı fenniyyeye muvâfık bir sûretde yapılmışdır. Tepelere giden yalnız bir dar yol olup kalede su kuyuları vardır ki muhâsara zamânında hiçbir vakit orada bulunan asker güçlük ve susuzluk çekmez. Amasya'da birkaç köprü vardır ki ba'zıları şehrin dışarısında bulunan köyleri buraya rabt eder."
Perro diyor ki: "Şu gördüğümüz mezârlar, tâm İstrabon'un îzâh etdiği mezârlardır ki buna şübhe edilemez. Fakat İstrabon, burada bir kralın sarâyı olduğunu da yazıyor. Bugün o sarâyı biz göremiyoruz, ancak buralarda ya'nî el-yevm "Düldül Ayağı" denilen yerin üzerinde görülen kârgîr binâlar o sarâyın harâbesi olmak ihtimâli pek kavîdir.²⁸⁷
Çünkü kale için pek dar ve yüksek olduğu hâlde sarây için pek güzel bir yerdir. Hâlbuki orada bizim gördüğümüze göre bir yol şehir ile dâ'imâ irtibâtını muhâfaza edegelmişdir. Bu sarâyı yapan krallar kimdir? Buna dâ'ir hiçbir işâret yokdur.
Fakat İstrabon, mağaraların sûret-i kat'iyyede krallar mezârı olduğunu beyân ediyor, biz de inanmak mecbûriyetindeyiz. Şurası doğrudur ki, burada Mihridâd'ın â'ilesi hükûmet etmişdir. Diğer tarafdan o büyük Mihridâd'ın vefâtından elli altmış sene sonra bu mezârlar hakkında mevcûd olan vesâ'ik-i târîhiyye, sarây ve mezârların o â'ileye mensûb olduğunu isbât eder. [179] Sıra üzerine görülen beş mezâr, Mihridâd'dan evvel gelen kralların mezârı olmalıdır. Diğer mezârlar dahi vardır.
Aynalı Mağara'ya gelince, Jorj Perro diyor ki: "Civârında Ziyâre karyesinin nâmı gâlibâ bu mezârın çok ziyâret edilmesinden nâşî tesmiye edilmişdir.²⁸⁸ Bu mağaranın orta penceresi üzerinde iki satır yazı olup üst tarafı mükemmel okunduğu hâlde alt tarafı silinmişdir.
Jorj Perro, alt tarafın silinmesi esbâbını şöyle nakl ediyor: "Ata binmiş olan bir Türk, oradan geçerken mağara önünde hayvânı yere düşmüş, mağara içinde şeytân olduğunu i'tikâd eden o Türk hiddetinden o yazıyı ya'nî alt satırını silmiş ve üst satırı yüksek olduğu münâsebetle erişemediğinden silememişdir".²⁸⁹
Jorj Perro, bu mağara hakkında Amasya'yı ziyâret eden Mortman [180] ve Papas Buri gibi müsteşriklerin efkârını nakl etdikden sonra diyor ki: "Ezmine-i kadîmede Komena, Komenât'da bulunan büyük râhiblerden gâyet müteneffiz ve krallar kadar iktidâra mâlik olan birinin İrisâttayis'in mezârı olduğu şübhesizdir."
Çünkü İstrabon'un naklinden ma'lûm olduğu üzere o asırlarda bu memleketin en büyük adamları Zila'da ve Komena'da bulunan râhibler idi. Bu râhiblerden Amasya'da doğmuş olan Darilus pek meşhûr olup Filitr'in oğlu ve İstrabon'un akrabâsından idi. Bu Aynalı Mağara'nın aşağı tarafında görülen ufak bir mağara â'ile-i hükümdârîye mensûb Pifodor nâmında bir kadının mezârıdır.
Tabakâtu'l-Hükemâ'da mestûr olduğu üzere hükemâ-yı kadîmeden coğrâfî-i meşhûr Amasyalı İstrabon, bir Â'ile-i Berberiyye'den (Â'ile-i Bâriye'den olacak) tevellüd edib ibtidâ Nikiyye'de Aristo etbâ'ından Aristudimos nâm hakîmden fesâhat ve edebiyâtı, hikmet ve mantıkı ahz ve telakkî ederek meşşâ'iyyûn mesleğini ihtiyâr etmişdi.
Ba'dehû Amisos'da hakîm-i meşhûr Tiraniyon ile sohbet ve ondan riyâzât ve gramatiki ahz ederek işrâkiyyûn mesleğini kabûl etmiş; ba'dehû İskenderiyye, Tarsûs, Silifke şehirlerinde hikmet tedrîs edib mu'ahharan ahvâl-i araziyyeyi tedkîke ve târîhe merâk ederek seyâhata çıkmışdı.
İbtidâ Asyâ-yı Sugrâ'yı geşt ü güzâr edib sonra Lidya, Mısır, Sûriye, İgrikiye, Makedonya, Roma, İtalya, Lidonya, Galya ve Afrika [181] kıt'alarında seyâhat ve kürre-i arzın tûl ve arzını tedkîk ve ikmâl-i seyâhatle Roma'da ikâmet etmişdir.
Gezdiği yerlerin ahvâl-i târîhiyye ve coğrâfiyyesi hakkında iki eser-i mühim te'lîf ederek fenn-i târîh ve ilm-i coğrafyaya pek büyük hizmet eylemiş idi. Bunların bir kısmı mu'ahharan ele geçip Avrupa'da müte'addid merâkiz-i ilmiyyede mükerreren tab' ve neşr edildi.
Amasyalı İstrabon, Yedinci Mihridâd ile Üçüncü Farnâk'a yetişmiş ve Roma imparatoru Ogustus devrinde Roma'da vefât etmişdir. İstrabon felsefe-i kadîme, edebiyât, târîh, coğrafya ve riyâzât ulûmunda gâyet mâhir bir hakîm-i kadîm olup coğrâfiyyûnun pîri ve coğrafya ilminin mûcidi olmak üzere meşhûrdur.
İstrabon'un ta'rîf eylediği köprülerden yalnız Alçak Köprü mevcûd ise de Mukaddime'de îzâh edildiği üzere bu da ırmağın yatağında nâbûd olup üzerine diğeri yapılmışdır. Bu zamânın âsâr-ı bâkiyesinden biri de Mukaddime'de şerh edilen Ferhâd Kayası demekle meşhûr su yolları olup İkinci Farnâk'ın eseri olmalıdır. Mağaralar'ın kısm-ı mühimmi Hititler'e ya'nî Tûrânîler'e âid olduğu Birinci Fasıl'da muharrerdir.
Amasya hükümdârı Dizotar İlis, Ezeponya hâkimi Sâvîs'in oğludur. Ezeponya, şimdiki Köprü kasabasının aşağı tarafında Ulu Çay üzerinde bir kasaba-i kadîme olup Hun beylerinden İsi nâmında bir kimsenin eser-i binâsı olmalıdır. Çünkü Ezeponya nâmı "İzeponya, [182] İzeponi" demekle dahi mukayyed olup "İsi Hunî" lafzından alınma olduğu bâlâda arz edilen Hun tedkîkâtından anlaşılır.
Ezeponya hâkimi Sâvîs (Sevinc), Amasya hükümdârı Altıncı Mihridâd'ın asdikâsından olduğu münâsebetle oğlu mûmâ-ileyh İlis (İli) Altıncı Mihridâd'ın nezdinde terbiye görüp, Yedinci Mihridâd'ın zamânında Amasya dizdârı ya'nî kale muhâfızı olduğu cihetle "Dizdâr" denmiş ve ba'dehû Yunân lehcesi üzere galatan "Dizutar İlis" diye kayd edilmişdir. "İli, Sevinc" adlarına bakılırsa bunların Tûrânî olduğu şübhesizdir. "İsi (İzi)" Tûrân lugatında "sâhib ve mâlik" ma'nâsınadır. Amasya hükümdârı Şadgeldi Pâdişâh'ın kızı İsi Hâtun'dur.
Dizutar İlis, Üçüncü Farnâk'ın evâhir-i devrinde menkûb olup pederi yerine Ezeponya hâkimi olarak Köprü'de ikâmet eylediği esnâda Roma imparatoru tarafından kendisine verilen Pon kıt'asına nasb ve ikâme edilmişdir.
Amasya hükümdârı Dizutar İlis, Roma himâyesinde olduğu münâsebetle diğer ufak hükûmetlerin hücûmundan emîn olarak i'mâr-ı memlekete sa'y u gayret ediyor, nüfûz-ı mevki'ini herkese tanıtıyor, fakat nâ-halef torunu Kastur, dedesinin şu nüfûzuna hased ederek isyân edeceğini Roma devletine ihbâr ve tezvîre kıyâm etmekle Amasya hükûmetini elde etmeğe çalışıyordu.
Bîçâre Dizutâr, nâgehânî bir sûretde Roma'ya celb olunarak [183] isyânı hakkında icrâ edilen tahkîkât üzerine mahkemeye sevk edildi. Dizutâr, hatîb-i meşhûr Çiçeron'u kendisine vekîl nasb edib lede'l-muhâkeme Çiçeron'un talâkat-ı lisânı sâyesinde isyândan tebri'e-i zimmet ederek müreffehen merkez-i hükûmeti olan Amasya'ya avdet edebildi.
Pon hükümdârı Dizutar İlis, Amasya'da otuz bir yıl hükûmet etdikden sonra vefât eyledikde, Roma'da bulunan oğlu Amentas, Roma imparatorı Oktava (Ogustus) tarafından Pon hükümdârı nasb olunarak Amasya'ya geldi.
Pon hükümdârı Amentas, hicret-i seniyyeden 638 sene mukaddem Pon hükümdârı olduğu hâlde Amasya'da ikâmet etmişdir. Kastur nâmında ancak bir oğlu olup dedesini si'âyet etmekle zelîlâne helâk oldukda Amentas (Amâs) bilâ-veled kalmış, vâris-i hükûmeti olacak bir kimsesi kalmamışdı.
Binâ'en-aleyh Amentas'ın akrabâsı, bilhâssa Pon'un kısm-ı şarkîsi hükümdârı İkinci Polemon, Pon hükümdârlığına nasb-ı nazar ederek Roma'da teşebbüsâtda bulunmakda idiler. Kable'l-hicre 608'de Roma imparatoru olan Tiberiyus (Tiber) bunların teşebbüsâtına vâkıf olmuş idi.
Esâsen Roma devleti, Anadolu'da ufak hükûmetlerin kaldırılmasını iltizâm ederek şimdiye kadar pek çoklarını tedrîcen kaldırmışlar idi. Şu fikre binâ'en Kapadokya ve Pon kıt'alarında üç hükûmetin vücûdu [184] Roma siyâsetine zâten muhâlif olduğu cihetle bunları kaldırmak husûsuna hasr-ı dikkat ediliyor, Amentas'ın bilâ-veled bulunması da fırsatın hulûl etdiğini ihtâr ediyordu.
Roma imparatoru Tiber, rakîb-i ikbâli olan birâderi Cermanikus'u hem civâr-ı saltanatdan teb'îd hem de Asya'daki siyâset-i mülkiyyesini tatbîk için mûmâ-ileyhi Anadolu ıslâhına me'mûr nasb ve irsâl ederek teşebbüsât-ı mezkûreyi akîm bırakdı. Cermanik tahmînen kable'l-hicre 603'de Anadolu'ya geldi.
Hulâsa Pon hükümdârı Amentas devrinde ya'nî hükûmetinin on altıncı yılında ve Roma imparatoru Ogustus zamânında Hazret-i Îsâ aleyhi's-selâm kable'l-hicre 622'de²⁹⁰ tevellüd eyledi. Amentas dahi otuz yıl hükûmet ederek kable'l-hicre 597'de vefât etmekle Pon hükûmetine hitâm verildi.
Bâlâda mezkûr olan Amentas (Amâs) neslen Tûrânî olduğuna nazaran bu Amentas (Amâs)'ın dahi Tûrânî olduğu anlaşılır. Zâten babasının ve dedesinin adları bunu iş'âr etmekdedir. Binâ'en-aleyh Amasya şehrini binâ ederek orada ilk hükûmet eden zât, Tûrânîler'den [185] Amâs olduğu gibi kurûn-ı ûlâda Amasya'da Tûrânîler'in son hükümdârı da Amâs olduğu tesâdüfât-ı garîbedendir. Amasya'da Selçûkîler'den ilk hükûmet eden Sultân Mes'ûd-ı Evvel ve son hükûmet eden Sultân Mes'ûd-ı Sânî olduğu gibi.
Günümüz Türkçesiyle
Tarihlerde bu Altıncı Mihridat'a "Ürket" lakabını vermişlerdir; ama bununla hangi anlamı kastettiklerini bilemiyorum. Yunanlılar bunu "Overket" biçiminde yazarak Yunanlı olduğunu ileri sürüyorlar. Fakat bu kelime, o zaman Pon kıtasında oturan Turanlılar'a bağlanırsa "Üreket" olmalıdır. Üreket, bizim "Örekeli" dediğimizdir; erkekliği olmayanlara denir.
Altıncı Mihridat hükümetinin sonlarında Amasya'dan Sinop'a taşınıp orayı hükümet merkezi edinmiş, oğlu Yedinci Mihridat'ı Amasya valisi olarak bırakmıştı. Fakat komşu kavimlerin saldırıları onu eski hükümet merkezine geri getirdi ve öldüğünde cesedi Amasya'da mağaralardan birine gömüldü.
Yedinci Mihridat, altıncının oğlu olup hicret-i seniyyeden 745 yıl önce Amasya hükümdarı oldu. Pon hükümeti tahtına rahatsız edici bir bunalım içinde otursa da, saldıranların zulmünden bıkmış İranlılar ile Turanlılar'dan oluşan, fedakâr bir ordu kurup müttefikleri ülkesinden uzaklaştırdı ve kovdu.
Yukarıda belirtildiği gibi Romalılar, Asya'da önce şimdiki Aydın bölgesini alıp yavaş yavaş Kızılırmak vadisine kadar inmişler ve Anadolu'daki küçük hükümetleri düşündürmeye başlamışlardı. Yedinci Mihridat bu kaygıdan yararlanarak Ermeni kralı Erşek'i kendine yaklaştırmaya çalışıyordu. Romalılar da Kapadokya hükümdarı Yedinci Aryarat'ı kendilerine çekip aralarına girerek Ponistan'ı ve Ermenistan'ı tehdit ediyorlardı.
Bu yüzden Ponlular ile Ermeniler'in hayatî çıkarlarının ortak olduğu anlaşılınca iki millet ittifak edip Romalılar'a karşı birlikte hareket etmek zorunda kaldı. Bu sırada, yani hicretten 736 yıl önce Ermeni kralı Erşek ölünce yerine oğlu Erdaşis Urfa hükümdarı oldu; sonradan kızını Amasya hükümdarı Yedinci Mihridat'a vererek önceki ittifakı pekiştirdi.
Amasya hükümdarı Yedinci Mihridat'ın çok cesur, yiğit ve yiğitlikte benzeri az bulunan bir kişi olduğu ünlüdür. Erdaşis ile ittifakını ve sınırını güvene aldıktan sonra İbarya (Gürcistan) üzerine yürüyerek orayı ele geçirdi. Sonra kuzeye dönüp Paflagonya (Kastamonu), Galatya (Ankara) ve Kangırı vilayetlerini aldı ve Karadeniz Ereğlisi civarında Amasra Kalesi'ni yaptırdı.
Sonra hicretten 714 yıl önce babasının öcünü almak için Kapadokya hükümdarı Aryarat ile savaşıp galip geldi; Aryarat'ı ailesiyle birlikte yok etti, Kapadokya kıtasının tamamını ele geçirdi ve eski Tugayitler'in hükmettiği yerleri ülkesine katarak Pon ve Kapadokya kıtalarını üçüncü kez birleştirmiş oldu.
Ardından Firikya (Kütahya) kıtasını da ele geçirdi. Hicretten 711 yıl önce kayınpederi Ermeni kralı Erdaşis'e Silifkiye devletine karşı askerî yardımda bulunup seferden dönerken kral Erdeşis askerin elinde öldürüldü ve oğlu Dikran Ermeni kralı oldu.
Fakat yukarıda belirtildiği gibi Romalılar, Küçük Asya'daki küçük hükümetleri kaldırarak Asya'daki fetihlerini genişletmeye çalışıyordu. Pon hükümdarıyla Arşaklılar'ın Anadolu'da güç göstermeleri Romalılar'ın dikkatini Asya'ya çekiyordu. Bu yüzden Yedinci Mihridat'ın Firikya'yı ve Kapadokya'yı ele geçirmesi Roma'da önemle karşılanmaktaydı.
Bununla birlikte Amasya hükümdarı Yedinci Mihridat, kayınbiraderinin gönderdiği yardım kuvvetiyle Firikya'yı geçip Çanakkale Boğazı'na kadar geldi. Romalılar'ın altmış kadar gemisini ele geçirdi ve içindeki esirlerin hepsini öldürdü. Bu, Romalılar'ı olağanüstü öfkelendirdi; yine de Yedinci Mihridat Trakya kıtasını tehdit etmekteydi.
Bunun üzerine Romalılar hicretten 696 yıl önce büyük bir ordu hazırlayıp Mihridat ile Dikran'ın üzerine gönderdi ve Küçük Asya'nın tamamını boyunduruk altına almaya karar verdi. Mihridat ile Dikran da Küçük Asya'da oturan çeşitli kavimleri birleştirerek kurdukları büyük bir orduyla Romalılar'a karşı savaşmaya karar verdiler. Romalılar yenilip bu savaşı kaybettiği için Yedinci Mihridat Avrupa'ya geçip Üsküp'e kadar Trakya ve Makedonya kıtalarını ele geçirdi. Yani küçük ama çok fedakâr ve düzenli bir ordunun, şöhretine güvenen büyük devletleri bile yenebileceğini göstermiş oldu.
Yedinci Mihridat'ın bu zaferinin Romalılar'a karşı dördüncü kez kazanıldığı yazılıyor. Çünkü Mihridat küçüklüğünden beri kendini zorluklara alıştırmış, azar azar zehir içerek midesini zehre alıştırmış, çok fedakâr ve cesur bir asker olmuştu. Maiyetindeki askerlerin büyük kısmı Turanlı, bir kısmı İranlı, diğeri de ücretli Gulat (Galat) olup çok fedakârdı. Kapadokya valiliğine atadığı Erhilaus (Erkil) ile Amasya kalesi muhafızı, "Dizutar, Dizdar" diye ünlü İlis (İli) de Turanlı ve cesur birer komutandı.
Yedinci Mihridat'ın bu zaferi Romalılar'ı çok etkilediğinden hicretten 694 yıl önce Roma komutanlarından ünlü general Lüküllüs başkomutan atandı ve yanına çok sayıda asker katılarak Asya'ya gönderildi. Yedinci Mihridat bunu haber alıp Çanakkale Boğazı'nı kapatmak istediyse de savaş sırasında gemileri yandığı için güçlükle Karadeniz Ereğlisi'ne çıkıp savunmaya çalıştı.
Lüküllüs büyük bir başarıyla boğazı geçti, Bitinya (Bursa) ve Galatya (Ankara) kıtalarını çiğneyerek Pon kıtasına gireceği sırada Yedinci Mihridat'ın kanlı bir karşılığına rastladı. Yedinci Mihridat bu savaşı da kaybedip bozguna uğrayarak kaçınca Lüküllüs önce Sinop'u, sonra Amisus, yani (Sanisun, Samisun) Samsun şehrini kuşattı.
Yedinci Mihridat, karısı ve kız kardeşi Laodiki'nin oturduğu, Likos Nehri üzerindeki Galatik Kalesi'ne gelip üçüncü karşı koyma hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordu. Burada kırk bin yaya ve beş bin atlı toplamış, Lüküllüs'ün hareketlerini izliyordu.
Likos Nehri, şimdiki Tersakan dediğimiz çay olmalıdır. Amasya hükümdarı İlik (İli) Han zamanında yapıldığı için önce İlik Nehri denmiş, sonra Roma yönetimine girince İlikos, daha sonra kısaltılarak Likos adı verilmiş olduğu sanılır. Sonradan, Mukaddime'de açıklandığı üzere "İstifonos" adı verilmiştir.
Galatik Kalesi de bu nehrin yatağı olan Lâdik Gölü'nün üzerinde olup bugün kalıntısı görülmektedir. Bu kale çevresinde ortaya çıkan, çok zarif ve güzel işçilik taşıyan taş direklere bakılırsa burada ve çevresinde çok sayıda eski eserin gömülü olduğu anlaşılır. Sultan II. Bayezid Han ve şehzadesi Sultan Ahmed, Amasya valisi bulunduğu zaman bu yerde yüksek bir saray yaptırıp bahçe kurmuş, yaz mevsimlerinde burada oturmuşlardı. Galatik, "Gulat İli" demek olup Turanlılar'dan eski Gulatlar'ın yurdu olduğu anlaşılır.
Samsun'u kuşatan Lüküllüs, Yedinci Mihridat'ın daha çok askerî güç toplamasına fırsat bırakmamak için kuşatma işini general Murena'ya bırakıp Galatik üzerine gelirken Yedinci Mihridat üçüncü kez karşı koydu; ama yine yenilip Galatik Şehri'ne kapandı.
Lüküllüs, Galatik Şehri'ni son derece sıkıştırıp kuşattığı sırada savunmadan âciz kaldığını anlayan Mihridat bir gece kaçıp Amasya Kalesi'ne sığındı ve orada kendini sağlama aldı. Lüküllüs de Galatik Kalesi'ni ve şehrini alıp kötü biçimde yıktıktan sonra Amasya Şehri'ne hareket etti.
Amasya'nın kuzey boğazı olan Arhunidis (Argunit) boğazının önündeki Argun Kalesi, Lüküllüs'ün şiddetli saldırısını savamadığı için yol göstermeye mecbur oldu. Amasya muhafızı Dizutar (Dizdar) İlis de büyük bir orduya karşı koyamayacağını anlayınca, şehri yıkımdan kurtarmak için barış yoluyla Harşena Kalesi'ni teslim etti; bu sırada Yedinci Mihridat, kayınbiraderi Dikran'ın yanına gitti.
Roma başkomutanı Lüküllüs hicretten 693 yıl önceki yılın başlarında görkemli bir alayla kuzey boğazından Amasya şehrine girdi ve şimdi "Bahçeler İçi" diye ünlü olan bahçelerin kuzeyindeki, bugün "Gülüs" adıyla anılan çayırlığa kondu.
Roma askerleri yağmaya çok düşkün olduklarından Amasya şehri yıkımdan korunduysa da kötü biçimde yağmaya uğradı. Romalılar Samsun'dan Amasya'ya kadar çektikleri sıkıntıların acısını çıkarmak için teslim şartlarını hiçe sayarak her türlü alçaklığı yaptılar.
Çünkü insanî erdemlerden yoksun kişiler için şartlar ancak güçle ayakta duran kayıtlardan ibarettir. Güç ortadan kalkınca şartların önemi kalmaz. Lüküllüs böylece Amasya'da bir süre kaldı. Yedinci Mihridat'ın kendisine teslim edilmesini Dikran'a teklif edince Dikran bunu kabul etmedi; yüz bin asker toplayıp Mihridat'a katarak Pon kıtasına gönderdiği gibi kendisi de elindeki gücü alıp Mihridat'ı destekledi.
Lüküllüs bu askerî hazırlıkları haber alınca çok sayıda asker çağırıp toplayarak Amasya'dan hareketle Diyarbekir'e doğru gitti. Yedinci Mihridat de yanındaki kuvvetle Lüküllüs'ü karşılayıp dördüncü kez çarpıştı; yine başarılı olamadı ve "İdes" adıyla anılan, Ermeniler tarafından "Erdeş" denen Urfa şehrine sığındı.
Lüküllüs bundan sonra Diyarbekir'i kuşatıp sıkıştırdı. Dikran son dereceye kadar savundu ama galip gelemedi; bozguna uğrayıp kaçınca Lüküllüs Diyarbekir'i ele geçirdi. Sonra Dikran'ın hükümet merkezi olan Nusaybin üzerine yürüyüp Dikran'ın orada bulunan kardeşini de kaçırdı, şehri de aldı.
Fakat bu olayların ardından Dikran bir yandan, Pon hükümdarı Yedinci Mihridat öte yandan yeterli bir güç toplayıp Lüküllüs'ün yorgun askeri üzerine şiddetle saldırdılar ve savaşta galip gelmeleri kayıpların telafisine yol açtı.
Dikran kendi ülkelerini kurtardığı gibi Yedinci Mihridat da gelip Pon kıtasına güçlük çekmeden girdi. Amasya'da askerî hazırlıklarını tamamlamaya çalıştı.
Romalılar bu yenilgiyi onarmak için ikinci bir ordu kurdu ve Roma komutanlarından ünlü Pompeyüs adında bir generali başkomutan atayarak Küçük Asya'ya ikinci kez gönderdi; Anadolu kıtasını işgale kalkıştılar.
Roma başkomutanı Pompe hızla hareket ederek Firikya ve Galatya üzerinden Pon kıtasına girdi, Yedinci Mihridat'ı savaşta yenip askerini dağıttı. Geldiklan ovasında küçük bir direnişle karşılaştıysa da onu da ortadan kaldırdı ve Yedinci Mihridat'ın sığındığı Amasya Kalesi'ni kuşattı.
Hicretten 691 yıl önce Pompe, Amasya'yı şiddetle kuşatıp sıkıştırdığı hâlde Mihridat da o oranda savunuyordu. Fakat kuşatmanın şiddeti savunmayı imkânsız hâle getirmiş olduğundan Yedinci Mihridat, kız kardeşlerini hapsettiği Harsan (Niksar) Kalesi'ne kaçmak zorunda kaldı ve orada sığındı. Bunun üzerine Amasya şehri ve kalesi Pompeyüs'e teslim oldu.
Pompe Amasya Kalesi'ne zaferle girdikten sonra aşağı kaleyi, yani şimdiki İçerişehir'in surlarını ve yukarı kaleyi yıktırıp yerle bir etti, üzerindeki sarayı kötü biçimde viran etti ve çok sayıda halkı kılıçtan geçirdi. Böylece kötü bir galip için uygarlığın, öç alma isteğini yatıştırmak için her alçaklığı işlemeye cüret etmek demek olduğunu ilan etmiş oldu.
Sonra Pompe, viran ettiği Amasya'dan askerini kaldırıp Mihridat'ı yakalamak için Niksar'a gitti. Niksar eskiden putperest rahiplerin yatağı olup onların gözünde kutsal bir şehir olduğundan, Pompe oraya karşı koyulmadan girmeden önce Mihridat Kafkasya'ya geçti. Bu yüzden Pompe Harsan'a, yani Niksar'a bir şey yapmadı. Yalnız adını değiştirip "Diyos Polis (Tanrı İli)" adını verdi.
Pompe Niksar'dan kalkıp Ermeni kralı Dikran üzerine gitti. Dikran büyük bir kibirle ve büyükçe bir güçle Pompe'yi Diyarbekir önünde karşılayıp savaştıysa da yenildi; büyük bir aşağılanma içinde Pompe'ye boyun eğdi, memleketin doğu kısmının tamamını verdi ve Urfa livasında varlığını sürdürmeye çalıştı.
Fakat Yedinci Mihridat, Kafkasya'da İbarlar'dan, İronlar'dan, Kabartaylar'dan ve öteki Turan kabilelerinden bir ordu kurarak döndü. Büyük başarıyla hükümdarı olduğu Pon kıtasını kurtardı ve başkenti Amasya şehrine hicretten 690 yıl önce dönerek askerî hazırlıklarını tamamlamaya çalıştı.
Fakat Yedinci Mihridat, Pompe'nin Amasya'da yaptığı yıkıma bakıyor, yaptığı kıyımdan duyduğu acı ciğerini yakıyordu. Bunun öcünü almak için Pon kıtasında oturan yüz bin kadar Romalı'yı ve onların taraftarlarını öldürerek duyduğu acıları yatıştırmaya çalışıyordu.
Bu sırada Roma devleti, komutanlardan Silla ile Sezar'ın rekabeti yüzünden olağanüstü karışık ve çok meşguldü; dışarıya karşı barışa muhtaçtı. Yedinci Mihridat ile geçici olarak bir barış antlaşması yapmayı uygun görüp Pon kıtasına bir elçilik heyeti gönderdiler.
Ancak bu barış antlaşmasını hazırlamak için Yedinci Mihridat'a gönderilen Roma elçileri, Romalılar'ın öldürülmesi yüzünden bazı rahatsız edici yükümlülükler ileri sürünce Mihridat son derece öfkelendi ve elçileri Amasya'da şimdiki Meydan Köprüsü'nün karşısındaki mağarada hapsetti. Mağaranın üzerinde görülen yazıların bunu anlattığı söylenmektedir.
Kısacası Yedinci Mihridat, topladığı büyük bir askerî kuvvetle hicretten 688 yıl önce Karadeniz'in kuzeyinden Rumeli kıtasına girdi, Trakya ve Makedonya kıtalarını ele geçirdi, zorla İtalya'ya girdikten sonra Roma'ya doğru hareket edip Romalılar'a dehşet saldı.
Yedinci Mihridat, Romalılar'ın teklif ettiği barışı reddederek bir öç alma duygusuyla Roma'ya saldıracağı sırada oğlu Farnak babasına ihanet etti; orduyu kendi tarafına çekip söz konusu barışı kabul etmeye ve babasını tahttan indirmeye karar vererek isyan etti.
Yedinci Mihridat, kendi oğlunun bu hain ve çirkin hareketinden çok etkilendiği için hükümetinin elli yedinci yılında, düşmanlarının aşağılayıcı ellerine düşmemek için bir askerine kendisini öldürtmüştür.
Üçüncü Farnak, Yedinci Mihridat'ın asi oğlu olup babasının ölümünün ardından hicretten 688 yıl önce Pon hükümdarı olduktan sonra, babasının cenazesini mumyalayıp Roma komutanı Pompe'ye sundu ve teklif edilen barışı kabul ettiğini bildirdi.
Pompe, Farnak'ın bu alçaklığından memnun olmayıp büyük bir saygıyla cenaze alayı düzenleyerek Mihridat'ın cesedini gömdürdü. Sonra Farnak ile Pompe arasında barış antlaşması yapıldığından Üçüncü Farnak ordusunu Avrupa'dan çekip başkenti Amasya'ya döndü ve Pon tahtına oturma törenini yaptı.
Roma devleti, Üçüncü Farnak'ın bu aşağılayıcı tutumunu çirkin buldu ve onu itibar derecesinden düşürdü. Bu yüzden Pon kıtasına gelen Romalılar'ın baskısı günden güne arttı, Farnak'ın hükümet şerefi ve hükümdarlık haysiyeti bunların sürekli üstünlükleriyle yok oluyordu.
Üçüncü Farnak, Romalılar'ın kibrine ve azametine, gururuna ve sefahetine katlanmaya güç yetiremez hâle geldiğinden hükümetinin dokuzuncu yılında, babasının Romalılar'a gösterdiği yiğitliği örnek alarak Roma devletini tanımadı. Mükemmel bir ordu kurup Roma'ya karşı savaşı göze aldı ve Romalılar'ın yersiz davranışlarına son vermek istedi.
Fakat Romalılar'ın zorlayıcı gücüne karşı koyabilecek bir müttefik edinmek için İran devletine başvurup ittifak teklif etti. İranlılar ve Ermeniler bu teklifi kabul edince konumunu sağlamlaştırdı, ülkesini genişletmeye kalktı ve Romalılar'ı rahatsız etmeye çabaladı.
Bu sırada Romalılar'ın iç karışıklıkları dışarıya asker göndermelerini engellediğinden, Farnak'ın bu isyanını bir süre görmezden gelmek zorunda kalmışlardı. Sonunda Roma'daki karışıklık ortadan kalktı; ama İran'ın iç karışıklıkları genişleyerek İran şahı Üçüncü Mihridat öldürüldü ve Üçüncü Ferhad'ın oğlu Hürmüz İran hükümdarı oldu.
Roma devleti, tam fırsat zamanının geldiğini sanarak Asya'ya komutan Karazus'un yönetiminde büyük bir ordu gönderdi. Bunu haber alan İran, Pon ve Ermeni müttefik hükümetleri de güçlerini hazırlayıp Fırat ile Dicle arasında iki taraf orduları karşılaştı.
Roma komutanı Karazus'un büyük gururla yönettiği Roma askeri, hicretten 675 yıl önce müttefik hükümetlerin fedakâr askerleri karşısında rezilce yenildi; bu arada Karazus da yok oldu. Bu olay "Harran Savaşı" diye ün almıştır.
Karazus'un bu yenilgisinden İran ve Ermeni hükümetleri gibi Pon hükümdarı Üçüncü Farnak da çok yararlandı; daha önce elinden çıkan bölgelerin büyük kısmını geri aldı ve büyük Mihridat'ın sahip olduğu hükümet nüfuzunu bir dereceye kadar geri getirebildi.
Ancak Farnak'ın nüfuzu arttıkça zulümleri ve kötülükleri arttı. Kibri ve gururu kendi emirlerini bıktırdı; zulümleri özellikle Turanlılar'ı etkiledi. Güçsüz olduğu zamanlarda kendisine karşı cesaret gösterenleri idam edip cezalandırmaya başladığı için halkın güvenini yitiriyordu.
Öte yandan iktidarının şöhreti her yana yayılan Roma imparatoru Sezar, Pon kıtasının bu iç durumundan yararlanarak Turan beylerini kendi yanına çekip kazanmakla Farnak'ın Turanlılar sayesinde kazandığı nüfuzu elinden almaya ve yok etmeye çalışıyordu.
Sonunda Roma imparatoru Sezar, rakibi Pompe'yi izleyerek askerleriyle Mısır'a geldi, orada işleri düzenledikten sonra Asya'ya geçti. Turanlılar'ın desteğinden yoksun kalan Pon hükümdarı Üçüncü Farnak, Sezar'ı Kapadokya'da karşılayıp savaşa girişti. Küçük bir çarpışmadan sonra yenilip hükümetinin on dokuzuncu yılında öldürüldü.
Roma imparatoru Sezar Üçüncü Farnak'ı ortadan kaldırdıktan sonra Pon kıtasını, yani Sivas ve Trabzon vilayetlerini ve Çorum ile Yozgat sancaklarını önceden Amasya muhafızı olan Dizotar'a; Kapadokya kıtasını valisi Arhilaus'a; Pon kıtasının doğu kısmını, yani Erzurum vilayetini de valisi bulunan Polemon'a verdi. Her birinin bağımsızlığını onaylayıp Roma devletinin himayesinde üç hükümet kurdu; yani Amasya'da Mihridatlar'ın hükümetine son verdi.
Bu Farnaklar'ın, Mihridatlar'ın Amasya'da hükümet ettiklerini gösteren tarihî eserler pek çok olup bir kısmı bugün de görülmektedir. Her Amasyalı'nın her saat gözü önündeki eski taş mağaralar, taştan kaleler, saraylar, köprüler bu hükümdarların zamanlarını hatırlatmaktadır.
Şimdiye kadar Amasya'ya gelen Avrupalı gezginler bunları inceleyip Mihridatlar zamanına ait olduğunu birlikte bildiriyorlar. Bu titiz gezginlerden, "Galatya ve Frigya Kıtalarının Keşfi" adlı eserin yazarı olan Fransız tarihçilerden Jorj Perro Amasya'ya gelip bunları incelemiş ve şu bilgiyi vermiştir:
"İstrabon, Amasya hakkında diyor ki: Bizim şehrimiz büyüktür ve dört boğaz içindedir; buradan İris (Yeşilırmak) geçer. Bu Amasya hem şehir hem kale olacak bir konuma sahiptir, kayaları diktir. Bu kayalarımızın tam yukarısında krallarımızın sarayları ve mezarları vardır."
"Bu yapılar olağanüstü güzel ve mühendislik kurallarına uygun biçimde yapılmıştır. Tepelere giden yalnız dar bir yol olup kalede su kuyuları vardır; kuşatma zamanında orada bulunan asker hiçbir vakit güçlük ve susuzluk çekmez. Amasya'da birkaç köprü vardır; bazıları şehrin dışındaki köyleri buraya bağlar."
Perro diyor ki: "Şu gördüğümüz mezarlar, tam İstrabon'un açıkladığı mezarlardır; buna şüphe edilemez. Fakat İstrabon, burada bir kralın sarayı olduğunu da yazıyor. Bugün o sarayı biz göremiyoruz; ancak buralarda, yani bugün "Düldül Ayağı" denilen yerin üzerinde görülen taş yapıların o sarayın kalıntısı olma ihtimali pek güçlüdür."
Çünkü kale için pek dar ve yüksek olduğu hâlde saray için çok güzel bir yerdir. Hâlbuki orada bizim gördüğümüze göre bir yol şehirle bağlantıyı hep korumuştur. Bu sarayı yapan krallar kimdir? Buna dair hiçbir işaret yoktur.
"Fakat İstrabon mağaraların kesin olarak krallar mezarı olduğunu bildiriyor, biz de inanmak zorundayız. Şu doğrudur ki burada Mihridat'ın ailesi hükümet etmiştir. Öte yandan o büyük Mihridat'ın ölümünden elli altmış yıl sonra bu mezarlar hakkında bulunan tarihî belgeler, saray ve mezarların o aileye ait olduğunu kanıtlar. Sıra üzerinde görülen beş mezar, Mihridat'tan önce gelen kralların mezarı olmalıdır. Başka mezarlar da vardır."
Aynalı Mağara'ya gelince, Jorj Perro diyor ki: "Çevresindeki Ziyare köyünün adı herhalde bu mezarın çok ziyaret edilmesinden dolayı verilmiştir. Bu mağaranın orta penceresi üzerinde iki satır yazı olup üst tarafı mükemmel okunduğu hâlde alt tarafı silinmiştir."
Jorj Perro, alt tarafın silinme nedenini şöyle aktarıyor: "Ata binmiş bir Türk oradan geçerken mağara önünde hayvanı yere düşmüş. Mağara içinde şeytan olduğuna inanan o Türk öfkesinden o yazıyı, yani alt satırı silmiş, üst satıra yüksek olduğu için erişemediğinden silememiştir."
Jorj Perro, bu mağara hakkında Amasya'yı ziyaret eden Mortman ve Papas Buri gibi doğubilimcilerin görüşlerini aktardıktan sonra diyor ki: "Eski zamanlarda Komana'da, Komanat'ta bulunan büyük rahiplerden, çok sözü geçen ve krallar kadar güce sahip olan birinin, İrisattayis'in mezarı olduğu şüphesizdir."
"Çünkü İstrabon'un anlattığından bilindiği gibi o asırlarda bu memleketin en büyük adamları Zile'de ve Komana'da bulunan rahiplerdi. Bu rahiplerden Amasya'da doğmuş olan Darilus pek ünlü olup Filitr'in oğlu ve İstrabon'un akrabasıydı. Bu Aynalı Mağara'nın aşağı tarafında görülen küçük bir mağara, hükümdar ailesine mensup Pifodor adında bir kadının mezarıdır."
Tabakâtü'l-Hükemâ'da yazıldığı üzere eski bilginlerden, ünlü coğrafyacı Amasyalı İstrabon bir Berberî aileden (Bârî ailesinden olacak) doğmuş; önce Nikiyye'de Aristo'nun öğrencilerinden Aristudimos adlı bilgeden belagat ve edebiyatı, hikmet ve mantığı öğrenip Meşşâîler yolunu seçmişti.
Sonra Amisos'ta ünlü bilge Tiraniyon ile görüşüp ondan riyazet ve gramer öğrenerek İşrâkîler yolunu benimsedi. Sonra İskenderiye, Tarsus, Silifke şehirlerinde felsefe okuttu; daha sonra yer şekillerini ve tarihi incelemeye meraklanıp seyahate çıktı.
Önce Küçük Asya'yı dolaştı; sonra Lidya, Mısır, Suriye, Yunanistan, Makedonya, Roma, İtalya, Lidonya, Galya ve Afrika kıtalarında seyahat edip yerkürenin uzunluğunu ve genişliğini inceledi ve seyahatini tamamlayarak Roma'da yerleşti.
Gezdiği yerlerin tarihî ve coğrafî durumu hakkında iki önemli eser yazarak tarih ve coğrafya ilmine çok büyük hizmet etmişti. Bunların bir kısmı sonradan ele geçti ve Avrupa'da birçok bilim merkezinde defalarca basılıp yayımlandı.
Amasyalı İstrabon, Yedinci Mihridat ile Üçüncü Farnak'a yetişmiş ve Roma imparatoru Ogüstüs devrinde Roma'da ölmüştür. İstrabon, eski felsefe, edebiyat, tarih, coğrafya ve matematik bilimlerinde çok usta bir eski bilgindir; coğrafyacıların piri ve coğrafya biliminin kurucusu olarak ünlüdür.
İstrabon'un tarif ettiği köprülerden yalnız Alçak Köprü mevcut ise de Mukaddime'de açıklandığı üzere bu da ırmağın yatağında yok olup üzerine bir başkası yapılmıştır. Bu zamanın günümüze kalan eserlerinden biri de Mukaddime'de açıklanan, Ferhad Kayası diye ünlü su yollarıdır; bu İkinci Farnak'ın eseri olmalıdır. Mağaraların önemli kısmının Hititler'e, yani Turanlılar'a ait olduğu Birinci Fasıl'da yazılmıştır.
Amasya hükümdarı Dizotar İlis, Ezeponya hâkimi Sâvîs'in oğludur. Ezeponya, şimdiki Köprü kasabasının aşağı tarafında Ulu Çay üzerinde eski bir kasaba olup Hun beylerinden İsi adında bir kişinin eseri olmalıdır. Çünkü Ezeponya adı "İzeponya, İzeponi" diye de kayıtlıdır ve "İsi Hunî" sözünden alındığı, yukarıda arz edilen Hun incelemelerinden anlaşılır.
Ezeponya hâkimi Sâvîs (Sevinç), Amasya hükümdarı Altıncı Mihridat'ın dostlarından olduğu için oğlu adı geçen İlis (İli), Altıncı Mihridat'ın yanında yetişmiş, Yedinci Mihridat zamanında Amasya dizdarı, yani kale muhafızı olduğu için "Dizdar" denmiş, sonra Yunan lehçesine göre yanlış olarak "Dizutar İlis" diye kaydedilmiştir. "İli, Sevinç" adlarına bakılırsa bunların Turanlı olduğu şüphesizdir. "İsi (İzi)" Turan dilinde "sahip ve mâlik" anlamınadır. Amasya hükümdarı Şadgeldi Padişah'ın kızı İsi Hatun'dur.
Dizutar İlis, Üçüncü Farnak'ın son zamanlarında, sürgün edilmiş olup babasının yerine Ezeponya hâkimi olarak Köprü'de otururken, Roma imparatoru tarafından kendisine verilen Pon kıtasına atanıp yerleştirilmiştir.
Amasya hükümdarı Dizutar İlis, Roma himayesinde olduğundan, öteki küçük hükümetlerin saldırısından emin olarak ülkeyi imar etmeye çaba gösteriyor, konumunun nüfuzunu herkese tanıtıyordu. Fakat vârisi olmayan torunu Kastur, dedesinin bu nüfuzunu kıskanarak isyan edeceğini Roma devletine ihbar ve iftira etmeye kalkışıp Amasya hükümetini ele geçirmeye çalışıyordu.
Zavallı Dizutar, birdenbire Roma'ya çağrıldı ve isyanı hakkında yapılan soruşturma üzerine mahkemeye sevk edildi. Dizutar ünlü hatip Çiçeron'u kendine vekil atadı ve yargılama sırasında Çiçeron'un dil beceriği sayesinde isyan suçundan aklanarak rahat içinde hükümet merkezi olan Amasya'ya dönebildi.
Pon hükümdarı Dizutar İlis Amasya'da otuz bir yıl hükümet ettikten sonra ölünce, Roma'da bulunan oğlu Amentas, Roma imparatoru Oktava (Ogüstüs) tarafından Pon hükümdarı atanarak Amasya'ya geldi.
Pon hükümdarı Amentas, hicret-i seniyyeden 638 yıl önce Pon hükümdarı olduğu hâlde Amasya'da oturdu. Kastur adında yalnız bir oğlu olup dedesine kötülük etmekle zelil biçimde yok olunca Amentas (Amâs) çocuksuz kaldı, hükümetine vâris olacak kimsesi kalmadı.
Bu yüzden Amentas'ın akrabaları, özellikle Pon'un doğu kısmının hükümdarı İkinci Polemon, Pon hükümdarlığına göz dikerek Roma'da girişimlerde bulunuyordu. Hicretten 608 yıl önce Roma imparatoru olan Tiberiyus (Tiber) bunların girişimlerinden haberdar olmuştu.
Zaten Roma devleti, Anadolu'da küçük hükümetlerin kaldırılmasını amaçlayarak şimdiye kadar çoğunu yavaş yavaş kaldırmıştı. Bu düşünceye bağlı olarak Kapadokya ve Pon kıtalarında üç hükümetin bulunması Roma siyasetine zaten aykırı olduğundan bunları kaldırmaya dikkat edilmekte, Amentas'ın çocuksuz olması da fırsatın geldiğini hatırlatmaktaydı.
Roma imparatoru Tiber, rakibi olan kardeşi Cermanikus'u hem saltanat çevresinden uzaklaştırmak hem de Asya'daki mülkî siyasetini uygulamak için adı geçeni Anadolu'nun ıslahı ile görevlendirip gönderdi ve söz konusu girişimleri sonuçsuz bıraktı. Cermanik yaklaşık hicretten 603 yıl önce Anadolu'ya geldi.
Kısacası Pon hükümdarı Amentas devrinde, yani hükümetinin on altıncı yılında ve Roma imparatoru Ogüstüs zamanında, Hazret-i İsa aleyhisselam hicretten 622 yıl önce doğdu. Amentas da otuz yıl hükümet ederek hicretten 597 yıl önce ölünce Pon hükümetine son verildi.
Yukarıda anılan Amentas (Amâs) soyca Turanlı olduğuna göre bu Amentas (Amâs)'ın da Turanlı olduğu anlaşılır. Zaten babasının ve dedesinin adları bunu göstermektedir. Bu yüzden Amasya şehrini kurup orada ilk hükümet eden kişinin Turanlılar'dan Amâs olması gibi, ilk çağlarda Amasya'da Turanlılar'ın son hükümdarının da Amâs olması garip rastlantılardandır. Amasya'da Selçuklular'dan ilk hükümet eden Sultan I. Mes'ud ve son hükümet eden Sultan II. Mes'ud olduğu gibi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- zamîme-i memâlik: ülkeye katılan yer, ek toprak
- tahassun: kaleye çekilip korunma, sığınma
- münhezim: bozguna uğramış, yenilmiş
- mu'âhede-i sulhiyye: barış antlaşması
- dizdâr: kale muhafızı, kale komutanı
- kâ'im-makâm: vekil, vali
- muhâsara: kuşatma
- katliâm: toplu öldürme, kıyım
- mumyalamak: cesedi bozulmaması için özel işlemle saklamak
- müsteşrik: doğubilimci, Doğu'yu inceleyen Batılı bilgin
- meşşâîler, işrâkîler: Aristoteles çizgisindeki, işrak (aydınlanmacı) çizgisindeki felsefe ekolleri
- vesâik: belgeler
- kârgîr: taştan yapılmış
- mukaddime: bu kitabın giriş bölümü
Mithridates VI Eupator ve Roma Savaşları
Hüsameddin'in "Yedinci Mihridat" dediği hükümdar, bugünkü kaynaklarda VI. Mithridates Eupator diye anılır. V. Mithridates Euergetes ile Laodike'nin oğludur ve Sinop'ta doğdu. Babası M.Ö. 120 dolayında Sinop'ta verdiği bir ziyafette zehirlenerek öldürüldü. Mithridates devletini Karadeniz'de ve Anadolu'da egemen bir güç yapmak istedi; önce Kolhis'i boyunduruk altına aldı. Ermenistan kralı Büyük Tigranes onun kızı Kleopatra ile evlendi ve iki hükümdar Roma karşısında birbirini destekledi. Hüsameddin'in "Dikran" dediği kral budur.
Roma'nın Bitinya'yı kendi topraklarına katmaya kalkışması üzerine Mithridates daha büyük bir orduyla saldırdı ve M.Ö. 73-63 arasındaki Üçüncü Mithridates Savaşı çıktı. Lukullus Pontus güçlerini M.Ö. 72'de Kabeira'da bozguna uğrattı ve Mithridates Tigranes'in yanına, Ermenistan'a sığındı. Lukullus Ermeniler'le uğraşırken Mithridates, Valerius Triarius komutasındaki dört Roma lejyonunu ezerek Pontus'u geri aldı; Zela Savaşı M.Ö. 67'de yapıldı. M.Ö. 66'da ise Pompeius'un lejyonlarınca Lykos Savaşı'nda yenildi. Ardından Kolhis'e, oradan Kafkasya'yı aşıp Kırım'a çekildi ve yeniden ordu kurmaya çalıştı. Oğlu Pharnakes isyan edince M.Ö. 63'te Pantikapaion'da öldü. Bir anlatıya göre zehirle kendi canına kıymaya çalıştı, zehir işlemeyince bir Galyalı muhafızından kendisini kılıçla öldürmesini istedi; bir başka anlatıya göre ise zehir ve kılıç birlikte onun sonunu getirdi. Cesedinin, Pompeius'un isteğiyle atalarının yanına gömüldüğü yazılır; yer Sinop ya da Amasya olabilir, kaynaklar bu konuda kesin değildir.
Hüsameddin'in "hükümetinin elli yedinci yılı" bilgisi, krallığın M.Ö. 120 dolayında başlayıp 63'te sona ermesiyle uyuşur. Öte yandan Hüsameddin'in anlattığı ayrıntılardan birçoğu incelenen kaynaklarda yer almaz. Mithridates'in Roma'ya kadar yürüdüğü, İtalya'ya girdiği anlatısı bunlardandır; kaynaklar yalnız Tuna yoluyla İtalya'ya saldırma planından söz eder. Romalı elçilerin Meydan Köprüsü karşısındaki bir mağarada hapsedildiği ve mağara üzerindeki yazıların bunu anlattığı bilgisi de doğrulanamadı; bu ayrıntı yerel bir anlatı olarak okunmalıdır. Hüsameddin'in "Üçüncü Farnak" dediği oğul ise bugünkü adıyla II. Pharnakes'tir ve Mithridates'in kız kardeşi-karısı Laodike'den doğan en küçük çocuğudur.
Pharnakes ve Sezar
II. Pharnakes (yaklaşık M.Ö. 97-47) Bosporos Krallığı'nın ve Pontus'un kralı oldu. M.Ö. 49'da Sezar ile Pompeius arasında iç savaş çıkınca Sezar'ın İskenderiye'de kuşatılmasından yararlanıp Anadolu'ya girdi; Kolhis'i, Küçük Ermenistan'ı, Kapadokya'nın bir bölümünü ve Bitinya-Pontus eyaletinin bazı şehirlerini ele geçirdi, Nikopolis'te Domitius Calvinus'un ordusunu yendi. Sezar hızla gelip onu Zela'da bozguna uğrattı. Kaynaklarda Sezar'ın bu zaferi bildirirken "geldim, gördüm, yendim" sözünü yazdığı anlatılır. Hüsameddin ise Pharnakes'in Sezar'la Kapadokya'da karşılaşıp küçük bir çarpışmada yenildiğini yazar ve Zela'dan söz etmez.
Pontus'un Parçalanması
Kaynaklara göre Pompeius, M.Ö. 64 dolayında Pontus'un batı yarısını ve Sinop dahil Yunan kıyı şehirlerini Bitinya-Pontus adlı eyaletle Roma'ya kattı; iç bölge ile doğu kıyısı Roma'ya bağlı krallık olarak kaldı. Pontus kralları, II. Polemon'un M.S. 62'de Nero tarafından tahttan çekilmeye zorlanmasına kadar bu krallığı sürdürdü. Hüsameddin ise Pontus'un bölünmesini Sezar'a bağlar, Dizotar, Arhilaus ve Polemon'a üç ayrı hükümet verildiğini söyler. Bu anlatı ile bugünkü kaynaklar arasında sıralama ve tarih bakımından bir ayrılık vardır; Hüsameddin'in kullandığı kaynaklar burada belirleyici olmuş görünüyor.
Kral Kaya Mezarları
Harşena Dağı'nın güney yamacında, Kızlar Sarayı bölgesinde, kurucu I. Mithridates Ktistes'ten I. Pharnakes'e kadar beş krala ait kaya mezarı bulunur. Mezarlar ana kayadan galerilerle ayrılarak U biçiminde oyulmuştur ve Anadolu'nun en anıtsal mezarları arasında gösterilir. Yükseklikleri 8 ile 15 metre arasındadır; üçüne iki ayrı merdivenle, ikisine basamaklı bir tünelle çıkılır. En büyüğü I. Pharnakes'e aittir ve üzerinde kale komutanı Metrodoros'un krala sunak ile çiçeklik adadığını bildiren bir yazı vardır. Kale yamacında dokuz mezar daha bulunur ve kent çevresindeki toplam kral mezarı sayısı yirmi biri bulur. Perro'nun "sıra üzerinde görülen beş mezar" gözlemi bu beşli gruba karşılık gelir. Alan 2015'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır.
Perro'nun Aynalı Mağara için ileri sürdüğü Komana rahibi görüşü ve alt satırın silinmesine dair anlatı incelenen kaynaklarda doğrulanamadı. Hüsameddin de dipnotta bu anlatıya şüpheyle yaklaşır.
İstrabon
Strabon, Amaseia'da, yani Amasya'da M.Ö. 64 ya da 63 dolayında zengin bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi en azından V. Mithridates zamanından beri siyasetle ilgiliydi; büyükbabası da aralarında olmak üzere birkaç aile üyesi Mithridates Savaşları sırasında VI. Mithridates'e hizmet etmişti. Eğitimine Nysa'da (bugünkü Sultanhisar) retorik hocası Aristodemos ile başladı. Yaklaşık yirmi bir yaşında, M.Ö. 44'te Roma'ya gitti ve en az M.Ö. 31'e kadar orada kalıp okudu; Aristotelesçi Xenarchos ile felsefe çalıştı, sonra Stoacı Athenodoros'un etkisinde kaldı. İskenderiye'de de uzun süre bulundu; kendi yazdığına göre Etrurya kıyılarından Etiyopya sınırına, Karadeniz'den Mısır'a kadar geniş bir alanı dolaştı. Başyapıtı on yedi ciltlik Geographika'dır ve bilinen dünyanın insanlarını, yerlerini ve tarihini anlatır. Eserin son hâli Tiberius döneminde tamamlanmıştır; Strabon'un M.S. 24 dolayında öldüğü sanılır. Anadolu'yu konu alan XII, XIII ve XIV. ciltler günümüz Türkçesiyle ayrıca basılmıştır.
Hüsameddin'in aktardığı biyografi, yani Tabakâtü'l-Hükemâ'ya dayanan Berberî aileden gelme, Nikiyye'de Aristudimos'tan ders alma ve Amisos'ta Tiraniyon ile görüşme bilgileri, incelenen kaynaklardaki öğretmen adlarıyla tam örtüşmez; kaynaklarda Nysa, Roma ve İskenderiye anılır. Perro'nun aktardığı İstrabon'un Amasya tarifinin Geographika'daki karşılığı bu araştırmada doğrudan okunamadı; metin Hüsameddin'in verdiği biçimiyle aktarılmıştır.
Yerel Adlar ve Yapılar
Hüsameddin, İstrabon'un anlattığı köprülerden yalnız Alçak Köprü'nün kaldığını, Ferhad Kayası denen su yollarının İkinci Farnak'ın eseri olması gerektiğini söyler. Galatik Kalesi'ne, Lâdik Gölü'ne ve burada II. Bayezid ile şehzade Ahmed'in yaptırdığı saraya dair bilgiler yalnız Hüsameddin'in kitabında kayıtlıdır; başka kaynakta doğrulanamadı. Gülüs çayırlığı ve Düldül Ayağı gibi yer adları da burada yalnız kitaptan bilinmektedir.
Hicretten Önceki Yıllar
Hüsameddin tarihleri yine "kable'l-hicre" biçiminde verir ve kendi dipnotunda 622 yıllık farkı benimsediğini, yaygın 582 yıllık hesabın ise Arap tarihlerindeki olayların günüyle uyuşmadığını söyler. Bu farkla çıkarılırsa Lüküllüs'ün seferi için verilen 694 yılı M.Ö. 72'ye denk gelir ve Kabeira Savaşı tarihiyle yakınlık gösterir. Pompe'nin Amasya kuşatması için verilen 691 ise M.Ö. 69'dur; kaynaklarda Pompeius'un Mithridates'i yendiği yıl M.Ö. 66'dır. Mithridates'in ölümü için verilen 688 yılı M.Ö. 66 eder; kaynaklardaki tarih ise 63'tür. Dolayısıyla yıllar kesin değil, yaklaşık okunmalıdır.
Diğer Notlar
Bu bölümdeki Turancı etimolojiler, örneğin Galatik'in "Gulat İli", Ezeponya'nın "İsi Hunî" ve Dizutar İlis'in Türkçe "Dizdar İli" sayılması, Hüsameddin'in kendi yorumlarıdır ve başka kaynaklarda doğrulanamadı. Kitapta Çiçeron'un Dizutar'ı Roma'da savunduğu anlatılır. Kaynaklarda ise Çiçero'nun Galatya kralı Deiotaros'u savunan bir konuşması (Pro Rege Deiotaro) bilinir; Deiotaros M.Ö. 45'te Roma'da suçlanmıştı. İki olayın birbirine karışmış olması olasıdır, ancak bu yalnız bir yorumdur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar
- "Mithridates VI Eupator", Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Mithridates_VI_Eupator
- "Pharnaces II of Pontus", Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Pharnaces_II_of_Pontus
- "Kingdom of Pontus", Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Kingdom_of_Pontus
- "Deiotarus", Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Deiotarus
- "Tombs of the kings of Pontus", Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Tombs_of_the_kings_of_Pontus