Türkler'in öz yurdu olan Amasya Sancağı'nda Togânîler'in ya'nî Dânişmendîler'in neş'etlerini, sûret-i idârelerini, Amasya Sancağı'nı idâre eden beylerinin ahvâlini, âsâr-ı medeniyetlerini ma'lûm olabildiği kadar beyân ve tafsîl eder.
Amasya fâtihi olan "El-Melikü'l-Mücâhid Şemseddîn Ebû Nasr Ahmed et-Togânî" bütün tevârîh-i İslâmiyyede "el-Melik Ahmed ed-Dânişmend et-Türkmânî, Melik Dânişmend Ahmed Gâzi" demekle meşhûr olup tevârîh-i umûmiyye, kuyûd-ı mazbûta ve mahkûka ile tatbîk ve mukâyese olundukda müşârün-ileyhin ensâbını kayd u zabt ederken te'lîf ve cem'i kâbil olacak derecede ba'zı ihtilâfâta ya'nî galat-ı zabta ma'rûz oldukları görülmekdedir.
Melik-i müşârün-ileyhin hafîdi olan el-Melik Mecdeddîn Yağıbasan ed-Dânişmendî'nin 560 târîhli vakıf-nâmesinde "el-Melik el-Mücâhid Ahmed bin Alî bin Ca'fer bin Hüseyin" diye mestûr olup Târîh-i Âl-i Dânişmend bunu te'yîd etmekle beraber müşârün-ileyhin âbâ vü ecdâdı Harezm'de meskûn Türkmen beylerinden ve hân evlâdından olduğunu ve ba'zı ma'lûmâtı ilâve ediyor.
Bu ma'lûmâtın hulâsası "Dürretü'l-Eslâk fî Sîreti Mülûki'l-Etrâk"da şöyle muharrerdir: "Şemseddîn Ahmed ed-Dânişmend bin Alî bin Migrâb et-Türkmânî, Malatya emîri olan Ömer bin Nu'mân bin Ziyâd'ın kızı [279] Nazaru'l-Cemâl'den tevellüd etmişdir. Bu Nazaru'l-Cemâl, es-Seyyid Ca'fer ibni Sultân Hüseyin bin Rebî' bin Alî bin Abbâs el-Malâtî nâmında bir zâtın hemşîresi, ya'nî Sultân Hüseyin bin Rebî'in kızı olan es-Seyyide eş-Şerîfe el-Aleviyye'nin kızıdır".
El-Kâmil, Târîh-i Baybars, Ikdü'l-Cümân nâmlarıyla meşhûr olan müdevvenât-ı târîhiyyede "el-Melikü'l-Mücâhid Şemseddîn Ahmed bin Alî bin Mitrâb bin Tablu et-Türkmânî" diye mestûr olan melik-i müşârün-ileyhin sülâlesi Mesâlikü'l-Ebsâr'da "Ahmed bin Alî bin Mıdrâb bin Tablu" ve Revâmîzü'l-A'yân'da dahi "Ahmed bin Alî bin Nasr bin Tanlu" ve ammizâdesi olan Antakya emîri hakkında "Yağbasan bin Muhammed bin Nasr" ve Târîh-i Baybars'da bu emîrin sülâlesi "Yağbasan ibni Muhammed bin Alp Arslan bin Kutlu et-Türkmânî" diye zabt edilmişdir.
Reyhânetü'l-Ervâh'da melik-i müşârün-ileyhin ammizâdesi olan bu emîrin sülâlesi "Yağıbasan bin Muhammed bin Alp Arslan et-Togânî" diye mestûr olduğu gibi diğer ammizâdesi olan Süli Gâzi Bey'in hafîdi Emîr Şâhenşâh'ın Nîksâr'da kemâl-i müşkilât ile bulunup kırâ'at edilebilen seng-i mezârında "Emera bi-imârati hâzihi't-türbeti'l-meymûneti el-emîrü'l-isfehsâlâr el-ecellü'l-kebîr el-âlimü'l-âdil Bedreddîn Atabeg Ebû Mansûr Şâhenşâh bin Arslandoğmuş et-Togânî fî târîhi seneti semânin ve seb'îne ve hamsi-mi'e" diye mahkûkdur.
Bu kitâbe-i mahkûkada mestûr olan "Arslandoğmuş (Arslan [280] Togmuş) Bey, melik-i müşârün-ileyhin dâmâdı ve ammizâdesi olan Suli Gâzi Bey'in oğlu olup Lâdik kazâsı dâhilinde Toganlu Karyesi, mâlikâne olmak üzere Suli Bey'in ahfâdından Emîr Bahâ'eddîn Şâhenşâh bin el-Emîr Sa’deddîn Suli bin el-Emîr Nûreddîn Ebi’l-mekârim Uluğ³²⁰ bin el-Emîr Bedreddîn Şâhenşâh'ın ve evlâdının uhdelerinde bulunduğu kuyûd-ı atîkadan anlaşılmakdadır.
Şimdi şu rivâyât ile kuyûd-ı mahkûka ve mazbûtayı cem' ve telfîk, yek-diğeriyle mukâyese ve tatbîk ederek aralarını te'lîf edebilmek kâbil olduğu meydândadır. Çünkü, melik-i müşârün-ileyhin Nîksâr'da şimdiki meşhûr olan kabrinin tâm şarkında ve üst tarafında vâki' bir türbe-i atîkanın şimâle nâzır olan kapısı bâlâsında gâyet musanna' bir hatt-ı kûfî ile kızılca bir mermer üzerinde "Hâzâ kabrü'l-meliki'l-ecel el-emîri'l-kebîr el-âlimi'l-âdil şemsi'l-mülûk ve'l-ümerâ'i fi'l-âlem Şemseddîn Ebi’l-Megâzî Ahmed bin Alî" diye mahkûk olan adıyla babasının adında ihtilâf yokdur, ancak dedesi olan Ca'fer Alp Arslan isminde Ca'fer, Nasr, Mitrâb, Mıdrâb, Migrâb, Alp Arslan diye nâsihler tarafından taglît ve tahrîf edilerek tahrîr edildiği şübhesizdir.
Bâlâda mezkûr olduğu üzere Türkmenler'in bidâyet-i İslâmında millî adlarını hayli zamân terk etmeyip teberrüken esâmî-i Arabiyye'yi adlarına ilâve etdikleri târîhen müşâhede olunmakdadır. Meselâ Balasagun hükümdârânı Hârûn Buğrâ Hân, Mansûr Arslan Hân, Yusuf Kuduz Hân, [281] Ömer Karahân, Nasr İlik Hân pek meşhûr oldukları gibi Selçuk hükümdârı Muhammed Tuğrul Hân, Muhammed Alp Arslan Hân ve bunların birâder ve pederleri Muhammed Çağrı, Dâvud Yabgu Beyler târîhen mazbût ve elsine-i âmmede mezkûrdur.
Şu müşâhedât-ı târîhiyyeye binâ'en yine bu zamânın ricâlinden bulunan melik-i müşârün-ileyhin dedesi Ca'fer Alp Arslan nâmıyla müsemmâ ve Ca'fer ismiyle meşhûr olup Türkçe ismi mu'ahharan terk edilerek Ca'fer Alp dendiği ve ba'dehû nâsihler bunu tahrîf ederek Mitrâb, Mıdrâb, Migrâb ve Nasr gibi eşkâl-i muhtelifede kayd etdikleri ve Ca'fer Alp Arslan'ın babası olan Hüseyin Kutlu Bey dahi tefrîk olunarak biri Hüseyin, diğeri Kutlu zabt edildiği ve ba'dehû Kutlu kelimesi de tahrîf olunarak Katlu, Tablu(تابلو), Tablu ( طبلو), Tanlu gibi kıyâfetlere girdiği anlaşılır.
Şu kuyûd-ı târîhiyyenin delâleti üzere Emîr Ebû Nasr Ahmed et-Togânî, Oğuz Hân neslinden, Selçûkîler'in mensûb olduğu Kınık Hân soyundan Toganlu demekle meşhûr olan oymağın re'îsi "Melik Mücâhid Şemseddîn Ebu'l-Megâzî Ahmed bin Alî bin Ca'fer Alp Arslan bin Hüseyin Kutlu Bey" olup, Selçûkîler'e karâbet-i nesliyyesi, hattâ usûbet-i nesebiyyesi olduğu kaviyyen zann olunur.
Çünkü Reyhânetü'l-Ervâh'da "Süleyman bin Kutalmış 458 târîhinden beri Rûmlar'ın elinde olan Antakya'yı feth eylediği gibi dayısı Emîr Ahmed dahi Malatya'yı feth etdi" diye mestûr olduğuna binâ'en Konya [282] hükümdârı olan müşârün-ileyh Süleyman Hân, Melik Ahmed Gâzi Bey'in hemşîrezâdesi olduğu ta'ayyün eder.
Selâtîn-i Selçûkiyye'nin âbâ vü ecdâdı, yek-diğerinin ammizâdeleri olan zevâtın kızlarıyla izdivâc etmeği, ya'nî câriye istifrâş etmemeği i'tiyâd ederek eben ve ümmen asâletlerini muhâfaza etmekde pek ziyâde ri'âyetkâr oldukları târîhen ma'lûm olduğuna binâ'en melik-i müşârün-ileyhin cedd-i a'lâsı olan Kutlu Bey, Togan bin Ertuğrul'un oğlu, ya'nî Selçûk bin Togan bin Ertuğrul'un amcası olduğu zann olunur.³²¹
Melik Ahmed Gâzi'nin "Dânişmend" sıfatıyla iştihâr etmesine gelince, seng-i mezârındaki "el-âlimü'l-âdil" ta'bîrine ve Horasân ıstılâhâtına bakılırsa melik-i müşârün-ileyhin akrabâsı arasında hâssaten Horasân'da tahsîl-i ulûm ederek dânişmend ya'nî âlim-i mücâz olduğu münâsebetle "Ahmed Dânişmend" diye meşhûr olduğu anlaşılır. Çünkü Horasân'da mücâz olan âlime "dânişmend" denir, mekteb-i sıbyân mu'allimine bu sıfat verilmez. Binâ'en-aleyh bu Dânişmend Gâzi'nin evlâdına umûmen "Dânişmendlü" ve ammizâdeleri evlâdından bir kısmına "Toganlu" ve bir kısmına "Tursanlu" denmişdir. [283]
Hulâsa Târîh-i Âl-i Dânişmend'de mezkûr olduğu üzere Melik-i Mücâhid Şemseddîn Ahmed Dânişmend Gâzi, kürsî-i vilâyet-i Rûm olan Harşene kalesini, Amasya beldesini feth ve zabt etdiği gün Amasya kadılığına ordu kadısı Celâleddîn Abdurrahmân el-Harezmî'yi nasb ve ta'yîn ederek Amasya'da hükûmet-i Dânişmendiye'nin esâsını kurdu.
Ba'dehû Ankara vâlîsinin kızı olup Amasya'da melik-i müşârün-ileyhe takdîm edilen esîreye teklîf-i İslâm ve melik-i müşârün-ileyhe tezvîc edileceği teblîğ edildiği hâlde tav'an kabûl-i İslâm etmediği cihetle bu teklîfi redd ederek tezvîce muvâfakat eyledi.
Esîrenin kabûl-i İslâma icbâr edilmesi melik-i müşârün-ileyhe ba'zı tarafdan ihtâr edildiyse de "lâ-ikrâhe fi'd-dîn"³²² âyet-i kerîmesi mûcibince Melik Ahmed Gâzi bunu redd edib esîrenin Hristiyân olduğu hâlde "Gülnûş Bânû" tesmiye edilerek akd-i nikâhı Amasya kadısı Abdurrahmân el-Harezmî tarafından icrâ edilmiş, Melik Ahmed Gâzi cum'a gecesi Harşene kalesinde Şettât'ın sarâyında dâhil-i hücre-i zifâf oldukdan sonra Gülnûş Bânû tav'an kabûl-i İslâm etmişdir.
Melik Ahmed Gâzi, Harşene kalesine girdikden sonra Amasya vâlîsi olan Jutati'us'u, birkaç gün mukaddem kalenin teslîmini teklîf için nezdine gönderdiği elçisini salb eylediği kalenin bârûsuna salb ederek icrâ-yı kısâs edib Amasya patrîki olan Vengiyus'u makâmında ibkâ ve taltîf ve ba'dehû istîmân eden Rûmlar'a i'tâ-yı emân eyledi. [284]
Kale muhâfızı Mihrân ile Jutati'us'un oğlu Raminos, Melik Ahmed Gâzi'nin afvına dehâlet ve kabûl-i İslâm etmelerine binâ'en her ikisi de taltîf edilip Harşene kalesinde bulunan müstahfızların bir kısmı maktûl ve bakiyyesi de nâ'il-i şeref-i İslâm olmalarından dolayı boş kalan Andronik kilisesi câmiye tahvîl olunarak derûnunda cum'a günü edâ-yı salât edildi.
Cerîdetü'l-Acâ'ib'de mestûr olduğu üzere Rûm idâresinde Anadolu taksîmâtı şöyledir: "Arzu'r-Rûm ya'nî Anadolu on bir amel (vilâyet) olup Amel-i Harbiyye beş ve Amel-i Usâh üç ve Amel-i Osîkî on ve Amel-i Afşîn dört ve Amel-i Harsenûn kırk ve Amel-i Yelkân on altı husûn (gâlibâ elviye)den mürekkebdir". Bu ibâre-i Arabiyye'de mezkûr olan Harsenûn Amasya ve Yelkân da Lika'onya ya'nî Konya vilâyetleri olup Amasya vilâyeti Rûmlar'ın dest-i gasbından kurtarıldığı zamân kırk kaleden mürekkeb cesîm bir vilâyet merkezi olduğu anlaşılır.
Amasya müverrihi Kara Müftüzâde Mustafa Vâzıh Efendi, "Belâbilü'r-Râsiye fî Riyâzi Amâsiyye" nâmıyla tesmiye etdiği târîhinde "Amasya ve havâlîsi Bağdâd'dan gelen üç yüz kadar sûhteler, Re'sü'l-Menâbir'in ma'rifetiyle feth edib Amasya'nın birinci fâtihi Re'sü'l-Menâbir olmuşdur" diyor. "Sûhteler" ta'bîri "Dânişmend" lafzından ve Re'sü'l-Menâbir lakabı da ru'ûs-ı menâbirde nâmına hutbeler okunduğu münâsebetle "Melik Ahmed Gâzi" isminden kinâye [285] olmalıdır, fakat "üç yüz kadar" ta'bîri her hâlde efsânedir.³²³
Hâlbuki Dürretü'l-Eslâk, El-Aylem, Câmiu'd-Düvel, Mirkâtü'l-Cihâd gibi Âl-i Dânişmend hakkında ma'lûmât-ı lâzıme veren tevârîh-i muhtelifenin rivâyâtı cem' olunursa Melik Ahmed Gâzi'nin kuvve-i umûmiyyesi altmış bin kadar bir kesrete bâliğ olduğu anlaşılır. Şu hâlde üç yüzü taz'îf ederek önüne iki sıfır daha ilâve etmelidir.
Bununla beraber Amasya'nın fethinden sonra Horasân ve Harezm taraflarından Türkmen ve Türk ulusları akın akın gelip vilâyetin her tarafına iskân olundukları münâsebetle Dânişmendîler'in nüfûzu, mevki'i seneden seneye kuvvet bulmakda idi. Amasya'da toplu bir sûretde çok gelen kimselere "ulus gibi geliyor" denmesi bu zamânın bir hâtıra-i târîhiyyesidir.
Pon Kıt'ası demekle meşhûr olan şimdiki Sivas vilâyeti dâhilinde bulunan köylerin, obaların adları tedkîk olunduğu sûretde her biri bu zamânlarda ve daha sonra gelip yerleşmiş birer oymağın, obanın adlarıyla meşhûr oldukları tebeyyün eder. Binâ'en-aleyh bu vilâyet dâhilinde bulunan şimdiki müslim Türkler'in ecdâdı, işte bu zamânın Türk mücâhidleri, Horasân ve Harezm gibi Türkistân taraflarından gelen Türkler olduğu muhakkakdır. [286]
Amasya'nın fethinden sonra Melik Ahmed Gâzi, ammizâdesi Çavlı Bey idâresine büyük bir fırka-i askeriyye verip Nikonya'ya tahassun eden Nastûr'un aleyhine irsâl ve ümerâdan Karatigin, Serkis Ahmed Gâziler'i emîr-i müşârün-ileyhe terfîk ve diğer ammizâdesi Suli Bey kumandâsında bir fırkayı da Lâdik ve havâlîsine irsâl ve ümerâdan Ilgaz Muhammed Bey'i müşârün-ileyhin ma'iyyetine me'mûr etmişdi.
Suli Bey, Lâdik şehrini bir hamlede feth edib Canik taraflarına doğru hareket ve umûmen Samsun sancağını zabta himmet eylediği hâlde Amasya'nın imdâdına gelmek üzere yola çıkan Kastamonu fırkası Nikonya beyi Nastûr'u takviye etdiği cihetle Çavlı Bey'in mükerreren hücûmu akîm kaldığı iş'âr edilmekle Melik Ahmed Gâzi Bey derhâl bir kuvve-i kâfiye alıp İltigin Gâzi ile 468'de Nikonya'ya gitdi.
Melik Ahmed Gâzi Bey, Kastamonu fırkasını fenâ hâlde perîşân ederek Nikonya kalesini feth ve beyi olan Nastûr'u Serkis Ahmed vâsıtasıyla der-dest ve esîr eylediği esnâda bir mahdûmu tevellüd etdiği haberi vürûd etmekle teşekküren mevlûdun nâmını "İzzeddîn Muhammed" tesmiye ve Nikonya livâsını Türkmenler'in Alayuntlu neslinden teşa''ub eden meşhûr Çorumlu Oymağı³²⁴ re'îsi İlyâs Bey'e tevcîh ve Çavlı Bey'i Karatigin Gâzi ile [287] Çangırı fethine me'mûr etdikden sonra Nastûr'u alıp Eflenus (Osmâncık) tarafına azîmet eyledi.
Târîh-i Âl-i Dânişmend'in verdiği şu ma'lûmât Dürretü'l-Eslâk'da şu tarzda muharrerdir: "Şemseddîn Ahmed Dânişmend, ba'dehû hareket ederek o taraflarda kürsî-i memleket-i küffâr olan Harşene şehrine geldikde sâhibi (vâlîsi) Şettât mukâbele ve ehl-i İslâm şehri muhâsara edib şehri feth etdikden sonra el-yevm "Çorumlu" demekle meşhûr "Nikonya" şehrini feth eylediği gün bir oğlu doğduğu tebşîr olundu".
Melik Ahmed Gâzi Bey, İltigin ile Eflanus kalesini cebren feth edib emâretini yine Alayuntlu neslinden Sorkunlu Oymağı re'îsi Osmân Bey'e³²⁵ tevcîh etdikden sonra "Mangıriyye, Gümüş" kalesi önüne geldi. [288] Burayı birkaç gün muhâsaradan sonra Mangıriyye³²⁶ ve müte'âkiben Merzifon ahâlîsi istîmân etmekle Melik Ahmed Gâzi bunları zabt edib ikmâl-i fütûhât için ümerâdan birkaçını birer kuvve-i kâfiye ile "Kavuz, Havza" ve "Tenuşin, Köprü" kasabalarını zabta irsâl ve kendisi de Amasya'ya avdet eyledi.
Melik Ahmed Gâzi, Amasya'da Nestûr'u cerâ'im-i sâbıkası ve ta'addiyât-ı zâlimânesi ma'lûm olduğu cihetle salben i'dâm edib küçük oğlu kabûl-i İslâm etdi. Muhaddis-i meşhûr Ebû Abdullah Muhammed bin Nestûr er-Rûmî el-Harşenî budur. Melik Ahmed Gâzi Bey'in bu seferinde Amasya'da kâ'im-makâmı, kölesi olup i'tâk ederek halîlesi Gülnûş Bânû'ya kethüdâ nasb etdiği silahdârı Mübârekşâh idi.
Hulâsa Canik ve Karahisâr-ı Şarkî ve havâlîsi Suli, Çangırı ve havâlîsi Çavlı, Kayseriyye ve Ankara ve havâlîsi Tursân Beyler'in himmetleriyle feth olunarak eski Pon ve Kapadokya kıt'ası kâmilen Melik Ahmed Dânişmend Gâzi Bey'in zîr-i hükmüne idhâl edildi. Bizans imparatoru Aleksiyus, Normanlar ile pek meşgûl olduğundan bi'z-zarûre İznik şehrine kadar gelen Mansûr-ı Selçûkî'ye Konya, Aydın vilâyetlerini ve Ankara hudûdunu geçip Üsküdâr'a doğru gelen Dânişmendîler'e dahi Sivas, Ankara ve Trabzon vilâyetlerini tevârîh-i muhtelifede teslîm eyledi. [289]
Fakat Sultân Alp Arslan tarafından Anadolu hükûmetine nasb olunan Mansûr-ı Selçûkî, maktû' vergisini Sultân Melikşâh'a irsâl etdiği hâlde feth etdiği bilâd-ı cesîmeye nisbetle gönderdiği vergiyi Sultân Melikşâh istisgâr ediyordu. Bunu anlayan ümerâdan Emîr Barsak (Porsuk Bey) Sultân Melikşâh'ı iknâ' ederek Anadolu hükûmetine kendisini nasb eyledikde gelip Mansûr Hân'ı katl ve hükûmetini zabt etmesi, Mansûr'un birâderi Süleyman Hân'ı pek ziyâde müte'essir etmiş idi.
Binâ'en-aleyh Süleyman Hân bin Kutlumuş Hân, bir müddet sonra Bağdâd'a gidip Sultân Melikşâh'a tazallüm-i ahvâl ve Porsuk Bey'in gadrinden şikâyet ve peder ve birâderinin hükûmetine kendisinin liyâkat ve istihkâkını arz ederek rızâsını tahsîl etmekle avdet ve kuvve-i mevcûdesiyle gelip Porsuk Bey'i def' ve pederinin hükûmetini ahz eyledi. Dürretü'l-Eslâk bunları nakl eylediği hâlde senelerini ta'yîn etmiyor.
468-472 seneleri arasında cereyân eylediği tahmîn olunan şu vekâyi'den sonra Anadolu hükümdârı Sultân Süleyman Hân Konya'yı merkez-i hükûmet ittihâz ederek Antakya ve Nikya ya'nî İznik beldelerini zabt etmekle iştihâr ve Amasya hükümdârı Melik Ahmed Hân Amasya vilâyeti mülhakâtını kâmilen zabt etdikden sonra Kayseriyye emâretini Tursan Bey'e, Ankara emâretini Çavlı Bey'e, Sivas emâretini Yağıbasan Bey'e, Trabzon ve havâlîsi emâretini de Süli Bey'e tevcîh edib yeğeni Sultân Süleyman Hân ile müttefikâne hareket ediyordu. [290]
Çünkü emâretlere ta'yîn olunan şu zevât Melik Dânişmend Ahmed Hân'ın ammizâdeleri olduğu münâsebetle bunların Türkmenler arasında hâ'iz oldukları nüfûz ve i'tibârdan idâre-i dâhiliyyeyi te'mîn için istifâde etmek istediği zann olunur. Çünkü melik-i müşârün-ileyhin ceddi Alp Arslan'ın Muhammed, Ali, Hasan nâmında üç oğlu ma'lûm olup Muhammed Bey'in oğlu Yağıbasan, Hasan Bey'in oğulları Tursan, Çavlı, Suli Beyler ve Alî Bey'in oğlu da Melik Gâzi Ahmed Hân idi.
Bu senelerde Sultân Süleyman ile Melik Ahmed Hân, yek-diğeriyle hüsn-i mu'âşeret ve bilâd-ı Rûm'a akınlar icrâ ederek gazâya bezl-i himmet etdikleri münâsebetle Sinop taraflarını Melik Ahmed Hân ve kâmilen İzmir tarafını da Sultân Süleyman feth edib Tursan ve Çavlı Beyler dahi Üsküdâr'a doğru hücûm ederek Rûmlar'ı tedhîş ediyorlardı.³²⁷
Lâkin Sultân Süleyman'ın fütûhâtı tevessu' etdikçe gurûru tezâyüd edib her tarafa ibrâz-ı şiddet eylediği esnâda dayısı bulunan Melik Gâzi Ahmed Hân'ın hudûd-ı cenûbiyyesinden ba'zı yerlere ve Kayseriyye vâlîsi Tursan Bey'in merkez-i emâretde olmadığından bi'l-istifâde oralara nasb-ı dîde-i ihtirâs ediyor, bu cihetden Sivas vâlîsi Yağıbasan Bey ile araları bozulmuş bulunuyordu. [291]
Bizans imparatoru Aleksiyus bunu haber aldıkda, zâten dil-gîr olduğu Tursan ve Çavlı Beyler'i i'âde etmeğe çalışdığı esnâda General Kalidis idâresine mikdâr-ı kâfî asker verip Karahisâr-ı Şarkî cihetinden Amasya üzerine irsâl ve mukaddemen Niksâr beyi olan Mîhâ'il'i de buna terfîk etmişdi.
Karadeniz sevâhili kumandânı Suli Bey, bu kuvve-i külliyeyi def'e askeri kâfî olmadığı cihetle ric'ate mecbûr olup Melik Gâzi Ahmed Hân'dan istimdâd ve Kalidis dahi hudûdu tecâvüz ederek Niksârı muhâsara ediyordu (478).
Yağıbasan Bey, Sultân Süleyman'ın Elbistân taraflarına tecâvüzâtını def' etmekle meşgûl olduğu esnâda şu muhâsaranın vukû'u Melik Gâzi Ahmed Hân'ı igzâb eyledi. Derhâl ma'iyyetine aldığı bir kuvve-i kâfiye ile Niksâr'a gidip Kalidis, Mihâ'îl alaylarını bozdu. Bunları perîşân bir sûretde ta'kîb ederek mülkünü tecâvüzden muhâfaza ve şehîd olan Niksâr emîri Hüseyin Gâzi Bey'in yerine silahdârı Mübârekşâh'ı nasb eyledi. Mübârekşâh'ın Niksâr'da nâmına mensûb bir mahallesi ve Hüseyin Gâzi'nin kabri meşhûrdur.
Emîr Yağıbasan Bey'i bozup Elbistân taraflarını istîlâ eden Sultân Süleyman-ı Selçûkî 479'da Şâm hükümdârı Tâcu'd-Devle (Tanış Hân-ı Selçûkî) hükmünde olan Haleb taraflarını istîlâya kıyâm ve harben münhezim olduğunu müte'âkib maktûlen vefât eyledikde Emîr Yağıbasan Elbistân'ı [292] istirdâd ederek Antakya şehrine kadar istîlâ ve buraları zabt eyledi.
Emîr Yağıbasan, bu muvaffakiyetden bi'l-istifâde Selçûkîler'in makâmında i'lân-ı istiklâl ederek ammizâdesi olan Melik Gâzi Ahmed Hân ile araları bozulmakla Asya hükümdârı Sultân Melikşâh-ı Selçûkî 480 hudûdunda Sultân Süleyman'ın büyük oğlu Dâvud Hân'ı Konya hükümdârı nasb ve Amasya hükümdârı Melik Gâzi Ahmed Hân ile hüsn-i mu'âşeret etmesini ihtâr ve Emîr Yağıbasan'ı da Antakya ve havâlîsi emâretinde ibkâ ederek her üçünün aralarını bulmuş oldu.
Melik Gâzi Ahmed Hân, Amasya'da şimdiki Gök Medrese Mahallesi'nde bir sarây-ı âlî binâ ve önünde ya'nî ırmak boyunda olan yerleri ki - Yörgüç Paşa Hamâmı üstünden Sultân Bâyezîd Câmii müntehâsına kadar olacak - güzel bir bâhçe inşâ etdirdiği, mu'ahharan bu bâhçe altı kısma taksîm edildiği münâsebetle "Altı Bâhçeler" dendiği ve ba'dehû hafîdi Yağıbasan Gâzi sarâyı ve Altı Bâhçeler'i vakf eylediği 560 târîhli vakıf-nâmesinden anlaşılmakdadır.
Sultân Dâvud Hân bu sûretle Konya hükümdârı olarak Amasya'da ikâmet eden Dânişmendiye hükümdârı Melik Gâzi Ahmed Hân ile hüsn-i mu'âşeret eylediği esnâda Sultân Süleyman'ın diğer oğlu Kılıç Arslan Türkmen ümerâsını celb ederek Nikya (İznik) şehrinde Dâvud Hân'ı harben katl edib 483'de Selçûkiyye-i Rûm hükümdârı oldu. [293]
Dürretü'l-Eslâk'da kısmen mestûr olduğu üzere Sultân Melikşâh-ı Selçûkî, Kılıç Arslan'ın bu hareketini haber aldıkda hiddet edib ümerâsından Ruhâ (Urfa) vâlîsi olan İmâdeddîn Boran Bey'i Selçûkiyye-i Rûm diyârına vâlî nasb ederek bir kuvve-i kâfiye ile gönderdi. Boran Bey gelip Nikya şehrinde Sultân Kılıç Arslan'ı muhâsara ve der-dest ederek Sultân Melikşâh-ı Selçûkî nezdine 485 evâ'ilinde irsâl ve eyâlet-i Rûmiyye'yi zabt eyledi.
Fakat bu gibi muhârebât-ı dâhiliyyeyi ta'kîb eden Bizans imparatoru Aleksiyus, Anadolu'da ahvâlin kendisine yardım edeceğini tahmîn ederek dâ'imâ Selçûkîler'in, Dânişmendîler'in harekâtını tecessüs ediyor, ümîdinin husûlü tahakkuk edeceğini anladığı zamân derhâl harb etmeğe niyyet ediyordu.
İşte bu esnâda ya'nî 485 senesi şevvâlinde Asya'da en büyük bir kudret-i askeriyyeyi hâ'iz olan Selçûkî hükümdârı Sultân Celâleddîn Melikşâh vefât ederek şehzâdelerin yek-diğerini kırıp geçirdiğini gören imparator Aleksi, tâm fırsat zamânının hulûl etdiğini anlıyor, tertîbât-ı askeriyyeye koyuluyordu.
Târîh-i mezkûrda mestûr olduğu üzere Sultân Melikşâh'ın yerine câlis-i taht-ı Selçûk olan küçük şehzâdesi Sultân Mahmûd'un ref'iyle büyük şehzâdesi Sultân Rükneddîn Berkyaruk Hân Selçûk hükümdârı oldukda, Kılıç Arslan bin Sultân Süleyman, Sultân-ı [294] müşârün-ileyhe mürâca'at ve âbâ vü ecdâdının Anadolu'da hükûmetini istihsâl ve sultân-ı müşârün-ileyhin emriyle bilâd-ı Rûm'a gelip 486'da Boran Bey'i def' ederek Konya hükümdârı olmuş idi.
Rûm imparatoru Aleksi, Asya'da Selçûk şehzâdelerinin yek-diğeriyle harbinden ve Anadolu'da Selçûkîler ile Dânişmendîler'in aralarına düşen ihtilâfâtdan bi'l-istifâde Kılıç Arslan'ı elde ederek yalnız Dânişmendîler'in aleyhine tertîb eylediği yüz yirmi bin neferden mürekkeb cesîm bir orduyu irsâl eyliyordu.
487'de Alem Dağı'na kadar gelen Kayseriyye vâlîsi Tursan Bey, şiddetli bir müdâfa'aya tesâdüf ederek harben şehîd oldukda, muhârebât-ı adîdede hizmet ve şecâ'ati, fedâkârlığı ve liyâkati sâbit olan Emîr İlmeddîn Gümüştigin Kayseriyye vâlîliğine Melik Gâzi Ahmed Hân tarafından nasb edildi.
Ankara vâlîsi Çavlı Bey, hudûd-ı Rûmiyye'yi muhâfazaya münhasır olduğu cihetle yüz yirmi bin kişilik bir ordu ile harb etmek için sebât ve metânetden başka bir çâre olmadığını Melik Gâzi Ahmed Hân tamâmiyle anlıyor, müttahiden hareket etmek üzere Konya hükümdârı Sultân Kılıç Arslan Hân'ı ittifâka da'vet ediyor, Kılıç Arslan kendisine Sivas'ın nısf-ı garbîsini vermedikçe icâbet etmiyor, Melik Gâzi şehzâdesi olan Sivas emîri Tâceddîn İbrâhim Bey [295] bu mutâlebeyi redd ediyor, nihâyet Melik Gâzi, kızını aldığı takdîrde cihâz olmak üzere Elbistân şehrini verebileceğini Kılıç Arslan'a teklîf ediyor, Kılıç Arslan da bunu redd eyliyor, ve'l-hâsıl araları bir türlü bulunamıyor.
Amasya hükümdârı Melik Gâzi Ahmed Hân, merâkından hasta olduğu esnâda Sultân Kılıç Arslan gençlik belâsıyla Elbistân ve havâlîsini harben almak için hücûm ediyor, Sivas emîri İbrâhim Bey bunun hücûmunu Erzincân emîri Mengücek Bey'le def'e meşgûl olduğu esnâda Rûmlar dahi Sinop tarafından diyâr-ı Dânişmendî'ye tahmînen 488'de yürüyorlar, sevâhili âteşlere yakarak muttasıl ilerliyorlardı.
Melik Gâzi Ahmed Hân, büyük şehzâdesi Seyfeddîn İsmâ'il Bey'i Amasya'da kâ'im-makâmı bırakıp Trabzon emîri Suli, Erzurûm emîri Saltık Beyler'le Rûmlar'ı karşılıyor, İltigin Gâzi bu muhârebede Rûmlar'ı it'âb ediyor, Melik Gâzi ve diğer ümerâ dahi birden hücûm etmekle Rûmlar Kamanit (Komanit) Ovası'nda perîşân bir sûretde kaçıyorlar, Melik Gâzi harbi kazanıp muzafferen avdet ediyor.
Ba'dehû Melik Ahmed Hân, kuvve-i mevcûdesini alıp Elbistân'ı zabt eden Sultân Kılıç Arslan ile harb eyliyor, Elbistân'ı harben istirdâd etmekle beraber Kılıç Arslan'ı irzâ ederek ittifâkını te'mîn ediyor, ümerâ-yı etrâf kendisini muvaffakiyât-ı mütevâliyesinden dolayı tebrîk [296] ediyorlar, Melik Ahmed Hân'ın nüfûz ve mevki'i fevkalâde yükseliyor; çünkü Rûm Selçûkîleri'nin hem abagı³²⁸ hem de dayısı ve Anadolu'da Türkmenler'in istinâdgâhı bir pîr-i me'âlî-semîr bulunuyordu.
Melik Gâzi Ahmed Hân, Anadolu'da otuz seneden beri ömrünü îfâ-yı farîza-i cihâda vakf edib dîn uğurunda her türlü mihnetlere, zahmetlere, musîbetlere katlanarak Arab mücâhidlerinin bile vâsıl olamadığı bir gâyeye fedâkârâne ermiş olduğu cihetle Pon ve Kapadokya kıt'aları kâmilen taht-ı hükmüne girmiş, Pon kralı Yedinci Mihridad'ın hükm etdiği yerlere kadar nüfûzunu yürütmüş, mücâhid Türkler arasında fevkalâde bir nüfûza mâlik olmuş idi.
Memleket-i Dânişmendiye, şarkan Kafkasya, garben Bitinya, şimâlen Karadeniz, cenûben Malatya'nın müntehâ-yı hudûduna kadar varmış olup şimdiki Sivas, Ma'mûretü'l-Azîz, Erzurum, Trabzon, Kastamonu, Ankara vilâyetlerinin hâvî olduğu arâzî-i vâsi'a idi. Bunun zamânında memleket-i Selçûkiyye bu kadar vüs'ati hâ'iz değil idi. Çünkü mükerreren herc ü merce, katl ve zabta ma'rûz olduğu cihetle bünyesini muhâfaza edemiyordu. Fakat mu'ahharan Selçûkîler'in kuvveti, hükûmet-i Dânişmendiye'yi gölgede bırakmış olduğu cihetle müverrihlerin bile Dânişmendîler'i Selçûkîler'in hesâbına yazdıkları anlaşılır. [297]
Târîh-i Âl-i Dânişmend ile tevârîh-i umûmiyyeden istihsâl edilen bu netâyic, hakâyık-ı târîhiyye olmak üzere iddi'â edilemez. Fakat elsine-i selâse üzere tertîb olunan müdevvenât-ı târîhiyye ile tercüme edilmiş olan tevârîh-i garbiyyenin zabt eylediği vekâyi' ta'kîb ve tatbîk, ba'dehû kuyûd-ı mazbûta cem' ve tedkîk edildiği takdîrde hâsıl olacak gâyeler, şu netâyicden ibâret olacağı zann olunur.
Tevârîh-i garbiyyede mezkûr olduğu üzere Bizans imparatoru Aleksiyus, Anadolu'da eski vatanlarını eyâdî-i ecnebiyyeden tahlîs ederek ikâmet eden Dânişmendîler'i, Selçûkîler'i kendi kuvvetiyle mağlûb edemeyeceğini anlıyor, Roma'da bütün Hristiyânlığın re'îs-i lâ-yuhtîsi olan papa İkinci Urban'a mürâca'atla (488) sûzişli bir sûretde papanın kuvve-i rûhâniyyesinden istimdâd³²⁹ ediyor, Avrupa Hristiyânlarının şarka mu'âvenetlerini istihsâl için "Piyer Lermit" nâmında bir papaz köylere kadar bütün bilâd ve kasabâtı pejmürde kıyâfetle dolaşarak bütün Avrupa'yı yerinden oynatıyor, âlem-i İslâm aleyhine kaldırıyor, târîhen meşhûr olan "Ehl-i Salîb" alaylarını teşkîl ediyordu.
Bu zamânın ricâlinden Muhammed bin el-Azîmî el-Halebî târîhinde diyor ki: "490 senesinde İstanbul önüne gelen sefâ'in-i harbiyyeden üç yüz bin [298] Firenc, melikleri Sete ile çıkıp her feth etdikleri yerleri kendilerine teslîm etmek üzere melikü'r-Rûm ile bir mu'âhede akd ederek bilâd-ı müslimîne her tarafdan yürüdüler. Her uğradıkları yerleri feth etmekle beraber yakıyorlardı. Melik Dânişmend ile İbni Süleyman Kılıç Arslan ittifâk ederek Firenc'in gözleri önünde bütün emvâl ve emlâklerini yakıp küffâr-ı Firenc'in barınacağı yerleri tutdular. Onlardan pek çok insânlar telef oldu".
Târîh-i Âl-i Dânişmend'den müstefâd olduğu üzere Rûm imparatoru Aleksi, meşhûr generallerinden Aklidis (Kalidis) kumândasında büyük bir fırkayı Karadeniz'den diyâr-ı Dânişmendiye üzerine sevk ediyor, Rûmlar Trabzon'dan çıkıp orayı zabt ederek Helkine (Karahisâr-ı Şarkî) doğru yürüdüklerini Melik Gâzi Dânişmend Ahmed Hân haber alıyor; oğlunu, Seyfeddîn İsmâ'il Bey'i Harşene'de bırakıp ma'iyyet-i mevcûdesiyle derhâl Helkine şehrine gidiyor.
Oğlu dahi ma'iyyetine bir kuvve-i imdâdiyye alıp pederinin arkasından meydân-ı harbe koşuyor, Melik Gâzi Dânişmend Ahmed Hân Helkine önünde Rûmlar ile harb ederken vücûduna isâbet eden müte'addid okların te'sîriyle düşüyor, fakat Rûmlar da bozuluyor, oğlu İsmâ'îl Bey Rûmlar'ı ta'kîb ederken Sinop'a gelen gemilerden Selâhil idâresinde Almanlar ve Ataric kumandâsında pek çok Firenkler çıkıp [299] önlerine geçen bilâd ve kasabâtı yakarak Harşene'ye doğru yürüdüklerini anlıyordu.
İsmâ'îl Bey derhâl Rûmlar'ın ta'kîbinden sarf-ı nazar ederek yaralı olan pederini alıp Harşene'ye gelirken Niksâr'a vusûlünde Melik Gâzi Dânişmend Ahmed Hân hazretleri, dâr-ı na'îme intikâl etmesi herkesi müte'essir ediyor, orduda bulunan ümerâ-yı Dânişmendiye melik-i müşârün-ileyhin büyük oğlu İsmâ'il Bey'i kendilerine melik nasb ederek merhûm-ı müşârün-ileyhi Niksâr'a defn etdikden sonra Harşene (Amasya)'ya geliyorlar.
Tevârîh-i umûmiyye ve kuyûd-ı mazbûtada Melik Dânişmend'in târîh-i vefâtına dâ'ir bir kayd-ı sarîhe tesâdüf olunamadı. Fakat şu kayd edilen nukûl-i târîhiyyeden istidlâl edildiği üzere melik-i müşârün-ileyhin vefâtı 490'da vâki' olduğu kaviyyen zann olunur. Çünkü Muhammed bin el-Azîmî târîhinde melik-i müşârün-ileyhin 490'da ber-hayât olduğu ve Târîh-i Baybars'da mestûr olduğu üzere 491'de İsmâ'il bin ed-Dânişmend'in emîr olarak bulunduğu cem' edilir ve Târîh-i Âl-i Dânişmend'in verdiği şu ma'lûmât ile tatbîk olunursa müşârün-ileyhin 490'da vefât eylediği netîcesi zâhir olur.
Melik Dânişmend Ahmed Bey'in meskûkâtı bulunamadığı cihetle para kesdirdiği anlaşılamadı. Kayden mazbût olduğu üzere Seyfeddîn İsmâ'il, Tâceddîn İbrâhim, İzzeddîn Muhammed nâmlarıyla meşhûr üç oğlu olup dâmâdının biri ammizâdesi Suli Bey ve diğeri de [300] Sultân Kılıç Arslan Hân olduğuna nazaran Ayşe Gâzi ile üç kızı olduğu zann olunur. Tâceddîn İbrâhim Bey'in Niğde livâsında evkâfı olup 507 târîhli vakıf-nâmesinde "İbrâhim Bey bin Dânişmend" diye mestûrdur.
Fakat Kayseriyye emîri olan Gümüştigin Gâzi, ekser tevârîh-i Arabiyye'de İbnü'd-Dânişmend, ya'nî Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin oğlu olmak üzere mezkûr ise de oğlu değildir, belki oğulluğudur, ya'nî kölesi olduğu hâlde oğlu derecesinde sevdiği bir emîridir. Çünkü Gümüştigin Gâzi, Kayseriyye emâretinde iken Abdulhamîd-i Şirvânî evlâdına tahsîs eylediği evkâfını mübeyyin 500 târîhli vakıf-nâmesinde "el-Emîrü'l-Kebîr el-Mücâhid Alemüddîn Gümüştigin bin Abdullah" diye mestûr bulunmakdadır.
Günümüz Türkçesiyle
Türklerin öz yurdu olan Amasya Sancağı'nda Togânîlerin, yani Dânişmendlilerin ortaya çıkışını, yönetim biçimlerini, Amasya Sancağı'nı yöneten beylerinin durumlarını ve uygarlık eserlerini bilinebildiği kadarıyla anlatır ve ayrıntılandırır.
Amasya'yı fetheden "el-Melikü'l-Mücâhid Şemseddîn Ebû Nasr Ahmed et-Togânî", bütün İslâm tarihlerinde "el-Melik Ahmed ed-Dânişmend et-Türkmânî, Melik Dânişmend Ahmed Gâzi" adlarıyla tanınır. Genel tarihlerle, kayıtlı ve kazılı belgeler karşılaştırılıp uygulandığında, adı geçenin soy adlarını yazarken bazı farklılıklara, yani yanlış yazımlara uğradıkları görülür; ama bunlar bir araya getirilip uzlaştırılabilecek ölçüdedir.
Adı geçen meliğin torunu olan el-Melik Mecdeddîn Yağıbasan ed-Dânişmendî'nin 560 tarihli vakfiyesinde "el-Melik el-Mücâhid Ahmed bin Alî bin Ca'fer bin Hüseyin" diye yazılıdır. Dânişmendnâme de bunu doğrular; ayrıca adı geçenin ata ve dedelerinin Harezm'de yaşayan Türkmen beylerinden ve han çocuklarından olduğunu söyler, birtakım bilgiler de ekler.
Bu bilgilerin özeti "Dürretü'l-Eslâk fî Sîreti Mülûki'l-Etrâk"ta şöyle yazılmıştır: "Şemseddîn Ahmed ed-Dânişmend bin Alî bin Migrâb et-Türkmânî, Malatya emiri Ömer bin Nu'mân bin Ziyâd'ın kızı Nazaru'l-Cemâl'den doğmuştur. Bu Nazaru'l-Cemâl, es-Seyyid Ca'fer ibni Sultân Hüseyin bin Rebî' bin Alî bin Abbâs el-Malâtî adında bir zatın kız kardeşi, yani Sultan Hüseyin bin Rebî'in kızı olan es-Seyyide eş-Şerîfe el-Aleviyye'nin kızıdır."
el-Kâmil, Târîh-i Baybars, Ikdü'l-Cümân adlarıyla ünlü tarih derlemelerinde adı geçen melik "el-Melikü'l-Mücâhid Şemseddîn Ahmed bin Alî bin Mitrâb bin Tablu et-Türkmânî" diye yazılmıştır. Onun soyu Mesâlikü'l-Ebsâr'da "Ahmed bin Alî bin Mıdrâb bin Tablu", Revâmîzü'l-A'yân'da da "Ahmed bin Alî bin Nasr bin Tanlu" diye kaydedilmiştir. Amcasının oğlu olan Antakya emiri hakkında "Yağbasan bin Muhammed bin Nasr", Târîh-i Baybars'ta da bu emirin soyu "Yağbasan ibni Muhammed bin Alp Arslan bin Kutlu et-Türkmânî" diye yazılmıştır.
Reyhânetü'l-Ervâh'ta adı geçen meliğin amcasının oğlu olan bu emirin soyu "Yağıbasan bin Muhammed bin Alp Arslan et-Togânî" diye yazılmıştır. Öteki amcazadesi Süli Gâzi Bey'in torunu Emîr Şâhenşâh'ın Niksar'da büyük güçlükle okunabilen mezar taşında şu yazı oyulmuştur: "Emera bi-imârati hâzihi't-türbeti'l-meymûneti el-emîrü'l-isfehsâlâr el-ecellü'l-kebîr el-âlimü'l-âdil Bedreddîn Atabeg Ebû Mansûr Şâhenşâh bin Arslandoğmuş et-Togânî fî târîhi seneti semânin ve seb'îne ve hamsi-mi'e" (anlamı: "Bu uğurlu türbenin yapılmasını emretti: emirlerin başkomutanı, en yüce ve büyük, âdil âlim Bedreddîn Atabeg Ebû Mansûr Şâhenşâh bin Arslandoğmuş et-Togânî; tarih, 578 [1182-83]").
Bu oyma yazıda adı geçen Arslandoğmuş (Arslan Togmuş) Bey, adı geçen meliğin damadı ve amcasının oğlu olan Suli Gâzi Bey'in oğludur. Lâdik kazası içindeki Toganlu köyü, mülk olarak Suli Bey'in torunlarından Emîr Bahâeddîn Şâhenşâh bin el-Emîr Sa'deddîn Suli bin el-Emîr Nûreddîn Ebi'l-mekârim Uluğ³²⁰ bin el-Emîr Bedreddîn Şâhenşâh'ın ve çocuklarının elinde bulunduğu eski kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Şimdi bu rivayetlerle oyma ve yazılı kayıtları bir araya getirip karşılaştırarak aralarını uzlaştırmanın mümkün olduğu açıktır. Çünkü adı geçen meliğin Niksar'da şimdi ünlü olan kabrinin tam doğusunda ve yukarısında bulunan eski bir türbenin kuzeye bakan kapısının üstünde, çok güzel Kûfî yazıyla kırmızımsı bir mermer üzerine "Hâzâ kabrü'l-meliki'l-ecel el-emîri'l-kebîr el-âlimi'l-âdil şemsi'l-mülûk ve'l-ümerâ'i fi'l-âlem Şemseddîn Ebi'l-Megâzî Ahmed bin Alî" diye oyulmuş bir yazı vardır (anlamı: "Bu, yüce melik, büyük emir, âdil âlim, dünyada melikler ve emirlerin güneşi Şemseddîn Ebu'l-Megâzî Ahmed bin Alî'nin kabridir"). Burada adıyla babasının adında bir ayrılık yoktur. Yalnız dedesi olan Ca'fer Alp Arslan'ın adı, istinsah edenler tarafından Ca'fer, Nasr, Mitrâb, Mıdrâb, Migrâb, Alp Arslan diye bozulup yanlış yazılmıştır; bu şüphesizdir.
Yukarıda anıldığı gibi Türkmenler İslâm'ın ilk zamanlarında millî adlarını uzun süre bırakmamış, uğur için Arapça adları kendi adlarına eklemişlerdir; bu durum tarihte görülmektedir. Örneğin Balasagun hükümdarları Hârûn Buğra Han, Mansûr Arslan Han, Yusuf Kuduz Han, Ömer Karahan, Nasr İlik Han çok ünlüdür. Selçuk hükümdarı Muhammed Tuğrul Han, Muhammed Alp Arslan Han ve bunların kardeşleri ile babaları olan Muhammed Çağrı, Dâvud Yabgu Beyler de tarihte kayıtlıdır ve halk dilinde anılır.
Bu tarihî gözlemlere dayanarak, yine bu zamanın ileri gelenlerinden olan adı geçen meliğin dedesi Ca'fer Alp Arslan adıyla adlandırılmış ve Ca'fer ismiyle ünlenmiştir. Türkçe adı sonradan bırakılarak Ca'fer Alp denmiş, daha sonra istinsah edenler bunu bozup Mitrâb, Mıdrâb, Migrâb ve Nasr gibi çeşitli biçimlerde yazmışlardır. Ca'fer Alp Arslan'ın babası olan Hüseyin Kutlu Bey de ikiye bölünerek biri Hüseyin, öteki Kutlu diye kaydedilmiş, sonra Kutlu sözcüğü de bozularak Katlu, Tablu (تابلو), Tablu (طبلو), Tanlu gibi biçimlere girmiştir, bu anlaşılıyor.
Bu tarihî kayıtların gösterdiğine göre Emîr Ebû Nasr Ahmed et-Togânî, Oğuz Han soyundan, Selçukluların mensup olduğu Kınık Han torunlarından Toganlu adıyla tanınan oymağın reisi "Melik Mücâhid Şemseddîn Ebu'l-Megâzî Ahmed bin Alî bin Ca'fer Alp Arslan bin Hüseyin Kutlu Bey"dir. Selçuklulara soy yakınlığı, hatta baba tarafından akrabalığı bulunduğu güçlü bir şekilde sanılmaktadır.
Çünkü Reyhânetü'l-Ervâh'ta "Süleyman bin Kutalmış, 458 tarihinden beri Rumların elinde bulunan Antakya'yı fethettiği gibi dayısı Emîr Ahmed de Malatya'yı fethetti" diye yazıldığından, Konya hükümdarı olan adı geçen Süleyman Han'ın, Melik Ahmed Gâzi Bey'in kız kardeşinin oğlu olduğu anlaşılır.
Selçuklu sultanlarının ata ve dedeleri, birbirinin amcazadesi olan zatların kızlarıyla evlenmeyi, yani cariye edinmemeyi âdet edinmişler, hem ana hem baba tarafından soylarını korumaya çok dikkat etmişlerdir; bu tarihen bilinmektedir. Buna dayanarak adı geçen meliğin en yüksek dedesi olan Kutlu Bey'in, Togan bin Ertuğrul'un oğlu, yani Selçuk bin Togan bin Ertuğrul'un amcası olduğu sanılmaktadır.³²¹
Melik Ahmed Gâzi'nin "Dânişmend" sıfatıyla ünlenmesine gelince; mezar taşındaki "el-âlimü'l-âdil" ifadesine ve Horasan terimlerine bakılırsa, adı geçen meliğin akrabaları arasında özellikle Horasan'da ilim öğrenip icazet almış, yani dânişmend olan âlim bulunduğundan "Ahmed Dânişmend" diye ünlendiği anlaşılır. Çünkü Horasan'da icazetli âlime "dânişmend" denir, çocuk okulu öğretmenine bu sıfat verilmez. Dolayısıyla bu Dânişmend Gâzi'nin çocuklarına genel olarak "Dânişmendlü", amcazadeleri çocuklarından bir kısmına "Toganlu", bir kısmına "Tursanlu" denmiştir.
Kısacası Dânişmendnâme'de yazıldığı üzere Melik-i Mücâhid Şemseddîn Ahmed Dânişmend Gâzi, Rum ülkesinin yönetim merkezi olan Harşene kalesini ve Amasya şehrini fethedip ele geçirdiği gün, ordu kadısı Celâleddîn Abdurrahmân el-Harezmî'yi Amasya kadılığına atayarak Amasya'da Dânişmendli devletinin temelini attı.
Sonra Ankara valisinin kızı olup Amasya'da adı geçen meliğe sunulan esireye İslâm teklif edilip meliğe nikâhlanacağı bildirildiği hâlde, kız gönüllü olarak İslâm'ı kabul etmediği için bu teklifi reddetti ama evlenmeye razı oldu.
Esirenin İslâm'a zorlanması bazı taraflardan meliğe önerildiyse de Melik Ahmed Gâzi, "lâ-ikrâhe fi'd-dîn"³²² (dinde zorlama yoktur) ayetinin gereğince bunu reddetti. Esire Hristiyan olarak kaldığı hâlde "Gülnûş Bânû" adı verilip nikâhı Amasya kadısı Abdurrahmân el-Harezmî tarafından kıyıldı. Melik Ahmed Gâzi cuma gecesi Harşene kalesinde Şettât'ın sarayında zifaf odasına girdikten sonra Gülnûş Bânû gönüllü olarak İslâm'ı kabul etti.
Melik Ahmed Gâzi, Harşene kalesine girdikten sonra Amasya valisi Jutatius'u, birkaç gün önce kalenin teslimini önermek için yanına gönderdiği elçisini kalenin baruthanesine asarak öldürdüğü için kısas uygulayıp idam etti. Amasya patriği Vengiyus'u makamında bırakıp ödüllendirdi, sonra aman dileyen Rumlara eman verdi.
Kale muhafızı Mihrân ile Jutatius'un oğlu Raminos, Melik Ahmed Gâzi'nin affına sığınıp İslâm'ı kabul ettiklerinden her ikisi de ödüllendirildi. Harşene kalesinde bulunan muhafızların bir kısmı öldürülmüş, geri kalanı da İslâm şerefine kavuşmuştu; bu yüzden boşalan Andronik Kilisesi camiye çevrildi ve içinde cuma günü namaz kılındı.
Cerîdetü'l-Acâ'ib'de yazıldığı üzere Rum yönetiminde Anadolu'nun bölünüşü şöyledir: "Arzu'r-Rûm, yani Anadolu on bir amel (vilayet)dir. Amel-i Harbiyye beş, Amel-i Usâh üç, Amel-i Osîkî on, Amel-i Afşîn dört, Amel-i Harsenûn kırk, Amel-i Yelkân on altı hısn (çoğunlukla livâ)dan oluşur." Bu Arapça ibarede anılan Harsenûn Amasya, Yelkân da Lika'onya, yani Konya vilayetleridir. Bundan Amasya vilayetinin Rumların elinden kurtarıldığı zaman kırk kaleden oluşan büyük bir vilayet merkezi olduğu anlaşılır.
Amasya tarihçisi Kara Müftüzâde Mustafa Vâzıh Efendi, "Belâbilü'r-Râsiye fî Riyâzi Amâsiyye" adını verdiği tarihinde "Amasya ve çevresini Bağdat'tan gelen üç yüz kadar sûhteler, Re'sü'l-Menâbir'in öncülüğüyle fethedip Amasya'nın ilk fatihi Re'sü'l-Menâbir olmuştur" diyor. "Sûhteler" ifadesi "Dânişmend" sözcüğünden, Re'sü'l-Menâbir lakabı da minberlerin başında adına hutbeler okunduğundan "Melik Ahmed Gâzi" adından kinaye olmalıdır; fakat "üç yüz kadar" ifadesi her hâlde efsanedir.³²³
Oysa Dürretü'l-Eslâk, el-Aylem, Câmiu'd-Düvel, Mirkâtü'l-Cihâd gibi Dânişmendliler hakkında gerekli bilgiyi veren çeşitli tarihlerin rivayetleri bir araya getirilirse Melik Ahmed Gâzi'nin genel kuvvetinin altmış bin kadar bir kalabalığa ulaştığı anlaşılır. O hâlde üç yüzü iki katına çıkarıp önüne iki sıfır daha eklemelidir.
Bununla birlikte Amasya'nın fethinden sonra Horasan ve Harezm taraflarından Türkmen ve Türk uluslar akın akın gelip vilayetin her yanına yerleştirildiklerinden Dânişmendlilerin nüfuzu ve mevkii yıldan yıla güçleniyordu. Amasya'da toplu hâlde çok gelen kimselere "ulus gibi geliyor" denmesi bu zamanın tarihî bir hatırasıdır.
Pont Kıtası diye ünlü olan, şimdi Sivas vilayeti içinde bulunan köylerin ve obaların adları incelendiğinde, her birinin bu zamanlarda ve daha sonra gelip yerleşmiş birer oymağın, obanın adıyla ünlendiği anlaşılır. Bu yüzden bu vilayet içinde bulunan şimdiki Müslüman Türklerin ataları, işte bu zamanın Türk gazileri, Horasan ve Harezm gibi Türkistan taraflarından gelen Türklerdir; bu kesindir.
Amasya'nın fethinden sonra Melik Ahmed Gâzi, amcasının oğlu Çavlı Bey'in komutasına büyük bir askerî birlik verdi; Nikonya'ya sığınan Nastûr'un aleyhine gönderdi, emirlerden Karatigin ve Serkis Ahmed Gâzileri adı geçen emire katıp gönderdi. Öbür amcazadesi Suli Bey'in komutasındaki bir birliği de Lâdik ve çevresine gönderdi, emirlerden Ilgaz Muhammed Bey'i ona görevli verdi.
Suli Bey Lâdik şehrini bir hamlede fethedip Canik taraflarına doğru hareket etti ve bütün Samsun sancağını almaya çaba gösterdi. Fakat Amasya'nın yardımına gelmek üzere yola çıkan Kastamonu birliği Nikonya beyi Nastûr'u desteklediğinden Çavlı Bey'in defalarca yaptığı saldırıların sonuçsuz kaldığı bildirilince Melik Ahmed Gâzi Bey hemen yeterli bir kuvvet alıp İltigin Gâzi ile 468'de Nikonya'ya gitti.
Melik Ahmed Gâzi Bey, Kastamonu birliğini ağır şekilde dağıtıp Nikonya kalesini fethetti. Beyi olan Nastûr'u Serkis Ahmed aracılığıyla yakalayıp esir ettiği sırada bir oğlunun doğduğu haberi geldi; şükranla çocuğa "İzzeddîn Muhammed" adını verdi. Nikonya livâsını Türkmenlerin Alayuntlu soyundan türeyen ünlü Çorumlu Oymağı³²⁴ reisi İlyâs Bey'e verdi, Çavlı Bey'i Karatigin Gâzi ile Çankırı'nın fethine görevlendirdikten sonra Nastûr'u alıp Eflenus (Osmancık) tarafına yöneldi.
Dânişmendnâme'nin verdiği bu bilgi Dürretü'l-Eslâk'ta şöyle yazılmıştır: "Şemseddîn Ahmed Dânişmend, sonra hareket ederek o taraflarda kâfirlerin memleket merkezi olan Harşene şehrine geldiğinde sahibi (valisi) Şettât karşı koydu. İslâm ehli şehri kuşatıp fethettikten sonra bugün 'Çorumlu' diye ünlü olan 'Nikonya' şehrini fethettiği gün bir oğlu doğduğu müjdelendi."
Melik Ahmed Gâzi Bey, İltigin ile Eflanus kalesini zorla fethedip yine Alayuntlu soyundan Sorkunlu Oymağı reisi Osmân Bey'e³²⁵ emirliğini verdikten sonra "Mangıriyye, Gümüş" kalesi önüne geldi. Burayı birkaç gün kuşattıktan sonra Mangıriyye³²⁶ ve ardından Merzifon halkı aman dileyince Melik Ahmed Gâzi bunları ele geçirdi. Fetihleri tamamlamak için emirlerden birkaçını birer yeterli kuvvetle "Kavuz, Havza" ve "Tenuşin, Köprü" kasabalarını almaya gönderdi, kendisi de Amasya'ya döndü.
Melik Ahmed Gâzi, Amasya'da Nestûr'u önceki suçları ve zalimce saldırıları bilindiği için asarak idam etti; küçük oğlu İslâm'ı kabul etti. Ünlü muhaddis Ebû Abdullah Muhammed bin Nestûr er-Rûmî el-Harşenî budur. Melik Ahmed Gâzi Bey'in bu seferinde Amasya'da vekili, kölesi olup azat ederek eşi Gülnûş Bânû'ya kethüda atadığı silahtarı Mübârekşah idi.
Kısacası Canik ve Karahisar-ı Şarkî ile çevresi Suli'nin, Çankırı ve çevresi Çavlı'nın, Kayseri ve Ankara ile çevresi Tursân Beylerin çabalarıyla fethedilerek eski Pont ve Kapadokya kıtası tamamen Melik Ahmed Dânişmend Gâzi Bey'in hükmü altına alındı. Bizans imparatoru Aleksiyus Normanlarla çok meşgul olduğundan zorunlu olarak İznik şehrine kadar gelen Mansûr-ı Selçûkî'ye Konya ve Aydın vilayetlerini, Ankara sınırını geçip Üsküdar'a doğru gelen Dânişmendlilere de Sivas, Ankara ve Trabzon vilayetlerini çeşitli tarihlerde teslim etti.
Fakat Sultan Alp Arslan tarafından Anadolu yönetimine atanan Mansûr-ı Selçûkî, kesilmiş vergisini Sultan Melikşah'a gönderdiği hâlde, fethettiği geniş ülkelere göre gönderdiği vergiyi Sultan Melikşah az buluyordu. Bunu anlayan emirlerden Emîr Barsak (Porsuk Bey) Sultan Melikşah'ı ikna edip Anadolu yönetimine kendisini atattırdığında gelip Mansûr Han'ı öldürmesi ve yönetimini ele geçirmesi, Mansûr'un kardeşi Süleyman Han'ı çok üzmüştü.
Bunun üzerine Süleyman Han bin Kutlumuş Han bir süre sonra Bağdat'a gidip Sultan Melikşah'a derdini anlattı, Porsuk Bey'in haksızlığından şikâyet etti, babasının ve kardeşinin yönetimine kendisinin layık ve hak sahibi olduğunu bildirerek onun rızasını aldı. Dönüp elindeki kuvvetle gelerek Porsuk Bey'i uzaklaştırdı ve babasının yönetimini aldı. Dürretü'l-Eslâk bunları aktarmakla birlikte yıllarını belirtmez.
468-472 yılları arasında geçtiği tahmin edilen bu olaylardan sonra Anadolu hükümdarı Sultan Süleyman Han Konya'yı hükûmet merkezi edinerek Antakya ve Nikya, yani İznik beldelerini ele geçirmekle ünlendi. Amasya hükümdarı Melik Ahmed Han ise Amasya vilayetinin bağlı yerlerini tamamen ele geçirdikten sonra Kayseri emirliğini Tursan Bey'e, Ankara emirliğini Çavlı Bey'e, Sivas emirliğini Yağıbasan Bey'e, Trabzon ve çevresinin emirliğini de Süli Bey'e vererek yeğeni Sultan Süleyman Han ile birlikte hareket ediyordu.
Çünkü emirliklere atanan bu zatlar Melik Dânişmend Ahmed Han'ın amcazadeleri olduğundan bunların Türkmenler arasında sahip oldukları nüfuz ve itibardan iç yönetimi sağlamak için yararlanmak istediği sanılır. Adı geçen meliğin dedesi Alp Arslan'ın Muhammed, Ali, Hasan adında üç oğlu bilinmektedir. Muhammed Bey'in oğlu Yağıbasan, Hasan Bey'in oğulları Tursan, Çavlı, Suli Beyler, Ali Bey'in oğlu da Melik Gâzi Ahmed Han idi.
Bu yıllarda Sultan Süleyman ile Melik Ahmed Han birbirleriyle iyi geçindikleri ve Rum ülkesine akınlar yapıp gazaya gayret ettikleri için Sinop taraflarını Melik Ahmed Han, İzmir tarafını tamamen Sultan Süleyman fethetti. Tursan ve Çavlı Beyler de Üsküdar'a doğru saldırıp Rumlara korku salıyorlardı.³²⁷
Ancak Sultan Süleyman'ın fetihleri genişledikçe kibri arttı, her yana sertlik gösterdiği sırada dayısı olan Melik Gâzi Ahmed Han'ın güney sınırından bazı yerlere ve Kayseri valisi Tursan Bey'in emirlik merkezinde bulunmamasından yararlanarak oralara göz dikti. Bu yüzden Sivas valisi Yağıbasan Bey ile araları bozulmuştu.
Bizans imparatoru Aleksiyus bunu haber alınca, zaten gönlü kırık olan Tursan ve Çavlı Beyleri geri çevirmeye çalıştığı sırada General Kalidis'in komutasına yeterli asker verip Karahisar-ı Şarkî yönünden Amasya üzerine gönderdi; önceden Niksar beyi olan Mîhâ'il'i de ona katmıştı.
Karadeniz kıyıları komutanı Suli Bey, bu büyük kuvveti savmaya askeri yetmediğinden geri çekilmek zorunda kaldı ve Melik Gâzi Ahmed Han'dan yardım istedi. Kalidis de sınırı aşıp Niksar'ı kuşatıyordu (478).
Yağıbasan Bey, Sultan Süleyman'ın Elbistan taraflarına saldırılarını defetmekle uğraştığı sırada bu kuşatmanın başlaması Melik Gâzi Ahmed Han'ı kızdırdı. Hemen yanına aldığı yeterli bir kuvvetle Niksar'a gidip Kalidis ve Mihâ'îl'in alaylarını bozdu. Bunları dağınık bir şekilde kovalayarak ülkesini saldırıdan korudu; şehit düşen Niksar emiri Hüseyin Gâzi Bey'in yerine silahtarı Mübârekşah'ı atadı. Mübârekşah'ın Niksar'da adına bağlı bir mahallesi ve Hüseyin Gâzi'nin kabri ünlüdür.
Emîr Yağıbasan Bey'i bozup Elbistan taraflarını ele geçiren Selçuklu Sultanı Süleyman, 479'da Şam hükümdarı Tâcu'd-Devle'nin (Tanış Han-ı Selçûkî) yönetiminde olan Halep taraflarını almak için kalkıştı, savaşta yenilince öldürülerek can verdi; Emîr Yağıbasan Elbistan'ı geri aldı, Antakya şehrine kadar fethedip buraları ele geçirdi.
Emîr Yağıbasan bu başarıdan yararlanıp Selçuklular'ın yerinde bağımsızlığını ilan edince amcasının oğlu olan Melik Gâzi Ahmed Han ile araları bozuldu. Asya hükümdarı Sultan Melikşah-ı Selçûkî 480 yıllarında Sultan Süleyman'ın büyük oğlu Dâvud Han'ı Konya hükümdarı atadı; Amasya hükümdarı Melik Gâzi Ahmed Han ile iyi geçinmesini hatırlattı, Emîr Yağıbasan'ı da Antakya ve çevresinin emirliğinde bırakarak her üçünün arasını buldu.
Melik Gâzi Ahmed Han Amasya'da şimdiki Gök Medrese Mahallesi'nde yüce bir saray yaptırdı. Sarayın önündeki, yani ırmak boyunda olan yerleri (Yörgüç Paşa Hamamı'nın üstünden Sultan Bayezid Camii'nin sonuna kadar olacak şekilde) güzel bir bahçe yaptırdı. Sonradan bu bahçe altı bölüme ayrıldığı için "Altı Bahçeler" dendiği ve daha sonra torunu Yağıbasan Gâzi'nin sarayı ve Altı Bahçeler'i vakfettiği, 560 tarihli vakfiyesinden anlaşılmaktadır.
Sultan Dâvud Han bu şekilde Konya hükümdarı olarak Amasya'da oturan Dânişmendli hükümdarı Melik Gâzi Ahmed Han ile iyi geçindiği sırada Sultan Süleyman'ın öbür oğlu Kılıç Arslan Türkmen emirlerini toplayıp Nikya (İznik) şehrinde Dâvud Han'ı savaşta öldürdü ve 483'te Rum Selçukluları hükümdarı oldu.
Dürretü'l-Eslâk'ta kısmen yazıldığı üzere Sultan Melikşah-ı Selçûkî, Kılıç Arslan'ın bu hareketini haber alınca öfkelendi. Emirlerinden Ruha (Urfa) valisi olan İmâdeddîn Boran Bey'i Rum Selçukluları diyarına vali atayarak yeterli bir kuvvetle gönderdi. Boran Bey gelip Nikya şehrinde Sultan Kılıç Arslan'ı kuşattı, yakaladı; Sultan Melikşah-ı Selçûkî'nin yanına 485 başlarında gönderdi ve Rum eyaletini ele geçirdi.
Fakat bu iç savaşları izleyen Bizans imparatoru Aleksiyus, Anadolu'daki durumun kendisine yardım edeceğini tahmin ederek sürekli Selçukluların, Dânişmendlilerin hareketlerini gözetliyor, umudunun gerçekleşeceğini anladığı zaman hemen savaşmaya niyet ediyordu.
İşte bu sırada, yani 485 senesi şevvalinde, Asya'da en büyük askerî güce sahip olan Selçuklu hükümdarı Sultan Celâleddîn Melikşah öldü. Şehzadelerin birbirini kırdığını gören imparator Aleksi tam fırsat zamanının geldiğini anlıyor, askerî hazırlıklara girişiyordu.
Adı geçen tarihte (Dürretü'l-Eslâk'ta) yazıldığı üzere Sultan Melikşah'ın yerine Selçuk tahtına oturan küçük şehzadesi Sultan Mahmûd'un kaldırılmasıyla büyük şehzadesi Sultan Rükneddîn Berkyaruk Han Selçuk hükümdarı olunca Kılıç Arslan bin Sultan Süleyman adı geçen sultana başvurdu. Ata ve dedelerinin Anadolu'daki yönetimini elde edip sultanın emriyle Rum ülkesine gelerek 486'da Boran Bey'i uzaklaştırdı ve Konya hükümdarı olmuştu.
Rum imparatoru Aleksi, Asya'da Selçuk şehzadelerinin birbiriyle savaşından ve Anadolu'da Selçuklularla Dânişmendlilerin arasına düşen anlaşmazlıklardan yararlanıp Kılıç Arslan'ı kendi tarafına çekti ve yalnız Dânişmendlilerin aleyhine düzenlediği yüz yirmi bin kişilik büyük bir ordu gönderiyordu.
487'de Alem Dağı'na kadar gelen Kayseri valisi Tursan Bey, şiddetli bir savunmayla karşılaştı ve savaşta şehit düştü. Çok savaştaki hizmeti, cesareti, fedakârlığı ve liyakati sabit olan Emîr İlmeddîn Gümüştigin, Melik Gâzi Ahmed Han tarafından Kayseri valiliğine atandı.
Ankara valisi Çavlı Bey Rum sınırlarını korumakla sınırlı olduğundan, yüz yirmi bin kişilik bir orduyla savaşmak için dayanıklılık ve sebattan başka çare bulunmadığını Melik Gâzi Ahmed Han tamamen anlıyor, birlik içinde hareket etmek üzere Konya hükümdarı Sultan Kılıç Arslan Han'ı ittifaka çağırıyordu. Kılıç Arslan, kendisine Sivas'ın batı yarısı verilmedikçe karşılık vermiyor, Melik Gâzi'nin oğlu olan Sivas emiri Tâceddîn İbrâhim Bey bu isteği reddediyor, sonunda Melik Gâzi, kızını alırsa çeyiz olarak Elbistan şehrini verebileceğini Kılıç Arslan'a önerdi; Kılıç Arslan bunu da reddetti. Kısacası aralarını bir türlü bulamıyorlardı.
Amasya hükümdarı Melik Gâzi Ahmed Han bir illetten hasta olduğu sırada, Sultan Kılıç Arslan gençlik hevesiyle Elbistan ve çevresini savaşarak almak için saldırdı. Sivas emiri İbrâhim Bey bunun saldırısını Erzincan emiri Mengücek Bey ile birlikte savmakla uğraşırken Rumlar da Sinop yönünden tahminen 488'de Dânişmendli ülkesine yürüdüler; kıyıları ateşlere yakarak sürekli ilerliyorlardı.
Melik Gâzi Ahmed Han, büyük oğlu Seyfeddîn İsmâ'il Bey'i Amasya'da vekil bırakıp Trabzon emiri Suli ile Erzurum emiri Saltık Beyler'le birlikte Rumları karşıladı. İltigin Gâzi bu savaşta Rumları yordu, Melik Gâzi ve öbür emirler de birden saldırınca Rumlar Kamanit (Komanit) Ovası'nda dağılarak kaçtı. Melik Gâzi savaşı kazanıp zaferle döndü.
Sonra Melik Ahmed Han yanındaki kuvvetle Elbistan'ı ele geçiren Sultan Kılıç Arslan ile savaştı. Elbistan'ı savaşarak geri aldığı gibi Kılıç Arslan'ı da razı edip ittifakını sağladı; çevre emirleri art arda kazandığı başarılardan dolayı kendisini tebrik ettiler. Melik Ahmed Han'ın nüfuzu ve mevkii olağanüstü yükseldi; çünkü o, Rum Selçuklularının hem abagası³²⁸ hem dayısı ve Anadolu'da Türkmenlerin dayanağı olan yüce mertebeli bir ihtiyardı.
Melik Gâzi Ahmed Han, Anadolu'da otuz yıldır ömrünü cihat farzını yerine getirmeye adamış, din uğrunda her türlü sıkıntıya, zahmete, musibete katlanmış, Arap gazilerinin bile ulaşamadığı bir amaca fedakârca erişmişti. Bu yüzden Pont ve Kapadokya kıtaları tamamen hükmü altına girmiş, nüfuzunu Pont kralı Yedinci Mihridad'ın hüküm sürdüğü yerlere kadar yürütmüş, gazi Türkler arasında olağanüstü bir nüfuza sahip olmuştu.
Dânişmendli ülkesi doğuda Kafkasya'ya, batıda Bitinya'ya, kuzeyde Karadeniz'e, güneyde Malatya'nın son sınırına kadar varmıştı; şimdiki Sivas, Mamuretülaziz, Erzurum, Trabzon, Kastamonu, Ankara vilayetlerini içine alan geniş topraklardı. Onun zamanında Selçuklu ülkesi bu kadar genişliğe sahip değildi. Çünkü defalarca dağılıp parçalanmaya, öldürülmeye ve ele geçirilmeye uğradığından yapısını koruyamıyordu. Ama sonradan Selçukluların gücü Dânişmendli devletini gölgede bıraktığından, tarihçilerin bile Dânişmendlileri Selçukluların hesabına yazdıkları anlaşılır.
Dânişmendnâme ile genel tarihlerden çıkarılan bu sonuçlar, tarihî gerçekler olarak ileri sürülemez. Ancak üç dilde yazılmış tarih derlemeleri ile tercüme edilmiş Batı tarihlerinin kaydettiği olayları izleyip karşılaştırdıktan, sonra da kayıtlı belgeleri toplayıp inceledikten sonra ulaşılacak sonuçların bu sonuçlardan ibaret olacağı sanılır.
Batı tarihlerinde yazıldığı üzere Bizans imparatoru Aleksiyus, Anadolu'da eski vatanlarını yabancı ellerden kurtararak oturan Dânişmendlileri, Selçukluları kendi gücüyle yenemeyeceğini anlıyor; Roma'da bütün Hristiyanlığın şaşmaz başı olan Papa İkinci Urban'a başvurarak (488) yakarırcasına papanın manevî gücünden yardım istiyordu.³²⁹ Avrupa Hristiyanlarının Doğu'ya yardımını sağlamak için "Piyer Lermit" adında bir papaz köylere kadar bütün şehirleri ve kasabaları eski püskü kılıkla dolaşarak bütün Avrupa'yı yerinden oynatıyor, İslâm âlemi aleyhine kaldırıyor, tarihte ünlü olan "Haç Ehli" alaylarını oluşturuyordu.
Bu zamanın ileri gelenlerinden Muhammed bin el-Azîmî el-Halebî tarihinde der ki: "490 senesinde İstanbul önüne gelen savaş gemilerinden üç yüz bin Frenk, melikleri Sete ile çıkıp her fethettikleri yeri kendilerine teslim etmek üzere Rumlar melikiyle bir antlaşma yaptı ve Müslüman ülkelerine her yandan yürüdüler. Uğradıkları her yeri fethetmekle birlikte yakıyorlardı. Melik Dânişmend ile İbni Süleyman Kılıç Arslan ittifak ederek Frenklerin gözleri önünde bütün mal ve mülklerini yaktılar, Frenk kâfirlerinin barınacağı yerleri tuttular. Onlardan çok sayıda insan telef oldu."
Dânişmendnâme'den anlaşıldığına göre Rum imparatoru Aleksi, ünlü generallerinden Aklidis (Kalidis) komutasında büyük bir birliği Karadeniz'den Dânişmendli diyarı üzerine gönderiyor. Rumlar Trabzon'dan çıkıp orayı ele geçirerek Helkine'ye (Karahisar-ı Şarkî) doğru yürüdüklerini Melik Gâzi Dânişmend Ahmed Han haber alıyor; oğlu Seyfeddîn İsmâ'il Bey'i Harşene'de bırakıp yanındaki kuvvetle hemen Helkine şehrine gidiyor.
Oğlu da yanına bir yardımcı kuvvet alıp babasının arkasından savaş alanına koşuyor. Melik Gâzi Dânişmend Ahmed Han, Helkine önünde Rumlarla savaşırken vücuduna isabet eden birçok okun etkisiyle düşüyor; fakat Rumlar da bozuluyor. Oğlu İsmâ'îl Bey Rumları kovalarken Sinop'a gelen gemilerden Selâhil komutasındaki Almanlar ve Ataric komutasındaki çok sayıda Frenkler çıkıp önlerine geçen şehirleri ve kasabaları yakarak Harşene'ye doğru yürüdüklerini öğreniyordu.
İsmâ'îl Bey hemen Rumları kovalamaktan vazgeçip yaralı olan babasını alarak Harşene'ye giderken Niksar'a vardığında Melik Gâzi Dânişmend Ahmed Han hazretleri nimet yurduna göçüyor; bu herkesi çok üzüyor. Ordudaki Dânişmendli emirleri adı geçen meliğin büyük oğlu İsmâ'il Bey'i kendilerine melik atayıp merhumu Niksar'a gömdükten sonra Harşene'ye (Amasya'ya) geliyorlar.
Genel tarihlerde ve kayıtlı belgelerde Melik Dânişmend'in ölüm tarihine dair açık bir kayda rastlanamadı. Fakat bu kaydedilen tarihî aktarımlardan çıkarıldığına göre adı geçen meliğin ölümünün 490'da olduğu güçlü biçimde sanılır. Çünkü Muhammed bin el-Azîmî'nin tarihinde adı geçen meliğin 490'da hayatta olduğu, Târîh-i Baybars'ta yazıldığı üzere 491'de İsmâ'il bin ed-Dânişmend'in emir olarak bulunduğu birleştirilir. Dânişmendnâme'nin verdiği bu bilgiyle karşılaştırılırsa adı geçenin 490'da öldüğü sonucu ortaya çıkar.
Melik Dânişmend Ahmed Bey'in sikkeleri bulunamadığı için para bastırdığı anlaşılamadı. Kayıtlara göre Seyfeddîn İsmâ'il, Tâceddîn İbrâhim, İzzeddîn Muhammed adlarıyla ünlü üç oğlu vardı. Damatlarından biri amcasının oğlu Suli Bey, öbürü de Sultan Kılıç Arslan Han olduğuna göre Ayşe Gâzi ile üç kızı bulunduğu sanılır. Tâceddîn İbrâhim Bey'in Niğde livâsında vakıfları vardı; 507 tarihli vakfiyesinde "İbrâhim Bey bin Dânişmend" diye yazılıdır.
Fakat Kayseri emiri olan Gümüştigin Gâzi, çoğu Arapça tarihte İbnü'd-Dânişmend, yani Melik Dânişmend Ahmed Gâzi'nin oğlu olarak anılmaktaysa da onun oğlu değildir; belki manevî oğludur, yani kölesi iken oğlu derecesinde sevdiği bir emirdir. Çünkü Gümüştigin Gâzi, Kayseri emirliğinde iken Abdulhamîd-i Şirvânî'nin çocuklarına ayırdığı vakıflarını gösteren 500 tarihli vakfiyesinde "el-Emîrü'l-Kebîr el-Mücâhid Alemüddîn Gümüştigin bin Abdullah" diye yazılıdır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- ammizâde: amcanın oğlu
- hafîd: torun
- mahdûm: oğul
- dâmâd: damat
- nâsih: eski eserleri elle çoğaltan, istinsah eden kişi (kâtip)
- tahrîf: bir sözcüğü bozarak yanlış yazma veya söyleme
- vakıf-nâme: vakfiye, bir vakfın kuruluş belgesi
- kitâbe: taş üzerine oyulmuş yazı
- istinsah: bir eserin elle kopya edilmesi
- mühâcir, iskân: göçmen ve yerleştirme
- abaga: amca, aile büyüğü, dayanak olan yaşlı
- hutbe: cuma ve bayram namazlarında okunan, hükümdarın adının da anıldığı konuşma
- livâ, sancak: vilayetten küçük idarî bölüm
- emân: teslim olana can güvenliği verilmesi
- sikke: para, basılmış madeni para
Bölümün Konusu ve Yazarın Yöntemi
Bu bölüm kitabın Dânişmendlilere ayrılmış kısmının girişidir. Hüsameddin önce Amasya'yı fetheden kişinin adı ve soyu üzerinde durur, sonra Amasya'nın alınmasından sonra yapılan fetihleri, Selçuklularla ilişkileri ve Bizans ile Haçlılara karşı mücadeleyi sırayla anlatır. Yazarın en çok emek verdiği yer soy kütüğüdür. Çeşitli tarihlerde Ahmed'in dedesi için Ca'fer, Nasr, Mitrâb, Mıdrâb, Migrâb, Alp Arslan gibi birbirinden çok farklı adlar bulunur. Hüsameddin bunların bir kişinin adının istinsah sırasında bozulmasıyla ortaya çıktığını öne sürer ve Niksar'daki oyma yazıları bu yorumun dayanağı olarak gösterir. Bu tür bir karşılaştırma yöntemi Hüsameddin'in kitabında sıkça görülür: yazılı tarihleri, taşa oyulmuş yazıları, vakfiyeleri ve yerel gelenekleri yan yana koyup uzlaştırmaya çalışır.
Dânişmend Gazi ve Gümüştegin: Bir mi, İki mi?
Bu bölümün bugünkü araştırmalarla en belirgin ayrıldığı nokta, "Melik Ahmed Gâzi"nin tek bir kişi olarak ele alınmasıdır. Hüsameddin, Amasya'yı alan Dânişmend Ahmed Gazi'yi 490 civarında ölen, Haçlılarla savaşan, oğulları İsmâ'il, İbrâhim, Muhammed olan tek bir hükümdar olarak anlatır. Kayseri emiri Gümüştigin'e ise "oğul değil, manevî evlat" der.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Dânişmend Gazi maddesi farklı bir tablo çizer. Dânişmend Gazi hanedanın kurucusudur; yaklaşık 1085'te öldüğü kabul edilir (kesin tarih bilinmez). Yerine geçen oğlu Gümüştegin Gazi'dir. Bohemund'un tutsak alınması, Malatya'nın ele geçirilmesi ve I. Kılıçarslan'la ilişkiler bu ikinci hükümdara bağlanır; o da 1104'te ölmüştür. Gümüştegin'in yerine geçen büyük oğlu Emîr Gazi (Melik Gazi) olmuştur.
Öte yandan bir türbe tanıtımında, eski kaynaklarda Dânişmend Gazi ve oğlu Gümüştegin Gazi diye iki ayrı kişiymiş gibi anlatılan bu adların modern tarihçilikte tek bir kurucuya ait sayıldığı ileri sürülür. Kaynaklar bu konuda birbirinden ayrıldığı için burada bir hüküm verilemez; yalnız şu görülür: Hüsameddin'in "Melik Ahmed Gâzi"si, bir kişide birleştirilmiş bir hükümdardır ve Haçlılarla savaşan hükümdarın ayrıntıları hangi kişiye ait olduğu bakımından tartışmalıdır.
Hüsameddin'in vakfiyeden çıkardığı bir başka tespit de Kayseri emiri Gümüştigin'in "bin Abdullah" (Abdullah oğlu) diye anılmasıdır. Bunu onun Dânişmend'in öz oğlu değil, azatlı kölesi olduğuna delil sayar. Bu Kayseri emiri, TDV'nin Dânişmend Gazi'nin oğlu olarak andığı hükümdarla aynı adı taşısa da, aynı kişi olup olmadıkları bu kaynaklardan anlaşılamaz.
Amasya'nın Fethi ve Dânişmendli Dönemi
Hüsameddin'in Amasya'nın fethine dair verdiği ayrıntılar (patrik Vengiyus'un eman dilemesi, Andronik Kilisesi'nin camiye çevrilmesi, Gülnûş Bânû ile nikâh) Dânişmendnâme geleneğine dayanır. TDV'nin Dânişmendnâme maddesi bu eserin tarihî kaynaktan çok destanî bir roman olduğunu belirtir; bu yüzden kişi adları ve olay sırası temkinle karşılanmalıdır. Daha güvenilir sayılan Farsça ve Arapça kaynaklardan ise şu bilgiler öne çıkar: Malazgirt'ten sonra Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri ve Niksar Dânişmend Gazi'ye iktâ edilmiş, o da bu bölgeyi fethedip yerleşmiştir. Hanedan 1071'den 1178'e kadar Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Malatya ve çevresinde hüküm sürmüştür.
Hüsameddin'in "Dânişmend" sıfatı için yaptığı açıklama dikkate değerdir: bu sözcüğün Horasan'da icazetli âlim anlamında kullanıldığını, çocuk okulu öğretmenine verilmediğini söyler. TDV ise İbnü'l-Esîr'in Dânişmend'in asıl adının Taylû olduğunu ve Türkmenlere öğretmenlik yaptığını yazdığını aktarır. Hüsameddin'in vurgusu bu bilgiyle ters düşer. Bazı tarihçilerin bu sıfatı yalnız okuma yazma bilmekle açıkladıkları da TDV'de belirtilir.
Hüsameddin'in Amasya'daki Dânişmendli izleri konusundaki tespitleri ise yerel belgelere dayanır: Gök Medrese Mahallesi'nde melik sarayı, ırmak boyunda "Altı Bahçeler", Yağıbasan'ın 560 tarihli vakfiyesi. Bunlar Amasya Tarihi'nin kendi kaydıdır; TDV Dânişmendliler maddesinin kaynakçasında da bu kitap yer alır. Aynı maddede Dânişmendliler döneminden Amasya'da kalan eserler olarak Çağlayan (Çalakçalık) Köprüsü ve Küçük Ağa Külliyesi'nin temelleri anılır; Çağlayan Köprüsü'nün XII. yüzyılın birinci yarısında, Yağıbasan'ın emirlerinden İltegin Gazi'nin oğlu Hüsâmüddevle Hasan tarafından yaptırıldığı anlaşılır. TDV'nin Amasya maddesi ise şehirdeki en eski Türk yapısının, Dânişmendoğlu Melik Gazi tarafından bugünkü Şamlar Camii yerinde, kalenin hemen doğusunda yaptırılan cami olduğunu söyler.
Haçlılar, Kılıçarslan ve Hanedanın Sonu
Metnin son bölümünde Bizans imparatoru Aleksiyus ile Papa Urban'ın yardım talebi, Haçlıların gelişi ve Melik Ahmed Gâzi'nin ölümü anlatılır. Haçlı seferleri konusunda TDV'nin anlatımı ise şöyledir: Ağustos 1101'de Lombardlar, Fransızlar ve Almanlardan oluşan yeni bir Haçlı ordusu Amasya ve Niksar'a gitmek üzere Çankırı istikametine yöneldiyse de Gümüştegin, I. Kılıçarslan ve müttefikleri Merzifon yakınlarında bu orduyu bozguna uğratmıştır. Hüsameddin'in Dânişmendnâme'den ve Müslüman tarihçilerden aktardığı Haçlı anlatısı, bu çerçeveyle genel olarak örtüşür. Bohemund'un Gümüştegin tarafından 1100'de esir alınıp Sivas'a, sonra Niksar'a götürüldüğü, 1103'te fidyeyle serbest bırakıldığı belirtilir. Ardından Kılıçarslan'la araları bozulmuş, Gümüştegin Ağustos 1103'te Maraş yakınlarında yenilmiş ve 1104'te Sivas'ta ölmüştür.
Hüsameddin'in "Melik Gâzi Ahmed Han 490'da Helkine (Karahisar-ı Şarkî) önünde Rumlarla savaşırken ağır yaralandı, Niksar'a varınca öldü ve oraya gömüldü" anlatısındaki Niksar'da ölüm ve türbenin orada bulunması, Dânişmendnâme'nin söylediğiyle uyuşur; Helkine'deki savaşın ayrıntısına ise başka kaynaklarda rastlanmadı. Yazar kendisi de ölüm tarihinin hiçbir kayıtta açıkça verilmediğini, 490'ın bir çıkarım olduğunu söyler. TDV, Dânişmend Gazi'nin ölüm tarihinin kesin bilinmediğini, 1085 civarının makul görüldüğünü; Gümüştegin'in ise 1104'te Sivas'ta öldüğünü yazar. Niksar'daki türbe konusunda bir başka kaynakta Niksar'da vefat eden Ahmed Gazi'nin naaşının Haçlı ve Bizans saldırılarından korunmak için önce gizlice gömüldüğü anlatılır; yapının özgün kitabesi günümüze gelmemiştir ve kimin için, ne zaman yapıldığı kesin değildir. Türbe 1939 Erzincan ve 1942 Niksar depremlerinde ağır hasar görmüş, 2017'de kapsamlı bir onarım geçirmiştir.
Yağıbasan konusu da dikkat çeker. Hüsameddin metinde iki Yağıbasan anar: Ahmed'in amcazadesi olan Sivas emiri ile 560 tarihli vakfiyeyi düzenleyen torunu. TDV'ye göre Niksar'da bulunan 552 (1157) tarihli kitabede Yağıbasan'ın adı "Yağıbasan b. Melik Gāzî b. Melik Dânişmend" diye geçer; yani kitabeye göre Dânişmend'in torunudur ve hükümdarlığı 1143-1164 arasındadır. Bu da Hüsameddin'in vakfiye sahibini "hafîd" (torun) olarak tanıtmasıyla uyuşur. Dânişmendlilerin Amasya'daki hâkimiyeti yaklaşık yüz yıl sürmüş, II. Kılıç Arslan'ın 1175'te Amasya'yı almasıyla sona ermiştir.
Dikkat Çeken Noktalar
Metnin başlıca değeri, Dânişmendlilerin Amasya'daki izlerini yerel belgeler ve kitabelerle desteklemesidir. Özellikle Niksar'daki mezar kitabelerinin okunuşu ve vakfiye kayıtları, hanedanın aile ağacı için bugün de başvurulan malzemedir (TDV'nin bibliyografyasında Amasya Tarihi'ne yapılan atıflar bunu gösterir). Öte yandan olayların sırası, tarihleri ve Hüsameddin'in "ne kadar güvenilir" saydığı kaynakların niteliği konusunda okurun temkinli olması gerekir. Yazar bu temkini kendisi de belirtir: elde ettiği sonuçların kesin tarihî gerçekler olarak ileri sürülemeyeceğini açıkça yazar.
Ayrıca dipnotlarda anlatılan yer adı açıklamaları (Çorum adının "memnun" anlamındaki bir sözcükten, Osmancık adının Sorkun emiri Osmâncık Bey'den, Gümüş kasabasının eski adının "Gümüş Pazarı"ndan gelmesi) Hüsameddin'in kendi yorumlarıdır; başka kaynaklarda bunların doğrulaması bulunamamıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 315–322. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Abdülkerim Özaydın, "Dânişmend Gazi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993, s. 467–469: https://islamansiklopedisi.org.tr/danismend-gazi
- "Dânişmendliler", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/danismendliler
- Sefer Solmaz, "Melik Gazi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019: https://islamansiklopedisi.org.tr/melik-gazi
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Diğer kaynaklar