Amasya'da medfûn olan sâlifü'z-zikr Pervâne Beyzâde Azîzeddîn Mehmed Bey bin Mu'îneddîn Süleyman Bey'in mahdûmu olup 698 şevvâlinde [443] Simre eyâleti vâlîsi olarak Amasya'da ikâmet etmişdir. Mes'ûd Bey'in akrabâsından Gümüşlüzâde Sirâceddîn İsmâ'il Bey müstevfî-i eyâlet-i Rûmiyye olup eniştesi Söbüktay oğlu Şemseddîn Ugurbay vekîl-i umûru oldu. Şemseddîn Ahmed bin el-Verdî Simre kâdı'l-kudâtı ve Seyfeddîn Sunkurca Bey dahi kale dizdârı idi.
Moğol serdârı Kutlug Şâh'ın harekâtı Mısır hükümdârı el-Melikü'n-Nâsır Muhammed bin Kalavun'a aks eyledikde derhâl tertîb eylediği bir orduyu irsâl ediyor, Kutlug Şâh asâkir-i Mısriyye ile harb ederek mağlûb ve münhezim olup perîşân bir sûretde avdet etmekle asâkir-i Mısriyye Tatarlar'ı takîb ediyorlar, esnâ-yı ta'kîbde Mardin şehrine girip pek çok fezâyih-i menfûre icrâsıyla Kutlug Şâh'ın mezâlimine bir nazîre yapıyorlardı.
Bîçâre Anadolu Türkmenleri, tâbi' oldukları Tatar hükûmeti ile isti'âne etdikleri Mısır Türkleri arasında menâfi'-i İslâmiyyeden, hissiyât-ı milliyeden bî-haberâne muhârebeler oluyor, bunlar yek-diğeriyle kör döğüşüne çıkıyorlar, hangisi galebe ederse gâlibin pençe-i zulmü altında Türkmenler eziliyordu. Fakat Türkmen beyleri bu kadar mezâlime rağmen saltanat-ı Selçûkiyye'den ümîdlerini kesmiyorlar, Sultân Mes'ûd'un azl ve habsinden fevkalâde müte'essir olarak Konya'da ikâmet eden birâderzâdesi Sultân Alâ'eddîn Keykubâd'ı takviye ederek istiklâlini i'lân etmek istiyorlardı.
Mısır harbinde Kutlug Şâh'ın perîşân bir sûretde münhezimen avdeti, [444] Türkmen beylerinden bir kısmını fevkalâde ümid-vâr ederek bunlara mu'în olan Tatar ümerâsından İfak (İbak) bin Baycu Noyin oğlu Sülimiş Bay ortaya atılıyor, bir cem'iyyet-i ihtilâliyye teşkîl ederek Sultân Alâ'eddîn Keykubâd'ın istiklâlini i'lân ediyor, Sultân Mes'ûd'un azl ve habsinden dolayı zâten her tarafda sultân-ı müşârün-ileyhin nâmına hutbe okunmakla Sülimiş Bay'ın isyânı Moğol hükûmetini endîşeye düşürüyordu.
Sultân Mahmûd Gazân Hân, hükûmet-i Mısriyye'nin Baltubay'a mu'âvenetinden, asâkir-i Mısriyye'nin Mardin şehrinde irtikâb etdikleri fezâyihden ve ba'dehû Türkmen beylerinin harekâtından son derece hiddet ederek bi'z-zât kendisi bir kuvve-i külliye ile Anadolu'ya geliyor, Sülimiş Bay'ı halkın nazarından düşürmek için Sultân Alâ'eddîn Keykubâd'ın aleyhinde hurûc etmekle ithâm⁴²¹ ederek harekât-ı istîsâliyyesini muhık göstermeğe çalışıyordu.
Binâ'en-aleyh Simre (Amasya) eyâleti nâzırı İşboğa Noyin'i, bir kuvve-i kâfiye ile Sülimiş Bay'ın aleyhine i'zâm etdikden sonra kendisi de Konya üzerine gidiyor, İşboğa Noyin kemâl-i sür'atle gidip Sülimiş Bay'ı [445] 699'da Kayseriyye'de basıp tutuyor⁴²², başındaki cem'iyyeti dağıtdıkdan sonra Gazân Hân'ın huzûruna takdîm ediyordu. Gazân Hân dahi Câmiu'd-Düvel gibi tevârîh-i mühimmede mezkûr olduğu üzere Sülimiş Bay'ı ve etbâ'ını katl etdikden sonra Sultân Alâ'eddîn Keykubâd'ı ibtidâ tekrîm ve ba'dehû azl edib Isfahân şehrine i'zâm etdikden sonra katl etdirmiş ve Konya eyâletini Babazâde Mücîreddîn Emîr Şâh Bey'e tevcîh etmişdir.
Gazân Hân'ın bu ikinci sultânı dahi azl ve nefy ederek saltanat-ı Selçûkiyye'yi Anadolu'dan kaldırması, Türkmenler üzerinde pek büyük te'essürâtı mûcib ve uç beylerinin istiklâline bâ'is olduğu cihetle Kastamonu'da Devletşâhzâde Gıyâseddîn İbrâhim, Tire'de Aydın, Manîsâ'da Saruhan, Muğla'da Menteşe, Silifke'de Karamânzâde Bedreddîn Mahmûd, Kütahya'da Germiyânzâde Alîşîr, Isparta'da Hamîd, Antalya'da Teke⁴²³ Beyler i'lân-ı istiklâl etdikleri gibi Söğüt kasabasında dahi Gâzi Ertuğrul Beyzâde Muzaffereddîn Osmân Bey kendi nâmına hutbe-i istiklâlî okutmuşdur.
Yukarıdan beri devâm eden tafsîlât-ı târîhiyyeden müstebân olduğu üzere Söğüt emâretinde bulunan müşârün-ileyh Muzaffereddîn Osmân Bey [446] ibtidâ Simre hükümdârı Sultân Gıyâseddîn Mes'ûd nâmına, bunun azl ve habsinden sonra birâderzâdesi Sultân Alâ'eddîn Keykubâd nâmına ba'dehû kendi nâmına hutbe okutarak nîm-müstakil bir sûretde mücâhedâtına devâm etmekde idi. Ancak 699'da Sultân Alâ'eddîn Keykubâd'ın dahi azl ve nefyine binâ'en doğrudan kendi nâmına hutbe okutmakla i'lân-ı istiklâl etmiş olduğu muhakkakdır.
Bu hutbe-i istiklâlin hangi ayda kırâ'at edildiği tedkîkâtına gelince el-Muhtasar Fî Târîhi'l-Beşer'de İmâdeddîn İsmâ'il bin Muhammed bin Arabşâh "699 rebî'ulevvelinin yirmi yedinci gününe müsâdif olan kânûn-ı evvel-i rûmînin yirmi üçüncü gününde Moğol askeri Humus civârında asâkir-i Mısriyye ile harb ve Gazân Hân'ın galebe etdiğini" tahrîr etmekdedir.
Şu kayd-ı târîhiyyeden müstebân olduğu üzere Sultân Alâ'eddîn Keykubâd'ın 699 senesi saferinde azl ve nefy edildiğinde ve hutbe-i istiklâl-i Osmânî sene-i mezbûre saferinin yirmisinden sonra ve rebî'ulevvelin yirmisinden evvel olduğunda şübhe yokdur. Konya'da saferin evâhirinde vâki' olan hâdise-i azlin haberi Söğüt kasabasına ancak rebî'ulevvelin evâ'ilinde vâsıl olabileceği cihetle hutbe-i istiklâlin 699 rebî'ulevvelinde olduğu anlaşılır.
Sultân Osmân Hân-ı Evvel hazretleri, bidâyet-i emâretinden beri diyâneti, adâleti rehber-i harekât ittihâz ederek mücâhedât-ı dîniyyesiyle iştihâr ve "Gâzi" unvân-ı celîlini ihrâz için dîn uğurunda bütün varlığını îsâr etdiği [447] târîhen muhakkak ve sûret-i resmiyyede muhteşem bir alay tertîb ederek kırâ'at-ı mevlid âdet-i müstahsenesi dahi kendisinden evvel gelen selâtîn-i İslâmiyye arasında gayr-ı ma'hûddur.
Saltanat-ı celîle-i Osmâniyye'nin her sene teyemmünen icrâ buyurduğu mevlid-i şerîf alay-ı vâlâsının tâ bidâyet-i te'essüsünden beri devâm edegeldiğine, cum'a atiyyesi nâmıyla ma'lûm olan sadakât-ı azîmenin her cum'a bezli, Sultân Osmân Hân-ı Evvel hazretlerinden beri selâtîn-i Âl-i Osmân'ın mu'tâd-ı hümâyûnları olduğuna ve sultân-ı müşârün-ileyhin imâmı olduğu zann edilen Süleyman Çelebi merhûmun tertîb eylediği manzûme-i mevlidin vücûduna nazaran hâkân-ı müşârün-ileyh hazretleri 699 senesi rebî'ulevvelinin on ikinci cum'a gününde kendi nâmına hutbe okudup teşekküren-lillâhi Ta'âlâ Resûl-i Ekrem Efendimiz Hazretleri'nin mevlid-i sa'âdetleri merâsimini îfâ ve bezl-i sadakât etdiği ve ba'dehû her sene bu merâsim îfâ edilerek görülen lüzûm üzerine manzûme-i mevlidin tertîb edilmiş olduğu tebeyyün eder.
Şu hesâb üzerine rebî'ulevvelin yirmi yedisiyle on ikisi arasında vâki' on beş gün, kânûn-ı evvelin yirmi üçünden bi't-tenzîl hutbe-i istiklâl-i Osmânî 699 senesi kânûn-ı evvelinin sekizinci gününe tesâdüf eder. Binâ'en-aleyh selâtîn-i Âl-i Osmân hazerâtı, istiklâl-i Osmânî merâsim-i mahsûsasını bir vazîfe-i dîniyye olmak üzere her senenin rebî'ulevvelinde on ikinci günü mevlid-i şerîf alay-ı vâlâsıyla îfâ buyurmakdadırlar.
Amasya vâlîsi Mühezzebeddîn Mes'ûd Bey, Gazân Hân'ın Mısır seferinde [448] Simre eyâleti nâzırı İşboğa Noyin ile beraber harbe gidip Söbüktay oğlu Şemseddîn Ugurbay⁴²⁴ Amasya'da vâlî kâ'im-makâmı kalmış, Amasya eyâleti Tatar askerinden boşalmış olduğu cihetle her türlü harekâta müsâ'id bir hâle gelmiş idi.
Bu müsâ'ade-i ahvâlden istifâde etmeğe çalışan Devletşâhzâde Gıyâseddîn İbrâhim Bey bin Sultân Süleyman öteden beri Sinop livâsında ve bütün Kastamonu vilâyetinde ceddinin ve pederinin fethinden dolayı iddi'â-yı hukûk etmekde olduğu münâsebetle birâderi İsmâ'il Bey ile ittifâk ederek ibtidâ Sinop'u ve ba'dehû Kastamonu ve havâlîsini zabt ve istîlâ ve Tutaş oğlu Şemseddîn Timur Bey'i tard etmekle sâ'ir uç ümerâsı gibi i'lân-ı istiklâl etmişdir.
Simre eyâleti vâlîsi Mühezzebeddîn Mesûd Bey 699 cumâde'l-ûlâsında Amasya'ya avdet eyledikde Kızılırmak'ın cihet-i şimâliyyesini tamâmiyle istîlâ eden Devletşâh Oğulları'nı Kastamonu eyâletinden def' için harb etmek lüzûmunu anlıyor, fakat ne Tatarlar'dan ne de Türkler'den aslâ emîn olamıyordu.
Çünkü bidâyet-i emâretinden beri nâzır-ı eyâlet İşboğa Noyin ile vekîl-i emâret Ugurbay, Tatar oldukları münâsebetle Mes'ûd Bey'i fevkalâde tazyîk ederek enzâr-ı umûmiyyede pek çok mezâlim icrâsına sevk ediyor, [449] Mes'ûd Bey dahi genç, gâyet müteharrik, mütekebbir, harîs-i şöhret bir adam olduğu münâsebetle bir tarafdan Sultân Mes'ûd'un etvâr-ı mülûkânesini izhâr ederek ibrâz-ı azamet ediyor, diğer tarafdan pek lâ'ubâliyâne irtikâb-ı fısk u fücûr ederek bütün seyyi'âtını halka gösteriyordu.
Hulâsa Mes'ûd Bey'in kibir ve gurûru Tatarlar'ı, fısk u fücûru da Türkler'i pek ziyâde dil-gîr etmiş idi. Bu cihetden Câmiu'd-Düvel'de mezkûr olduğu üzere bütün eyâlet halkı Mes'ûd Bey'in zevâl-i ikbâlini dört gözle gözlüyorlar, bunun seyyi'ât-ı ef'âlinden dolayı Tatarlar'ın îkâ'-ı mezâlim etmesinden Allâh'a sığınıyorlardı.
Nihâyet Mes'ûd Bey mevki'-i resmîsini, ikbâl-i zâtîsini muhâfaza etmek için 699 cemâziyelâhirinde⁴²⁵ Kastamonu hâkimi Sultân Gıyâseddîn İbrâhim bin Sultân Süleyman⁴²⁶ harbine giderek Sinop havâlîsinde eylediği muhârebede maktûl ve cesedi Amasya'da pederinin türbesine menkûl olarak Simre emâretine Şemseddîn Ahmed el-Lâkûşî nasb edilmişdir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasya'da gömülü olan, yukarıda anılan Pervâne Beyzâde Azîzeddin Mehmed Bey'in (Muînüddin Süleyman Bey oğlu) oğludur. 698 [1298-99] şevvâlinde Simre eyaleti valisi olarak Amasya'da oturdu. Mesud Bey'in akrabasından Gümüşlüzâde Sirâceddin İsmail Bey eyalet-i Rûmiyye müstevfisi olup eniştesi Söbüktay oğlu Şemseddin Ugurbay işlerini yürüten vekil oldu. Şemseddin Ahmed bin el-Verdî Simre başkadısı, Seyfeddin Sunkurca Bey de kale muhafızıydı.
Moğol serdarı Kutlug Şah'ın hareketleri Mısır hükümdarı el-Melikü'n-Nâsır Muhammed bin Kalavun'a ters düşünce, o hemen hazırladığı bir orduyu gönderdi. Kutlug Şah, Mısır askeriyle savaşıp yenildi ve dağılmış bir hâlde geri döndü; Mısır askerleri de Tatarlar'ı kovalayarak Mardin şehrine girdi ve pek çok iğrenç zulüm yaparak Kutlug Şah'ın zulümlerinin bir benzerini işledi.
Zavallı Anadolu Türkmenleri, bağlı oldukları Tatar hükümeti ile yardım aldıkları Mısır Türkleri arasında, Müslümanların çıkarından ve millî duygulardan habersizce yapılan savaşlarla karşı karşıya kalıyor, bunlar birbirleriyle körü körüne dövüşüyor, hangisi galip gelirse galibin zulüm pençesi altında Türkmenler eziliyordu. Fakat Türkmen beyleri bunca zulme rağmen Selçuk saltanatından umutlarını kesmiyor, Sultan Mesud'un azli ve hapsinden çok etkilenerek Konya'da oturan yeğeni Sultan Alâeddin Keykubâd'ı destekleyip bağımsızlığını ilan etmek istiyorlardı.
Kutlug Şah'ın Mısır savaşından dağılmış bir hâlde yenilgiyle dönmesi Türkmen beylerinden bir kısmını büyük ölçüde umutlandırdı. Onlara destek olan Tatar emirlerinden, Baycu Noyin'in oğlu İfak (İbak)'ın oğlu Sülimiş Bay ortaya atıldı; bir isyan topluluğu kurarak Sultan Alâeddin Keykubâd'ın bağımsızlığını ilan etti. Sultan Mesud'un azli ve hapsi yüzünden zaten her yerde adı geçen sultan adına hutbe okunduğu için Sülimiş Bay'ın isyanı Moğol yönetimini endişeye düşürüyordu.
Sultan Mahmûd Gazan Han, Mısır hükümetinin Baltubay'a yardımından, Mısır askerlerinin Mardin'de işlediği rezaletlerden ve sonra da Türkmen beylerinin hareketlerinden son derece öfkelenerek bizzat kendisi büyük bir kuvvetle Anadolu'ya geliyordu. Sülimiş Bay'ı halkın gözünden düşürmek için onu Sultan Alâeddin Keykubâd'a karşı ayaklanmakla suçlayıp,⁴²¹ kendi yok edici harekâtını haklı göstermeye çalışıyordu.
Bunun üzerine Simre (Amasya) eyaleti nâzırı İşboğa Noyin'i yeterli bir kuvvetle Sülimiş Bay'ın aleyhine gönderdikten sonra kendisi de Konya üzerine gidiyordu. İşboğa Noyin büyük bir hızla gidip Sülimiş Bay'ı 699'da [1299-1300] Kayseri'de basıp yakaladı⁴²², başındaki topluluğu dağıttıktan sonra Gazan Han'ın huzuruna sundu. Gazan Han da Câmiu'd-Düvel gibi önemli tarihlerde anıldığı üzere Sülimiş Bay'ı ve yandaşlarını öldürdükten sonra Sultan Alâeddin Keykubâd'ı önce ağırladı, sonra görevden alıp İsfahan şehrine gönderdi ve orada öldürttü; Konya eyaletini de Babazâde Mücîreddin Emîr Şâh Bey'e verdi.
Gazan Han'ın bu ikinci sultanı da görevden alıp sürgüne göndermesi ve Selçuk saltanatını Anadolu'dan kaldırması, Türkmenler üzerinde çok büyük bir etki yaptı ve uç beylerinin bağımsızlığına yol açtı. Kastamonu'da Devletşâhzâde Gıyâseddin İbrahim, Tire'de Aydın, Manisa'da Saruhan, Muğla'da Menteşe, Silifke'de Karamanzâde Bedreddin Mahmud, Kütahya'da Germiyanzâde Alîşîr, Isparta'da Hamid, Antalya'da Teke⁴²³ Beyleri bağımsızlıklarını ilan ettikleri gibi, Söğüt kasabasında da Gazi Ertuğrul Beyzâde Muzaffereddin Osman Bey kendi adına bağımsızlık hutbesi okuttu.
Yukarıdan beri süren tarihî ayrıntılardan anlaşıldığı üzere Söğüt emirliğinde bulunan adı geçen Muzaffereddin Osman Bey, önce Simre hükümdarı Sultan Gıyâseddin Mesud adına, onun görevden alınıp hapsedilmesinden sonra yeğeni Sultan Alâeddin Keykubâd adına, sonra da kendi adına hutbe okutarak yarı bağımsız bir biçimde mücadelesini sürdürüyordu. Ancak 699'da [1299-1300] Sultan Alâeddin Keykubâd'ın da görevden alınıp sürülmesi üzerine doğrudan kendi adına hutbe okutarak bağımsızlığını ilan ettiği kesindir.
Bu bağımsızlık hutbesinin hangi ayda okunduğunu araştırmaya gelince, el-Muhtasar fî Târîhi'l-Beşer'de İmâdeddin İsmail bin Muhammed bin Arabşah, "699 rebîülevvelinin yirmi yedinci gününe rastlayan rumî kânûn-ı evvelin yirmi üçüncü gününde Moğol askerinin Humus civarında Mısır askeriyle savaştığını ve Gazan Han'ın galip geldiğini" yazmaktadır.
Bu tarih kaydından anlaşıldığı üzere Sultan Alâeddin Keykubâd'ın 699 safer ayında görevden alınıp sürüldüğünde ve Osmanlı bağımsızlık hutbesinin aynı yılın saferinin yirmisinden sonra, rebîülevvelin yirmisinden önce okunduğunda şüphe yoktur. Konya'da saferin sonlarında olan azil olayının haberi Söğüt kasabasına ancak rebîülevvelin başlarında ulaşabileceği için bağımsızlık hutbesinin 699 rebîülevvelinde okunduğu anlaşılır.
Sultan Birinci Osman Han hazretleri, emirliğinin başından beri dindarlığı ve adaleti yol gösterici edinmiş, dinî mücadeleleriyle ün yapmıştır; "Gazi" şerefli unvanını kazanmak için din uğruna bütün varlığını feda ettiği tarihen kesindir. Resmî olarak muhteşem bir alay düzenleyip mevlid okutma güzel âdeti de kendisinden önce gelen İslâm sultanları arasında bilinmiyordu.
Osmanlı saltanatının her yıl yaptığı mevlid-i şerif alayının ta kuruluşundan beri sürdüğüne, "cuma atiyyesi" adıyla bilinen büyük sadakaların her cuma dağıtılmasının Sultan Birinci Osman Han'dan beri Osmanlı sultanlarının âdeti olduğuna ve adı geçen sultanın imamı olduğu sanılan merhum Süleyman Çelebi'nin düzenlediği mevlid manzumesinin bulunduğuna bakılırsa, adı geçen hakan hazretlerinin 699 yılı rebîülevvelinin on ikinci cuma günü kendi adına hutbe okutup Allah'a şükrederek Resûl-i Ekrem Efendimiz'in doğum günü törenini yaptığı ve sadaka dağıttığı, sonra her yıl bu törenin yapıldığı ve gerek görülmesi üzerine mevlid manzumesinin düzenlendiği anlaşılır.
Bu hesaba göre rebîülevvelin yirmi yedisi ile on ikisi arasındaki on beş gün, kânûn-ı evvelin yirmi üçünden çıkarılınca Osmanlı bağımsızlık hutbesi 699 yılı kânûn-ı evvelinin sekizinci gününe rastlar. Bu yüzden Osmanlı sultanları, bağımsızlık törenini dinî bir görev olarak her yılın rebîülevvelinin on ikinci günü mevlid-i şerif alayıyla yapmaktadırlar.
Amasya valisi Mühezzebeddin Mesud Bey, Gazan Han'ın Mısır seferinde Simre eyaleti nâzırı İşboğa Noyin ile birlikte savaşa gidince Söbüktay oğlu Şemseddin Ugurbay⁴²⁴ Amasya'da vali vekili kaldı; Amasya eyaleti Tatar askerinden boşalmış olduğu için her türlü harekete elverişli bir hâle gelmişti.
Bu elverişli durumdan yararlanmaya çalışan Sultan Süleyman oğlu Devletşâhzâde Gıyâseddin İbrahim Bey, eskiden beri Sinop livâsında ve bütün Kastamonu vilayetinde dedesinin ve babasının fethinden dolayı hak iddia ettiği için, kardeşi İsmail Bey ile anlaşarak önce Sinop'u, sonra Kastamonu ve çevresini ele geçirip işgal etti; Tutaş oğlu Şemseddin Timur Bey'i kovup öteki uç emirleri gibi bağımsızlığını ilan etti.
Simre eyaleti valisi Mühezzebeddin Mesud Bey, 699 cemâziyelevvelinde Amasya'ya döndüğünde, Kızılırmak'ın kuzey yakasını tamamen ele geçiren Devletşâh Oğulları'nı Kastamonu eyaletinden atmak için savaşmak gerektiğini anlıyor, fakat ne Tatarlar'a ne de Türkler'e hiç güvenemiyordu.
Çünkü emirliğinin başından beri eyalet nâzırı İşboğa Noyin ile vekil Ugurbay, Tatar oldukları için Mesud Bey'i son derece sıkıştırıyor, halkın gözü önünde pek çok zulüm yapmaya sürüklüyordu. Mesud Bey de genç, çok hareketli, kibirli, ün düşkünü biri olduğundan bir yandan Sultan Mesud'un hükümdarca tavırlarını gösterip büyüklük taslıyor, öte yandan çok kayıtsızca günah ve ahlaksızlık işleyerek bütün kötülüklerini halka gösteriyordu.
Kısacası Mesud Bey'in kibri Tatarlar'ı, ahlaksızlığı da Türkler'i son derece bıktırmıştı. Bu yüzden Câmiu'd-Düvel'de anıldığı üzere bütün eyalet halkı Mesud Bey'in talihinin sönmesini dört gözle bekliyor, onun kötü işleri yüzünden Tatarlar'ın zulüm yapmasından Allah'a sığınıyordu.
Sonunda Mesud Bey resmî mevkiini ve kişisel itibarını korumak için 699 cemâziyelâhirinde⁴²⁵ Kastamonu hâkimi Sultan Süleyman oğlu Sultan Gıyâseddin İbrahim⁴²⁶ ile savaşmaya gitti. Sinop çevresinde yaptığı savaşta öldürüldü; cesedi Amasya'da babasının türbesine taşındı ve Simre emirliğine Şemseddin Ahmed el-Lâkûşî atandı.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- müstevfî: devletin mali hesaplarını tutan görevli
- vekîl-i umûr: işleri yürüten vekil
- dizdâr: kale muhafızı
- kâdı'l-kudât: başkadı
- fezâyih: rezaletler, kötü ve utanç verici işler
- istîsâl: kökünü kazıma, yok etme
- hutbe-i istiklâl: bağımsızlık hutbesi; hutbe cuma namazında hükümdar adına okunduğundan egemenlik belirtisiydi
- uç beyi, serhad beyi: sınır bölgesi yöneticisi
- cum'a atiyyesi: Osmanlı sultanlarının cuma günleri dağıttığı sadaka
- mevlid-i şerîf: Hz. Muhammed'in doğumunu anma töreni ve bu konudaki manzume
- ihrâz: kazanma
- îsâr: başkası için feda etme
- fısk u fücûr: günah ve ahlaksızlık
- mütekebbir, harîs-i şöhret: kibirli, ün düşkünü
- vâlî kâ'im-makâmı: vali vekili
- mutâva'atkârâne: boyun eğer biçimde, itaatkârca
- sâbık, sâlifü'z-zikr: önceki, yukarıda anılan
Mühezzebeddin Mesud Bey ve Pervâneoğulları
Mühezzebeddin Mesud, Pervâneoğulları Beyliği'nin yöneticilerinden biridir. Ansiklopedi maddesine göre Muînüddin Mehmed 696'da (1297) Konya'da ölünce yerine kardeşi Mühezzebüddin Ali'nin oğlu Mühezzebüddin Mesud geçmiştir. Hüsameddin ise Mühezzebeddin Mesud'u Azîzeddin Mehmed Bey'in oğlu olarak tanıtır. Aynı maddeye göre Mesud Bey, İlhanlılar tarafından görevlendirilen Mücîrüddin Emîrşah'ı damat edinmiş, Bafra ve Samsun'u ele geçirmiş, Cenevizliler'in kurduğu tuzağa düşüp esir alınmış, Kefe'ye götürülmüş ve 900.000 dirhem fidye ödeyerek 697'de (1298) kurtulmuştur. Ölümü ise 700'de (1300) Sinop'ta olmuştur; yerine oğlu Gazi Çelebi geçmiştir. Hüsameddin'in anlattığı ölüm, yani 699'da Kastamonu'daki Sultan İbrahim ile savaşta Sinop çevresinde öldürülmesi ve cesedinin Amasya'ya getirilmesi, bu bilgiyle uyuşmaz. Hüsameddin'in Mesud Bey'e yönelttiği suçlamalar (kibir ve ahlaksızlık) incelenen kaynaklarda geçmez.
Ansiklopedi maddesinde Pervâneoğulları'nın Sinop ve çevresinde yaptırdığı eserler anılır: Muînüddin Süleyman Pervâne'nin 666'da (1267-68) inşa ettirdiği Sinop Ulucamii ile arkasındaki medrese bunların başındadır. Pervâneoğulları'nın sonu ise 1322'dir: Gazi Çelebi'nin ölümünden sonra kızı yönetimi devralmış, Kastamonu'daki Candaroğlu Süleyman Bey Sinop'u kendi ülkesine katmıştır.
Sülemiş Bay'ın İsyanı
Hüsameddin'in "Sülimiş Bay" dediği kişi, ansiklopedi maddelerinde Sülemiş olarak geçer ve Selçuklular'ı Kösedağ'da yenen Baycu Noyan'ın torunudur. Hüsameddin'in verdiği soy sırası ("Baycu Noyin oğlu İfak'ın oğlu") buna uyar. Sülemiş, Gazan'ın Anadolu ordusu başkomutanlığına Bayıncar'ı atamasına kızarak 698 (1299) kışında isyan etmiştir. Ansiklopedi maddesine göre isyan bastırılırken Sülemiş'in Moğol askerlerinin çoğu Kutluğ Şah'ın tarafına geçmiş (7 Nisan 1299); Sülemiş Memlük ülkesine kaçmış, geri dönüp Ankara civarında yakalanmış ve Tebriz'de şehrin meydanında öldürülmüştür (27 Eylül 1299). Hüsameddin'in "İşboğa Noyin Sülemiş'i Kayseri'de yakaladı" anlatısı bu seyirle örtüşmez; ayrıca Kutluğ Şah, kitabın önceki maddesinde Baltu'ya karşı gönderilen komutan olarak anılırken burada Mısır'dan yenilgiyle dönen komutan olarak yeniden görünür. Kaynaklarda Kutluğ Şah'ın hem Baltu'ya hem Sülemiş'e karşı görevlendirildiği yazılıdır.
Gazan Han'ın Anadolu'ya mı yoksa Suriye'ye mi yöneldiği de farklı aktarılır. Ansiklopedi maddesine göre Gazan, Bağdat'a vardığında Anadolu genel valisi Sülemiş'in isyanını öğrenmiş, Suriye seferinden vazgeçip kuvvetlerini Sülemiş'e yöneltmiştir. Sülemiş'in Mardin'i yağmalaması yeni bir Suriye seferine yol açmış, Hama ile Humus arasındaki Vâdilhâzindâr'da kazanılan savaş 22 Aralık 1299'da olmuş, Moğollar Ocak 1300'de Şam'a girmiştir. Hüsameddin'in "699 rebîülevvelinin yirmi yedisine rastlayan rumî kânûn-ı evvelin yirmi üçü" dediği savaş, bu tarihle (22 Aralık 1299) örtüşür; yani kitaptaki tarih kaydı bu savaşın tarihiyle uyuşur; ondan çıkarılan sonuçlar ise Hüsameddin'e aittir. Gazan'ın Konya üzerine yürüdüğü ise başka bir kaynakta doğrulanamadı.
III. Alâeddin Keykubad'ın Sonu
Hüsameddin, Gazan'ın Keykubad'ı Sülemiş'ten sonra görevden alıp İsfahan'a gönderdiğini ve öldürttüğünü yazar. Ansiklopedi maddesine göre III. Alâeddin Keykubad 13 Ekim 1298'de Konya'da tahta oturmuş, Sülemiş isyanında bu isyanı desteklememiş, ülkeden uzaklaşmış, Gazan'ı Suriye seferi dönüşünde Musul yöresinde karşılamış ve Gazan ona bütün Selçuklu ülkesinin idaresini yarlıkla vermiştir. Sonradan zulme ve müsâdereye sapan Keykubad, Abışka Noyan'ın gözetimine alınmış, Tebriz'de yargılanıp bağışlanmış, ancak azledilmiştir; yerine II. Mesud ikinci kez tahta çıkarılmıştır (702/1302-03; Niğdeli Kadı Ahmed'e göre 19 Mayıs 1303). Keykubad'ın İsfahan'da maiyetinden biri tarafından bıçaklanarak öldürüldüğü de aynı maddede geçer. Yani Keykubad'ın görevden alınması kitapta yaklaşık üç yıl erkene çekilmiştir. Hüsameddin'in Osman Bey'in bağımsızlık tarihini Keykubad'ın azline bağlayan hesabı bu nedenle ansiklopedi anlatımıyla bağdaşmaz.
Osman Bey'in Bağımsızlığı ve Mevlid Tartışması
Hüsameddin, Osman Bey'in kendi adına hutbe okutarak bağımsızlığını ilan ettiği tarihi 699 rebîülevvelinin on ikisine ve Aralık 1299'un sekizine yerleştirir; bunu, mevlid törenlerinin her yıl rebîülevvelin on ikisinde yapılmasına ve Osmanlı sultanlarının cuma sadakası geleneğine dayandırır. Bu bağlantı Hüsameddin'in kendi çıkarımıdır; incelenen kaynaklarda doğrulanamadı.
Osman'ın maddesinde 1299, Osmanlı rivayetinde Osman'ın Bilecik fethi ve bağımsızlık yılı olarak kaydedilir. Aynı maddeye göre Osman'ın kendi adına hutbe okutması rivayeti sonraki dönemlerde, hanedanın Osman ile başladığı inancındakilerce eklenmiştir; Neşrî ise Keykubad'ın ölümüyle Selçuklu hanedanının ortadan kalkması üzerine hutbenin Osman adına okunduğunu yazar. Maddede ayrıca, Anadolu'nun bey ve emirlerinin hutbe ve sikke sahibi sultanlıklarını ancak 1335'te Ebû Said Bahadır Han'ın ölümü ve Cengiz soyundan ilhanların kalmaması üzerine ilan ettikleri, 1299'un hukuken kuruluş tarihi sayılmasının ise İslâmî geleneğe göre hutbe ve sikke sahibi olmaya yetmediği belirtilir. Aynı maddede Osman'ın Karacahisar'ı almasıyla bölgeye fiilen hâkim olduğu ve Selçuklu-İlhanlı naiplerinin yerine geçmiş göründüğü belirtilir; 698'de (1299) Osman Eskişehir'den Bilecik ve Yenişehir'e kadar geniş bir ülkenin sahibi olduğu için İnönü'yü oğlu Orhan'a, Yarhisar'ı Hasan Alp'e, İnegöl'ü Turgut Alp'e vermiştir.
III. Keykubad maddesinde ise Alâeddin Keykubad'ın Osman Gazi'ye beylik verdiği rivayeti anılır; Osman'a gönderildiği söylenen Türkçe temliknâme ve Farsça menşurların uydurma olduğu belirtilir.
Kastamonu ve Sinop Tarafı
Hüsameddin'in "Devletşâhzâde Gıyâseddin İbrahim" ve kardeşi İsmail Bey'e ilişkin anlatısı, incelenen ansiklopedi maddelerinde bu adlarla doğrulanamadı. Kastamonu çevresi için maddelerde başka bir tablo çizilir: Çobanoğulları Beyliği'nin yerini alan Candaroğulları'nın kurucusu Şemseddin Yaman Candar'a Geyhatu Eflani ve çevresini iktâ vermiş, Kastamonu ve Safranbolu'yu ise oğlu Süleyman Bey almıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 372–374. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Muharrem Kesik, "Pervâneoğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, 2007, s. 245–246. https://islamansiklopedisi.org.tr/pervaneogullari
- Faruk Sümer, "Keykubad III", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, 2022, s. 359–361. https://islamansiklopedisi.org.tr/keykubad-iii
- "Gāzân Han", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/gazan-han
- "Osman I", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/osman-i
- "Candaroğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/candarogullari