İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · SEKİZİNCİ FASIL

Şemseddîn Ahmed Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 2. Cilt, s. 377–381 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Esbak çavuşbaşı Seyfeddîn Alakuş Bey'in mahdûmu olup "Türk Ahmed Bey" ve "Şems Ahmed el-Lâkûşî" demekle meşhûrdur. 704'de Sultân Mes'ûd'un vefâtıyla Anadolu eyâleti vâlîsi olduğu Târîh-i Âl-i Selçûk'da mestûrdur. Amasya'da Tımarhâne kapısının şark sütûnu üzerinde "Emîr-i Anadolu Ahmed" ibâresinin 708'de mahkûk bulunduğu, şu ma'lûmât-ı târîhiyyenin sıhhatini iş'âr etmekdedir.

Eyâletlerden her birine birer nâzır ta'yîn olunduğu esnâda sâbık Simre nâzırı İşboğa Noyin kemâ-kân Anadolu nâzırı olup mevki'ini, nüfûzunu aslâ gayb etmemişdir. Belki unvân-ı me'mûriyyeti tebeddül edib fazla olarak rukabâsından birini ya'nî Savcı Bey'i Sivas'a atmış ve Ahmed Bey'i kolayca nüfûzu altına aldıkdan sonra teferrüd etmişdir.

705'de müstevfî-i Anadolu ya'nî Anadolu defterdârı Torumtayzâde Nâsıreddîn Muhammed Bey ve Amasya candârı ya'nî zâbıta kumandânı Pervâne Beyzâde Alâ'eddîn Alî Pervâne Bey olup Tutaş oğulları [460] ya'nî Husrevşâhzâde Gıyâseddîn Mahmûd, Şihâbeddîn Ahmed ve Kaplan Beyzâde Sirâceddîn Umur ve Melik Arslan Beyzâde Şemseddîn Timur, Bedreddîn Mahmûd Beyler, Anadolu nâzırı İşboğa Noyin himâyesinde idiler.

Fakat Sultân Muhammed Hudâbende Hân, taht-ı İlhânî'ye cülûsundan i'tibâren Tâceddîn İbrâhim el-Alevî ile Şerefeddîn Muhammed et-Telâvî gibi izhâr-ı siyâdet eden şî'îlere pek ziyâde teveccüh eylediğinden bunların telkînâtıyla Şî'a mezhebini kabûl ederek her tarafda muharrem ayında icrâ-yı mâtem edilmesini emr ediyor, Ebûbekir ve Ömer ve Osmân radiyallâhu anhüm hazerâtına Mu'âviye ve emsâlini teşrîk ederek cümlesine la'netler yağdırıyor, bütün teba'a-i müslimenin vicdânlarına hücûm ederek Şî'a mezhebinin kabûlü husûsunda cebri pek meşrû' görüyordu.

Muhibb-i Âl-i Abâ olan Baba'îler'in nüfûzu tahaddüd ederek Amasya'da Mes'ûdiyye şeyhi ve müderrisi eş-Şeyh Mecdeddîn Îsâ azl olunarak yerine Şemseddîn Ahmed Baba nasb olunuyor, meşhûr İbik Baba'nın mürîd-i hâsı Tokatlı Burak Baba, Sultân Muhammed Hudâbende'nin yanında kibâr-ı evliyâdan add olunarak mu'tekid-i Tatar oluyor, bu sene Amasya'ya gelip halkı muhabbet-i Âl-i Abâ'ya da'vet ediyordu.

Ikdu'l-Cümân'da fâzıl-ı meşhûr Bedreddîn Mahmûd el-Aynî kavline ve tetebbu'âta nazaran Burak Baba, aslen Tokatlı olup takrîben 566 târîhinde tevellüd ederek küçük yaşında Amasya'ya gelip İbik ve Ahmed Babalar'ın hücre-i terbiyesinde [461] büyümüşdür. Babalar'dan bir mikdâr Arabî ve Fârisî lisânlarını ahz ve ta'allüm ederek mutasavvıfadan olmuş ve tab'an kalender-meşreb, lâ'ubâlî-mezheb olduğu münâsebetle seyâhate çıkıp köyden köye gezerek "Hân Elçisi" unvânıyla iştihâr etmişdir.

Burak Baba, uzun boylu, sert tüylü, kalın vücûdlu, söbü yüzlü, büyük gözlü, saçları kumral; kirpikleri, bıyığı, burnu gâyet uzun, kaşları kalın ve saçları umûmen kesâfetli, gövdesi son derece kıllı, karayağız idi. Manzara-i hâriciyyesi dağ adamı gibi olup saçları gâyet kirli ve müstekreh bir sûretde olduğundan başında, kaşlarında, bıyığında, sakalında, gövdesinde kehleler örümcek gibi ağ germiş bir hâlde idi.

Belinden yukarısı bütün çıplak olup aşağısına kırmızı bezden bir futa bağlamış, başına hafîf kırmızı bir sarık şeklinde dülbend sarmış ve iki taraflarına manda boynuzlarını rabt etmişdir. Elinde gâyet uzun ve büyük bir nefîr, kabakdan ma'mûl büyük ve siyâh bir keşkûl olup ayı gibi oynar, maymun gibi söyler, gâyet murdâr idi.

Aynı hâlde, aynı kıyâfetde sekiz on refîki olup bunların elinde fazla olarak "dâ'ire" dedikleri kasnağı büyük, kenârları zilli birer def olduğu hâlde gitdikleri şehirlerde, köylerde bir dâ'ire şeklinde durup bunlar çalar, Burak Baba oynar idi. Her ne tarafa gitseler çocuklar etrâfına koşar, mashara-i sıbyân olan Burak Baba hayvânâtın [462] sadâsını taklîd eder, hayvân gibi bağırır, çocukları eğlendirir ve bundan fevkalâde bir zevk-i mahsûs duyar idi.

Burak Baba, hulûli mu'tekid, âhireti münkir bir mülhid idi. Ferâ'iz ve muharremâtı inkâr edib esâs-ı ferâ'iz hubb-ı Alî der idi. Kâffe-i muharremâtı mübâh add eder, Cenâb-ı Hakk'ın ibtidâ Hazret-i Alî'ye hulûl, ba'dehû Sultân Olcaytu Muhammed Hudâbende Hân ile ittihâd etdiğini iddi'â eyler idi. Şehveti gâlib olup güzellere Tanrı der, önlerinde secde eder idi.

Burak Baba, Şâm'a gitdikde şu'arâ bunu hicv etmekle Şâm çocukları eş'âr-ı hicviyyeyi ezber edib Burak Baba'yı terzîl ve yüzüne karşı okuyarak temeshur ederlerdi. Bu eş'âr-ı hicviyyeden Sirâceddîn el-Haccâr'ın şu iki beyti Burak Baba'nın muvâfık-ı hâl ve kıyâfeti olduğu cihetle buraya nakl edildi:

عجم جائتنا من جو الروم / صور تحيرفيها األفكار
لهم قرون مثل الثيران / إبليس يصيح منهم زنهار⁴³⁰

Burak Baba, bu ahvâl-i garîbesiyle beraber şâir, darb-ı nutka kâdir, kalenderlikde misâli nâdir olduğu rivâyet edilmekde olup ba'zıları da merkûmu kibâr-ı mutasavvıfadan add etmekdedir. Müverrih-i müşârün-ileyhin nakl [463] etdiği şu ahvâl-i acîbe, karîn-i sıhhat olduğu takdîrde Burak Baba'nın evliyâdan değil, belki süfehâdan olduğu şübhesizdir.

Anadolu müslimleri, Tatarlar'ın kabûl-i İslâmına fevkalâde memnûn oldukları hâlde kesret-i mezâlimden dolayı onlara buğz u adâvet etmekde idiler. Bu def'a Olcaytu Hân'ın mezheb-i Şî'a'yı kabûl için vicdânlara kadar hücûmu çekilmez bir derd iken muhabbet-i Âl-i Abâ perdesi arkasında Burak Baba gibi her şenâ'ati irtikâb eden süfehânın tahakküm ve fesâhati halkı galeyâna getiriyordu.

Binâ'en-aleyh ulemâ-yı ehl-i sünnetden bir kısmı, pek çok salâbet-i dîniyye erbâbıyla beraber Anadolu ve Rûm eyâletlerinden çıkıp Tatarlar'ın nüfûzundan hâric olan uç beylerine ilticâ ediyorlardı. İşte bu mültecîlerden biri de sâbık Mes'ûdiyye şeyhi ve müderrisi olan Mecdeddîn Îsâ es-Salgarî olup 705'de evlâd u ıyâliyle beraber Söğüt hükümdârı Sultân Muzaffereddîn Osmân Hân hazretlerine ve Cemâleddîn el-Aksarâyî de Mısır'a ilticâ etmiş idi.

"Hân Elçisi" demekle meşhûr olan Tokatlı Burak Baba, Amasya'da bir müddet oturdukdan sonra rüfekâsıyla beraber 705'de Şâm'a müteveccihen gitmişdir. 706'da Sultân Muhammed Hudâbende Hân'ın dayısı ya'nî vâlidesi Togur Hâtun'un birâderi olan Uygur beylerinden Aydıncık Noyin⁴³¹ [464] bin Sarıca'ya Konya eyâleti tevcîh edilmekle gelip Karamânîler'i Konya'dan çıkardığı Târîh-i Yezdî'de mezkûrdur.

Burak Baba Şâm'a gidip Şâmîler'i Şi'îliğe da'vet etmekle ulemâ-yı Arab merkûmu ahz ve istintâk etmişler idi. Merkûmun İbâhiyye mezhebinde olduğu sâbit olduğu cihetle hadd-i şer'î vurulmuş, nihâyet yediği dayakdan müte'essiren 706 zilka'desi evâhirinde Şâm'da helâk olmuşdur.

Takrîben 707'de Kastamonu hâkimi Sultân Gıyâseddîn İsmâ'il Hân vefât edib yerine genç hafîdi Tâceddîn Devletşâh Bey bin el-merhûm Celâleddîn Muhammed Bey bin es-Sultân İsmâ'il Hân hâkim-i Kastamoniyye olmuş idi. Anadolu nâzırı İşboğa Noyin bu eyâleti dâ'ire-i nüfûzu altına almak için taht-ı himâyesinde olan sâbık Kastamonu vâlîsi melikü'l-ümerâ Arslan Beyzâde Şemseddîn Timur Paşa'yı teşvîk ediyordu.⁴³²

Çünkü Timur Paşa, Gıyâseddîn İsmâ'il Hân'ın kerîmezâdesi [465] ve sâbık Kastamonu vâlîsi ve vâlîzâdesi olduğu münâsebetle Kastamonu hükûmetine iki cihetden iddi'â-yı hukûk ediyordu. Bu def'a kendi kuvvetine nâzır-ı müşârün-ileyhin mu'âvenet-i mâddiyesi inzimâm etmekle 708'de eyâlet-i Kastamoniyye'yi harben zabt ve istîlâ ve hâkimi genç Devletşâh Bey'i ber-taraf etmiş, eyâlet-i mezbûre vâlîliğine Sultân Muhammed Olcaytu Hân tarafından nasb olunarak İşboğa Noyin'in dâ'ire-i nüfûzu altına idhâl edilmişdir.

708'de sultân-ı müşârün-ileyhin halîlesi İldüş Hâtun Amasya'da binâ etdirmekde olduğu Dâru'ş-Şifâ'yı ya'nî şimdiki Tımâr-hâne'yi ikmâl etdiği Mukaddime'de zikr edilmiş idi. Bu Dârü'ş-Şifâ'nın ilk tabîbi olan hekîm-i meşhûr Reşîdeddîn Lokmân bin Hasan bin Mûsâ bin Sârug el-Harezmî ile sâ'ir etibbâ-i meşhûresinin terâcim-i ahvâli ikinci bâbda zikr edilecekdir inşâ'allâh.

Bu esnâda Şî'îler'in ahvâli kesb-i dehşet ederek Âl-i Abâ muhabbeti her tarafı kasıp kavuruyor, bir takım Acem müteseyyidleri Anadolu'ya gelip pek büyük hürmetler görüyor, hürmetle menfa'atler te'mîn ediyor, her birinin ashâb-ı Nebî rıdvânullâhi aleyhim ecma'în hakkındaki makâlâtı ve irtikâb etdiği denâ'etkârâne hâlâtı ehl-i İslâmı üzüyordu.

Bu mesâ'ib-i Şî'a'dan ba'zıları Ikdu'l-Cümân gibi tevârîh-i mühimmede mezkûr olduğu üzere ehl-i sünnet olan ulemâ ve efrâd-ı müslimîn, Şî'îler'e mümâşât ve terk-i i'tirâz etdikleri hâlde bunlardan oldukça [466] hâli düzgün olanları ednâ bir bahâne ile tecrîm olunarak hâneleri yağmâ ve servetleri ifnâ ediliyor, nâ-hak yere pek çok sünnîler âteşlere ihrâk olunuyor, hayvânlardan daha aşağı görülerek ufak bir şübhe üzerine öldürülüyor, bu cihetden pek çok ocaklar sönüyordu.

Bundan akdem Mısır'a firâr eden Amasyalı Babazâde Muhlis Paşa Kos şehrinde vefât etmekle oğulları Alî Âşık Paşa, Gıyâseddîn Mahmûd, Oğuz Çelebiler 709'da Amasya'ya gelip vatanlarına kavuşdular. Fakat Türkmen beylerinin bir derece sükûnet kesb eden harekâtı, bu kadar mezâlime karşı tugyân etmeğe başladığı cihetle 710'da taraf taraf isyânlar zuhûr ediyor, hükûmet-i Mısriyye, ehl-i sünnet olanların istimdâdına binâ'en müdâhale ediyordu.

Yine bu esnâda Rûm eyâleti vâlîsi Savcı Bey vefât etmekle eyâlet-i mezbûre dahi Anadolu eyâleti vâlîsi Şemseddîn Ahmed Bey'e tevcîh olunarak iki vilâyet birleşdirilmiş ve emîr-i müşârün-ileyhin, dolayısıyla Anadolu nâzırı İşboğa Noyin'in dâ'ire-i nüfûzu tevsî' edilmiş idi. Anadolu vilâyeti bu kadar tevessu' etdiği hâlde Ahmed Bey'in idâresi kesb-i nezâket ediyor, zuhûr eden isyânları basdırmakdaki aczi tezâyüd etmeğe başlıyordu.

Hükûmet-i Mısriyye'nin Anadolu ahvâline müdâhale etmesi esbâbı tedkîk olunmayarak hükûmet-i İlhâniyye'yi igzâb etmekle Sultân Muhammed Olcaytu Hân vezîri re'îsü'ş-Şî'a Sa'deddîn el-Kazvînî'nin ibrâmı [467] üzerine Kazancık (Arancık) Noyin'i altmış bin kadar Tatar askeriyle 711'de irsâl ve diyâr-ı Şâmiyye ve Mısriyye'yi vurup yakmağa me'mûr eyledi.

Kazancık Noyin, Anadolu'da pek çok bilâdı vîrân, hesâbsız ciğerleri büryân ederek Sis şehrine kadar vusûlünde uç beylerinden Karamânzâde Sultân Bedreddîn Mahmûd Bey ve Türkmen beylerinden "Tekeli" demekle meşhûr Antalya emîri Seyfeddîn Mahmûd bin Sârımeddîn Teke ve Kusun Oğlu Nûreddîn Altun bin İlamış⁴³³ Beyler gibi ümerâ müttahiden hücûm ederek Kazancık ordusunu fenâ hâlde perîşân, yağmâ ve pek çoklarını ifnâ etdiler.

İşte bu muvaffakiyet Karamânzâde Bedreddîn Mahmûd Bey'i enzâr-ı âmmede fevkalâde i'lâ etmekle Konya ve havâlîsini tekrâr zabt ve istîlâ ederek Tatar ümerâsını o tarafdan teb'îd, memleket-i Selçûkiyye'nin cihet-i garbiyyesinde nüfûzunu tahkîm ve Konya'da hükûmet-i Karamâniyye'nin esâsını vaz' ediyor, cihet-i şarkiyyesi de Türkmen beylerinin ittihâdıyla Tatar mezâliminden kurtuluyordu.

Çünkü Tutaş oğlu Gıyâseddîn Mahmûd, ammizâdesi Bedreddîn Mahmûd, Devletşâh oğlu Tâceddîn Devletşâh, Hâbil [468] oğlu İzzeddîn Hasan ve Savcı Bey oğlu Sirâceddîn Togan Şâh Beyler, Kazancık Noyin'in hezîmetinden bi'l-istifâde ittihâd ederek zulüm ve istibdâdından usandıkları Anadolu vâlîsi Alakuş oğlu Şemseddîn Ahmed Bey'in hânesini Amasya'da sarıp itlâf etdikden sonra Havza simresinde mukîm olan Sultân Mes'ûd'un şehzâdesi Tâceddîn Altunbaş'ı Amasya simresinde taht-ı Selçûk'a iclâs etmişlerdir.

Bu Türkmen beyleri, Sultân Altunbaş'ı taht-ı Selçûk'a iclâs etmekle beraber Sultân Muhammed Olcaytu Hân'a mürâca'at ve arz-ı mutâva'at ederek sultân-ı müşârün-ileyhin Simre tahtında bekâsını taleb ediyorlardı. Bana öyle geliyor ki Anadolu nâzırı İşboğa Noyin bu beyleri Ahmed Bey'in aleyhine teşvîk ve tahrîk ederek kendi teferrüdünü te'mîne çalışıyordu. Çünkü Ahmed Bey, Sultân Olcaytu Hân'ın mu'temedi ve rü'esâ-yı Şî'a'nın müstenedi olduğu cihetle ba'zı ahvâlde İşboğa'yı dil-gîr ve etvârı da halkı tenfîr etmiş idi.

İşboğa Noyin halkın bu nefretinden bi'l-istifâde rakîbi olan Ahmed Bey'i ortadan kaldırıp şehzâde Altunbaş-ı Selçûkî câlis-i taht olduğu takdîrde söz sâhibi müstakillen kendisi olacağı cihetle şehzâdenin cülûsuna muvâfakat etmesinde menâfi'-i zâtiyyesi te'mîn edilmiş oluyordu. Kezâlik Sultân Muhammed Olcaytu Hân Anadolu ahvâlinin [469] sükûnet ve âsâyişini te'mîn için şehzâdenin cülûsunda menfa'at-i siyâsiyye olduğunu takdîr ediyordu.

Dipnotlar

  • 430 "Bilâd-ı Rûm içinden hayvânlara müşâbih birtakım yabânî adamlar Şâm'a gelmişdir ki bunların kıyâfetleri efkâra hayret verir. Bunların öküzler gibi boynuzları olup iblîs onları gördükçe kemâl-i havfından gözlerini belirdip bağırarak kaçar."
  • 431 "Aydıncık" nâmı ba'zı târîhlerde "Ayrancık, Arancık, Karancık" gibi eşkâl-i muhtelifede yazılmışdır.
  • 432 Kastamonu'da hükûmet eden Âl-i İsfendiyâr'ın ceddi bu Timurtaş Paşa olduğu 874 târîhli şu vesîka-i şer'iyyeden anlaşılmakdadır: "Kemâlü'l-milleti ve'd-dîn beyne enâmi'l-âlemîn İsmâ'il Beg bin el-merhûm sultânu'l-mu'azzam Gıyâseddîn İbrâhim Beg bin el-magfûr el-hâkânu'l-a'zam İsfendiyâr Beg bin es-sa'îdü'l-mufahham Bâyezîd Beg bin el-emîrü'l-mükerrem Âdil Beg bin el-karmu'l-ekrem Ya'kûb Beg bin es-sultân Şemseddîn eş-şehîr fi'l-âlem bi-Temir Candâr bin el-melikü'l-muhtass bi-magfireti'r-Rahmân Arslan bin Tutaş efâzallâhu aleyhim şe'âbîbe’r-rahmeti ve'r-rıdvân". Bu Tutaş, ümerâ-yı Selçûkiyye'den Kedağralı Şemseddîn Tutaş Bey olup Kedagralı meşhûr Taşan Bey bin Emîr Çelebi, Timur Bey'in amcası evlâdındandır.
  • 433 Altun, ekser tevârîhde "Aldan, Aldum, Altan" şeklinde muharrer olup 782'de bunun ahfâdından Abdülhâdî Bey bin Halîl bin Altun Beyzâde Abdurrâzık, Abdülcelîl, Ahmed Beyler kayden "Kusun Oğulları" demekle meşhûrdur.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Eski çavuşbaşı Seyfeddin Alakuş Bey'in oğludur; "Türk Ahmed Bey" ve "Şems Ahmed el-Lâkûşî" adlarıyla tanınır. 704'te [1304-05] Sultan Mesud'un ölümü üzerine Anadolu eyaleti valisi olduğu, Selçuklu Tarihi'nde (Târîh-i Âl-i Selçûk) yazılıdır. Amasya'da Tımarhane kapısının doğu sütunu üzerinde "Anadolu Emiri Ahmed" ibaresinin 708'de [1308-09] kazılmış olması, bu tarihî bilginin doğruluğunu göstermektedir.

Eyaletlerin her birine birer nazır (denetçi) atandığı sırada, eski Simre nazırı İşboğa Noyin eskisi gibi Anadolu nazırı kalmış, makamını ve nüfuzunu hiç yitirmemiştir. Belki memuriyet unvanı değişmiş, bunun yanında rakiplerinden birini, yani Savcı Bey'i Sivas'a göndermiş; Ahmed Bey'i de kolayca nüfuzu altına aldıktan sonra tek başına hareket etmiştir.

705'te [1305-06] Anadolu müstevfîsi, yani Anadolu defterdarı Torumtayzâde Nâsıreddin Muhammed Bey ile Amasya candârı, yani zabıta komutanı Pervâne Beyzâde Alâeddin Ali Pervâne Bey görevdeydi. Tutaş oğulları, yani Hüsrevşahzâde Gıyâseddin Mahmud, Şihâbeddin Ahmed ve Kaplan Beyzâde Sirâceddin Umur ile Melik Arslan Beyzâde Şemseddin Timur ve Bedreddin Mahmud Beyler, Anadolu nazırı İşboğa Noyin'in himayesindeydiler.

Fakat Sultan Muhammed Hudâbende Han, İlhanlı tahtına çıktığı günden beri seyyidlik gösteren Tâceddin İbrahim el-Alevî ile Şerefeddin Muhammed et-Telâvî gibi Şiîlere pek çok rağbet gösterdiğinden, bunların telkinleriyle Şiî mezhebini kabul etmiş; her yerde muharrem ayında matem tutulmasını emrediyor, Ebubekir, Ömer ve Osman'a (Allah onlardan razı olsun) Muaviye ve benzerlerini de katarak hepsine lanetler yağdırıyor, bütün Müslüman halkın vicdanına saldırarak Şiî mezhebinin kabulü konusunda zorlamayı pek meşru görüyordu.

Ehl-i beyt sevgisini taşıyan Babaîler'in nüfuzu keskinleşti. Amasya'da Mesûdiyye şeyhi ve müderrisi Şeyh Mecdeddin Îsâ görevden alınıp yerine Şemseddin Ahmed Baba atandı. Ünlü İbik Baba'nın has müridi Tokatlı Burak Baba, Sultan Muhammed Hudâbende'nin yanında büyük velîlerden sayılarak Tatarların inanıp güvendiği biri oldu; bu yıl Amasya'ya gelip halkı Ehl-i beyt sevgisine çağırıyordu.

Ikdu'l-Cümân'da ünlü fazıl Bedreddin Mahmud el-Aynî'nin sözüne ve araştırmalara göre Burak Baba aslen Tokatlıdır; yaklaşık 566 yılında [1170-71] doğmuş, küçük yaşta Amasya'ya gelerek İbik ve Ahmed Babaların terbiye ocağında büyümüştür. Babalardan biraz Arapça ve Farsça öğrenerek mutasavvıflardan olmuş; yaradılışça kalender meşrepli, aldırmaz bir mezhepten olduğu için seyahate çıkıp köyden köye dolaşmış ve "Han Elçisi" unvanıyla ün yapmıştır.

Burak Baba uzun boylu, sert tüylü, kalın bedenli, söbü yüzlü, iri gözlü, saçları kumraldı; kirpikleri, bıyığı, burnu son derece uzun, kaşları kalın, saçları genellikle sık ve kalındı; gövdesi aşırı tüylü, teni esmerdi. Dış görünüşü dağ adamı gibiydi. Saçları son derece kirli ve iğrenç bir hâlde olduğundan başında, kaşlarında, bıyığında, sakalında, gövdesinde bitler örümcek gibi ağ germişti.

Belinden yukarısı tamamen çıplaktı; aşağısına kırmızı bezden bir peştamal bağlamış, başına açık kırmızı bir sarık biçiminde tülbent sarmış, iki yanına da manda boynuzları takmıştı. Elinde son derece uzun ve büyük bir boru, kabaktan yapılmış büyük ve siyah bir keşkül (dilenci kâsesi) vardı; ayı gibi oynar, maymun gibi konuşur, son derece pis bir hâlde dolaşırdı.

Aynı hâlde ve aynı kılıkta sekiz on arkadaşı vardı. Bunların ellerinde ayrıca "daire" dedikleri, kasnağı büyük, kenarları zilli birer def bulunurdu. Gittikleri şehirlerde ve köylerde bir daire biçiminde durup bunlar çalar, Burak Baba oynardı. Hangi tarafa gitseler çocuklar çevresine koşar; çocukların alay konusu olan Burak Baba hayvanların seslerini taklit eder, hayvan gibi bağırır, çocukları eğlendirir ve bundan olağanüstü, kendine özgü bir zevk duyardı.

Burak Baba, Tanrı'nın insana girdiğine (hulûl) inanan, ahireti inkâr eden bir dinsizdi. Farzları ve haramları inkâr eder, farzların temeli Ali sevgisidir derdi. Bütün haramları mübah sayar, Cenâb-ı Hakk'ın önce Hz. Ali'ye girdiğini, sonra Sultan Olcaytu Muhammed Hudâbende Han ile birleştiğini ileri sürerdi. Şehveti galip olup güzellere "Tanrı" der, önlerinde secde ederdi.

Burak Baba Şam'a gittiğinde şairler onu hicvettiğinden Şam çocukları hiciv şiirlerini ezberleyip onu aşağılar, yüzüne karşı okuyarak alay ederlerdi. Bu hicivlerden Sirâceddin el-Haccâr'ın iki beyti Burak Baba'nın hâline ve kılığına uygun düştüğü için buraya aktarılmıştır. Arapça iki beyitin anlamı şudur: Rûm ülkesinin içinden hayvanlara benzeyen birtakım yabanî adamlar Şam'a gelmiştir; kılıkları düşünceleri hayrete düşürür. Öküzler gibi boynuzları vardır; iblis onları gördükçe korkusundan gözlerini belertip bağırarak kaçar.

Burak Baba bu garip hâlleriyle birlikte şair, sözünü yerli yerinde söylemeye muktedir, kalenderlikte eşi az bulunur biri olduğu rivayet edilmekte, bazıları da onu büyük mutasavvıflardan saymaktadır. Adı geçen tarihçinin aktardığı bu tuhaf hâller doğru olduğu takdirde, Burak Baba'nın evliyadan değil, belki akılsızlardan olduğu şüphesizdir.

Anadolu Müslümanları, Tatarların İslâm'ı kabul etmesinden son derece memnun oldukları hâlde, çok zulüm gördükleri için onlara kin ve düşmanlık besliyorlardı. Bu defa Olcaytu Han'ın Şiî mezhebini kabul ettirmek için vicdanlara kadar saldırması katlanılmaz bir dertken, Ehl-i beyt sevgisi perdesi arkasında Burak Baba gibi her çirkinliği işleyen akılsızların zorbalığı ve rezilliği halkı galeyana getiriyordu.

Bunun üzerine Sünnî âlimlerden bir kısmı, dinde sağlamlık gösteren pek çok kişiyle birlikte Anadolu ve Rum eyaletlerinden çıkıp Tatarların nüfuzu dışında kalan uç beylerine sığınıyorlardı. Bu sığınanlardan biri de eski Mesûdiyye şeyhi ve müderrisi Mecdeddin Îsâ es-Salgarî'dir; 705'te çoluk çocuğuyla birlikte Söğüt hükümdarı Sultan Muzafferüddin Osman Han hazretlerine, Cemâleddin el-Aksarâyî de Mısır'a sığınmıştı.

"Han Elçisi" diye tanınan Tokatlı Burak Baba, Amasya'da bir süre oturduktan sonra arkadaşlarıyla birlikte 705'te Şam'a doğru gitmiştir. 706'da [1306-07] Sultan Muhammed Hudâbende Han'ın dayısı, yani annesi Togur Hatun'un kardeşi olan Uygur beylerinden Sarıca oğlu Aydıncık Noyin'e Konya eyaleti verilmesiyle gelip Karamanoğulları'nı Konya'dan çıkardığı Yezdî Tarihi'nde yazılıdır.

Burak Baba Şam'a gidip Şamlıları Şiîliğe çağırınca Arap âlimleri onu yakalayıp sorguya çekmişlerdi. Her şeyi mübah sayan İbâhiyye mezhebinde olduğu sabit olunca şer'î had vurulmuş, sonunda yediği dayağın etkisiyle 706 zilkadesinin sonlarında Şam'da ölmüştür.

Yaklaşık 707'de [1307-08] Kastamonu hâkimi Sultan Gıyâseddin İsmail Han ölmüş, yerine genç torunu Tâceddin Devletşah Bey bin merhum Celâleddin Muhammed Bey bin Sultan İsmail Han Kastamonu hâkimi olmuştu. Anadolu nazırı İşboğa Noyin, bu eyaleti nüfuz alanına katmak için himayesinde bulunan eski Kastamonu valisi, emirlerin meliki Arslan Beyzâde Şemseddin Timur Paşa'yı kışkırtıyordu.

Çünkü Timur Paşa, Gıyâseddin İsmail Han'ın kız tarafından torunu, eski Kastamonu valisi ve valinin oğlu olduğu için Kastamonu hükümetinde iki yönden hak iddia ediyordu. Bu defa kendi gücüne adı geçen nazırın maddî yardımı da eklenince 708'de Kastamonu eyaletini savaşla ele geçirip hâkimi genç Devletşah Bey'i bertaraf etmiş; adı geçen eyaletin valiliğine Sultan Muhammed Olcaytu Han tarafından atanarak İşboğa Noyin'in nüfuz alanına sokulmuştur.

708'de adı geçen sultanın hanımı İldüş Hatun'un Amasya'da yaptırmakta olduğu Darüşşifa'yı, yani şimdiki Tımarhane'yi tamamladığı Mukaddime'de anılmıştı. Bu Darüşşifa'nın ilk hekimi olan ünlü hekim Reşîdeddin Lokman bin Hasan bin Musa bin Sârug el-Harezmî ile öteki ünlü hekimlerin hâl tercümeleri, inşallah, ikinci babda anılacaktır.

Bu sırada Şiîlerin durumu korkutucu bir hâl aldı. Ehl-i beyt sevgisi her yanı kasıp kavuruyor, bir takım Acem seyyid taslakları Anadolu'ya gelip çok büyük saygı görüyor, bu saygıdan yararlanıyor, her birinin Peygamber'in ashabı (Allah hepsinden razı olsun) hakkındaki sözleri ve işlediği alçakça hâller Müslümanları üzüyordu.

Bu Şiî belalarından bazıları, Ikdu'l-Cümân gibi önemli tarihlerde anıldığı üzere şöyleydi: Sünnî olan âlimler ve Müslüman halk Şiîlere uyum gösterip itirazı bıraktıkları hâlde, bunlardan durumu oldukça düzgün olanlar bile ufak bir bahaneyle suçlu ilan ediliyor, evleri yağmalanıyor, servetleri yok ediliyor, haksız yere pek çok Sünnî ateşte yakılıyor, hayvanlardan aşağı görülerek ufak bir şüphe üzerine öldürülüyor; bu yüzden pek çok ocak sönüyordu.

Bundan önce Mısır'a kaçan Amasyalı Babazâde Muhlis Paşa Kos şehrinde ölünce oğulları Ali Âşık Paşa, Gıyâseddin Mahmud ve Oğuz Çelebiler 709'da [1309-10] Amasya'ya gelip yurtlarına kavuştular. Fakat Türkmen beylerinin bir ölçüde sakinleşen hareketleri bu kadar zulme karşı taşmaya başladığından 710'da [1310-11] her yanda isyanlar çıkıyor, Mısır hükümeti de Sünnîlerin yardım isteği üzerine müdahale ediyordu.

Yine bu sırada Rum eyaleti valisi Savcı Bey ölünce adı geçen eyalet de Anadolu eyaleti valisi Şemseddin Ahmed Bey'e verilmiş, iki vilâyet birleştirilmiş; böylece adı geçen emirin ve dolayısıyla Anadolu nazırı İşboğa Noyin'in nüfuz alanı genişletilmişti. Anadolu vilâyeti bu kadar genişlediği hâlde Ahmed Bey'in idaresi güçleşiyor, çıkan isyanları bastırmadaki acizliği artmaya başlıyordu.

Mısır hükümetinin Anadolu işlerine müdahale etmesinin nedenleri incelenmeden İlhanlı hükümeti öfkelendi. Sultan Muhammed Olcaytu Han, vezir ve Şiîlerin başı Sa'deddin el-Kazvînî'nin ısrarı üzerine Kazancık (Arancık) Noyin'i altmış bin kadar Tatar askeriyle 711'de [1311-12] gönderip Şam ve Mısır diyarını vurup yakmakla görevlendirdi.

Kazancık Noyin, Anadolu'da pek çok yeri harap, sayısız yüreği yanık bırakarak Sis şehrine kadar ulaştığında, uç beylerinden Karamanzâde Sultan Bedreddin Mahmud Bey ile Türkmen beylerinden "Tekeli" diye tanınan Antalya emiri Seyfeddin Mahmud bin Sârımeddin Teke ve Kusun Oğlu Nûreddin Altun bin İlamış Beyler gibi emirler birleşerek saldırdılar; Kazancık ordusunu fena hâlde dağıttılar, yağmaladılar ve pek çoğunu öldürdüler.

İşte bu başarı Karamanzâde Bedreddin Mahmud Bey'i halkın gözünde olağanüstü yükselttiğinden Konya ve çevresini yeniden ele geçirip Tatar emirlerini o taraftan uzaklaştırdı, Selçuk ülkesinin batı yönünde nüfuzunu sağlamlaştırdı ve Konya'da Karamanoğulları hükümetinin temelini attı. Doğu yönü de Türkmen beylerinin birliğiyle Tatar zulmünden kurtuluyordu.

Çünkü Tutaş oğlu Gıyâseddin Mahmud, amcaoğlu Bedreddin Mahmud, Devletşah oğlu Tâceddin Devletşah, Hâbil oğlu İzzeddin Hasan ve Savcı Bey oğlu Sirâceddin Togan Şah Beyler, Kazancık Noyin'in yenilgisinden yararlanarak birleştiler. Zulüm ve zorbalığından bıktıkları Anadolu valisi Alakuş oğlu Şemseddin Ahmed Bey'in evini Amasya'da kuşatıp yok ettikten sonra, Havza Simresi'nde oturan Sultan Mesud'un şehzadesi Tâceddin Altunbaş'ı Amasya Simresi'nde Selçuk tahtına oturttular.

Bu Türkmen beyleri, Sultan Altunbaş'ı Selçuk tahtına oturtmakla birlikte Sultan Muhammed Olcaytu Han'a başvurup bağlılıklarını arz ederek adı geçen sultanın Simre tahtında kalmasını istiyorlardı. Bana öyle geliyor ki Anadolu nazırı İşboğa Noyin bu beyleri Ahmed Bey'in aleyhine kışkırtıp harekete geçirerek kendi başına buyruk olmasını sağlamaya çalışıyordu. Çünkü Ahmed Bey, Sultan Olcaytu Han'ın güvendiği kişi ve Şiî başkanlarının dayanağı olduğundan bazı durumlarda İşboğa'yı gücendirmiş, davranışlarıyla halkı da kendisinden soğutmuştu.

İşboğa Noyin, halkın bu nefretinden yararlanarak rakibi Ahmed Bey'i ortadan kaldırırsa ve şehzade Selçuklu Altunbaş tahta oturursa söz sahibi tek başına kendisi olacağından, şehzadenin tahta çıkmasına razı olmakla kişisel çıkarlarını sağlamış oluyordu. Aynı şekilde Sultan Muhammed Olcaytu Han da Anadolu işlerinin sükûnet ve huzurunu sağlamak için şehzadenin tahta çıkmasında siyasî yarar olduğunu takdir ediyordu.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • esbak: önceki, eski
  • mahdûm: oğul
  • nâzır: Moğol yönetiminde bir bölgenin işlerini denetleyen görevli
  • candâr: zabıta komutanı, sultanın muhafız ve güvenlik görevlisi
  • müstevfî: defterdar, mali işler başkanı
  • Âl-i Abâ: Peygamber'in ailesi, Ehl-i beyt; "muhibb-i Âl-i Abâ" Ehl-i beyt sevenler demektir
  • Baba'îler: 13. yüzyılın ortasındaki Baba İshak hareketinden doğan derviş topluluğu
  • kalender-meşreb: kayıtsız, gösterişten ve dünyadan el çekmiş, serbest yaşayışlı derviş
  • nefîr: uzun boru, davul sesine eşlik eden üfleme çalgısı
  • keşkül: dervişlerin ve dilencilerin taşıdığı kâse
  • hulûl: Tanrı'nın bir insana girip yerleşmesi inancı
  • İbâhiyye: dinin yasaklarını kaldıran, her şeyi mübah sayan anlayış
  • hicv: yergi şiiri
  • hafîd: torun
  • simre: Hüsameddin'in kullanımıyla, Amasya ve Havza çevresindeki Selçuklu uç bölgesi
  • söbü: yüz biçimini anlatan, anlamı kesin doğrulanamayan eski sözcük

Burak Baba Kimdi

Burak Baba, kaynaklarda genellikle Barak Baba adıyla geçer. Barak sözcüğünün köpek anlamına geldiği, bu adı şeyhi Sarı Saltuk'un ona verdiği anlatılır. Tokat yakınındaki bir köyde varlıklı bir ailede doğduğu kabul edilir; gençliğinde Sarı Saltuk'a bağlanmış, bütün Anadolu'yu dolaştıktan sonra İran'a geçmiştir. İlhanlı hükümdarı Gazan Han'ın sarayında yer edindiği, Gazan'ın ölümünden sonra da Olcaytu döneminde itibarını sürdürdüğü, hatta Olcaytu'nun Memlûk sultanına Şam'a gönderdiği elçilik heyetine katıldığı bilinir. Arapça kaynakların Şam'a yaklaşık yüz dervişiyle geldiğini yazdığı bu heyetin saçı sakalı kazınmış, başlarında iki yanı boynuzlu keçe külahlar bulunan, boyunlarında çan ve boyalı aşık kemiklerinden kolyeler taşıyan insanlardan oluştuğu, davul eşliğinde hayvan sesleri çıkararak raks ettikleri aktarılır. Hüsameddin'in verdiği kılık kıyafet ve davranış tasviri bu anlatımla büyük ölçüde örtüşmektedir.

Ölümüne dair iki ayrı anlatım vardır. Hüsameddin, Burak Baba'nın Şam'da sorguya çekilip dayakla öldüğünü yazar. Bugünkü bir araştırmada ise Şiîliği yaymak için Gîlan bölgesine gönderildiği, orada Gîlan emiri tarafından müritleriyle birlikte öldürüldüğü, Olcaytu'nun anısına Sultaniye'de bir türbe ve zaviye yaptırdığı belirtilir. İki anlatım doğrudan bağdaştırılamaz; hangisinin doğru olduğu bu çalışmada karara bağlanamamıştır. Bu kişiye bağlı "Kelimât-ı Barak Baba" adlı bir risalenin 853'te [1449] Amasya'da istinsah edildiği de kaydedilir. Bu, Amasya'nın Babaî çevreleri açısından önemini gösteren bir ayrıntıdır.

Hüsameddin Burak Baba'yı sert bir dille anlatır ve onu evliyadan saymaz. Bu ifadeler yazarın kendi değerlendirmesidir; yazar da tarihçi el-Aynî'nin aktardıklarına "doğru olduğu takdirde" diyerek şart koşar ve bazılarının onu büyük mutasavvıflardan saydığını belirtir. Okur, metni olgu aktarımı kadar bir yargı olarak da okumalıdır.

Olcaytu ve Şiîlik

Olcaytu, Gazan Han'ın kardeşidir ve 1304-1316 arasında İlhanlı hükümdarlığı yapmıştır. Vaftiz edilmiş bir Hristiyan olarak dünyaya geldiği, sonra Budist, ardından Sünnî Müslüman olduğu, Muhammed Hudâbende adını aldığı ve sonunda Şiîliği benimsediği bilinir. İlhanlılar'da Şiîliğin resmî mezhep ilan edilmesi 1309 olarak gösterilir. Mezhep değiştirdikten sonra Sünnîler onu "Hudâbende" (Tanrı'nın kulu) yerine "Harbende" (eşek kulu) diye andıkları anlatılır. Hüsameddin'in Anadolu için anlattığı baskı ve huzursuzluk bu bağlamda okunmalıdır. Olcaytu'nun ölümü 1316 yılı sonunda gösterilir; bu, Hüsameddin'in bir sonraki maddede yazdığı 716 [1316-17] yılıyla uyuşur.

Karamanoğulları ve Kazancık Yenilgisi

Hüsameddin, Kazancık Noyin'in Anadolu'daki yenilgisini 711 [1311-12] yılına koyar ve bu başarının Karamanzâde Bedreddin Mahmud Bey'e Konya'yı yeniden aldırdığını anlatır. Karamanoğulları üzerine yapılan ansiklopedik çalışmada ise Kazancuk'un Toros geçitlerinde ağır bir yenilgiye uğratılmasının Mecdüddin Mahmud Bey zamanında olduğu, bu beyin 1307-08'de öldüğü yazılıdır. Konya'yı Mahmud Bey'in oğlu Yahşi Bey'in, Ahî Mustafa'yı öldürerek 1314'te ele geçirdiği, Olcaytu'nun bunun üzerine Emir Çoban'ı Anadolu'ya gönderdiği, Çoban'ın da oğlu Demirtaş'ı Anadolu genel valisi bırakarak İran'a döndüğü aynı çalışmada anlatılır. Yani olayların sırası ve kişileri iki anlatımda tam örtüşmez; Hüsameddin'in verdiği tarihler ve adlar bugünkü akademik düzenle karşılaştırılırken bu ayrım göz önünde tutulmalıdır.

Ahmed Bey ve İşboğa

Şemseddin Ahmed Bey'e ve Tımarhane kapısındaki "Anadolu Emiri Ahmed" yazısına dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. İşboğa Noyin'in daha sonraki konumu ve ölümü bir sonraki maddede ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.

Altunbaş'ın Tahta Çıkarılması

Hüsameddin'e göre Türkmen beylerinin Altunbaş'ı Amasya'da tahta oturtması, hem İşboğa Noyin'in hem de İlhanlı hükümdarının işine gelen bir düzenlemeydi. Altunbaş'ın Amasya çevresindeki hâkimiyetine ilişkin başka kaynaklardan gelen bilgiler bir sonraki maddenin açıklamalarında verilmiştir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

2. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.