İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB

SEKİZİNCİ FASIL

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 2. Cilt, s. 351–353 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Amasya'da Âl-i Cengîz'in nüfûzunu, hükûmet-i Cengiziyye tarafından Amasya'ya me'mûr edilen ricâlin ve saltanat-ı Selçûkiyye tarafından nasb olunan ümerânın ahvâlini, Amasya'de te'essüs eden saltanat-ı Selçûkiyye'nin etvârını, ümerâ-yı Cengiziyye'nin Amasya'da harekâtını ve hâsseten Amasya vekâyi'-i târîhiyyesini bulunabildiği kadar beyân ve tafsîl eder.

Anadolu nâzırı olarak 643 evâ'ilinde gelip Aksarây şehrinde ikâmet ve memâlik-i Selçûkiyye'de Moğol hükümdârı Geyük Hân nâmına hükûmet eden Baycu Noyin, Câmiu't-Tevârîh'de mezkûr olduğu üzere sülâle-i Cengiziyye'den Kubil (Kubilay) Hân bin Tumine Hân evlâdından Havihor (Avikor) bin Avzam bin Kaçuk yâhud Kutuk bin Kubil Hân oğludur. Baycu³⁸⁷ yerinde Tancu³⁸⁸ denmiş olduğuna nazaran nâzır-ı mûmâ-ileyhin unvânı Baycu olmalıdır. [385]

Mu'âhede-i sulhiyyenin akdine me'mûr olan Amasya kadısı Fahreddîn Alî el-Buhârî Târîh-i İbni Bîbî'de mezkûr olduğu üzere tedbîr ve dehâsıyla, fazl ve kemâliyle Sultân Gıyâseddîn Keyhusrev'in teveccühünü celb etmiş olduğundan avdetinde Konya'da nâ'il-i emâret olup yerine esnâ-yı gaybûbetinde niyâbet eden Celâleddîn Abdulvehhâb bin et-Tebrîzî Amasya kadısı ve Alâ'eddîn Alî bin Mes'ûd el-Erzenî, Halifet Gâzi Medrese'si müderrisi nasb edilmişdir.

Anadolu nâzırı Baycu Noyin, her husûsda merci'-i kül olduğu münâsebetle Sultân Gıyâseddîn Keyhusrev'in nüfûz-ı saltanatı zâ'il olarak herkes tahsîl-i metâlib için nâzıra mürâca'at ediyor, verdiği hedâyâ nisbetinde maksûduna nâ'il oluyordu. Hele Hristiyân olan Ermenîler ve Rûmlar'ın kadri nâzırın yanında pek tereffu' etmiş olduğu cihetle bunların tahakkümü ehl-i İslâmı fevkalâde dil-gîr etmeğe başlıyordu.

Beş seneden beri Amasya kurbunda Çat Bükü çiftliğinde ikâmete me'mûr olan Baba İlyâs Horasânî, büyük oğlu Şemseddîn Mahmûd et-Tugrâ'î yeni emîr olan Fahreddîn Alî el-Buhârî'ye mürâca'at ederek pederinin afvını istihsâl etmekle Anadolu nâzırının vürûdundan birkaç ay sonra Amasya'ya avdet ve hânkâhında ikâmetle kemâ-fi's-sâbık icrâ-yı meşîhata me'zûn olmuşdur.

644 senesi evâ'ilinde Emîr Fahreddîn Alî el-Buhârî pervâne-i [386] sultânî ve Amasya kalesi dizdârı olan Seyfeddîn Torumtay’ı Malatya emîri olarak ta'yin etdiler. Hristiyânlığı memâlik-i Selçûkiyye'de hâkim-i mutlak etmeğe, ya'nî âlem-i İslâma bir cebbâr-ı müntakim şeklinde görünmeğe azm eden Moğol hükümdârı Geyük Hân hakkında gayret-i İlâhiyye zuhûr etmekle bu senenin rebî'ulevvelinde âzim-i dâru'l-bevâr ve yerine ammizâdesi Mengü³⁸⁹ Ka'ân bin Tuli Hân bin Cengiz Hân Asya'ya hükümdâr olmuşdur.

Mengü Ka'ân, Câmiu'd-Düvel'de mezkûr olduğu üzere âkil, müdebbir ve ehl-i İslâma, hâsseten ulemâya pek muhib idi. Vâlidesi Sarkus Hâtun mensûb olduğu Hristiyânlara, kendisi de Müslümânlara tarafdâr oldukları cihetle idâre-i dâhiliyyesinde bir müvâzenet-i tâmme hâsıl olmuş idi. Zâten Türklük, Tatarlık ya'nî bi'l-umûm Tûrân âlemi serbestî-i edyâna pek müsâ'id olduğu cihetle Mengü Ka'ân şu âdet-i milliyeyi icrâda ibrâz-ı fetânet etmişlerdendir.

Ikdü'l-Cümân gibi tevârîh-i mühimmede mezkûr olduğu üzere Emîr Berke Hân idâresinde Amasya'dan çıkan Harezmîler Diyârbekir, Haleb, Musul havâlîsinde dolaşarak Ahlât civârında ufak bir hükûmet teşkîl ve mükerreren Musul vâlîsi Bedreddîn Lü'lû ile harb etdikleri târîhen muhakkak ve sülâle-i celîle-i Âl-i Osmân'ın cedd-i a'lâsı Süleyman Şâh bin Kaya Alp işte bu Harezmîler'den bir emîr-i vâlâ-şân [387] olup Ahlât şehrinde yedi sene kadar ikâmetden sonra 644 hudûdunda Fırât Nehri'nden geçerken garîkan vefât eylediği kaviyyen maznûndur.

645'de sâbık pervâne-i sultânî Emîrü'l-Hâc Veliyyeddîn bin Bereketşâh Amasya'ya gelip Hâvze (حاوزه) Havza ( ضهحو) kazâsında çiftliği bulunan şimdiki Dereköy'de ikâmet eylediği, câmi ve türbesi ve sâ'ir evkâfını mübeyyin ve 647 târîhli vakıf-nâmesinde mezkûr ve Kunduzoğlu demekle meşhûr olan Emîr Celâleddîn Mâh-ı Alem bin Muhammed bu vakfiyenin şuhûdu sırasında mestûrdur.

Anadolu nâzırı Baycu Noyin, Konya hükûmetini muttasıl iz'âc ederek erkân-ı devletin aralarını nifâk ilkâsıyla bozuyor, yek-diğerine mu'ârız olan ümerânın her birini kendisine mürâca'at etmeğe mecbûr ederek merci'-i umûmî oluyor, fakat sâhib-i a'zam Şemseddîn Muhammed Isfahânî hükûmet-i Selçûkiyye'nin nüfûzunu takviye ve Baycu Noyin'in memleket aleyhinde olan ekser evâmirini te'vîlâta boğarak ta'vîk etmeğe çalışıyor, bu cihetden nâzırın husûmeti sâhib-i a'zam aleyhinde tezâyüd ediyordu.

Diğer tarafdan Amasya vilâyetine Tatar beyleri ve aşîretleri akın akın gelip yaylaların, tarlaların a'lâsını zabt ederek asıl mutasarrıflarını tard ediyorlar, ufak bir şey'i, âdî bir vesîleyi i'zâm ederek ekseriyâ koca bir nâhiyeyi yâhud bir kasabayı gâretle vîrân etmeğe kalkışıyorlardı. Amasya vâlîsi Seyfeddîn Haydar Bey, Tatar beylerine karşı metîn bir vaz'iyyet alarak de'âvî-i tasarrufiyyede arâzî mutasarrıflarını himâye ve yağmâya [388] kıyâm edenleri terbiye etmekden hâlî kalmıyor, bu cihetle Tatarlar nâzıra ve erbâb-ı hukûk dahi hâkâna mürâca'at ederek Haydar Bey'in mevki'i müşkilâta düşüyordu.

Târîh-i İbni Bîbî, Uyûnu't-Tevârîh, Mesâlikü'l-Ebsâr, Câmiu't-Tevârîh, Ikdu'l-Cümân gibi tevârîh-i mühimmenin zabt eylediği vekâyi', tedkîk ve yek-diğeriyle te'lîf ve tatbîk olunarak hâsıl olan netâyice nazaran 647 senesi evâ'ilinde Baycu Noyin'in parmağıyla îkâz edilen fitnede sâhib-i a'zam Şemseddîn Muhammed Isfahânî maktûl ve yerine sâbık Amasya kadısı Fahreddîn Alî el-Buhârî sâhib-i a'zam³⁹⁰ ve Baycu Noyin'in müntesiblerinden Baba İlyâs Horasânîzâde Şemseddîn Mahmûd Çalâbî³⁹¹ nişâncı (tugrâ'î) ve sâhib-i esbak Mühezzebeddîn Alîzâde Mu'îneddîn Süleyman Bey Tokat emîri olmuşdur.

Ba'dehû Amasya vâlîsi Seyfeddîn Haydar³⁹² Bey'e Elbistân emâreti iktâ' (mâlikâne) sûretiyle tevcîh olunup memleket-i Selçûkiyye iki [389] dâ'ireye taksîm ve Kızılırmak'ın cânib-i şarkîsi "Eyâlet-i Rûmiyye" unvânıyla ikinci dâ'ire-i nezâret i'tibâr edildiği cihetle sülâle-i Cengiziyye'den Samuk Noyin eyâlet-i Rûm nâzırı ve Malatya emîri Seyfeddîn Torumtay dahi Amasya vâlîsi olmuşdur.

Dipnotlar

  • 387 "Baycu", "baycuk ya'nî begcik", "küçük bey" demekdir.
  • 388 "Tancu", "hediyye ve armağan" ma'nâsına olan "tancuk" demekdir. Buna "tansuk", ba'dehû ta'cîm olunarak "tensûh" dahi denir. "Noyin", şehzâde ve dâmâd gibi mukarreb-i pâdişâhî olanlara verilen bir unvân-ı mahsûs olduğu zikr edildi.
  • 389 "Mengü", Moğol dilinde "tasfiye edilmiş altun" ve Harezm lehcesinde "nekâyıs-ı beşeriyyeden münezzeh ve müte'âlî olan ma'bûd" ma'nâsınadır. "Mengli", "Tanrılı ya'nî Rabbânî" demekdir.
  • 390 Fahreddîn el-Buhârî, sâhib-i a'zam oldukda İzzeddîn Alî er-Râzî ve ba'zen Fahreddîn Alî er-Râzî diye kayd edilmişdir.
  • 391 "Çalâbî", "Çalab'a ya'nî Tanrı'ya mensûb" demekdir. Arabî'de "Rabbânî" mukâbilidir. Meşâyih ve ulemâ evlâdına unvân-ı mahsûs olarak müsta'meldir. Mu'ahharan vüzerâ ve ümerâ evlâdına dahi denmişdir. Ba'dehû tahfîf olunarak "Çelebi" denir. Bugün düvel-i Nasârâ elçilerine "Çelebi" denmesi ıstılâhât-ı garîbedendir.
  • 392 Ümerâ-yı Mısriyye'den Amasyalı Şerefeddîn Hüseyin ve birâderi İzzeddîn Hasan ve bunun oğlu Cemâleddîn Yûsuf Beyler emîr-i mûmâ-ileyh Haydar Bey'in evlâdıdır.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Bu bölüm; Amasya'da Cengiz hanedanının nüfuzunu, Cengiz hükümeti tarafından Amasya'ya görevlendirilen ileri gelenlerin ve Selçuklu saltanatı tarafından atanan emirlerin durumlarını, Amasya'da kurulan Selçuklu saltanatının hâllerini, Cengizli emirlerin Amasya'daki hareketlerini ve özellikle Amasya'nın tarihî olaylarını bulunabildiği kadar açıklar ve ayrıntılı olarak anlatır.

Anadolu nâzırı (genel denetçisi) olarak 643 [1245-46] başlarında gelip Aksaray şehrine yerleşen ve Selçuklu ülkelerinde Moğol hükümdarı Güyük Han adına yönetimi yürüten Baycu Noyin, Câmiu't-Tevârîh'de anıldığına göre Cengiz hanedanından Kubilay Han bin Tumine Han'ın soyundan Havihor (Avikor) bin Avzam bin Kaçuk -ya da Kutuk- bin Kubilay Han'ın oğludur. Baycu'nun yerine Tancu denmiş olmasına bakılırsa adı geçen nâzırın unvanı herhalde Baycu olmalıdır.

Barış antlaşmasını yapmakla görevlendirilen Amasya kadısı Fahreddîn Alî el-Buhârî, İbn Bîbî'nin tarihinde anıldığı üzere, tedbiri ve zekâsı, bilgisi ve olgunluğuyla Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev'in beğenisini kazanmıştı. Bu yüzden geri döndüğünde Konya'da emirlik makamına yükseldi. Onun yokluğunda yerine vekâlet eden Celâleddîn Abdulvehhâb bin et-Tebrîzî Amasya kadısı, Alâ'eddîn Alî bin Mes'ûd el-Erzenî de Halîfe Gâzi Medresesi müderrisi olarak atandı.

Anadolu nâzırı Baycu Noyin her konuda son başvuru makamı olduğundan Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev'in saltanat nüfuzu ortadan kalktı. Herkes isteklerini elde etmek için nâzıra başvuruyor, verdiği armağanlar oranında muradına eriyordu. Özellikle Hristiyan olan Ermeniler ile Rumların nâzırın yanındaki itibarı çok yükseldiği için bunların baskısı Müslümanları son derece üzmeye başlamıştı.

Beş yıldan beri Amasya yakınındaki Çat Bükü çiftliğinde oturmakla görevlendirilmiş olan Baba İlyâs Horasânî'nin büyük oğlu Şemseddîn Mahmûd et-Tugrâ'î (nişancı), yeni emir olan Fahreddîn Alî el-Buhârî'ye başvurup babasının bağışlanmasını sağladı. Böylece Baba İlyâs, Anadolu nâzırının gelişinden birkaç ay sonra Amasya'ya döndü ve hankâhında eskisi gibi şeyhlik yapmaya izin aldı.

644 [1246-47] başlarında Emîr Fahreddîn Alî el-Buhârî ile devlet erkânı, sultanın pervanesi (yüksek yetkilisi) ve Amasya kalesi dizdarı olan Seyfeddîn Torumtay'ı Malatya emiri olarak atadılar. Hristiyanlığı Selçuklu ülkelerinde mutlak hâkim kılmaya, yani İslâm âlemine intikam alan bir zorba görünümünde çıkmaya karar veren Moğol hükümdarı Güyük Han hakkında Tanrı'nın gayreti belirdi ve bu yılın rebîülevvel ayında dünyadan göçtü. Yerine amcaoğlu, Tuli Han bin Cengiz Han'ın oğlu Mengü Kağan Asya'ya hükümdar oldu.

Mengü Kağan, Câmiu'd-Düvel'de anıldığına göre akıllı, tedbirli ve Müslümanlara, özellikle âlimlere çok sevgi besleyen biriydi. Annesi Sarkus Hatun mensup olduğu Hristiyanları, kendisi de Müslümanları tuttuğu için iç yönetimde tam bir denge kurulmuştu. Zaten Türklük, Tatarlık, yani genel olarak Turan âlemi din özgürlüğüne çok elverişli olduğundan Mengü Kağan bu millî âdeti uygulamada anlayışlılık gösterenlerdendir.

Ikdü'l-Cümân gibi önemli tarihlerde anıldığına göre Emîr Berke Han yönetiminde Amasya'dan çıkan Harezmliler Diyarbekir, Halep, Musul çevresinde dolaştılar, Ahlat civarında küçük bir hükümet kurdular ve Musul valisi Bedreddîn Lü'lü ile defalarca savaştılar; bu tarihen kesindir. Şanlı Osmanlı hanedanının en büyük atası olan Süleyman Şah bin Kaya Alp, işte bu Harezmlilerden şan ve şeref sahibi bir emirdir. Ahlat şehrinde yedi sene kadar kaldıktan sonra 644 dolaylarında Fırat Nehri'nden geçerken boğularak öldüğü kuvvetle sanılmaktadır.

645'te [1247-48] eski sultanî pervane Emîrü'l-Hâc Veliyyeddîn bin Bereketşâh Amasya'ya gelip Havza kazasında çiftliği bulunan bugünkü Dereköy'de oturdu. Cami, türbe ve diğer vakıflarını belirten 647 [1249-50] tarihli vakfiyesinde bu durum yazılıdır; Kunduzoğlu diye ünlü Emîr Celâleddîn Mâh-ı Alem bin Muhammed de bu vakfiyenin tanıkları arasında kayıtlıdır.

Anadolu nâzırı Baycu Noyin Konya hükümetini aralıksız rahatsız ediyor, devlet erkânının arasına nifak sokarak onları bozuyordu. Birbirine karşı olan emirlerin her birini kendisine başvurmaya zorlayarak herkesin başvuru makamı hâline gelmişti. Ancak sâhib-i a'zam (başvezir) Şemseddîn Muhammed Isfahânî Selçuklu hükümetinin nüfuzunu güçlendirmeye çalışıyor, Baycu Noyin'in memleket aleyhindeki emirlerinin çoğunu yorumlara boğarak engellemeye uğraşıyordu. Bu yüzden nâzırın sâhib-i a'zama düşmanlığı gün geçtikçe artıyordu.

Öte yandan Tatar beyleri ve aşiretleri Amasya vilâyetine akın akın geliyor, yaylaların ve tarlaların en iyilerini ele geçirerek asıl sahiplerini kovuyorlardı. Küçük bir şeyi, sıradan bir vesileyi büyüterek çoğu zaman koca bir nâhiyeyi ya da bir kasabayı yağmalayıp yıkmaya kalkışıyorlardı. Amasya valisi Seyfeddîn Haydar Bey, Tatar beylerine karşı sağlam bir tutum almıştı. Mülkiyet davalarında arazi sahiplerini koruyor, yağmaya kalkışanları cezalandırmaktan geri durmuyordu. Bu yüzden Tatarlar nâzıra, hak sahipleri de hakana (kağana) başvuruyorlar ve Haydar Bey'in durumu zorlaşıyordu.

İbn Bîbî tarihi, Uyûnu't-Tevârîh, Mesâlikü'l-Ebsâr, Câmiu't-Tevârîh, Ikdu'l-Cümân gibi önemli tarihlerin kaydettiği olaylar incelenip birbiriyle karşılaştırılarak elde edilen sonuca göre, 647 [1249-50] başlarında Baycu Noyin'in parmağıyla çıkarılan bir fitnede sâhib-i a'zam Şemseddîn Muhammed Isfahânî öldürüldü. Yerine eski Amasya kadısı Fahreddîn Alî el-Buhârî sâhib-i a'zam oldu; Baycu Noyin'in adamlarından, Baba İlyâs Horasânî'nin oğlu Şemseddîn Mahmûd Çalâbî nişancı (tugrâ'î) oldu; eski sâhib-i a'zam Mühezzebeddîn'in oğlu Mu'îneddîn Süleyman Bey de Tokat emiri oldu.

Daha sonra Amasya valisi Seyfeddîn Haydar Bey'e Elbistan emirliği iktâ (mâlikâne) olarak verildi. Selçuklu ülkesi iki daireye bölündü; Kızılırmak'ın doğu yakası "Rum Eyâleti" adıyla ikinci nezâret dairesi sayıldı. Bunun üzerine Cengiz hanedanından Samuk Noyin Rum eyâleti nâzırı, Malatya emiri Seyfeddîn Torumtay da Amasya valisi oldu.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • nâzır: Moğollar adına Anadolu'yu denetleyen vali, genel denetçi
  • Noyin (Noyan): Moğollarda komutan, soylu bey unvanı
  • pervâne: Selçuklu sarayında sultanın mühür ve yazışmalarını yürüten yüksek görevli
  • sâhib-i a'zam: başvezir
  • nişancı (tugrâ'î): fermanlara sultanın tuğrasını çeken divan görevlisi
  • dizdâr: kale komutanı
  • iktâ': bir bölgenin gelirinin devlet hizmetine karşılık bir emire bırakılması
  • hankâh: dervişlerin toplandığı tekke
  • Çalâbî: sonradan "Çelebi" biçimine dönüşen unvan; kitabın dipnoduna göre bu sözcük "Tanrı'ya mensup" anlamındadır
  • Âl-i Cengîz: Cengiz hanın soyundan gelen hanedan

Moğol İdaresinin Anadolu'ya Girişi

Baycu Noyan, Moğolların batı ordusu komutanı Çormagun'un görevlendirdiği kumandandı. 1242 yılının sonlarında Erzurum'u ele geçirdi, halkı kılıçtan geçirdi ve ilkbaharda yeniden Anadolu'ya saldırmak üzere Mugan'a döndü. Selçuklu ordusu 1243'te Kösedağ'da bozguna uğrayınca vezir Mühezzebüddin Ali Amasya'ya kaçtı. Baycu Noyan geri döndükten sonra Mugan'a gidip barış istedi. Yapılan antlaşmaya göre Selçuklular Moğollara her yıl ağır bir haraç ödemeyi kabul ettiler. Hüsameddin'in "Baycu Noyin" diye andığı komutan ve bu antlaşma, metindeki "barış antlaşmasını yapmakla görevlendirilen kadı" ifadesinin arka planıdır.

Baycu Noyan'ın Anadolu'daki konumu, metnin de vurguladığı gibi Selçuklu sultanının yetkisini fiilen gölgede bırakmıştır. Kimi araştırmacılar bu dönemi, Selçuklu devlet yapısının yalnızca adının kaldığı, gerçek iktidarın Moğol komutanlarda toplandığı bir dönem olarak değerlendirir.

Baba İlyâs'ın Amasya'ya Dönüşü

Baba İlyâs-ı Horasânî, 1240 yılındaki Babaî ayaklanmasının manevi önderi olarak anılır. Kaynaklara göre Alâeddin Keykubad zamanında Amasya yakınındaki Çat köyüne (bugünkü İlyas köyü) yerleşmiş ve orada bir zaviye kurmuştu. Ayaklanma sırasında Selçuklu kuvvetlerince Amasya'da kuşatılıp yakalandığı ve öldürüldüğü yazılır. Hüsameddin ise onu, oğlu Şemseddîn Mahmûd'un araya girmesiyle affedilen, Amasya'ya dönüp hankâhında şeyhliğe devam eden ve 657 [1259] dolaylarında ölen bir kişi olarak anlatır. İki anlatı birbirine uymaz; Hüsameddin'in verdiği bu tarihler bu nedenle dikkatle okunmalıdır.

Hüsameddin'in Baba İlyâs adına bir tarikat (Babaîlik) kurulduğu yönündeki görüşü de bugünkü araştırmalarda tartışmalıdır. Kimi araştırmacılara göre Baba İlyâs böyle bir tarikatı hiç kurmamış olabilir. "Babaî" adı önce yalnızca isyana katılanlar için kullanılmış, tarikat anlamı XVI. yüzyıldaki yazarlarca yerleştirilmiştir.

Veliyyeddîn Vakfı ve Dereköy

Metinde adı geçen Emîrü'l-Hâc Veliyyeddîn bin Bereketşâh'ın cami ve türbesi, bugün Samsun'un Havza ilçesine bağlı Dereköy'dedir. Halk arasında Ak Mescit olarak bilinen yapının, mimari özelliklerine bakılarak 1249-50 yıllarında yapıldığı ileri sürülür; yani Hüsameddin'in verdiği 647 tarihli vakfiye tarihiyle örtüşür. Yapıda inşa kitabesi bulunmadığı belirtilir. Kunduzoğlu Celâleddîn Mâh-ı Alem'in bu vakfiyede tanık olarak yer alması, onun 1249-50 yıllarında Havza çevresinde itibarlı bir emir olduğunu gösterir. Bu kişi bir sonraki maddelerde Amasya'nın çalkantılı yıllarında yeniden karşımıza çıkar.

Süleyman Şah ve Harezmliler

Hüsameddin, Osmanlı hanedanının atası olarak anılan Süleyman Şah'ı Amasya'dan çıkan Harezmlilerin bir emiri sayar ve Fırat'ı geçerken boğulduğunu aktarır. İncelediğimiz kaynaklarda bu bilgiyi doğrulayan bir kayıt bulunmadı. Osmanlı hanedanının soyu eski Osmanlı kaynaklarında farklı biçimlerde yazılmıştır: bir şecerede Oğuz, Gökalp, Kızıl Buğa, Kayaalp, Süleyman Şah, Ertuğrul sıralanırken bir başkasında Süleyman Şah'ın oğulları arasında Ertuğrul da sayılır. Boy konusu da tartışmalıdır. Bu nedenle Süleyman Şah'ın Ahlat ve Fırat'la ilgili anlatısı bir rivayet olarak değerlendirilmelidir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 351–353. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

2. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.