Mukaddime'de mezkûr olduğu üzere Havza'da Gitürlü kabîlesi re'îsi olan Kunduz Beyzâde Şemseddîn Mehmed Bey'in mahdûmu olup ba'zı evrâk-ı atîkada "Mâh Melek bin Muhammed bin Kunduz" şeklinde mestûrdur. Emîrü'l-Hâc [412] Veliyyeddîn vakıf-nâmesinde "Mâh-ı Alem⁴⁰⁵ bin Muhammed" ve sonradan tertîb edilen hudûd-nâmesinde "el-Emîrü'l-Kebîr Celâlü'd-Devle Ve'd-dîn Mâh-ı Alem bin Muhammed el-Havzî" sûretinde muharrer olan budur.
Amasya hâkimi Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey, Amasya vilâyeti dâhilinde Tatarlar'dan bîzâr ve Selçûkîlerden dil-âzâr olan ümerâ ve efrâd-ı müslimeyi idâresi altına alarak Amasya'yı 675 evâsıtında zabt edib ihtifâ eden Amasya kâdı'l-kudâtı Sadreddîn Muhammed et-Tiflîsî yerine Amasya ulemâsından Emîneddîn Muhammed İbnü't-Tebrîzî'yi nasb ederek Tokat, Canik, Sinop, Sivas, Karahisâr-ı Şarkî taraflarını istîlâya kıyâm etmiş idi.
Çünkü Tokat emîri Nûreddîn Cibrîl, Canik emîri Necmeddîn Ferruh, Sinop emîri Emîneddîn Mikâ'îl, Sivas emîri Nusreteddîn Behmen, Karahisâr-ı Şarkî emîri Sirâceddîn İsmâ'il ve emîrü's-sevâhil Sinâneddîn Mûsâ Beyler harben esîr olarak Mısır'a gidip Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay münhezimen Kayseriyye'de mukîm ve Simre nâzırı Toka Noyin dahi Elbistân sahrâsında maktûl oldukları cihetle Amasya vilâyeti ve havâlîsi ümerâdan hâlî bir hâlde bulunuyordu.
Ikdu'l-Cümân, Uyûnü't-Tevârîh, Mesâlikü'l-Ebsâr gibi ümmehât-ı târîhiyyede mebsût olduğu üzere Moğol hükümdârı Abaka Hân'ın etrâfını alan [413] Hristiyân râhibleri Anadolu'da makâsıd-ı Hristiyâniyyenin ve âmâl-i Ermeniyye'nin husûlüne en birinci mâni', Mu'îneddîn Pervâne ve Seyfeddîn Torumtay Beyler olduğunu zann ederek bunlara tevcîh-i husûmet ve huzûr-ı hânîde müşârün-ileyhimâyı inhizâma bâ'is olmakla ithâm ve izâle-i vücûdlarına ikdâm ediyorlardı.
Abaka Hân'ın câsusu olan İzzeddîn İbik Baba, bu esnâda Mısır'dan avdetle zâten hasm-ı bî-emânı olduğu Pervâne Bey'in izâle-i vücûduna fırsat zamânının hulûl etdiğini anlayıp Pervâne ve Torumtay Beyler'in Mısır hükümdârı Baybars Hân ile müttefik olduklarını arz etmekle Abaka Hân'ın gayzı, bütün şiddetiyle bunlara teveccüh etmiş idi.
Fi'l-hakîka Anadolu ordusunu idâre eden bu iki zât, Mısır Türkleri'yle akd-i ittifâk ederek Tatarlar'ı Anadolu kıt'asından tard ve memleket-i Selçûkiyye'yi Hristiyânların nüfûzundan tahlîs etmeğe söz vermişlerdi. Anadolu hükümdârı olan Gıyâseddîn Keyhusrev dahi bu ittifâkı tervîc ederek Mısır hükümdârının himâyesini kabûl etmiş idi.
Fakat Mısır hükümdârı Baybars Hân, Tatarlar'a harben galebe ederek Kayseriyye'ye kadar gelip Anadolu ümerâsını ve hâsseten Mu'îneddîn ve Seyfeddîn Beyler'i, makâle-i sâbıkanın infâz-ı ahkâmına da'vet ve merâsim-i mahsûsa îfâ eylediği hâlde bu iki emîrden hiç biri de cesâret edemiyor, Gıyâseddîn Keyhusrev dahi zevâl-i saltanatını mülâhaza ederek yerinden [414] kımramıyordu. Çünkü Tatar havfı, bunların azm ve irâdetlerini tamâmiyle kırmış idi.
Şarkan Kunduz Beyzâde Mâh-ı Alem Bey'in ve garben Karaman Beyzâde Mehmed Bey'in Amasya ve Konya üzerine harekâtı, Tatar havfını izâle edecek bir cesâret-i medeniyye olduğu hâlde bunların harekâtı Pervâne ve Torumtay Beyler'i daha ziyâde tedhîş ediyordu. Çünkü Mâh-ı Alem ve Mehmed Beyler'in bu cesâretlerini ma'hûd ittifâkın vukû'una bir delîl-i zâhirî gibi telakkî ediyorlardı.
Bu tarafda Amasya hâkimi Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey'in harekâtı tevessu' ederek Tokat, Canik, Çorum taraflarını tamâmiyle istîlâ edib zâten mezâlim-i Tatar'dan fevkalâde müteneffir ve hurûc ve isyâna muntazır vaz'iyyetde bulunan halkın ya'nî müslim Türkler'in temâyülâtından istifâde etmekle Tatarlar'ı tenkîl ediyor, bir muhâlefete dûçâr olmaksızın Bozok taraflarından Kayseriyye üzerine yürüyordu.
Binâ'en-aleyh Mısır hükümdârı Baybars Hân'ın Kayseriyye'den avdetini müte'âkib Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay Kayseriyye'ye gelip Amasya ahvâlini tahkîk ve ma'iyyetindeki efrâd-ı bâkiyesini tertîb ederek Mâh-ı Alem Bey'in harekâtını tevkîf için 675 evâhirinde Kayseriyye'den hareketle Amasya'yı şu istîlâdan kurtarmağa çalışıyor, nihâyet Mâh-ı Alem Bey ile harb ederek onu Bozok civârında bozuyor, müte'âkiben Amasya kalesine tahassun eden Mâh-ı Alem Bey'i katl edib Amasya'yı zabt ediyordu. [415]
Günümüz Türkçesiyle
Mukaddime'de anıldığı üzere Havza'da Gitürlü kabilesinin başkanı olan Kunduz Beyoğlu Şemseddîn Mehmed Bey'in oğludur. Bazı eski belgelerde "Mâh Melek bin Muhammed bin Kunduz" biçiminde yazılıdır. Emîrü'l-Hâc Veliyyeddîn'in vakfiyesinde "Mâh-ı Alem bin Muhammed", sonradan düzenlenen sınır belgesinde (hudûdnâme) "el-Emîrü'l-Kebîr Celâlü'd-Devle ve'd-Dîn Mâh-ı Alem bin Muhammed el-Havzî" biçiminde yazılan kişi budur.
Amasya hâkimi Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey, Amasya vilâyetinde Tatarlardan bunalmış ve Selçuklulardan kırgın olan emirleri ve Müslüman halkı kendi idaresi altına aldı. 675 [1276-77] ortalarında Amasya'yı ele geçirdi; gizlenen Amasya kâdılkudâtı Sadreddîn Muhammed et-Tiflîsî'nin yerine Amasya âlimlerinden Emîneddîn Muhammed İbnü't-Tebrîzî'yi atadı ve Tokat, Canik, Sinop, Sivas, Şarkî Karahisar yönlerini ele geçirmeye girişti.
Çünkü Tokat emiri Nûreddîn Cibrîl, Canik emiri Necmeddîn Ferruh, Sinop emiri Emîneddîn Mikâ'îl, Sivas emiri Nusreteddîn Behmen, Şarkî Karahisar emiri Sirâceddîn İsmâ'il ve kıyılar emiri Sinâneddîn Mûsâ Beyler savaşta esir olarak Mısır'a gitmişlerdi. Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay yenilmiş olarak Kayseri'de bulunuyordu; Simre nâzırı Toka Noyin de Elbistan ovasında öldürülmüştü. Bu yüzden Amasya vilâyeti ve çevresi emirlerden yoksun bir durumdaydı.
Ikdu'l-Cümân, Uyûnü't-Tevârîh, Mesâlikü'l-Ebsâr gibi temel tarihlerde ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere, Moğol hükümdarı Abaka Han'ın çevresini saran Hristiyan rahipler, Anadolu'da Hristiyanlık amaçlarının ve Ermeni emellerinin gerçekleşmesine en büyük engelin Mu'îneddîn Pervâne ile Seyfeddîn Torumtay Beyler olduğunu sanarak bunlara düşmanlık yöneltiyor, han huzurunda onları yenilgiye sebep olmakla suçlayıp ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.
Abaka Han'ın casusu olan İzzeddîn İbik Baba da bu sırada Mısır'dan dönüp, zaten amansız düşmanı olduğu Pervâne Bey'i ortadan kaldırmak için fırsat zamanının geldiğini anlayarak Pervâne ile Torumtay Beyler'in Mısır hükümdarı Baybars Han ile ittifak ettiklerini bildirdi. Böylece Abaka Han'ın öfkesi bütün şiddetiyle bunlara yöneldi.
Gerçekten de Anadolu ordusunu yöneten bu iki kişi, Mısır Türkleriyle ittifak kurup Tatarları Anadolu kıtasından kovmaya ve Selçuklu ülkesini Hristiyanların nüfuzundan kurtarmaya söz vermişlerdi. Anadolu hükümdarı Gıyâseddîn Keyhusrev de bu ittifakı destekleyerek Mısır hükümdarının himayesini kabul etmişti.
Ne var ki Mısır hükümdarı Baybars Han Tatarlara karşı savaşta galip gelip Kayseri'ye kadar geldi; Anadolu emirlerini ve özellikle Mu'îneddîn ile Seyfeddîn Beyler'i önceki söz verilen anlaşmanın hükümlerini yerine getirmeye çağırdı ve özel törenler yaptı. Ama bu iki emirden hiçbiri cesaret edemedi; Gıyâseddîn Keyhusrev de saltanatının sona ereceğini düşünerek yerinden kıpırdamadı. Çünkü Tatar korkusu bunların güç ve iradesini tamamen kırmıştı.
Doğuda Kunduz Beyoğlu Mâh-ı Alem Bey'in, batıda Karaman Beyoğlu Mehmed Bey'in Amasya ve Konya üzerine hareketleri Tatar korkusunu giderecek bir medenî cesaret olduğu hâlde, bunların hareketi Pervâne ile Torumtay Beyler'i daha çok korkuttu. Çünkü Mâh-ı Alem ile Mehmed Beyler'in bu cesaretini, kendi aralarındaki bilinen ittifakın gerçekleştiğine açık bir kanıt gibi görüyorlardı.
Bu tarafta Amasya hâkimi Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey'in hareketi genişleyerek Tokat, Canik ve Çorum taraflarını tamamen ele geçirdi. Tatar zulmünden son derece nefret eden ve ayaklanmaya, isyana hazır bekleyen halkın, yani Müslüman Türklerin eğiliminden yararlanarak Tatarları cezalandırıyor, herhangi bir direnişle karşılaşmadan Bozok taraflarından Kayseri üzerine yürüyordu.
Bunun üzerine Mısır hükümdarı Baybars Han'ın Kayseri'den dönmesinin ardından Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay Kayseri'ye gelip Amasya'nın durumunu inceledi, yanında kalan askerlerini düzenleyip Mâh-ı Alem Bey'in hareketini durdurmak için 675 sonlarında Kayseri'den hareketle Amasya'yı bu işgalden kurtarmaya çalıştı. Sonunda Mâh-ı Alem Bey ile savaşıp onu Bozok civarında bozdu; ardından Amasya kalesine sığınan Mâh-ı Alem Bey'i öldürüp Amasya'yı ele geçirdi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- hudûd-nâme: sınırları gösteren belge
- kâdılkudât: başkadı
- ihtifâ: gizlenme
- emîrü's-sevâhil: kıyılar emiri, sahil beyi
- Mâh-ı Alem: sancağın ucundaki yıldız biçimli demir; dipnota göre Türkçe karşılığı "mancuk"
- ümmehât-ı târîhiyye: ana tarih kitapları
Mâh-ı Alem'in Adı ve Soyu
Kunduzoğlu Celâleddîn Mâh-ı Alem'in adı, Havza'daki Emîrü'l-Hâc Veliyyeddîn bin Bereketşâh'ın 647 [1249-50] tarihli vakfiyesinde tanık olarak geçer. Vakfiyenin bulunduğu cami ve türbe bugün Samsun'un Havza ilçesinin Dereköy'ündedir. Hüsameddin'e göre Mâh-ı Alem, Havza'daki Gitürlü kabilesinin başkanı Şemseddîn Mehmed Bey'in oğludur. Bu bilgiyi başka kaynaklarda doğrulayamadık. Mâh-ı Alem'in Amasya'yı ele geçirip öldürüldüğü anlatısı da incelediğimiz kaynaklarda yer almadı; bu anlatı Hüsameddin'in kullandığı belge ve vakfiyelere dayanan bir yerel kayıt olarak değerlendirilmelidir.
Aynı Yılların Bölgesel Karışıklığı
Metnin ilgili olduğu yıl, 1277'dir. Aynı yıl Memlük sultanı Baybars Elbistan'da Moğolları yenmiş (15 Nisan 1277), Karamanoğlu Mehmed Bey Konya'yı almış (14 Mayıs 1277) ve Pervâne, Abaka Han tarafından Ağustos 1277'de idam edilmiştir. Hüsameddin'in verdiği "675 ortaları" ve "675 sonları" tarihleri bu olaylar zincirinin içine yerleşir. Elbistan'da Selçuklu askerlerinin ciddi biçimde savaşmadığı ve çoğunun taraf değiştirdiği ya da esir düştüğü bilinir. Karamanoğlu Mehmed Bey, Anadolu Selçuklu tahtına Kırım'da bulunan II. Keykâvus'un oğullarından olduğu ileri sürülen Alâeddin Siyavuş'u (Cimri) çıkarmıştı. Bu bakımdan Mâh-ı Alem'in Amasya hareketi de Moğol hâkimiyetine karşı yerel bir isyan girişimi olarak okunabilir. Ancak bu yorum başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Hüsameddin, Pervâne ve Torumtay'ın Baybars'la ittifak ettiklerini açıkça yazar. Kaynaklara göre Pervâne'nin Baybars ile gizlice yazıştığı ve onu Anadolu'ya davet ettiği, bu yazışmaların da Abaka Han'ın Pervâne'yi idam kararında önemli rol oynadığı bildirilir. Hüsameddin'in anlatısı bu açıdan kaynaklarla uyuşur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 361–362. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar