Gıyâseddîn Keyhusrev bin Keykubâd'ın ikinci şehzâdesi olup 658 senesi rebî'ulevvelinde Simre hükümdârı oldukda Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay nâib-i saltanat ve Alâ'eddîn Alî el-Erzenî kâdı'l-kudât ve Sadreddîn [398] Muhammed bin Hızır et-Tiflîsî de müderris-i Medrese-i Halîfe olmuşdur.
İşte bu târîhden i'tibâren Amasya'da şimdiki Dârü's-Selâm Mahallesi denilen mevki'de Sultân Kılıç Arslan Hân'a ve aşağısında Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey'e birer sarây-ı âlî inşâ edilerek burada ikâmet etdikleri cihetle buralara elsine-i âmmede "Dârü's-Selâm" tesmiye edilmişdir. Sultân Kılıç Arslan'ın Amasya'da ve Gümüş Pazarı nâmıyla meşhûr olan şimdiki Gümüş kasabasında birer darb-hânesi olup Gümüş Pazarı'nda darb edilen sikkeleri bulunmuşdur. Gümüş'de Darbhâne Mahallesi bu zamândan kalmışdır.
Hülâgû Hân³⁹⁵ dedesi Cengiz Hân gibi hiç bir dîn ile mütedeyyin olmayıp her dînin ulemâsına muhib olmakla beraber Câmiu'd-Düvel'de mezkûr olduğu üzere zevcesi Hristiyân olduğu münâsebetle Hristiyânlığa meyli pek şedîd idi. Hristiyânlar'ın ve bi'l-hâssa Ermenî ruhbânların zevcesi vâsıtasıyla Hülâgu Hân'a pek ziyâde hulûl etmeleri, âlem-i İslâm için bir dâhiye-i uzmâ olmuşdur.
Hristiyânlar, Anadolu'da Tatar beylerini her fedâkârlığı irtikâb ederek celb ediyorlar, birtakım tezvîrât ile onları ehl-i İslâm aleyhinde kullanıyorlar, ehl-i İslâmın beynlerinde hâsıl olacak ufak bir ittihâdı kırmak için her türlü mel'aneti tasnî' ederek Tatarlar'ı igzâb ve ehl-i İslâmı bunların ta'zîbâtı altında iz'âc ediyorlar, bu sûretle [399] Tatarlar'a Hrıstiyânlığı kabûl etdirmeğe çalışıyorlardı.
Binâ'en-aleyh memleket-i Selçûkiyye'de iki birâderin hükûmeti bir müddet müsâlemet-perverâne devâm eylediği hâlde Câmiu'd-Düvel'de mezkûr olduğu üzere Sultân Rükneddîn Kılıç Arslan'ın dâ'ire-i hükûmeti dâhilinde ya'nî Simre civârında ikâmet eden Anadolu nâzırı Alıcak Noyin, Hristiyânların tezvîrâtıyla bu müsâlemeti hoş görmüyor, Mu'îneddîn Pervâne Bey dahi menâfi'-i İslâmiyyeyi rahne-dâr eden bu iki hükûmetin nüfûzu te'âruz ve tehâlüf etdikçe Hristiyânların nüfûzu tezâyüd edeceğini idrâk ediyor, her hâlde iki hükûmeti birleşdirmeğe çalışıyor, tabî'î kendi efendisi olan Kılıç Arslan Hân'ın istiklâlini muvâfık-ı maslahat buluyordu.
Sâhib-i a'zam Mu'îneddîn Pervâne Bey, Simre nâzırı Alıcak Noyin'in Sultân İzzeddîn Keykâvus'dan i'râzını ve Sultân Rükneddîn Kılıç Arslan tarafına meylini tahkîk edib birçok fedâkârlıkla bu meyli takviye ve Alıcak Noyin'i tamâmiyle celb ederek Sultân Kılıç Arslan'ın istiklâli esbâbını tehyi’e etmiş idi.
660'da Konya hükümdârı Sultân İzzeddîn Keykâvus'un Mısır sultânıyla ittifâk etdiği fikri, Konya nâzırı Buyan ve Simre nâzırı Alıcak Noyinler'e ilkâ ve tezvîr edilmekle bunların arz ve inhâsı üzerine Hülâgu Hân bîçâre Keykavus'u saltanatdan azl ve birâderi Rükneddîn Kılıç Arslan Hân'ı müstakillen Anadolu hükümdârı nasb eyledi. Binâ'en-aleyh Sultân İzzeddîn Keykâvus, perîşân bir sûrette memleket-i [400] Selçûkiyye'den çıkıp üç oğlu ve ba'zı etbâ'ıyla Bizans imparatorluğuna ilticâ etmişdir.
Sultân Kılıç Arslan Hân, Simre hükümdârı iken Amasya, Tokat, Sivas beldelerinde bi'l-münâvebe ikâmet etdiği münâsebetle Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay nâib-i saltanat olarak tesviye-i umûr-ı vilâyet etmekde idi. Bu def'a sultân-ı müşârün-ileyhin Konya'ya azîmeti hasebiyle Torumtay Bey Amasya'da ibkâ ve Pervâne Bey'in birâderi Emîr Kutbeddîn Osmân mevki'-i dîvân-ı sultânî ve dayıları olan Hâce Sa'deddîn Yûnus el-Amâsî müstevfi'l-memâlik ve Pervâne Bey'in dâmâdı Mecdeddîn Muhammed bin Hüseyin atabeg-i saltanat ve eniştesi Hüsâmeddîn Geyük es-Salgârî emîrü'l-ümerâ olup Sultân Keykâvus'un vezîr-i a'zamı Şemseddîn Mahmûd bin Baba İlyâs et-Tugrâ'î de Amasya'da pederi hânkâhında mütekâ'id olmuşdur.
Bâlâda arz edildiği üzere Hristiyân papazlarının Kubilay Ka'ân'a ve birâderi Hülâgu Hân'a pek ziyâde hulûlü hasebiyle bunların ta'zîbâtı ve Tatarlar'ın ta'addiyâtı ehl-i İslâma karşı kesb-i dehşet ediyor, Anadolu'da müdhiş mezâlimin kesreti işidenleri ağlatıyordu. Kubilay Ka'ân'ın heykeli ekser bilâd-ı cesîmede olduğu gibi Amasya'da şimdiki Tımarhâne civârına vaz' olunarak önünden geçen müslimleri cebren bu heykele secde etdiriyorlar, etmeyenleri öldürüyorlardı.
Kırım hükümdârı bulunan Berkây (Berke) Hân bin Cüci Hân [401] bin Cengiz Hân, Moğol hânları içinde birinci olarak dîn-i İslâmı kabûl etmekle Hülâgu Hân'ın ehl-i İslâmı bu kadar ta'zîb ve iz'âc etmesine dayanamıyor, Hülâgu aleyhinde i'lân-ı harb ederek hukûk-ı İslâmiyyeyi muhâfazaya ve mezâlimi tahfîfe çalışıyor, diyânet-i İslâmiyyeyi ve ehl-i îmânı müdâfa'a etmek için ulemâ ve ümerâ-yı İslâma rehberlik ediyor, ehl-i İslâmın üzerine çökmüş olan acz ve meskenet hissiyâtını kaldırmak istiyordu.
Berke Hân'ın muhârebâtını ta'kîb eden ulemâ-yı İslâm, bir tarafdan papazların gâyet iyi bir dîn-i hak olduğunu anlatmağa çalışdıkları Hristiyânlığın akıl ve mantıka muhâlif i'tikâdât-ı sahîfesini gâyet ma'kûl ve mantıkî bir sûretde teşrîh ederek Tatarlar'ı Hristiyânlıkdan tenfîr ve dîn-i İslâmın gâyet fıtrî, tab'-ı beşere gâyet mülâyim, akl-ı selîmin tabî'î bir sûretde kabûlüne hâhişger bir vaz'-ı İlâhî olduğunu ma'kûlât ve mahsûsât ile isbât ederek onları kabûl-i İslâma takrîb ve celb ediyorlar, diğer tarafdan ümerâ-yı İslâm, Tatar beylerine hissiyât-ı milliye telkîn ederek bir kelime-i şehâdet bedelinde kızlarını onlara tezvîc ve onların kızlarını da kendileri tezevvüc ederek alâka-i sıhriyyet meydâna getiriyorlardı.
Bu cümleden olarak Amasya'ya yeni gelmiş olan Karamsi, Söbüktay Noyinler Oktay Ka'ân'ın müsteşârı Karaçin bin Çıgay Noyin gibi keskin bir Hristiyânın oğulları olduğu hâlde Amasya ümerâsından [402] Hüsâmeddîn Biçâr el-Yâberî bunların hemşîresini tezevvüc ve Pervâne Bey'in birâderi Kutbeddîn Osmân Bey de iki kızını bunlara tezvîc ve Anadolu nâzırı Alıcak Noyin'in kızı Kiras Hâtun'u³⁹⁶ Mu'îneddîn Pervâne Bey tezvîc ederek bunları dâhil-i dâ'ire-i İslâm etmişler idi. Kezâlik nâzır-ı sâbık Samuk Noyin'in oğulları Tukan, Akboğa, Togacar Noyinler ve Tukan Noyin'in oğulları Ulay, İşboga Noyinler dahi bu sûretle müslim olmuşlar idi.
Nihâyet Hülâgu Hân, Berkay Hân'ın harbinde fenâ bir mağlûbiyet acısıyla muztarib olarak 663'de dünyâdan gitdikde yerine oğlu Abaka Hân Tebrîz'de taht-ı İlhânî'ye câlis olmuş idi. Erbâb-ı fazl u kemâlden, her biri birer fende yegâne-i rûzgâr olan Hâce Nasîreddîn Muhammed bin Hasan et-Tûsî, vezîr-i a'zam Hâce Şemseddîn Muhammed el-Cüveynî, Hâce Safiyyeddîn Abdülmü'min el-Urmevî, Hâce Cemâleddîn Yâkût el-Musta'sımî el-Amâsî³⁹⁷ Abaka Hân'ın etrâfını alıp âlem-i İslâm üzerinden Hristiyân papazlarının tahakkümât-ı şedîdesini def'e çalışıyorlardı.
Çünkü Mu'îneddîn Pervâne Bey, Anadolu'da Sultân Rükneddîn Kılıç Arslan nâmına Ermenîler'in tahakkümâtını, Hristiyânların ta'addiyâtını def'e himmet eylediği münâsebetle Ermeni papazları Kılıç Arslan Hân'a tevcîh-i [403] husûmet ederek müşârün-ileyhi ortadan kaldırmak için Kılıç Arslan'ın Abaka Hân'a isyân etmek, Tatarlar'ı Anadolu'dan sürüp çıkarmak ve bütün Hristiyânları kesmek teşebbüsâtında bulunduğunu Aksarây'da ikâmet eden Anadolu nâzırı Boyan Noyin'e ve Tatar beylerine müzevvirâne bir lisân ile iftirâ edib Tatarlar'ı igzâb ve bîçâre Sultân Kılıç Arslan'ı 664'de i'dâm etdirdikleri hâlde Pervâne Bey'in i'dâm etdirdiğini elsine-i âmmeye işâ'a etmişler idi.³⁹⁸
Sultân-ı müşârün-ileyhin on yaşlarında bulunan şehzâdesi Gıyâseddîn Keyhusrev Hân taht-ı Selçûkiyye'ye câlis olarak Fahreddîn Muhammed bin Hüseyin el-Konevî kemâ-kân vezîr ve Mu'îneddîn Pervâne Bey dahi müdebbir-i saltanat, müdîr-i umûr-ı memleket oldu. Fakat Kılıç Arslan'ın şehâdeti Anadolu'da pek ziyâde te'essürü mûcib olduğu cihetle kimi Hristiyânlardan nefret, kimi de Pervâne Bey'e husûmet etmeğe başladı.
Ez-cümle Amasya'da, Suşehri'ne giden Behlûl Baba'nın yerine Hânkâh-ı Mes'ûdî şeyhi olup Tatarlar'ın pek ziyâde mu'temedi ve avâmın müstenedi olan İzzeddîn İbik Baba, Tatarlar'ın efkârına tercümân olarak vak'a-i şehâdet mes'elesinde Pervâne Bey'e tevcîh-i husûmet ediyor, Amasya ümerâsından Hüsâmeddîn Biçâr bin Bahtiyâr ve Havza ile Kedağra emîri Celâleddîn [404] Mâh-ı Alem Beyler dahi İbik Baba tarafdârı olarak Pervâne Bey'e atıp tutuyorlardı.
665'de Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay, Güdül Mahallesin'deki câmi ve medresesini ikmâl ederek vakıf-nâmesini tanzîm ve Gök Medresesi müderrisliğini meşâhîr-i fuzalâdan Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî es-Saygûnî uhdesine tevcîh eylediği esnâda Mu'îneddîn Pervâne Bey dahi Amasya'da ahşâb bir mevlevî-hâne inşâ ve meşîhatını Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri'nin hulefâsından eş-Şeyh Veliyyeddîn Ahmed bin Yûsuf el-Mevlevî'ye i'tâ etmekle İbik Baba'nın nüfûzuna bir mu'ârız nasb etmiş oldu.
Amasya'da ilk Mevlevî şeyhi olan eş-Şeyh Veliyyeddîn Ahmed Dede, Pervâne Bey'in mültezimi olduğu cihetle mevki'ini tahkîm ederek "Şeyh Velî Dede" unvânıyla iştihâr etdiği ve ba'dehû İbik Baba'nın nüfûzunu basdıracak bir mevki'e sâhib olduğu, Dede'nin bekâsıyla Baba'nın mecbûr-ı seyâhat olmasından istidlâl olunmakdadır.³⁹⁹ Baba'îler'in Dedegân'a igbirârı, Dedegân'ın da Baba'îler'e i'tizârı bu zamânın yâdigârı olmalıdır.
Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay'ın bezl ü ihsânı sâyesinde her tarafdan Amasya'ya gelen fuzalâ ve ulemâ neşr-i ulûma ihtimâm ederek Amasya, Anadolu'da ikinci derecede dârü'l-fünûn hâlinde bulunuyordu. Gıyâseddîn [405] Mahmûd el-Garmînî, Safiyyeddîn Mustafa el-Amâsî, Ziyâ'eddîn Îsâ el-Hakkârî, Emîneddîn Muhammed bin et-Tebrîzî, Necîbeddîn Mûsâ el-Hallâtî, Sa'deddîn İsmâ'il er-Rûmî, Mecdeddîn Muhammed er-Rûmî bu zamânın ekâbir-i ulemâsından idi. Hele Amasya kâdı'l-kudâtı Sadreddîn Muhammed bin Hızır et-Tiflîsî bunların fevkinde bir muhakkik-ı zî-fünûn idi.
Zâviye-i Mes'ûdiyye şeyhi İbik Baba, gâyet natûk ve lisân-ı Arabî ve Fârisî ile fasîh bir sûretde mütekellim olup Tatarlar'ın meclûbu olmakla beraber mevki'i 669 hudûdunda tezelzüle uğruyordu. Çünkü İzzeddîn İbik Baba, Baba İshâk'ın etvârını takınarak zâhirî ve bâtınî iki meslek ta'kîb ediyor, sohbet-i yârân esnâsında îzâh eylediği mesleği ulemâya mün'akis oluyor, Amasya ulemâsı bu mesleği zühd ve takvâya, makâm-ı irşâd ve meşîhatda bulunan bir muktedâya muvâfık görmüyordu. Nihâyet kadı-i müşârün-ileyhin tahkîkâta kıyâm eylediğini gören İbik Baba 670'de Mısır'a firâr etmişdir.
Mu'îneddîn Pervâne Bey, İbik Baba'nın firârını müte'âkib Zâviye-i Mes'ûdiyye'yi bir medrese i'tibâriyle müderrisînden Mecdeddîn Muhammed er-Rûmî'ye⁴⁰⁰ tevcîh edib İbik Baba'nın muhlislerinden Hüsâmeddîn Biçâr Bey'i Harbrut emâretine nasb etmekle Amasya'dan kaldırmış ve Havza emîri bulunan Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey'i de azl edib yerine Savcı Bey'i ta'yîn etmişdir. [406]
Ikdü'l-Cümân'da mezkûr olduğu üzere İbik Baba, Mısır'a girdikden sonra hulûl ve ittihâda dâ'ir söylediği sözleri, ulemâ-yı Mısriyye'yi i'tikâdından şübheye düşürmüş olduğu cihetle derhâl hükümdârı el-Melikü'z-Zâhir Baybars (Bey Pars) el-Bundukdârî huzûruna celb ve ulemâdan mürekkeb bir dîvân-ı âlîde ba'de'l-istintâk darben te'dîb olunmuşdur.
İbik Baba, şu gurbet ve siyâset acısını Pervâne Bey'in nüfûzuna haml ederek müşârün-ileyhin bir hasm-ı bî-emânı oluyor, Mısır'dan kalkıp Tebrîz'e gidiyor, orada ikâmet ederek Tatar ümerâsını celbe çalışıyor, daha doğrusu Pervâne Bey'in nüfûzunu kırmak, vücûdunu kaldırmak için Tebrîz'de ihtiyâtkârâne uğraşıyor, lâkin orada ulemânın teveccühünü kazanıp Tatarlar'ın tenvîr-i efkârına hizmet ederek onları dâ'ire-i İslâma takrîb ediyor, Moğol hükümdârı Abaka Hân'ın da i'timâdını kazanıyordu.
Bu esnâda Sinop sancağı, sâhib-i devlet Mu'îneddîn Pervâne Bey'in ıktâ'ı olduğu münâsebetle tarafından Emîneddîn Mikâ'îl Bey emîr-i Sinop olup esbak memleket-i şarkiye nâzırı Samuk Noyin'in oğlu Tuka (Tukan) Noyin memleket-i şarkiyye ya'nî Kızılırmak havzası nâzırı ve birâderi Akboğa Noyin dahi cihet-i şimâliyye, ya'nî Kızılırmak'ın şimâlinde bulunan Sinop ve Kastamonu ve havâlîsi nâzırı ve Akboğa'nın dâmâdı ve Pervâne Bey'in birâderzâdesi olan İzzeddîn Muhammed Bey⁴⁰¹ nişâncı olduğu esnâda Amasya [407] ümerâsından Artuk Bey Oğlu Seyfeddîn İsmâ'il Bey Beyşehri emîri ve birâderi Tâceddîn İbrâhim Bey⁴⁰² dahi emîr-i Tâziye ya'nî Turhal ve havâlîsi beyi bulunuyordu.
Anadolu nâzırı Alıcak Noyin'in vekîl-i umûru ya'nî kethüdâsı Zogay, Merzifon'da el-yevm "Zogu Nâhiyesi" demekle meşhûr olan çiftliğinde ikâmet ederek servet ü sâmân tedâriki husûsunda mezâlim-i nâ-şinîde îcâd ediyor, her ferde tahsîs eylediği rüsûm-ı şehriyyeyi henüz doğan çocuklara kadar teşmîl ederek vergi parasını veremeyen aceze ve fukarânın çocuklarını üç akçe mukâbilinde alıp köle ve câriye olmak üzere Mısır tüccârına satıyor,⁴⁰³ bu cihetden Moğol hükümdârı Abaka Hân'a şikâyât-ı ahâlî yağmur gibi yağıyordu.
Abaka Hân'ın nezdinde mukarreb olan İzzeddîn İbik Baba, Mısır [408] hükümdârından yediği dayağın acısını çıkarmak için Abaka Hân'ı muttasıl bilâd-ı Mısriyye'nin teshîrine teşvîk ediyor, mükerreren Mısır'a gidip Tebrîz'e geliyor, ümerâ-yı Mısriyye'nin ekseri hân tarafdârı olduğunu haber veriyor, Abaka Hân da bunun tezvîrâtına inanıp bu tezvîrâta inzimâm eden Hristiyânların teşvîkâtına binâ'en 675'de hükûmet-i Mısriyye ile harbe kalkışıyordu.
Fakat Anadolu ümerâsı ve efrâdı Tatar mezâliminden fenâ hâlde yıldıkları münâsebetle bu harbi hoş görmüyorlar. Çünkü muhârebe Tatarlar'ın galebesiyle hitâm bulduğu takdîrde mezâlimin katmerli olacağını cezm ediyorlardı. Lâkin Abaka Hân'ın harb edeceği de muhakkak olduğu cihetle Türk ve müslim olan hükûmet-i Mısriyye'yi takviye etmek dînen ve maslahaten muvâfık olduğunu teslîm etmekle beraber Tatarlar'dan korkuyorlar, Harbrut vâlîsi Hüsâmeddîn Biçâr Bey gibi Pervâne Bey'in taraf-ı hilâfında bulunan ba'zı ümerâ hafiyyen hükûmet-i Mısriyye ile muhâberâta cesâret ederek esnâ-yı muhârebede mu'âvenet edeceklerini hükûmet-i Mısriyye'ye kaviyyen va'd ediyorlardı.
Anadolu'da mukîm olan Tatar ümerâsı, Anadolu müslimlerinin bu efkârına vâkıf oldukları cihetle müslim olan beyleri tarassud altına alıyorlar, şübhelendikleri ümerânın ocağını söndürüyorlardı. Binâ'en-aleyh hükûmet-i Mısriyye ile muhâbere-i hafiyyesi duyulan Hüsâmeddîn Biçâr Bey ve oğlu Bahâ'eddîn Bahâdır Bey ve torunu Şihâbeddîn Ahmed Bey 675'de Mısır'a firâr etdiklerini müte'âkib Bahâdır Bey'in [409] kayınbirâderleri olup Amasya'da mukîm olan Söbüktay Noyin ile Tokat'da mukîm Karmasî Noyin dahi Mısır'a gidiyorlardı.
Hulâsa 675'de Moğol başkumandânı Tutagun Noyin idâresinde bulunan Tatar askerleri bilâd-ı Mısriyye'ye tecâvüz edib Anadolu başkumandânı Mu'îneddîn Pervâne Bey idâresinde olan bîçâre Anadolu efrâd-ı müslimesi bi'z-zarûre Tatarlar'a teba'iyyet ederek Mısır efrâd-ı müslimesiyle gâyesiz bir harbe giriyorlar, Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtay dâhil olduğu hâlde bütün Anadolu ümerâsı bu muhârebede isbât-ı vücûd ediyorlardı. Ümerâdan İzzeddîn Gül Bey Amasya'da vâlî kâ'im-makâmı olarak kalmışdır.
Mısır hükümdârı Baybars el-Bundukdârî bu tecâvüzât-ı nâ-revâyı şiddetle def' ediyor, Elbistân sahrâsında girişdiği muhârebede hissiyât-ı milliyeden bî-haber, efkâr-ı dîniyyeden bî-eser olan Moğol askerini pek fenâ bozuyor, başkumandân Tutagun Noyin başda olduğu hâlde bütün kumandanları hâk-i helâke seriyordu. Hulâsa Mısır Türkleri galebe-i kâmileye mazhariyetle Tatarlar'ın burunları kırıldı. Hristiyân râhiblerinin kurduğu dolâb-ı mefsedet esâsından bozuldu.
Moğol hükümdârı Abaka Hân'ın şu harbinde ne bir eser-i milliyet ne de bir sebeb ve zarûret aslâ yok idi. Ancak Hristiyânların teşvîkâtı, bu harbi îcâd eylediği şübhesizdir. Çünkü Moğol hükûmetinin kudret-i kâhiresi, Asya'da bulunan en kuvvetli hükûmât-ı İslâmiyyeyi taht-ı kahrına [410] aldığı hâlde ufak bir Trabzon hükûmet-i Hristiyâniyyesinden âciz olduğu iddi'â edilemez. Trabzon'da Rûm krallığı ferîh, fahûr olarak idâme-i mevcûdiyyet eylediği bir eser-i tesâdüf değil, belki Hristiyânlığın Moğol hükûmetine fevkalâde icrâ-yı nüfûz etdiğine bir delîl-i bâhirdir.
Bu muhârebede Anadolu ümerâsı ber-hayât olarak Mısır'a esâretle gitdikleri hâlde Tatar ümerâsı maktûl olarak ifnâ-yı mevcûdiyet etdikleri tedkîk olunursa Anadolu ümerâsının hükûmet-i Mısriyye'ye mu'âvenet etdikleri anlaşılır. Bunlardan esîr olarak Mısır'a giden Amasya ümerâsı şunlardır: Mu'îneddîn Pervâne Beyzâde Alâ'eddîn Alî, Amasya vâlîsi Seyfeddîn Torumtayzâde Sinâneddîn Mûsâ, müstevfi'l-memâlik Gümüşlüzâde Hâce Yûnus oğulları Nûreddîn Cebrâ'il, Emîneddîn Mikâ'il, Sirâceddîn İsmâ'il; Pervâne Bey'in birâderi Kutbeddîn Osmân, Alîşîrzâde Şihâbeddîn Gâzi, Alîşîr yeğeni Necmeddîn Ferruh, subaşı Seyfeddîn Sunkurca ve İzzeddîn Balaban Beyler.
Eğer Moğol hükûmeti hissiyât-ı milliyeyi bilseydi ya'nî siyâset-i milliye ta'kîb etseydi ne Anadolu Türkmenleri'ni kırıp geçirir, ne de Mısır Türkleri'yle harb ederek kendi kolunu kanadını kırardı. Belki bunlar ile te'yîd-i münâsebât ederek keşmekeş içinde yüzen Bizans ve her tarafını ihâta eden Türk ve Tatar hükûmetlerini iğfâl ve yek-diğeriyle işgâl etmek sâyesinde idâme-i hayât eden ufak Trabzon hükûmât-ı Rûmiyye'sini ufak [411] bir himmetle kaldırdıkdan sonra Asya ve Avrupa'da şanlı bir devlet-i mu'azzama te'sîs ederdi. Tatarlar'ın bu mağlûbiyeti, Anadolu ümerâsına kudret-i müdâfa'a verdiği cihetle Tatar nüfûzunun Anadolu'da zevâline bir başlangıç olmuşdu.
Çünkü Karaman Beyzâde Şemseddîn Mehmed Bey Anadolu ümerâsının kısmen esîr ve kısmen perâkende bir sûretde meşgûl ve Tatar kuvveti de mefkûd olmasından bi'l-istifâde Târîh-i İbni Bîbî'de mezkûr olduğu üzere boş kalan Konya şehrine ve Kunduz Beyzâde Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey dahi Amasya şehrine bi'l-hücûm her ikisini de zabt ederek Konya'da Gümüşlüzâde Hâce Sa'deddîn Yûnus el-Müstevfî ile beylerbeyi Şemseddîn Tutaş Beyzâde Celâleddîn Husrev Şâh Bey'i⁴⁰⁴ ve birkaç refîkini ve Amasya'da vâlî kâ'im-makâmı olan İzzeddîn Gül Bey ile rüfekâsını katl etmişlerdir.
Günümüz Türkçesiyle
Gıyâseddîn Keyhusrev bin Keykubad'ın ikinci oğludur. 658 [1260] rebîülevvelinde Simre hükümdarı olunca Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay saltanat naibi, Alâeddîn Alî el-Erzenî kâdılkudât (başkadı), Sadreddîn Muhammed bin Hızır et-Tiflîsî de Halîfe Medresesi müderrisi oldu.
İşte bu tarihten itibaren Amasya'da bugünkü Dârüsselâm Mahallesi denilen yerde Sultan Kılıç Arslan Han'a, onun aşağısında da Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey'e birer yüksek saray yapıldı ve bunlar orada oturdukları için halk dilinde buralara "Dârüsselâm" adı verildi. Sultan Kılıç Arslan'ın Amasya'da ve Gümüş Pazarı adıyla ünlü olan bugünkü Gümüş kasabasında birer darphanesi vardı; Gümüş Pazarı'nda basılan sikkeleri bulunmuştur. Gümüş'te Darphane Mahallesi bu zamandan kalmıştır.
Hülâgû Han, dedesi Cengiz Han gibi hiçbir dine bağlı değildi ve her dinin âlimlerini severdi. Ancak Câmiu'd-Düvel'de anıldığına göre karısı Hristiyan olduğu için Hristiyanlığa eğilimi çok güçlüydü. Hristiyanların, özellikle Ermeni rahiplerin karısı aracılığıyla Hülâgu Han'ın yanında çok nüfuz kazanmaları İslâm âlemi için büyük bir felaket oldu.
Hristiyanlar Anadolu'da Tatar beylerini her fedakârlığı göze alarak yanlarına çekiyor, birtakım iftiralarla onları Müslümanlar aleyhine kullanıyorlardı. Müslümanlar arasında doğabilecek küçük bir birliği bile kırmak için her türlü kötülüğü tasarlıyor, Tatarları öfkelendirip Müslümanları onların işkenceleri altında bunaltıyorlardı. Bu yolla Tatarlara Hristiyanlığı kabul ettirmeye çalışıyorlardı.
Bu yüzden Selçuklu ülkesinde iki kardeşin hükümeti bir süre barışçıl biçimde sürdüğü hâlde, Câmiu'd-Düvel'de anıldığına göre Sultan Rükneddîn Kılıç Arslan'ın hükümet dairesi içinde, yani Simre çevresinde oturan Anadolu nâzırı Alıcak Noyin, Hristiyanların kışkırtmasıyla bu barışı hoş görmüyordu. Mu'îneddîn Pervâne Bey de İslâm'ın çıkarlarını zedeleyen bu iki hükümetin nüfuzu çatıştıkça Hristiyanların nüfuzunun artacağını anlıyor, her hâlükârda iki hükümeti birleştirmeye çalışıyordu. Doğal olarak kendi efendisi olan Kılıç Arslan Han'ın bağımsızlığını işe yarar buluyordu.
Sâhib-i a'zam Mu'îneddîn Pervâne Bey, Simre nâzırı Alıcak Noyin'in Sultan İzzeddîn Keykâvus'tan yüz çevirdiğini ve Sultan Rükneddîn Kılıç Arslan tarafına meylettiğini anlayınca birçok fedakârlıkla bu eğilimi güçlendirdi ve Alıcak Noyin'i tamamen kazanarak Sultan Kılıç Arslan'ın bağımsızlığının koşullarını hazırladı.
660'ta [1261-62] Konya hükümdarı Sultan İzzeddîn Keykâvus'un Mısır sultanıyla ittifak ettiği düşüncesi Konya nâzırı Buyan ile Simre nâzırı Alıcak Noyinler'e aşılandı ve bunların bildirimleri üzerine Hülâgu Han zavallı Keykâvus'u saltanattan azledip kardeşi Rükneddîn Kılıç Arslan Han'ı tek başına Anadolu hükümdarı atadı. Bunun üzerine Sultan İzzeddîn Keykâvus perişan biçimde Selçuklu ülkesinden çıkıp üç oğlu ve bazı yandaşlarıyla Bizans imparatorluğuna sığındı.
Sultan Kılıç Arslan Han, Simre hükümdarı iken Amasya, Tokat ve Sivas şehirlerinde sırayla oturduğu için Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay saltanat naibi olarak vilâyet işlerini düzene sokuyordu. Bu kez sultanın Konya'ya gitmesi üzerine Torumtay Bey Amasya'da bırakıldı. Pervâne Bey'in kardeşi Emîr Kutbeddîn Osmân sultanî divan makamına, dayıları Hâce Sa'deddîn Yûnus el-Amâsî müstevfi'l-memâlik'e (devlet maliyesi başkanına), Pervâne Bey'in damadı Mecdeddîn Muhammed bin Hüseyin atabeyliğe, eniştesi Hüsâmeddîn Geyük es-Salgârî emîrü'l-ümerâ'ya (emirlerin başı) getirildi. Sultan Keykâvus'un baş veziri Şemseddîn Mahmûd bin Baba İlyâs et-Tugrâ'î de Amasya'da babasının hankâhında emekli olarak yaşamaya başladı.
Yukarıda arz edildiği gibi Hristiyan papazların Kubilay Kağan'ın ve kardeşi Hülâgu Han'ın yanında çok nüfuz kazanması yüzünden bunların işkenceleri ve Tatarların saldırıları Müslümanlar için korku salıyor, Anadolu'daki ağır zulümlerin çokluğu duyanları ağlatıyordu. Kubilay Kağan'ın heykeli, geniş ülkelerin çoğunda olduğu gibi Amasya'da da bugünkü Tımarhane civarına dikilmişti; önünden geçen Müslümanlara zorla bu heykele secde ettiriyorlar, secde etmeyenleri öldürüyorlardı.
Kırım hükümdarı Berkay (Berke) Han bin Cüci Han bin Cengiz Han, Moğol hanları arasında İslâm dinini ilk kabul eden olduğundan Hülâgu Han'ın Müslümanlara bu kadar işkence edip onları bunaltmasına dayanamıyordu. Hülâgu'ya savaş ilân etti, İslâm haklarını korumaya ve zulümleri azaltmaya çalıştı. İslâm dinini ve müminleri savunmak için âlimlere ve İslâm emirlerine önderlik etti; Müslümanların üzerine çökmüş olan çaresizlik ve yoksulluk duygusunu kaldırmak istiyordu.
Berke Han'ın savaşlarını izleyen İslâm âlimleri bir yandan, papazların çok güzel bir hak din olarak anlatmaya çalıştığı Hristiyanlığın akıl ve mantığa aykırı inanç sayfalarını son derece makul ve mantıklı biçimde açıklayarak Tatarları Hristiyanlıktan soğutuyor, İslâm dininin son derece doğal, insan tabiatına çok uygun, sağlam aklın doğal biçimde kabul etmek isteyeceği ilâhî bir düzen olduğunu akılla ve gözleme dayanarak kanıtlayıp onları İslâm'a yaklaştırıyorlardı. Öte yandan İslâm emirleri Tatar beylerine millî duygular aşılıyor, bir kelime-i şehâdet karşılığında kızlarını onlara veriyor, onların kızlarını da kendileri alarak kayınlık ilişkisi kuruyorlardı.
Bu cümleden olarak, Amasya'ya yeni gelmiş olan Karamsi ile Söbüktay Noyinler, Ögeday Kağan'ın danışmanı Karaçin bin Çığay Noyin gibi sert bir Hristiyanın oğullarıydı. Amasya emirlerinden Hüsâmeddîn Biçâr el-Yâberî bunların kız kardeşiyle evlendi; Pervâne Bey'in kardeşi Kutbeddîn Osmân Bey de iki kızını bunlara verdi; Anadolu nâzırı Alıcak Noyin'in kızı Kiras Hatun'u da Mu'îneddîn Pervâne Bey aldı. Böylece bunları İslâm dairesine katmışlardı. Aynı biçimde eski nâzır Samuk Noyin'in oğulları Tukan, Akboğa, Togacar Noyinler ve Tukan Noyin'in oğulları Ulay ve İşboga Noyinler de bu yolla Müslüman olmuşlardı.
Sonunda Hülâgu Han, Berkay Han'la savaşında kötü bir yenilginin acısıyla bunalıp 663'te [1264-65] dünyadan göçünce yerine oğlu Abaka Han Tebriz'de İlhanlı tahtına oturdu. Fazilet ve olgunluk sahibi, her biri bir fende çağının tek kişisi olan Hâce Nasîreddîn Muhammed bin Hasan et-Tûsî, başvezir Hâce Şemseddîn Muhammed el-Cüveynî, Hâce Safiyyeddîn Abdülmü'min el-Urmevî ve Amasyalı Hâce Cemâleddîn Yâkût el-Musta'sımî Abaka Han'ın çevresini sarıp Hristiyan papazların İslâm âlemi üzerindeki şiddetli baskısını gidermeye çalışıyorlardı.
Çünkü Mu'îneddîn Pervâne Bey, Anadolu'da Sultan Rükneddîn Kılıç Arslan adına Ermenilerin baskısını ve Hristiyanların saldırılarını gidermeye çalıştığı için Ermeni papazları Kılıç Arslan Han'a düşmanlık yöneltti ve onu ortadan kaldırmak için, Kılıç Arslan'ın Abaka Han'a isyan etmeye, Tatarları Anadolu'dan kovmaya ve bütün Hristiyanları kesmeye girişti diye Aksaray'da oturan Anadolu nâzırı Boyan Noyin'e ve Tatar beylerine yalancı bir dille iftira ettiler. Tatarları kızdırıp zavallı Sultan Kılıç Arslan'ı 664'te [1265-66] idam ettirdiler; fakat onu Pervâne Bey'in idam ettirdiğini halk arasında yaydılar.
Sultanın on yaşlarındaki oğlu Gıyâseddîn Keyhusrev Han Selçuklu tahtına oturdu. Fahreddîn Muhammed bin Hüseyin el-Konevî eskisi gibi vezir, Mu'îneddîn Pervâne Bey de saltanatın yöneticisi ve ülke işlerinin başı oldu. Fakat Kılıç Arslan'ın şehit edilmesi Anadolu'da çok büyük bir üzüntüye yol açtığından kimi Hristiyanlardan nefret etmeye, kimi de Pervâne Bey'e düşmanlık beslemeye başladı.
Bunlardan, Suşehri'ne giden Behlûl Baba'nın yerine Amasya'da Hankâh-ı Mes'ûdî şeyhi olan, Tatarların çok güvendiği ve halkın dayanağı olan İzzeddîn İbik Baba, Tatarların düşüncelerinin sözcüsü olarak şehit edilme olayında Pervâne Bey'e düşmanlık yöneltiyordu. Amasya emirlerinden Hüsâmeddîn Biçâr bin Bahtiyâr ile Havza ve Kedağra emiri Celâleddîn Mâh-ı Alem Beyler de İbik Baba'dan yana olarak Pervâne Bey'e çatıyorlardı.
665'te [1266-67] Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay, Güdül Mahallesi'ndeki cami ve medresesini tamamlayıp vakfiyesini düzenledi ve Gök Medrese müderrisliğini tanınmış fazıllardan Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî es-Saygûnî'ye verdi. Tam bu sırada Mu'îneddîn Pervâne Bey de Amasya'da ahşap bir Mevlevîhâne yaptırdı ve şeyhliğini Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri'nin halifelerinden Şeyh Veliyyeddîn Ahmed bin Yûsuf el-Mevlevî'ye vererek İbik Baba'nın nüfuzuna karşı bir rakip çıkarmış oldu.
Amasya'nın ilk Mevlevî şeyhi olan Şeyh Veliyyeddîn Ahmed Dede, Pervâne Bey'in iltizam sahibi (vergi görevlisi) olduğu için konumunu sağlamlaştırarak "Şeyh Velî Dede" adıyla anıldı. Sonradan İbik Baba'nın nüfuzunu bastıracak bir konuma ulaştığı, Dede'nin kalıp Baba'nın gezgin kalmaya (seyahate) mecbur olmasından anlaşılmaktadır. Babaîlerin Dedegânlara karşı küskünlüğü, Dedegânların da Babaîlerden özür dilemesi bu zamandan kalma bir hatıra olmalıdır.
Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay'ın cömertliği sayesinde her yerden Amasya'ya gelen bilginler ve âlimler ilmin yayılmasına özen gösterdiğinden Amasya, Anadolu'da ikinci derecede bir dârülfünun (üniversite) durumundaydı. Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî, Safiyyeddîn Mustafa el-Amâsî, Ziyâ'eddîn Îsâ el-Hakkârî, Emîneddîn Muhammed bin et-Tebrîzî, Necîbeddîn Mûsâ el-Hallâtî, Sa'deddîn İsmâ'il er-Rûmî ve Mecdeddîn Muhammed er-Rûmî bu zamanın büyük âlimlerindendi. Özellikle Amasya kâdılkudâtı Sadreddîn Muhammed bin Hızır et-Tiflîsî bunların üstünde, birçok ilimde derin bir araştırmacıydı.
Mes'ûdiyye Zaviyesi şeyhi İbik Baba çok güzel konuşan, Arapça ve Farsça'yı akıcı biçimde kullanan biriydi ve Tatarlar'ın sevgilisi olmakla birlikte konumu 669 [1270-71] dolaylarında sarsılıyordu. Çünkü İzzeddîn İbik Baba, Baba İshâk'ın yolunu tutarak hem zahirî hem bâtınî iki yol izliyor, dost sohbetlerinde açıkladığı yol âlimlere aykırı düşüyor, Amasya âlimleri bu yolu irşat ve şeyhlik makamındaki bir önder için zühde ve takvaya uygun görmüyorlardı. Sonunda kadının soruşturmaya başladığını gören İbik Baba 670'te [1271-72] Mısır'a kaçtı.
Mu'îneddîn Pervâne Bey, İbik Baba'nın kaçışının ardından Mes'ûdiyye Zaviyesi'ni bir medrese sayıp müderrislerinden Mecdeddîn Muhammed er-Rûmî'ye verdi. İbik Baba'nın müritlerinden Hüsâmeddîn Biçâr Bey'i Harput emirliğine atayarak Amasya'dan uzaklaştırdı; Havza emiri Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey'i de azledip yerine Savcı Bey'i atadı.
Ikdü'l-Cümân'da anıldığına göre İbik Baba Mısır'a girdikten sonra hulûl ve ittihada (Tanrı'nın insanda bulunması ve onunla birleşmesi) dair söylediği sözler Mısır âlimlerini inançlarından şüpheye düşürdüğü için hemen hükümdarı el-Melikü'z-Zâhir Baybars'ın (Bey Pars) el-Bundukdârî'nin huzuruna getirildi ve âlimlerden oluşan yüksek bir divanda sorguya çekildikten sonra dövülerek cezalandırıldı.
İbik Baba bu gurbet ve siyaset acısını Pervâne Bey'in nüfuzuna bağlayarak onun amansız bir düşmanı oldu. Mısır'dan kalkıp Tebriz'e gitti, orada oturup Tatar emirlerini kazanmaya çalıştı; daha doğrusu Pervâne Bey'in nüfuzunu kırmak ve varlığını ortadan kaldırmak için Tebriz'de ihtiyatla uğraştı. Fakat orada âlimlerin teveccühünü kazanıp Tatarların aydınlanmasına hizmet ederek onları İslâm dairesine yaklaştırıyor, Moğol hükümdarı Abaka Han'ın da güvenini kazanıyordu.
Bu sırada Sinop sancağı devlet büyüğü Mu'îneddîn Pervâne Bey'in iktâsı olduğundan onun tarafından Emîneddîn Mikâ'îl Bey Sinop emiri oldu. Eski doğu ülkeleri nâzırı Samuk Noyin'in oğlu Tuka (Tukan) Noyin doğu ülkesinin, yani Kızılırmak havzasının nâzırı; kardeşi Akboğa Noyin de kuzey yönünün, yani Kızılırmak'ın kuzeyindeki Sinop, Kastamonu ve çevresinin nâzırı oldu. Akboğa'nın damadı ve Pervâne Bey'in yeğeni olan İzzeddîn Muhammed Bey nişancı iken Amasya emirlerinden Artuk Bey oğlu Seyfeddîn İsmâ'il Bey Beyşehri emiri, kardeşi Tâceddîn İbrâhim Bey de Tâziye, yani Turhal ve çevresi beyi idi.
Anadolu nâzırı Alıcak Noyin'in iş vekili, yani kethüdâsı Zogay, Merzifon'da bugün "Zogu Nâhiyesi" diye ünlü çiftliğinde oturup servet ve mal edinmek için akla gelmedik zulümler çıkarıyordu. Her kişiye koyduğu aylık vergiyi henüz doğan çocuklara kadar yaydı; vergiyi ödeyemeyen âciz ve yoksulların çocuklarını üç akçeye alıp köle ve cariye olarak Mısırlı tüccarlara satıyordu. Bu yüzden Moğol hükümdarı Abaka Han'a halkın şikâyetleri yağmur gibi yağıyordu.
Abaka Han'ın yakınında bulunan İzzeddîn İbik Baba, Mısır hükümdarından yediği dayağın acısını çıkarmak için Abaka Han'ı sürekli Mısır ülkesini ele geçirmeye kışkırtıyor, defalarca Mısır'a gidip Tebriz'e geliyor, Mısır emirlerinin çoğunun han yanlısı olduğunu haber veriyordu. Abaka Han bunun yalanlarına ve bunlara katılan Hristiyanların kışkırtmalarına inanarak 675'te [1276-77] Mısır hükümetiyle savaşa kalkıştı.
Fakat Anadolu emirleri ve halkı Tatar zulmünden bunaldıkları için bu savaşı hoş görmüyorlardı. Çünkü savaş Tatarların zaferiyle biterse zulmün katmerleneceğinden emindiler. Ama Abaka Han'ın savaşacağı da kesin olduğundan Türk ve Müslüman olan Mısır hükümetini desteklemenin din ve çıkar bakımından uygun olduğunu kabul etmekle birlikte Tatarlardan korkuyorlardı. Harput valisi Hüsâmeddîn Biçâr Bey gibi Pervâne Bey'in karşısında yer alan bazı emirler gizlice Mısır hükümetiyle haberleşmeye cesaret ederek savaş sırasında yardım edeceklerine dair kesin söz veriyorlardı.
Anadolu'da oturan Tatar emirleri Anadolu Müslümanlarının bu düşüncesini bildikleri için Müslüman beyleri gözetim altına alıyor, şüphelendikleri emirlerin ocağını söndürüyorlardı. Bu yüzden Mısır hükümetiyle gizlice haberleştiği duyulan Hüsâmeddîn Biçâr Bey, oğlu Bahâ'eddîn Bahâdır Bey ve torunu Şihâbeddîn Ahmed Bey 675'te Mısır'a kaçtılar. Ardından Bahâdır Bey'in kayınbiraderleri olup Amasya'da oturan Söbüktay Noyin ile Tokat'ta oturan Karmasî Noyin de Mısır'a gittiler.
Kısacası 675'te Moğol başkomutanı Tutagun Noyin'in yönetimindeki Tatar askerleri Mısır ülkesine saldırdı. Anadolu başkomutanı Mu'îneddîn Pervâne Bey'in yönetimindeki zavallı Anadolu Müslüman askerleri çaresiz Tatarlara tâbi olup Mısır'ın Müslüman askerleriyle amaçsız bir savaşa girdiler. Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay da dahil bütün Anadolu emirleri bu savaşta varlık gösterdiler. Emirlerden İzzeddîn Gül Bey Amasya'da vali kaymakamı olarak kaldı.
Mısır hükümdarı Baybars el-Bundukdârî bu yersiz saldırıyı şiddetle geri püskürttü. Elbistan ovasında girdiği savaşta millî duygulardan habersiz, dinî düşünceden yoksun Moğol askerini çok kötü bozdu ve başkomutan Tutagun Noyin başta olmak üzere bütün komutanları yere serdi. Kısacası Mısır Türkleri tam bir zafer kazandı, Tatarların burnu kırıldı. Hristiyan rahiplerin kurduğu fesat düzeni temelinden bozuldu.
Moğol hükümdarı Abaka Han'ın bu savaşında ne bir millî neden ne de bir zorunluluk vardı. Ancak Hristiyanların kışkırtmasının bu savaşı çıkardığı şüphesizdir. Çünkü Moğol hükümetinin yenilmez gücü Asya'daki en güçlü İslâm hükümetlerini boyunduruğu altına aldığı hâlde küçük bir Trabzon Hristiyan hükümetine gücünün yetmediği iddia edilemez. Trabzon'da Rum krallığının mutlu ve gururlu biçimde varlığını sürdürmesi bir rastlantı değil, Hristiyanlığın Moğol hükümeti üzerinde olağanüstü nüfuz yürüttüğünün açık bir kanıtıdır.
Bu savaşta Anadolu emirleri sağ olarak Mısır'a esir gittikleri hâlde Tatar emirleri öldürülerek yok oldukları incelenirse Anadolu emirlerinin Mısır hükümetine yardım ettikleri anlaşılır. Bunlardan esir olarak Mısır'a giden Amasya emirleri şunlardır: Mu'îneddîn Pervâne Bey oğlu Alâ'eddîn Alî; Amasya valisi Seyfeddîn Torumtay oğlu Sinâneddîn Mûsâ; müstevfi'l-memâlik Gümüşlüoğlu Hâce Yûnus'un oğulları Nûreddîn Cebrâ'il, Emîneddîn Mikâ'il, Sirâceddîn İsmâ'il; Pervâne Bey'in kardeşi Kutbeddîn Osmân; Alîşîr oğlu Şihâbeddîn Gâzi; Alîşîr'in yeğeni Necmeddîn Ferruh; subaşı Seyfeddîn Sunkurca ve İzzeddîn Balaban Beyler.
Eğer Moğol hükümeti millî duyguları bilseydi, yani millî bir siyaset izleseydi ne Anadolu Türkmenlerini kırıp geçirir ne de Mısır Türkleriyle savaşarak kendi kolunu kanadını kırardı. Bunlarla ilişkileri düzeltir; karmaşa içinde yüzen Bizans'ı ve her yanını saran Türk ve Tatar hükümetlerini aldatıp birbirine düşürerek hayatını sürdüren küçük Trabzon Rum hükümetlerini küçük bir gayretle kaldırdıktan sonra Asya ve Avrupa'da şanlı bir büyük devlet kurardı. Tatarların bu yenilgisi Anadolu emirlerine savunma gücü verdiği için Tatar nüfuzunun Anadolu'da sona ermesinin başlangıcı olmuştu.
Çünkü Karaman Beyoğlu Şemseddîn Mehmed Bey, Anadolu emirlerinin bir kısmının esir, bir kısmının dağınık biçimde meşgul olmasından ve Tatar gücünün yok olmasından yararlanarak İbn Bîbî tarihinde anıldığı üzere boş kalan Konya şehrine, Kunduz Beyoğlu Celâleddîn Mâh-ı Alem Bey de Amasya şehrine saldırıp her ikisini de ele geçirdi. Konya'da Gümüşlüoğlu Hâce Sa'deddîn Yûnus el-Müstevfî ile beylerbeyi Şemseddîn Tutaş Beyoğlu Celâleddîn Hüsrev Şâh Bey'i ve birkaç arkadaşını, Amasya'da ise vali kaymakamı İzzeddîn Gül Bey ile arkadaşlarını öldürdüler.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kâdılkudât: başkadı, kadılar kadısı
- müstevfi'l-memâlik: devlet maliyesinin başı
- emîrü'l-ümerâ: emirlerin emiri, ordu komutanlarının başı
- iltizam: bir bölgenin vergi gelirini peşin ödeyip toplama hakkı
- hulûl ve ittihad: Tanrı'nın insana yerleşmesi ve onunla birleşmesi görüşü
- tezvîr, tezvîrât: yalan söyleyerek kandırma, iftira
- serîr-i İlhânî: İlhanlı tahtı
- darbhâne: sikke basılan yer, darphane
- Mevlevîhâne: Mevlevî dervişlerinin tekkesi
- Dedegân: Mevlevî şeyhlerine ve soyundan gelenlere verilen "dede" unvanı taşıyanlar
Pervâne Muînüddin Süleyman Kimdir
Muînüddin Süleyman Pervâne, Anadolu Selçuklu tarihinde "Pervâne Dönemi" diye bir devre adını veren devlet adamıdır. II. Gıyâseddin Keyhusrev'in veziri Mühezzebüddin Ali'nin oğludur. Tokat emiri olarak ilk kez anılan Muînüddin'in, Erzincan'daki bir makam için Torumtay'la nüfuz mücadelesine girdiği ve Baycu Noyan'ın desteğiyle bunu kazandığı kaydedilir. Metinde de Torumtay ile ayrılıkları anlatılmıştı. Kılıç Arslan tahta çıkınca pervane olarak görev aldı ve zamanla iktidarı tamamen eline geçirdi; tahtta Kılıç Arslan otursa da devleti yöneten kişi Pervâne idi.
Hüsameddin, Kılıç Arslan'ın ölümünü Hristiyan papazların iftirasına ve Tatarların öfkesine bağlar, Pervâne'nin suçsuz olduğunu savunur. Başka kaynaklardaki tablo tersidir. Kılıç Arslan'ın ölümü sırasında Sinop'un fethi vardır: Pervâne Sinop'u almış (1266), sultandan şehrin kendisine verilmesini istemiş, bunu da elde etmişti. Ardından Moğollara Kılıç Arslan'ın Memlüklerle anlaştığını söyleyerek sultanın öldürülmesine izin aldı. Araştırmalara göre Kılıç Arslan Aksaray'da bir ziyafetten sonra öldürüldü; olay halktan gizlendi ve sultanın hastalıktan öldüğü söylendi. Yani Hüsameddin'in Pervâne'yi aklayan anlatısı ile bugünkü kaynaklar ayrılır.
Elbistan Savaşı ve Pervâne'nin Sonu
Metnin sonlarında anlatılan 675 [1277] savaşı, Memlük sultanı Baybars ile Moğolların Elbistan ovasında karşılaştığı savaştır (15 Nisan 1277). Moğol ordusu ağır yenilgiye uğradı; Pervâne'nin komutasındaki Selçuklu askerleri ciddi biçimde savaşmadılar, kimi taraf değiştirdi. Baybars Kayseri'ye geldi ve halkın sevinç gösterileri arasında karşılandı. Fakat Pervâne'nin iki taraflı siyaseti ve ordusundaki yiyecek sıkıntısı yüzünden Baybars Suriye'ye çekildi. Abaka Han savaş alanında Moğol cesetleri arasında Selçuklu cesedi görmeyince Pervâne'yi Memlüklerle işbirliğiyle suçladı ve onu Temmuz-Ağustos 1277'de idam ettirdi.
Moğolların bu yenilginin ardından intikamı da ağır oldu. Abaka Han'ın dönüş yolunda uğradığı bütün şehir ve kasabaların yağmalanmasını ve halklarının öldürülmesini emrettiği, bu intikam seferinde 200.000 kişinin öldürüldüğünün rivayet edildiği yazılır. Hüsameddin'in metni bu kıyımdan söz etmez; Elbistan'dan sonra Amasya'da olanları Mâh-ı Alem'in hareketiyle sürdürür.
Karamanoğlu Mehmed Bey ve Konya
Hüsameddin'in sözünü ettiği "Karaman Beyoğlu Şemseddîn Mehmed Bey", Karamanoğlu Mehmed Bey'dir. Baybars'ın zaferinden sonra, Kırım'da bulunan II. İzzeddin Keykâvus'un oğullarından olduğu ileri sürülen Alâeddin Siyavuş'u (Cimri) yanına alıp harekete geçti. Konya'ya 9 Zilhicce 675'te (14 Mayıs 1277) girdi ve Siyavuş'u Selçuklu sultanı ilân etti. Başka bir TDV maddesinde aynı olay 677 (1279) yılında verilir; yani kaynaklarda bir tarih farkı vardır. Siyavuş ve Mehmed Bey sonradan Moğol-Selçuklu ordusuna yenilerek öldürüldüler. Hüsameddin'in Mâh-ı Alem'in Amasya'yı almasını Konya'nın alınışıyla yan yana anması bu bakımdan tarihsel bir çerçeveye uyar; ancak Amasya'nın ele geçirilmesi başka kaynaklarda doğrulanamadı.
İbik Baba ve Pervâne
Hüsameddin'in İbik Baba'yı Pervâne'nin amansız düşmanı ve Tatarların güvendiği biri olarak anlatması, Amasya'daki Babaî ve Mevlevî çekişmesini yansıtan değerli bir yerel anlatıdır. Mevlânâ'nın "Fîhi mâ fîh" adlı eserini Pervâne'ye sunduğu ve Pervâne'nin Mevlânâ'nın yakın dostu ve müridi olduğu bilinir. Dolayısıyla Pervâne'nin Amasya'da bir Mevlevîhâne yaptırması, bu yakınlıkla uyumludur. Mevlevîhânenin ve İbik Baba'nın Mısır serüveninin ayrıntıları ise başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 356–361. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Faruk Sümer, "Kılıcarslan IV", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kilicarslan-iv
- Muharrem Kesik, "Muînüddin Süleyman Pervâne", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muinuddin-suleyman-pervane
- "Mehmed Bey, Karamanoğlu", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-bey-karamanoglu
- "Keyhusrev III", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/keyhusrev-iii
Diğer kaynaklar