Amasyalıdır. Hızır Paşa’ya giden yol üzerinde medfûn olup eş-Şeyh Habîb-i Karamânî hulefâsından yukarıda tercemesi yazılan Sonisalı eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi bin İlyâs bin Hasan’ın mahdûm-ı zî-şânıdır. Amasya’da Kurşunlu Mahallesi’nde 893’de doğdu.
Sultân Bâyezîd Mektebi’nde ta’allüm-i kırâ’at ve hıfz-ı Kur’ân etdikten sonra Büyük Ağa Medresesi’nde ikâmet ve Küçük Ağa müderrisi “Emirkulu” demekle meşhûr Şemseddîn Ahmed Efendi’den ba’dehû Büyük Ağa müderrisi olup gelen Taşköprülü Musliheddîn Mustafa Efendi’den istifâza-i envâr-ı ulûm etdi.
918’de Musliheddîn Efendiyle beraber İstanbul’a gidip [435] Sahn müderrisi Fenârîzâde Muhyiddîn Mehmed Efendi’den usûl-i fıkıh, Şeyhülislâm Amasyalı Zenbîlî Ali Efendi’den fıkh-ı şerîf, sadr-ı fezâ’il-perver Amasyalı Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi’den me’ânî, tefsîr ve Anadolu sadâretinden mütekâ’id iken Sahn müderrisi olan “Sarıgörez” demekle meşhûr Amasyalı Seydî Ahmed Efendi’den ulûm-ı edebiyye ahz etdi.
Bunların her birinden tedrîse mücâz olup kendisini pek ziyâde takdîr eden Sarı görez Seydî Ahmed Efendi’ye dâmâd ve Şeyhülislâm Zenbîlî Ali’ye mu’îd oldu. 926’da cülûs eden Sultân Süleyman Hân’ın hâcesi Dadaylı Hayreddîn Hızır Efendi bunu Ali Efendi’den alıp mülâzım verdi.
Kendisinden mülâzım olmasını arzû eden Ali Efendi bu vaz’-ı nâ-me’mûlden mütekessir ve icâzetsiz hidmetini terk etdiğinden dolayı mütekeddir olduğu münâsebetle i’tizâr edib üstâdını irzâ etdi. İki sene mülâzemet bekleyip 928’de yirmi akçe vazîfe ile Gelibolu’da Sarıca Paşa Medresesi müderrisi oldu.
930 senesi hilâlinde bir iki ay ma’zûliyetten sonra otuz [436] akçe ile Edirne’de Taşlık müderrisi olup sekiz yıl kadar burada tedrîs-i ulûma hasr-ı himmet idi. 938’de kırk akçe ile İstanbul’da Dâvud Paşa müderrisi olarak İstanbul’a geldi. 940’da Gebze’de Mustafa Paşa, 941’de Edirne’de Dârü’l-Hadîs medreselerine müderris oldu.
942’de açılan Ayasofya Medresesi’ne Sahn pâyesiyle müderris olup üç yıl Ayasofya Câmi-i şerîfinde tedrîs-i ulûm ederek fevka’l-âde iştihâr etdi. 945’de Edirne’de Sultân Bâyezîd müderrisliğine terfî’ edilip 946’da Haleb mollası oldu.
Haleb’e vâsıl olduktan sonra 947’de Bağdâd Beylerbeyi olan Üveys Paşa’yı teftîşe me’mûren Bağdâd’a gidip Bağdâd mollası Niksârî Mustafa Efendi ile beraber icrâ-yı teftîş ederek bunların arzlarıyla Paşa ma’zûl olduğu hâlde Haleb’e avdetinde Üveys Paşa’yı Haleb Beylerbeyi buldu.
Bu sefer Paşa da bunu bir tâkım ekâzib isnâdıyla arz edib 949’da Haleb’ten azl edilerek kalkıp Akşehir’e [437] vusûlünde Şâm Beylerbeyi Îsâ Paşa ile Şâm mollası Mehmed Bey yek-diğerinden arz-ı şikâyet etmelerine binâ’en her ikisi de azl edildikte ba-hatt-ı hümâyûn Şâm kadısı olup Akşehir’den Şâm’a döndü.
Çünkü Sadr-ı a’zam Hâdım Süleyman Paşa Şâm kazâsını Edirne’de Sultân Bâyezîd müderrisi Celâlzâde Sâlih Efendi’ye arz etmiş iken Sultân Süleyman Üveys Paşa’nın garaz-kârâne ta’assubundan dolayı azl u gadr edilmiş olduğuna vâkıf olduğundan buna verdi.
951’de Bursa kadılığına naklen ta’yîn edilip 952 senesi şa’bânında Edirne mollası, 954 senesi şa’bânında İstanbul kadısı olarak İstanbul’a geldi. Vusûlünden on gün sonra Anadolu sadâreti münhall olduğundan Anadolu kazaskeri olarak ta’ayyün etdi.
955’de Kanûnî Sultân Süleyman Hân ile Îrân seferine gidip üç yıl kadar Ordu-yı hümâyûn ile beraber bulundu. Hayli müşkilât ü mezâhime göğüs gerdi. 958 senesi evâ’ilinde avdet edib biraz istirâhat edeceği esnâda [438] değirmen da’va-yı meşhûresi huzûrunu ihlâl etdi.
Şöyle ki Nilüfer Nehri üzerinde nice bî-günâhın gözyaşlarıyla dönen bir değirmen Sadr-ı a’zam Rüstem Paşa Mihrimâh Sultân’ın âgûş-ı himâyesine ve nüfûz-ı mevki’ine istinâden cebr ü kahr ile alıp bu değirmende hissedâr olan mazlûmları irzâ edecek bir bedel vermez. Mazlûmlar da kazasker mahkemesine mürâca’at eder.
Sâhib-i terceme bu da’vâyı tedkîk u rü’yet ederek Rüstem Paşa’nın aleyhine kemâl-i metânetle hükm u i’lâm eylediğinden muğber olan Rüstem Paşa bir tâkım müftereyât îcâd u arz edib 958 senesi şevvâlinde azl etdirdi. Bununla kanâ’at etmeyen Rüstem Paşa kendisine mu’în olmadığından dolayı Rûmeli kazaskeri Bestân Efendi’yi de azl etdirip her ikisinin de teftîşine irâde aldı.
Şâyân-ı hayretdir ki İstanbul kadısı Saçlı Emîr Efendi değirmen da’vâsıyla alâkadâr olmadığı hâlde o da azl ü teftîş edilip bunların hesâb u kitâbını rü’yet ve ahvâl-i şikâyâtı tedkîke himmet etmek üzere [439] üç müfetdiş ta’yîn edildi.
Bestân Efendi’nin müfetdişi Şâm kazâsından mütekâ’id, humk u cehâletle meşhûr Bolulu Ahmed Balkâf Efendi, sâhib-i tercemenin müfetdişi Rodos fetvâsından ma’zûl, “Martolos Efendi” demekle meşhûr Konyalı Mehmed Efendi, Saçlı Emîr Efendi’nin müfetdişi “Ebû’l-Leys” Ali’si demekle meşhûr Ali Efendi günlerce Fâtih Câmi-i şerîfinde ictimâ’ ederek teftîş ve tenkîr-i mevâdd-ı şikâyet ederek her birinin berâ’at-i zimmeti meydâna çıktı.
Mevlânâ’nın hakkında yapılan teftîşât ü berâ’ati hâvî risâle¹⁰⁴ ma’rûz-ı rikâb-ı Süleymanî oldukta Sahn-ı Semâniyye müderrisliği verildiyse de Rüstem Paşa’nın sadâretinde vazîfe kabûl edemeyeceğini der-meyân ederek 959’da Hicâz’a gidip ba’de’l-Hâc avdetle talebe-i ulûma Fâtih Câmi-i şerîfinde ders okuttu.
968’de Sultân Mustafa gibi koca bir şehzâdeyi, iki kardeşi olan Kapudân-ı deryâ Sinan Paşa ile halefi Kara Ahmed Paşa’yı kendi keyf ü sadâreti uğrunda i’dâm etdiren Sadr-ı a’zam Rüstem Paşa maktûlen vefât [440] etdikte Sultân Süleyman kendisini tatyîben 969 senesi rebîülâhirinde yevmî yüz seksen akçe vazîfe-i tekâ’üd ile yaptırdığı Dârü’l-Hadîs müderrisliğini verdi. Bunu kabûl etdi.
“Ol buk’a-i celîlede “Tefsîr-i Kâdı” üzerine hâşiye-i şerîfe ta’lîk eyleyüp 973 Şa’bânında Ebû’s-Su’ûd Efendi tefsîrini itmâm eyleyüp cümle dânişmendleri nevbetde mülâzım alınub terakkiyyâtla ikrâm olunduklarında bunlar dahi on mülâzım alınmak fermân olup vazîfelerine otuz akçe terakkî ihsân olunmuş idi.”
983 senesi saferinde ihtiyârlığından bahisle medreseden isti’fâ etdikte vazîfe-i tekâ’üdü olan iki yüz on akçe uhdesinde ibkâ ve Sultân Murâd-ı Sâlis tarafından ayrıca beş yüz fılori ihsân edilerek i’zâz edildi.
Sene-i mezbûre cumâdelulâsının beşinci günü Şeyhülislâm Ebû’s-Su’ûd Efendi dâr-ı na’îme irtihâl etdikte Sultân-ı müşârün-ileyh mesned-i celîl-i meşîhat-ı İslâmiyyeyi kendisine teklîf u tevcîh etdiği hâlde affını niyâz edib kûşe-nişîn-i uzlet ve mülâzım-ı ibâdet oldu. [441]
986 senesi saferinin sekizinci cum’a günü Fâtih Sultân Mehmed Hân Câmi-i şerîfinde cum’a namazını kılarken kendisine bir sar’a ârız olup hânesine götürüldü. Ertesi günü meflûc olup üç gün sonra saferin on ikinci salı günü dâr-ı na’îme irtihâl etdi. Namâzını Şeyhülislâm Kâdızâde Ahmed Efendi kıldırıp kayın ataları Sarı görez mescidi hazîresinde defn edildi. Doksan üç yaşında idi.
Nev’îzâde Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”da diyor: “Molla-yı sâlifü’l-beyân allâme-i âlem-i ilm ü irfân ulûvv-i rütbe-i i’tibârı alem-efrâz-ı kubbe-i nüh-târem sümüvv-i âvâze-i iştihârı tanîn-endâz-ı gûş-ı neyyir-i a’zam metânet-i tahrîri Dâvudî-zırh gibi te’sîr-i tîr-i ta’neden masûn letâfet-i takrîri zülâl-i âyine-misâl-i bî-girih gibi haşv ü girdâb-ı ta’kîdden mâhrûs u me’mûn” idi.
“Hakkâ ki ulemâ-i Rûmdan tefsîr-i kelâm-ı mu’ciz-nizâmda Kemâl Paşazâde Efendi ile Ebû’s-Su’ûd Efendi ser-efrâz oldukları gibi hâşiye-i müşgîn-erkâmda Sa’dî Efendi ile bunlar gûy-rübâ-yı imtiyâzdır. Âsâr-ı ilmiyyelerinden “Tefsîr-i Kâdı”ya hâşiyeleridir ki hatt-ı ‘izâr-ı yâr ve zülf-i tabdâr-ı ra’nâ-nigâr gibi zîver-i ruhsâre-i [442] tefsîr-i anberîn-nikâb belki turre-i tarrâr-ı cemâl-i ümmü’l-kitâb olup salsale-i silsile-i iştihârlarına bâ’is ve muhaşşî lakabına sebeb-i hâdis olmuşdur.”
“Tefsîr-i Beyzâvî hâşiyesi” İstanbul kütüb-hânelerinin ekserîsinde bulunur. Sa’dî ve Şeyhzâde hâşiyeleri de vardır. Bunun hâşiyesi erbâb-ı kemâl nezdinde müreccahtır. Çünkü gâyet münakkah, mühezzebtir. “Hidâye”nin mu’âmelâtından birkaç kitâba hâşiyeleri, “Mevâkıf”, “Miftâh”, “Telvîh”, “Tecrîd” kitâblarına ta’lîkâtı ve pek çok mesâ’il-i müşkile hakkında risâleleri vardır.
Pederleri Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi Sonisa nâhiyesi tevâbi’inden Bidevî Köyü’nden olup gençliğinde Amasya’ya gelmiş, tahsîlini ikmâl eyledikten sonra Amasya’da tavattun etmiş olduğundan sâhib-i terceme Amasya’da doğmuşdur. Bunun için imzâlarında “el-Amâsî” kaydını ilâve ederlerdi.
Şehid Ali Paşa Kütüb-hânesi’nde 1589 numarada mukayyed olan “Hâşiye-i Tecrîd” zahrında kendi hattıyla yazdığı şu kitâbesi görüldü:
Şehid Ali Paşa Kütüb-hânesi’nde 1589 numarada mukayyed olan “Hâşiye-i Tecrîd” zahrında kendi hattıyla yazdığı şu kitâbesi görüldü: ]443[
استعاره من الزمان فقر أ هللا عباديوسف بن الشيخحساماالماسیالمشتکی قلبه من هللا لی إ القاسیبنهار الجمعةالثانی
منشهرآخر الربيعينلسنةثمان و عشرين و تسعما ئة بمحروسة قسطنطينيةالمحمية¹⁰⁵
Diğer kütübhânelerde mevcûd olup mütâla’a etdiği kitâblarda yazdığı ta’likâtın sonuna “Efkâr-ı İbâdullâh Yûsuf bin eş-Şeyh Hüsâm el-Amâsî el-müştekî ilallâh min kalbi’l-kâsî” imzâsını koyduğu görülmektedir. Boğaziçi’nde Anadolu Hisârı’nda sâhilhânesi olduğu yere Muhaşşî Sinan Efendi Mahallesi dendi. Bu mahallede iki mescidi, Amasya’da Kurşunlu Mahallesi’nde bir mescidi vardır. Buna “Şeyh Mescidi” dendi. Evkâfı da vardır.
Mahdûmları Hasan, Hüseyin, Mehmed, Ali Efendiler pek meşhûrdur. Hasan Efendi Haleb’te kadı iken vefât etdi. Mevâlîden Kara Hüseyin Efendi’nin terceme-i hâli geçti. Mehmed Efendi Süleymaniyye müderrisi iken 987’de vefât etdi. Mahdûmu Abdülhayy Efendi de müderris olup 1033 senesi cumâdelâhiresinde vefât etdi. Dördüncü mahdûmu Ali Efendi sudûrdan olup Rûmeli kazaskeri iken 1005 senesi cumâdelûlâ gurresinde vefât etdi. Pederi yanında medfûndur. Bunların hepsi de meşâhîr-i fuzalâdan idiler. [444]
Şâkirdân-ı irfânı pek çoktur. Bunlardan kazasker ve molla olanları gelip elin öperlerdi. Kazaskerliği zamânında ulemâ ve halk arasındaki ihtirâm u i’tibârı, mütekâ’id olduğu zamânlarda daha yükselmişdi. Amasya şehrinin medâr-ı iftihârı olan ricâl ü ulemâdan biri bu zât-ı sütûde-simâttır.