İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · YEDİNCİ FASIL

Sultân Rükneddîn Mes'ûd Hân-ı Selçûkî

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 2. Cilt, s. 332–334 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Amasya hükümdârı Sultân Mes'ûd Hân-ı Evvel, Oğuz Hân ahfâdından Kınık Hân soyundan olup Câm-ı Cem-Âyîn, Mesâlikü'l-Ebsâr, Ikdu'l-Cümân, Târîh-i Âl-i Selçûk gibi tevârîh-i mühimmede ve husûsî silsile-nâmelerde mezkûr olduğu üzere Sultân İzzeddîn Kılıç Arslan bin Sultân Süleyman bin Kutlumuş bin Arslan bin Selçûk bin Togan bin Ertuğrul bin Sakmân Hân bin Kara Oğuz bin Toktemur bin Gögüncek bin Kutlu Hân şehzâdesidir. [328]

Cedd-i a'lâsı bulunan Kutlu Hân Türkmen hükümdârlarından olup Bilâd-ı Guz'da pek ziyâde şöhret ve nüfûza mâlik idi. Buna "Kutlug, Katlu, Katlag, Katlah" dahi denmişdir. Bunun oğlu Gögüncek³⁴⁵ mevki'inde "Gögünci, Gergencik, Gergenci" eşkâl-i muhtelifesi görülmekde olup bunlar "Gögüncek" lafzının muharrefi olmalıdır. Bunun oğlu Toktemur, Türkistân'da akıl ve dehâsıyla iştihâr etmiş olup "Tahtemur, Takşur" gibi tahrîfe uğramış olarak görülmekdedir.

Toktemur Hân'ın oğlu Kara Oğuz, "Karagaz, Karaguz, Karguz" şeklinde mezkûr olup bunun oğlu Sakmân Hân³⁴⁶ Salur neslinden Türk hâkânı olan "Agayni, Agan" Hân'ın dâmâdı ve halefi bir hâkândır. Bu da tahrîfe uğrayıp "Tîgmân, Lokmân, Yagmân" şeklinde yazılmışdır. Bunun oğlu Ertuğrul³⁴⁷ dahi "Ertugul, Ertagıl, Ertanıl" şekline girmiş olduğu görülür. Bunun oğlu "Togak" olup bâlâda yazıldı. Bunun oğlu "Selçûk"dur ki bütün selâtîn-i Selçûkiyye'nin cedd-i a'lâsıdır.³⁴⁸ Bunun oğlu Arslan Bey olduğu [329] muhakkak olmakla beraber ba'zı tevârîhde "İsrâ'il" şeklinde yazılmışdır.

Sultân Mes'ûd Hân'ın Amasya'yı işgâl için gönderdiği Şihâbuddevle Güdül Bey, Türkmen kabâ'ilinden Alka İvli (Alkalı, Halkalı) demekle meşhûr olan oymağın re'îsi "Kanış, Konaş" Bey'in oğlu olup Amasya'yı ve mülhâkâtını sultân-ı müşârün-ileyhin nâmına işgâl etdiği zamân, Melik Dânişmend Ahmed Hân'ın sarâyı civârında evlâd ve ekâribiyle beraber yerleşdiği cihetle oraya "Evlâd-ı Güdül Mahallesi" ve 665 târîhinden i'tibâren "Gök Medrese Mahallesi" dendiği Mukaddime'de mezkûrdur.

Sultân Mes'ûd Hân, Konya vâlîliğine büyük şehzâdesi Kılıç Arslan'ı nasb ederek kendisi Amasya'yı merkez-i hükûmet ittihâz etdiği zamân, ibtidâ Melik Dânişmend Ahmed Hân'ın Amasya'da binâ eylediği sarâyında ikâmet ve etrâfını tecdîden i'mâr ederek buralar bir kasaba-i cedîde şeklini almakla adına "Simre" dendiği Mukaddime'de mezkûrdur.³⁴⁹ Mu'ahharan Yağıbasan Gâzi müşârün-ileyhin ikâmet eylediği Melik Dânişmend'in sarâyını ve bahçelerini vakf etmekle Sultân Mes'ûd, İçerişehir'deki sarâyını binâ ederek oraya nakl-i ikâmet etmişdir.

Sultân Mes'ûd, memâlik-i Dânişmendiye'yi istîlâ etdikden sonra ümerâ-yı Dânişmendiye'den Hüsâmüddevle Hasan Gâzi bin İltigin ve birâderi Sihâmuddevle Hüseyin Gâzi, Melik Muhammed Gâzi Bey'in sâhib-i devleti olan Alâ'üddevle [330] Alî Gâzi³⁵⁰, Emîr Bedreddîn Abuk bin Bayat bin Anuştigin Gâzi arz-ı inkıyâd etmekle Güdül Bey'i ser-asker ve Hüsâmüddevle Hasan Bey'i sâhib-i devlet nasb edib Sivas harbinde maktûl olan Malatya emîri Aynuddevle Ahmed Gâzi Bey'in mahdûmu Zülkarneyn Alp Arslan Gâzi Bey'e de Malatya emâretini i'tâ ve Bedreddîn Abuk Bey'e Kayseriyye emâretini tevcîh eylediği tetebbu'âtdan anlaşılmakdadır.

Ba'dehû Sultân Mes'ûd, Amasya kadılığına İmâdeddîn Abdülmelik bin Alî bin el-Hasan el-Berkendî el-Buhârî nâmında bir zâtı nasb edib Simre kasabası üstünde binâ eylediği hânkâhın meşîhatını da Sirâceddîn Mahmûd bin Alî el-Hocendî'ye i'tâ eylediği ve Sinop'dan gelen ehl-i salîbin harâb etdiği Zemendû ve Tenusin kasabalarını tecdîden i'mâr ve Zemendû (Dânişmendiye) kasabasında bir sarây-ı âlî binâ ederek buraya "Ziyâre" ve Tenusin kasabasına "Kedağra" adlarını verdiği Mukaddime'de mezkûrdur.

Memâlik-i Dânişmendiye'nin uğradığı şu âkıbet esnâsında Trabzon, Sinop ve Kastamonu tarafları kısmen Bizans imparatorluğu tarafından gasb edilmiş ve Erzurum, Erzincân beyleri kesb-i istiklâl ve memâlik-i Dânişmendiye'den Amasya, Elbistân, Ankara, Canik, Çangırı, Çorum, Karahisâr-ı Şarkî, Kayseriyye, Yozgat sancakları Sultân Mes'ûd'a intikâl etmiş ve Âl-i Dânişmend'den Malatya emîri Zülkarneyn Alp Arslan ve Niksâr emîri Yağıbasan [331] Gâziler de kendi muhîtleri dâhilinde ve Sultân Mes'ûd himâyesinde birer emîr-i müstakil olmuşlardır.

Hulâsa Bizans imparatoru Manu'el Komennus, fetret-i Dânişmendiye zamânında Trabzon ve Sinop'u almakla iktifâ etmeyerek bütün memâlik-i Dânişmendiye'yi istîlâ etmeğe kıyâm eylediyse de Sultân Mes'ûd Hân hazretlerinin istîlâ-yı serî'i bu niyyetleri zîr ü zeber ve Türkler'in Anadolu'da bekâsını te'mîn ederek Manu'el, Bafra civârında cârî Kızılırmak'ı hudûd-ı şimâliyye ittihâzına mecbûr olmuş ve 544'de yeğeni Andronikus'un kumandasında gönderdiği bir fırka-i askeriyye ile Canik taraflarını istîlâ etmek istemiş ise de Sultân Mes'ûd'un hamiyyet ve şecâ'ati sâyesinde bu fırka dahi münhezim ve Giresun kazâsı hudûd-ı şarkiyye olmuşdur.

Binâ'en-aleyh Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî Anadolu kıt'asının şark ve şimâl taraflarını ve şehzâdesi olan Konya vâlîsi Sultân Kılıç Arslan dahi garb tarafını Rûmlar'ın ve ehl-i salîb alaylarının muhâcemâtından muhâfaza ederek Amasya'da on yedi ve umûmen kırk beş sene icrâ-yı saltanat etmiş olduğu hâlde 555 senesi şevvâlinin beşinci günü Amasya'da irtihâl-i dâr-ı bekâ ederek Amasya derûnunda Simre kasabası müştemilâtından olup el-yevm Nârlı Bahçe demekle meşhûr mezârlığın cenûbunda meşhûd olan türbe-i âliyesine defn edilmişdir.

Sultân-ı müşârün-ileyhin vefâtı, tevârîh-i muhtelifede 551, 555, 558 senelerinde gösterilmekdedir. On def'adan ziyâde tedkîk ve taharrî ederek [332] kitâbeye dâ'ir bir şey'e tesâdüf edemediğim³⁵¹ türbesini 1328'de tekrâr tedkîk ve taharrî etdiğim esnâda türbe kapısının iki tarafında taş sütûnlar gibi yapılmış taş duvârların zemîne yakın ve kısmen toprağa gömülmüş olan kısm-ı esfeli üzerlerinde görülen kabartmalı çiçeklerin; mütekâbil, yek-diğeriyle mütedâhil araları çiçekler ile müzeyyen ve binâ'en aleyh kırâ'ati gâyet müşkil bir sûretde hatt-ı kûfî ile muharrer bir kitâbe-i mahkûka olduğunu anlayabildim.³⁵²

Kapının sağ tarafındaki sütûn üzerinde çiçekler arasında yukarıdan aşağı "es-Sultânu'l-Mu'azzam Mes'ûd bin Kılıç Arslan" gibi kırâ'at edilebilen kitâbenin mütekâbil satırında ya'nî aşağıdan yukarı "fî hâmisi şevvâl senete hamsin ve hamsîn ve hamsi-mi'e" ibâresi muharrer olduğu ayânen görülmekde ve suhûletle okunmakdadır. Ancak bu kitâbenin baş tarafları silik ve gâyet karışık olduğu cihetle bir türlü kırâ'ati müyesser olamadı. Bu türbenin vakfı, cüz-hânları, türbedârları ve sâ'ir ahvâl-i târîhiyyesi Mukaddime'de mezkûrdur.

Meskûkât-ı İslâmiyye Kataloğu'nda bu Sultân Mes'ûd Hân'a mensûb olarak bakır iki sikke bulunduğu görülmekdedir. Bunların târîhi ve mahall-i darbı yokdur. Fakat Dânişmendîler'in sikkeleri gibi Amasya'da darb edildikleri maznûndur. Bu sikkelerin yüz tarafında Bizantin imparatoru tarzında bir nîm tasvîr olup Katalog'da imparator Birinci Aleksis Komennus [333] meskûkâtına müşâbih olduğu meşrûh³⁵³ ve arkasında "es-Sultânu'l-Mu'azzam Mes'ûd bin Kılıç Arslan" muharrerdir.

Amasya'da medfûn olan Sultân Mes'ûd Hân'ın³⁵⁴ ikisi büyük, biri küçük olmak üzere "İzzeddîn Kılıç Arslan, Nâsıreddîn Şâhenşâh ve Gıyâseddîn Muhammed" adlı üç şehzâdesi olup hayâtında memâlik-i Selçûkiyye'yi iki büyük oğulları arasında taksîm ederek Kızılırmak'ın garb tarafını ya'nî asıl memleket-i Selçûkiyye'yi birinci şehzâdesi İzzeddîn Kılıç Arslan'a ve şark tarafını ya'nî memleket-i Dânişmendiye'yi ikinci şehzâdesi Nâsıreddîn Şâhenşâh'a teslîm etdikden sonra vefât etmekle müşârün-ileyhin vasiyyeti üzere memâlik-i Selçûkiyye iki bölük olmuşdur.

Dipnotlar

  • 345 Gögüncek, "memnûn ve mesrûr" ma'nâsınadır. "Gökcek" dahi olması muhtemeldir.
  • 346 "Müsellah" ya'nî "pür-silâh delikanlı" ma'nâsına olan "Sekmen" mu'arrebidir.
  • 347 "Ertuğrul", "avcı kuşlardan doğan cinsinden erkek kuş" ma'nâsınadır.
  • 348 "Selçûk", "okların, kargıların, sancakların uçlarındaki sivri ve keskin demir ya'nî temren" ma'nâsınadır. Buna "sancuk" dahi denir. Tevârîh-i Arabiyye bu ma'nâyı "togak, dukak" lafzına nisbet etmişler ise de "togak" el-yevm bizim Anadolu'da "dogak, duvak" dediğimiz olacakdır ki "gelinlerin baş örtüsü" demekdir.
  • 349 "Simre", eski Türkçemizde "zehâ'ir-i öşriyye anbârına" dendiği sonradan anlaşılmışdır.
  • 350 Bunun hafîdi İmâdeddîn Râmîn bin Yûsuf bin Alî 616'da ümerâ-yı Selçûkiye'dendir.
  • 351 Amasya'yı bu kadar müdekkik seyyâhlar dahi ziyâret ve bu türbeyi tedkîk etdikleri hâlde onlar da tesâdüf edemedikleri, yazdıkları âsârdan anlaşılır.
  • 352 Uzunçarşılı böyle bir kitabenin bulunmadığını dile getirmektedir (Ed.).
  • 353 İmparator Birinci Aleksis Komennus, bâlâda zikr edildiği üzere Amasyalı olduğu cihetle onun meskûkâtına iltizâmen teşbîh edilmiş olmalıdır.
  • 354 Terceme-i hâli bâb-ı sânîde fasl-ı mahsûsunda tahrîr edilecekdir inşâ'allâh.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya hükümdarı Sultan Birinci Mesud Han, Oğuz Han'ın torunlarından, Kınık Han soyundandır. Cam-ı Cem-Âyîn, Mesâlikü'l-Ebsâr, Ikdu'l-Cümân, Târîh-i Âl-i Selçûk gibi önemli tarih kitaplarında ve özel soy kütüklerinde anıldığı üzere, Sultan İzzeddin Kılıç Arslan'ın oğludur. Kılıç Arslan, Sultan Süleyman'ın oğlu; Süleyman, Kutlumuş'un oğlu; Kutlumuş, Arslan'ın oğlu; Arslan, Selçuk'un oğlu; Selçuk, Togan'ın oğlu; Togan, Ertuğrul'un oğlu; Ertuğrul, Sakman Han'ın oğlu; Sakman, Kara Oğuz'un oğlu; Kara Oğuz, Toktemur'un oğlu; Toktemur, Göğüncek'in oğlu; Göğüncek de Kutlu Han'ın oğludur.

En eski dedesi olan Kutlu Han, Türkmen hükümdarlarındandı ve Oğuzlar ülkesinde çok ünlü, sözü geçen biriydi. Ona "Kutlug, Katlu, Katlag, Katlah" da denmiştir. Oğlu Göğüncek'in adı bazı yerlerde "Gögünci, Gergencik, Gergenci" gibi türlü biçimlerde görülür; bunlar "Göğüncek" sözünün bozulmuş şekilleri olmalıdır. Onun oğlu Toktemur, Türkistan'da aklı ve zekâsıyla ün yapmıştır; adı "Tahtemur, Takşur" gibi bozulmuş biçimlerde de görülmektedir.

Toktemur Han'ın oğlu Kara Oğuz, "Karagaz, Karaguz, Karguz" şeklinde anılır. Onun oğlu Sakman Han, Salur soyundan gelen Türk hakanı "Agayni, Agan" Han'ın damadı ve ardılı olan bir hakandır. Bu ad da bozulup "Tîgmân, Lokmân, Yagmân" diye yazılmıştır. Onun oğlu Ertuğrul'un adı da "Ertugul, Ertagıl, Ertanıl" biçimine girmiştir. Onun oğlu "Togak"tır; yukarıda yazıldı. Onun oğlu da bütün Selçuklu sultanlarının en eski ataları olan "Selçuk"tur. Selçuk'un oğlunun Arslan Bey olduğu kesindir; ancak bazı tarihlerde "İsrail" diye yazılmıştır.

Sultan Mesud Han'ın Amasya'yı almak için gönderdiği Şihâbüddevle Güdül Bey, Türkmen boylarından, Alka İvli (Alkalı, Halkalı) diye ünlü oymağın başkanı "Kanış, Konaş" Bey'in oğludur. Güdül Bey, Amasya'yı ve bağlı yerlerini adı geçen sultan adına ele geçirdiği zaman, Melik Danişmend Ahmed Han'ın sarayı çevresine oğulları ve yakınlarıyla birlikte yerleşmiştir. Bu yüzden orası "Evlâd-ı Güdül Mahallesi" diye anılmış, 665 yılından [1266-67] başlayarak da "Gök Medrese Mahallesi" denmiştir. Bu bilgi Mukaddime'de yazılıdır.

Sultan Mesud Han, büyük oğlu Kılıç Arslan'ı Konya valiliğine atayıp kendisi Amasya'yı hükümet merkezi edinince önce Melik Danişmend Ahmed Han'ın Amasya'da yaptırdığı sarayda oturdu; çevresini yeniden imar ettirince buralar yeni bir kasaba biçimini aldı ve ona "Simre" adı verildi. Bu da Mukaddime'de yazılıdır. Daha sonra Yağıbasan Gazi, adı geçen sultanın oturduğu Melik Danişmend sarayını ve bahçelerini vakfedince, Sultan Mesud İçerişehir'de kendi sarayını yaptırıp oraya taşındı.

Sultan Mesud, Danişmendli ülkelerini ele geçirdikten sonra Danişmendli emirlerinden Hüsâmüddevle Hasan Gazi bin İltigin ile kardeşi Sihâmüddevle Hüseyin Gazi, Melik Muhammed Gazi Bey'in devlet adamı (sahib-i devlet) olan Alâüddevle Ali Gazi, Emir Bedreddin Abuk bin Bayat bin Anuştigin Gazi boyun eğdiler. Bunun üzerine Güdül Bey'i başkomutan, Hüsâmüddevle Hasan Bey'i devlet adamı olarak atadı; Sivas savaşında öldürülen Malatya emiri Aynüddevle Ahmed Gazi Bey'in oğlu Zülkarneyn Alp Arslan Gazi Bey'e Malatya emirliğini verdi, Bedreddin Abuk Bey'e de Kayseri emirliğini bağışladı. Bu, yapılan incelemelerden anlaşılmaktadır.

Sonra Sultan Mesud, Amasya kadılığına İmâdeddin Abdülmelik bin Ali bin el-Hasan el-Berkendî el-Buhârî adında bir zatı atadı; Simre kasabası üzerinde yaptırdığı hankâhın şeyhliğini de Sirâceddin Mahmud bin Ali el-Hocendî'ye verdi. Ayrıca Sinop'tan gelen haçlıların yıktığı Zemendû ile Tenusin kasabalarını yeniden imar ettirdi; Zemendû (Danişmendiye) kasabasında yüksek bir saray yaptırıp ona "Ziyâre", Tenusin kasabasına da "Kedağra" adlarını verdi. Bu da Mukaddime'de yazılıdır.

Danişmendli ülkelerinin uğradığı bu sonuç sırasında Trabzon, Sinop ve Kastamonu yanları kısmen Bizans imparatorluğunca ele geçirildi; Erzurum ve Erzincan beyleri bağımsızlıklarını kazandılar. Danişmendli ülkelerinden Amasya, Elbistan, Ankara, Canik, Çankırı, Çorum, Şebinkarahisar, Kayseri ve Yozgat sancakları Sultan Mesud'a geçti. Danişmendoğulları'ndan Malatya emiri Zülkarneyn Alp Arslan ile Niksar emiri Yağıbasan Gaziler de kendi çevrelerinde ve Sultan Mesud'un himayesinde birer bağımsız emir oldular.

Kısacası Bizans imparatoru Manuel Komnenos, Danişmendli ülkelerindeki karışıklık döneminde Trabzon ve Sinop'u almakla yetinmeyip bütün Danişmendli ülkelerini ele geçirmeye kalkıştı. Ne var ki Sultan Mesud Han hazretlerinin hızlı bir şekilde bu toprakları ele geçirmesi bu niyetleri boşa çıkardı ve Türklerin Anadolu'da kalıcılığını sağladı. Manuel, Bafra yöresinden akan Kızılırmak'ı kuzey sınırı edinmek zorunda kaldı. 544 yılında [1149-50] yeğeni Andronikus'un komutasında gönderdiği bir askerî birlikle Canik yanlarını ele geçirmek istedi; ancak Sultan Mesud'un hamiyeti ve yiğitliği sayesinde bu birlik de bozguna uğradı ve Giresun ilçesi doğu sınırı oldu.

Böylece Selçuklu Sultanı Mesud, Anadolu yarımadasının doğu ve kuzey taraflarını, oğlu olan Konya valisi Sultan Kılıç Arslan da batı tarafını Rumların ve haçlı alaylarının saldırılarından koruyarak Amasya'da on yedi, toplam kırk beş yıl sultanlık sürdü. 555 yılı şevval ayının beşinci günü Amasya'da öldü. Amasya içinde, Simre kasabasına bağlı olup bugün Nârlı Bahçe diye bilinen mezarlığın güneyinde görülen yüksek türbesine gömüldü.

Adı geçen sultanın ölümü, çeşitli tarihlerde 551, 555 ve 558 yıllarında gösterilmektedir. Türbesini on kereden fazla inceleyip araştırdığım hâlde bir kitabeye rastlayamamıştım. 1328 yılında türbeyi yeniden incelerken, türbe kapısının iki yanında taş sütunlar gibi yapılmış taş duvarların yere yakın, kısmen toprağa gömülü olan alt kısımlarında kabartmalı çiçekler gördüm. Bu çiçekler karşılıklı ve iç içe geçmiş, aralarına başka çiçekler konmuş süslemelerdi. Bunların içinde, okunması son derece güç biçimde Kûfî yazıyla yazılmış, taşa kazınmış bir kitabe bulunduğunu anlayabildim.

Kapının sağ tarafındaki sütunun üzerinde, çiçekler arasında yukarıdan aşağıya doğru "es-Sultânü'l-Mu'azzam Mes'ûd bin Kılıç Arslan" diye okunabilen kitabenin karşılık gelen satırında, yani aşağıdan yukarıya doğru "fî hâmisi şevvâl senete hamsin ve hamsîn ve hamsi-mi'e" ["beş yüz elli beş yılı şevval ayının beşinde" anlamında Arapça ibare] yazısı gözle görülüyor ve kolayca okunuyor. Ancak kitabenin baş tarafları silik ve çok karışık olduğundan bir türlü okunamadı. Bu türbenin vakfı, Kur'an okuyucuları, türbedarları ve öteki tarihî durumları Mukaddime'de yazılıdır.

Meskûkât-ı İslâmiyye Kataloğu'nda bu Sultan Mesud Han'a ait olarak iki bakır sikke görülmektedir. Bunlarda tarih de darp yeri de yoktur; ama Danişmendlilerin sikkeleri gibi Amasya'da basıldıkları sanılır. Bu sikkelerin ön yüzünde Bizans imparatoru tarzında bir yarım figür vardır. Katalog, bunun imparator Birinci Aleksis Komnenos'un sikkelerine benzediğini bildirir; arka yüzde "es-Sultânü'l-Mu'azzam Mes'ûd bin Kılıç Arslan" yazılıdır.

Amasya'da gömülü olan Sultan Mesud Han'ın ikisi büyük, biri küçük üç oğlu vardı: "İzzeddin Kılıç Arslan, Nâsıreddin Şâhenşâh ve Gıyâseddin Muhammed". Sultan, sağlığında Selçuklu ülkelerini iki büyük oğlu arasında paylaştırdı: Kızılırmak'ın batı yakasını, yani asıl Selçuklu ülkesini birinci oğlu İzzeddin Kılıç Arslan'a, doğu yakasını, yani Danişmendli ülkesini ikinci oğlu Nâsıreddin Şâhenşâh'a verdi. Ölünce, onun vasiyeti uyarınca Selçuklu ülkesi iki parça oldu.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • ahfâd: torunlar, soyun sonraki kuşakları
  • cedd-i a'lâ: en eski ata
  • mezkûr, mestûr, mukayyed: anılmış, yazılmış, kayıtlı
  • müşârün-ileyh, mûmâ-ileyh: adı geçen, yukarıda anılan kişi
  • nasb etmek: atamak
  • ittihâz etmek: edinmek, kendine mal etmek
  • hânkâh: dervişlerin kaldığı, ibadet ve eğitim yapılan tekke benzeri yapı
  • meşîhat: şeyhlik
  • cüz-hân: türbe ve camilerde Kur'an'dan bölümler (cüz) okuyan görevli
  • meskûkât: sikkeler, para
  • mahkûk: taşa kazınmış
  • hat-ı Kûfî: köşeli, sert hatlı eski Arap yazısı
  • irtihâl-i dâr-ı bekâ: ölüm; sonsuzluk yurduna göçmek
  • tecdîden i'mâr: yeniden imar etmek, onarıp bayındır hâle getirmek
  • münhezim: bozguna uğramış

Mesud'un Sultanlığı ve Danişmendliler

Birinci Mesud, Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1116'dan ölümüne kadar başındaki sultandır; tahta, kayınpederi Danişmendli Emir Gazi'nin desteğiyle çıkmıştır. Danişmendli Melik Muhammed'in ölümüyle (1142-43) hanedan üç kola ayrılınca, Mesud bundan yararlandı. Damadı Kayseri meliki Zünnûn'u korudu; Sivas meliki Yağıbasan'ı yenip Sivas'a girdi, küçük oğlu Şâhinşah'ı Ankara, Çankırı ve Kastamonu valiliğine getirdi. Kaynaklar sultanın Malatya üzerine birkaç kez yürüdüğünü ve Elbistan çevresini alıp oğlu Kılıç Arslan'a verdiğini de yazar. Hüsameddin'in kısaca "Danişmendli ülkelerinin Sultan Mesud'a geçmesi" dediği süreç, kaynaklarda Sivas, Malatya ve Elbistan üzerine yapılan ayrı ayrı yürüyüşler olarak geçer.

Ölüm Yılı ve Türbenin Yeri

Hüsameddin, Mesud'un ölümünü 555 yılı şevvalinin beşinci gününe bağlar ve türbesini Amasya'da bir mezarlığın güneyinde gösterir. Bugünkü ansiklopedi araştırmaları ise ölümü 550 (1155) olarak verir, kimi rivayetlerin 551 (1156) dediğini de belirtir. Aynı kaynağa göre sultanın cenazesi Konya'da Alâeddin Camii avlusundaki türbeye gömülmüştür ve türbesinin Amasya yakınında olduğu yolundaki söylenti doğru değildir. Hüsameddin'in kitabeyi okuduğunu söylemesi dikkat çekicidir; ancak kitabın hazırlayanı, dipnotta Uzunçarşılı'nın böyle bir kitabenin bulunmadığını bildirdiğini kaydeder. Mesud'un mezar yeri konusunda Hüsameddin'in anlatımı bu yüzden bugünkü araştırmalarla çelişir; yerel bir kayıt olarak değerlendirilmelidir.

Simre, Hankâh ve Gök Medrese Mahallesi

Amasya'da Simre adında bir yerleşim kurdurduğu ve burada yaptırdığı Hankâh-ı Mesûdiyye'ye Sirâceddin Mahmud bin Ali el-Hocendî'yi şeyh atadığı, bugünkü Amasya araştırmalarında da yazılır; bir dergi makalesi, I. Alâeddin Keykubad'ın da hankâhın şeyhliğine Tâceddin Ebü'l-Vefâ el-Hârezmî'yi atadığını ekler. "Gök Medrese Mahallesi" adı ise Amasya valisi Seyfeddin Torumtay'ın 1267'de yaptırdığı Gök Medrese'den gelir; sekizgen türbe kasnağındaki mavi sırlı tuğlalar yapıya bu adı verdirmiştir. Hüsameddin'in bu mahalle adının 665'ten (1266-67) başladığını yazması yapı tarihiyle uyuşur. Yapı bugün Amasya'da ayaktadır ve cami, medrese ve türbeden oluşan bir külliyedir.

Soy Zinciri Üzerine

Hüsameddin, soyu Kutlu Han'a kadar götüren zinciri ve adların bozulmuş yazılışlarını uzun uzun sıralar. Dipnotlarda verdiği anlamlar (Selçuk'un "okların ucundaki sivri demir", Ertuğrul'un "doğan cinsinden erkek kuş" anlamına gelmesi gibi) kendi sözlük yorumlarıdır; bunları okur olarak kesin bilgi diye değil, yazarın savı olarak görmek gerekir. Soy zincirinin bu kadar geriye uzanan halkaları için bağımsız bir kaynak bulunamadı.

Simre Adı

Dipnotta Hüsameddin, "Simre"nin eski Türkçede öşür (vergi olarak alınan ürün) ambarına denildiğini sonradan anladığını yazar. Bunun doğrulanması için başka kaynak bulunamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 332–334. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

2. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.