Kadı Burhaneddin Ahmed, XIV. yüzyılda Orta Anadolu'da önce kadılık ve vezirlik yapmış, 1381'de Sivas'ta kendi adına hutbe okutup para bastırarak sultanlığını ilan etmiş bir devlet adamıdır. Edebiyat tarihindeki yeri ise siyasetteki yerinden daha kalıcı olmuştur. Bıraktığı Türkçe divan, XIV. yüzyıl Anadolu sahasından kalan ve dönemine göre epey hacimli sayılan bir eserdir; şair hayattayken istinsah edilmiş tek bir nüshası bugün Londra'da British Library'de korunmaktadır. Gazel, rubai ve tuyuğlardan oluşan bu divan, hem Eski Anadolu Türkçesinin söz varlığı için hem de henüz kuruluş döneminde olan divan şiiri için önem taşır; Kadı Burhaneddin, divan şiiri çalışmalarında tanıklığına en çok başvurulan şairler arasındadır.
Kadı Burhaneddin'in Amasya ile bağı dolaylıdır ve bunu baştan söylemek gerekir. Kaynaklar onun Amasya'da doğduğunu, burada okuduğunu ya da yaşadığını kaydetmez; Kayseri'de doğmuş, Sivas'ta hüküm sürmüştür. Amasya onun hayatına rakip bir emirliğin merkezi olarak girer: şehrin hâkimi Hacı Şadgeldi ve oğlu Ahmed Bey, sultanlığı boyunca en çok uğraştığı komşulardandır. Bu mücadele divanına da yansımış, şair Amasya'nın adını birkaç beyitte anmıştır. Hüseyin Hüsameddin de Amasya Tarihi'nde Kadı Burhaneddin'in divan kâtibinin yazdığı Bezm ü Rezm'i, şehrin XIV. yüzyıl tarihi için başvurduğu kaynakların başında sayar. Kadı Burhaneddin, Amasya Divan Şairleri arasında bu sınırlı ve dolaylı bağın açıkça belirtilmesiyle ele alınmaktadır. Hayatının ayrıntıları sitemizin Tarihî Şahsiyetler bölümündeki biyografisindedir; burada ağırlık divana ve şiire verilmiştir.
Hayatı ve Amasya ile Bağı
Asıl adı Ahmed, künyesi Ebü'l-Abbas olan Kadı Burhaneddin, Kayseri kadısı Şemseddin Mehmed'in oğludur ve 8 Ocak 1345'te (3 Ramazan 745) Kayseri'de doğmuştur. Ailesi Oğuzların Salur boyuna mensuptur. İlk derslerini babasından almış, Arapça ve Farsçanın yanında mantık, fıkıh, hadis, tefsir, heyet ve tıp okumuş, babasıyla gittiği Mısır'da ve Halep'te tahsilini sürdürmüştür. Kayseri'ye dönünce babasının yerine kadı olmuş, Eretnaoğlu Gıyaseddin Mehmed Bey'in kızıyla evlenmiş, ardından vezirliğe ve naipliğe yükselmiştir. 1381'de Eretnaoğulları'nın yerine kendi devletini kurmuş, 1398'de Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey'e esir düşerek öldürülmüştür.
Amasya bu hayatın içinde bir rakip merkezi olarak yer alır. Eretnaoğulları'nın son döneminde emirler birer vilayette kendi başlarına hareket etmeye başlayınca Hacı Şadgeldi Amasya'yı elinde tutmuştu. Kadı Burhaneddin 1381 sonbaharında onun üzerine yürüdü, Şadgeldi yenildi ve öldürüldü; sultanlık ilanı bu zaferin hemen ardından geldi. Şadgeldi'nin oğlu Ahmed Bey babasının yerine geçti ve ömrünün sonuna kadar Kadı Burhaneddin'in karşısında kaldı; Sivas sultanı 1384'te ve 1394'te de Amasya üzerine seferler düzenledi. Bu siyasî çekişmenin ayrıntıları biyografi yazısında anlatılmıştır.
Hüsameddin'in Amasya Tarihi, bu olayın şehrin ilim çevresindeki etkisine dair küçük ama değerli kayıtlar verir. Merzifonlu Sefer Şah Çelebi, Amasya'da Mevlânâ Hüsameddin Hasan el-Mevlevî'den edebiyat ve Farsça okumuş, müderris olarak Hacı Şadgeldi Paşa'nın özel ilgisini kazanmıştı; 783'te (1381) Paşa'nın "Sivas hükümdârı Kâdı Burhaneddîn elinde" öldürülmesinin ardından çıkan dedikodular yüzünden Amasya'yı bırakıp Bursa'ya gitmiş, orada müderris ve sonra nişancı olmuştur. Halfetgazi müderrisi Pîr Hasan Çelebi de aynı olay ve "tekevvün eden ba'zı esbâb-ı mücbire" üzerine hocasıyla birlikte Karaman diyarına göçmüştür. Hüsameddin'e göre Şadgeldi Paşa'nın son yıllarında veziri olan Torumtayoğlu Keçi Bey, Paşa'nın ölümünden sonra Amasya hükümdarı olan oğlu Devatdar Ahmed Paşa ile Kadı Burhaneddin'in arasını bulmuş, 788'e (1386) kadar Ahmed Paşa'nın vezirliğinde kalmıştır. Bu kayıtlar Kadı Burhaneddin'in Amasya'nın hayatına şiiriyle girmeden önce şehrin siyasî dengesini değiştiren bir hükümdar olarak dokunduğunu gösterir.
Hüsameddin'in eseriyle bir başka bağ da kaynak meselesidir. Amasya Tarihi'nin girişinde, kendisinden önce Amasya'nın âlim ve şairlerine dair yazılmış eserler sayılırken ilk sırada Bezm ü Rezm gelir. Hüsameddin bu eseri, "Hâkim-i Sivas Kadı Burhân'ın kâtib-i dîvânı" Azîz b. Erdeşîr el-Esterâbâdî'nin Farsça yazdığı, 768-798 yılları arasında Sivas, Amasya ve çevresinin tarihini toplayan "bir eser-i nefîs" olarak tanıtır ve İstanbul'da Ayasofya ile Yerebatan kütüphanelerinde bulunduğunu yazar. Kadı Burhaneddin'in gençliğini, tahsilini, özel ve siyasî hayatını geniş biçimde anlatan bu vakayiname, şairin hayatı için de başlıca kaynaktır.
Eserleri
Kadı Burhaneddin'in edebî şöhreti Türkçe divanına dayanır. Bunun yanında âlim kimliğini gösteren Arapça eserleri vardır: ibadetlerin hikmetlerini anlatan İksîrü's-saâdât fî esrâri'l-ibâdât ile Teftâzânî'nin et-Telvîh'ine yazdığı Tercîhu't-Tavzîh adlı haşiye. İksîrü's-saâdât'ın sonunda üç Arapça şiiri yer alır. Ayrıca Farsça şiirler de yazdığı bilinir; Aynî'nin İkdü'l-cümân'ı bu konuda kaynak gösterilir. Bu şiirlerin bütünü bugüne ayrı bir eser olarak ulaşmamıştır.
Divanın bilinen tek nüshası British Library'de Or. 4126 numarada kayıtlıdır. Bazı kaynaklarda British Museum'da olduğu yazılır; yazma müzeden kütüphaneye taşınmış, numarası değişmemiştir. Nüsha, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçiliği'nde çalışan Thomas Fiott Hughes'un kitapları arasında Londra'ya götürülmüştür. Kadı Burhaneddin'in hattatlarından Halil b. Ahmed tarafından 796'da (1393-94), yani şair hayattayken istinsah edilmiştir. Harekeli Selçuklu neshiyle yazılmış, baş tarafı tezhipli, sayfaları cetvellidir; toplam 305 varaktır. Sayfa kenarlarındaki bazı düzeltmelerin şairin kendi eliyle yapıldığı tahmin edilir. İlk yaprakta III. Mustafa'ya ait olduğu düşünülen bir tuğra bulunur. Bu ayrıntı, yazmanın bir dönem Osmanlı sarayı kütüphanesinde bulunmuş olabileceğini düşündürür; ancak bu bir çıkarımdır ve kaynaklarda bu yönde açık bir kayıt yoktur.
Divandaki şiirlerin sayısı kaynaklarda farklı verilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddede 1300'ün üzerinde gazel, yirmi rubai ve 115 tuyuğdan söz edilir. Türk Dil Kurumu'nun 1944 tarihli tıpkıbasımının girişi yaklaşık 1500 gazel, 20 rubai ve 119 tuyuğ sayar; Ali Alparslan 1268 gazel, 45 eksik gazel, 3 beyit, 20 rubai ve 116 tuyuğ verir. TDK'nin 2020 tıpkıbasımının girişine göre ise divanda 1294 gazel, 19 rubai ve 117 tuyuğ vardır; bu sayıma tuyuğlar arasındaki bir gazel ile şairin Câmiü'n-nezâir adlı nazire mecmuasında bulunan bir gazeli de katılmış, 27 gazelin ve bir rubainin mükerrer olduğu belirtilmiştir. Farkların bir kısmı tekrarlanan şiirlerin ve eksik gazellerin nasıl sayıldığından doğar. Divan klasik tertibe göre düzenlenmemiştir; şiirler alfabe sırası gözetilmeden, büyük ihtimalle yazılış sırasıyla dizilmiştir. Şair mahlas kullanmamış, kaside de yazmamıştır. Alparslan, gazellerden birinde (69 numaralı gazel) şairin kendi adı olan Ahmed'e rastladığını kaydeder.
Divanın neşir tarihi uzun ve zahmetlidir. İlk çalışma 1895'te Rus Türkolog P. Melioransky'den gelmiş, yirmi rubai ile on iki tuyuğ Rusçaya çevrilmiştir. E. J. W. Gibb, Osmanlı şiiri tarihinde şairin edebî kişiliği üzerinde durup örnekler vermiş; F. F. Godsell dört gazel ile rubai ve tuyuğların tamamını Cenab Şahabeddin'in "Kadı Burhaneddin: Hayatı ve Sanatı" başlıklı yazısıyla birlikte İstanbul'da 1338'de (1922) yayımlamıştır. Türk Dil Kurumu 1934'te Maarif Vekâleti'ne başvurarak yazmanın fotoğraflarını istemiş, tıpkıbasım uzun gecikmelerden sonra çıkabilmiştir. Bu baskının tarihi kaynaklarda 1943 ve 1944 olarak iki türlü geçer. Tıpkıbasım iki cilt olarak planlanmış, çeviriyazılı metin ile sözlüğün ayrı ciltte çıkması düşünülmüş, ancak yalnız birinci cilt yayımlanabilmiştir. Bu baskıda bazı sayfalar siyah çıkmış, sayfalar cetvellerden kesilerek basıldığı için derkenarlardaki kayıtlar görünmez olmuş, yazma da gerçek boyutunun yarısına yakın küçültülmüştür.
Muharrem Ergin önce 1951'de divan üzerine bir gramer denemesi yayımlamış, ardından metnin çeviriyazısını hazırlayarak 1980'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları arasında bastırmıştır. Ergin, önsözünde düzeltme cetvelinin dışında gözden kaçan hataların, çözülemeyen hatta yanlış okunmuş kelimelerin kalmış olabileceğini açıkça kabul eder. Ali Alparslan'ın Kültür Bakanlığı 1000 Temel Eser dizisinde 73 numarayla çıkan Kadı Burhaneddin Divanı'ndan Seçmeler'i (1977) 100 gazel, 7 rubai ve 18 tuyuğu açıklamalarıyla verir; şiirler son harflerine göre sıralanmış, divandaki sayfa numaraları ayraç içinde gösterilmiştir. Alparslan bu çalışmada Ali Nihad Tarlan, Abdülbaki Gölpınarlı ve Orhan Şaik Gökyay'dan yardım almış, eser 2000'de yeniden basılmıştır. Hatice Tören 2000 yılında divanın ilk yüz sayfasındaki gazelleri yeniden okuyarak altmışa yakın yeni okuyuş önermiştir. 1985-1987 yıllarında İstanbul'da hazırlanan bir dizi yüksek lisans tezi de divanın sayfa sayfa gramatikal dizinini çıkarmıştır.
Son yıllarda yazmanın kendisine yeniden ulaşılmıştır. Hatice Özdil, uzun yazışmalarla temin ettiği dijital kopyaya dayanan yeni bir tıpkıbasımı 2019'da Bitlis Eren Üniversitesi yayınları arasında çıkarmıştır. Bu baskıya göre gazeller 1b-291b, rubailer 292a-299b, tuyuğlar 294a-305a varakları arasındadır; 67b ve 68a sayfalarındaki büyük çamur lekelerine rağmen yazılar eski baskıdakinden daha okunaklıdır. TDK da 2020'de renkli ve okunaklı bir tıpkıbasım yapmış, ancak bu baskıda 171. varakın iki yüzü 172. varakın yerine yinelenmiş, böylece bir varak eksik kalmıştır. Salim Küçük 2024'te Türk Dili dergisinde, bütün bu çalışmalardan yararlanılarak divanın yeni ve eksiksiz bir çeviriyazılı metninin bir an önce hazırlanması gerektiğini yazar. Ergin neşrinin tam metni internet üzerinden açık erişimde bulunmamaktadır; aşağıdaki şiir örnekleri divandan alıntı yapan akademik çalışmalardan alınmıştır.
Edebî Kişiliği
Kadı Burhaneddin, Osmanlı ülkesinin dışında yaşadığı için Osmanlı tezkirelerine girmemiştir. Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi ve Kınalızâde gibi tezkireciler ondan hiç söz etmez; Taşköprizâde, Hoca Sâdeddin Efendi ve Kâtib Çelebi ise tanınmış bir şair olduğunu söylemekle yetinir. Osmanlı tarihçileri onu daha çok siyasî kimliğiyle anar. Şairin edebî kişiliği bu yüzden tezkire hükümlerinden çok, XIX. yüzyılın sonundan beri yapılan divan çalışmalarıyla tanınır hale gelmiştir. Bezm ü Rezm, şairin okuduğu kitaplara dair kayıtlar da verir; TDV maddesinin bu esere dayanarak aktardığına göre şair, İbnü'l-Arabî'nin kendi eliyle yazdığı bir Fusûsü'l-hikem nüshasını okuduktan sonra iç gözünün açıldığını anlatmış, sûfîlere büyük saygı göstermiştir.
Hatice Tören'in değerlendirmesine göre Kadı Burhaneddin kendine has bir lirizm içinde âşıkane şiirler yazmış, duygu yüklü şiirlerinde Fuzûlî'yi, renk, parlaklık ve samimiyette Bâkî'yi andırır. En özgün yanı, sevgilinin saç, kaş, kirpik, göz, yüz ve ağız gibi güzellik unsurlarını çok sık kullanmasıdır; hemen her şiirine bu unsurlarla başlar. Edebî sanatlar içinde en çok teşbih, tevriye ve cinası sever. İran mitolojisinden astrolojiye, gramerden musikiye ve tasavvufa uzanan terimleri şiirine yerleştirir, ama dinî konulara az yer verir. Tasavvufî gazellerinde gayb, şühûd, cezbe, tecellî ve cem gibi terimleri yerinde kullanır; Ali Nihad Tarlan bu gazellerden dördünü tasavvufî açıdan şerh etmiştir. Enverî, Hâfız-ı Şîrâzî ve Ömer Hayyâm'ın etkisinde kaldığı belirtilir.
Şiirlerinde mücadelelerle geçen hayatının izleri de görülür. Savaşçı, cesur ve zaman zaman haşin bir tavır taşıyan beyitler yazmış, kendi döneminin hükümdarlarını ve şehirlerini şiirine katmıştır. Nevzat Özkan'ın divandaki yer adlarını inceleyen çalışması bu bakımdan dikkat çekicidir: şair, divan şiirinin hayal dünyasına ait yer adlarının yanında yaşadığı, kuşattığı ve savaştığı şehirleri de anar. Kayseri'yi Bağdat'la, Sivas'ı Şiraz'la ilişkilendirir; Amasya, Niksar, Tokat, Turhal, Simâlu ve Erzincan siyasî hayatının iz bıraktığı yerler olarak beyitlere girer; Timur ile Toktamış adıyla anılır. Mehmet Kırbıyık'ın savaşla ilgili hususlar, Fatih Bakırcı'nın okçuluk unsurları üzerine yaptığı çalışmalar da divanın bu yönünü ele alır.
Kadı Burhaneddin'in aruzu iyi kullanamadığı sık söylenir. Tören bunu dönemin Türk şairlerinin genel bir kusuru olarak görür ve asker ile devlet adamı kimliği önde olan şairin ancak vakit buldukça şiir yazabildiğini hatırlatır. Salim Küçük de Türkçe yazmaktan kaynaklanan aruz hatalarının yanında sanatlara sıkça başvurmasının, kelimelerle oynamasının ve anlamı güç beyitlerinin divanın anlaşılmasını zorlaştırdığını belirtir. Ahmet Kavaklıyazı aynı güçlüğü şairin dili, tek nüshanın imlası, ince hayalleri ve maddî kültür unsurlarıyla açıklar ve bunda âlim kişiliğinin payı olduğunu söyler. Ona göre şiirlerdeki belirgin lirizm, Kadı Burhaneddin'in divan şiirinin kurucuları arasında sayılmasına yol açmıştır. Divan, deyim ve tabir zenginliğiyle de bilinir; Müjgân Üçer divanda Sivas'ta kullanılan, mahallî özellik taşıyan 69 deyim tespit etmiştir.
Tuyuğ, Kadı Burhaneddin'i öteki divan şairlerinden ayıran nazım şeklidir. Tören'e göre şair, İslâm öncesi Türk şiir türlerinden biri olan tuyuğun Anadolu'ya taşınmasında bir köprü olmuş, eski tuyuğa hâkim olan hikmet anlayışını tasavvufî gelenekle birleştirmiştir. Dilinin hangi sahaya ait olduğu ise tartışmalıdır. Genelde Eski Anadolu Türkçesinin Azerî sahasına dahil edilir; Alparslan bazı tuyuğlarda bolmak, -gay, -gan gibi Kuzeydoğu Türkçesi şekillerine rastlandığını kaydeder. Özkan ve onu izleyen Küçük, şairin dilinin Anadolu ve Azerbaycan sahası içinde birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünür.
Şiirlerinden Örnekler
Ergin'in 1980 tarihli tam çeviriyazılı neşrine bu çalışmada ulaşılamamıştır. Aşağıdaki şiir ve beyitler, divandan alıntı yapan iki akademik makaleden ve TDV İslâm Ansiklopedisi'nden, oradaki çeviriyazıyla aynen aktarılmıştır. Nevzat Özkan'ın alıntıları "KBD" kısaltmasıyla ve sayfa/satır biçiminde gösterilmiştir; Ahmet Kavaklıyazı ise Ergin neşrindeki şiir ve beyit numarasını, ardından TDK 2020 tıpkıbasımındaki varak numarasını verir. Günümüz Türkçesiyle anlamlar, kaynak makalelerdeki açıklamalara dayanır.
Gazel Beyitleri: Dün içre gelseyidi göŋlüme ħayâli anuŋ
Dün içre gelseyidi göŋlüme ħayâli anuŋ
Amâsiye gibi cânumda ġâret olayidi
Ħarâb ķıldı gözüŋ göŋlümüŋ Amâsiyesin
Ħayâli ķulleye gelse ‘imâret olayidi
Birinci beyitte şair, gece sevgilinin hayali gönlüne gelseydi, Amasya gibi kendi canında da yağma olacağını söyler. İkincide sevgilinin gözü gönlünün Amasya'sını harap etmiştir; o gözün hayali gönlün kulesine gelse orası yeniden mamur olacaktır. Özkan bu beyitleri, Sivas'ın kuşatıldığı sırada Amasya emiri Ahmed Bey'in Kadı Burhaneddin'e ait bazı kaleleri alması ve kuşatma kalkınca bu kalelerin geri alınmasıyla ilişkilendirir. Burada Amasya, Özkan'ın deyişiyle "yağma olan yer, harap yer" olarak anılır; şehir, sultanın uğrunda defalarca savaştığı rakip emirliğin merkezidir. İki beyit aynı redif ve kafiyeyi (ġâret olayidi / ‘imâret olayidi) taşıdığından ve gösterilen yerleri birbirine çok yakın olduğundan aynı gazele ait olmaları kuvvetle muhtemeldir; ancak bu, kaynakta açıkça söylenmeyen bir çıkarımdır. (Özkan 2018, KBD 71/16 ve 72/2)
Tuyuğ: Devletinden ķaçan olur ħâk-sâr
Devletinden ķaçan olur ħâk-sâr,
‘Âşıķ olur ma’şuķından şerm-sâr,
Ĥimmetümüz iki ‘âlemde gezer,
N‘olısar Amâsiya ya Niksâr
Devletinden kaçan toprağa düşer, âşık sevgilisinden utanır; himmetimiz iki âlemde dolaşır, Amasya ya da Niksar ne olacak, der şair. Özkan bu tuyuğu Kadı Burhaneddin'in 1387'de Niksar'ı ele geçirmesiyle ve Amasya'yı denetim altında tutma çabasıyla birlikte okur. Dört mısralık bu tuyuğda hükümdarın kendine güveni açıkça duyulur: rakip emirliklerin şehirleri, iki âleme yayılan bir himmetin yanında küçük birer hedef olarak gösterilir. Amasya adının dört mısralık bir tuyuğa girmesi, şehrin şairin siyasî ufkunda tuttuğu yeri de gösterir. (Özkan 2018, KBD 588/10-11)
Tuyuğ: Ezelde Ĥaķ ne yazmış ise bolur
Ezelde Ĥaķ ne yazmış ise bolur,
Göz neni ki görecek ise görür,
İki ‘âlemde Ĥaķķa sıġınmışuz,
Toĥtamış ne ola yâ Aħsaħ Temür.
Ezelde Hak ne yazdıysa o olur, göz neyi görecekse onu görür; iki dünyada da Allah'a sığınmışız, Toktamış ya da Aksak Timur kim oluyor. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Kadı Burhâneddin Devleti bölümü, Kadı Burhaneddin'in Timur'un tehditlerine kulak asmadığının divanın 586. sayfasındaki bir şiirinden anlaşıldığını yazar; Özkan'ın aynı sayfadan aktardığı bu tuyuğ o şiir olmalıdır. Özkan'a göre şairin buradaki duruşu, kadere teslim olmuş bir savaşçının tavrıdır. İlk mısradaki "bolur" şekli, Alparslan'ın bazı tuyuğlarda dikkat çektiği Kuzeydoğu Türkçesi şekillerinden biridir. (Özkan 2018, KBD 586/2-3)
Tuyuğ: Dünyâ diyen gişiye bir vâyedür
Dünyâ diyen gişiye bir vâyedür,
Yimek içmek bu câna bir dâyedür,
Dünyâ bir geçüt durur gelen geçer,
İllâ server yigide sermâyedür.
Dünya insana verilmiş bir kısmettir, yiyip içtiklerimiz bu can için bir dadı gibidir; dünya bir geçittir, gelen geçer, ama yiğitlikte baş olanlar için bir sermayedir. Özkan bu tuyuğu, mücadeleci bir insan olan şairin dünya hayatını nasıl değerlendirdiğinin örneği olarak verir. Geçit benzetmesi, hayatı savaşlarla geçen bir hükümdarın ağzında hem bir hikmet sözü hem de bir eylem çağrısı gibi okunur. (Özkan 2018, KBD 597/9-10)
Tuyuğ: Oldı musaħħar bize çü Şamla Rûm
Oldı musaħħar bize çü Şamla Rûm,
Düşmene demür bolduħ, dostlara mûm,
Her kişiler yürisün yollarına,
Çün dôsta mübareküz düşmene şûm.
Şam ile Rum bize boyun eğdi; düşmana demir, dostlara mum olduk. Herkes kendi yoluna gitsin, çünkü biz dosta uğurlu, düşmana uğursuzuz. Özkan bu tuyuğu, Kadı Burhaneddin'in Memlük Sultanı Berkuk ve Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid ile kurduğu ittifakla ilişkilendirir. Demir ile mum karşıtlığı, tezat sanatının sade ve etkili bir örneğidir. (Özkan 2018, KBD 607/10-11)
Beyit: Ben Türkem ü sen Tatar yolıyle sorışalum
Ben Türkem ü sen Tatar yolıyle sorışalum,
O cây gerek baŋa baħar iseŋ oynuma.
Ben Türk'üm, sen Tatarsın; gel usulünce konuşalım. O yer bana gerek, sözümü dinlersen bu oyundan çekil. Özkan'a göre şair burada, Tatar ülkesinden gelmiş kan dökücü bir hükümdar olarak gördüğü Timur'a Anadolu'dan el çekmesi gerektiğini söyler. Beyit, gazel diliyle siyasî bir meydan okumayı birleştirmesi bakımından divanın karakterini iyi yansıtır. (Özkan 2018, KBD 238/7)
Beyitler: Şehirler ve Kaleler
Gözlerimüz yaşını aħıdup ırmaġ idüben,
Ķayseriyi daħı bu yaşile Baġdâd idelüm.
Bini çü ķılur Sa’dî aceb olmaya ger ol,
Sîvâsı daħı ħıŧŧa-i Şîrâz idiserdür.
Toķat ķal’asında śabûhîyi vir ŧolu
Bâşed ki śubha irüre Taŋrı śafâyile
N’ola eger fetĥ oldıyısa bize Simâlu,
Ki görmemiş ola göz ħûbı işbu sîmâlu.
İlk beyitte şair, gözyaşlarını ırmak gibi akıtıp doğduğu Kayseri'yi bu suyla Bağdat'a çevirmeyi diler; Özkan, Bağdat'ın Dicle'nin, Kayseri'nin de Kızılırmak'ın yakınında kurulmuş olmasına dikkat çeker. İkincide sevgili onu Şirazlı Sa'dî gibi şair kıldığı için Sivas'ı da Şiraz ülkesi yapacaktır. Üçüncü beyit 1388'de kuşatılan Tokat kalesini bir zafer sabahı gibi anar: Tokat kalesinde sabah içkisini dolu sun, ola ki Tanrı bizi safa ile sabaha erdire. Dördüncü beyit Simâlu kalesinin alınmasına cinaslı bir gönderme yapar; Özkan bunu, Amasya emiri Ahmed Bey'in 1391'de bu kaleyi Osmanlılara bırakmaya karar vermesi üzerine Kadı Burhaneddin'in kaleyi kuşatıp teslim almasıyla açıklar. Simâlu ile "sîmâlu" (yüzlü, simalı) kelimeleri arasındaki ses oyunu, şairin tarihî olayı bile bir güzellik övgüsüne bağladığını gösterir. (Özkan 2018, KBD 446/6, 261/10, 74/7, 108/9-10)
Beyit: Rûm ilin, yüzüŋ göreli göŋlüm yurd eyledi
Rûm ilin, yüzüŋ göreli göŋlüm yurd eyledi,
Göreli gözüŋi lîkin rây-ı Türkistân ider.
Sevgilinin yüzünü gördüğünden beri gönlü Rum ilini, yani Anadolu'yu yurt edinmiştir; ama gözünü gördüğünden beri Türkistan'ı arzular. Özkan'a göre şair burada Anadolu'yu sevgilinin beyaz yüzüne, Türkistan'ı ise güzel gözlü ceylanların yurdu olarak sevgilinin gözüne benzetir ve bu iki ülkeye duyduğu bağlılığı güzellik unsurları üzerinden dile getirir. Beyit, köklerinin Türkistan'da olduğunu unutmayan bir Anadolu hükümdarının sesi olarak da okunmuştur. (Özkan 2018, KBD 183/6)
Beyit: Sûfîlerin dileği mihrâb namaz
Sûfîlerin dileği mihrâb namaz
Er kişinin arzusı meydan olur
Sûfîlerin dileği mihrap ve namazdır, er kişinin arzusu ise meydandır. Tören, bu beyti şairin savaşçı, cesur ve haşin tavrının örneği olarak gösterir. Mihrap ile meydan arasındaki karşıtlık, âlim olduğu kadar asker de olan bir şairin iki dünyasını tek beyitte yan yana koyar. (TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kadı Burhâneddin", edebî şahsiyeti bölümü)
Tuyuğ: Ḳaġan aslanlar eger añrar-ısa
Ḳaġan aslanlar eger añrar-ısa
Añlaya her kim aña uġrar-ısa
Ḳanda egri var-ısa ṭutmaġıl daḳ
Ṣāʿiḳa ḳoç ḳılıcı ṭoġrar-ısa
Kavaklıyazı bu tuyuğu "koç kılıç" tabiri için aktarır. Koş kılıç ya da çift kılıç, Kâşgarlı Mahmud'un "Koş kılıç kınka sığmas" (çifte kılıç bir kına sığmaz) atasözünde de geçen, çatal ağızlı bir kılıçtır ve şekliyle Hz. Ali'nin zülfikarını andırır. Tuyuğ kükremiş aslanların böğürmesiyle açılır ve son mısraında yıldırımın koç kılıcı doğramasından söz eder. Kavaklıyazı'ya göre koç kılıcın yıldırımla doğranması, bu tür kılıçların yıldırımı çeken bir yönü olduğunu düşündürür. "Kağan aslan" tabiri de Dede Korkut Kitabı'nda geçen, kızgın ve kükremiş aslan anlamına gelen eski bir sözdür. (Kavaklıyazı 2022, s. 317; Ergin 1145, TDK 2020 vr. 304v)
Gazel Beyitleri: Sevgili ve Âşık
Seni ben sevmişem şāhā vü ölince seviserem
Ḳaġan aslan bu bįşede nicesi ḳorḫa ʿafʿafdan
Cevrüñ ṭaşını göñülüme niçe atarsın
Bir sırça-durur āhen-i Şįrāzį degüldür
Ciger ḳanını gözlerüñ yürek odıyla su ḳıldı
ʿAcāyib kār-ḫānedür niderler ḳarʿ u enbįḳi
İlk beyitte şair sevgiliye bir sultana seslenir gibi seslenir: seni sevdim ve ölünceye kadar seveceğim; kükremiş aslan bu ormanda neden korksun. Kavaklıyazı'ya göre şair kendini kükremiş aslana benzeterek sevgilinin yolundan hiçbir şeyin kendisini alıkoyamayacağını söyler. İkinci beyitte sevgilinin cefası taşa, şairin gönlü cama benzetilir: cefa taşını gönlüme ne kadar atacaksın, o bir sırçadır, Şiraz demiri değildir; Şiraz, geçmişte silah yapımıyla tanınan bir şehir olarak anılır. Üçüncü beyitte sevgilinin gözleri, yüreğin ateşiyle ciğer kanını suya çevirmiştir; bu, imbik ve dağarcıkla damıtma yapılan şaşılacak bir atölyedir. Kavaklıyazı, ciğerin eriyerek kan olduğu ve bu kanın gözyaşına karışarak vücuttan atıldığı klasik inanışı hatırlatır; kanın suya, suyun kana dönmesi divanda çok ızdırap çekmeyi anlatan sık bir tabirdir. (Kavaklıyazı 2022, s. 315-317; Ergin 612/6, 34/3, 66/4)
Kronoloji
1345 (3 Ramazan 745): Kayseri'de doğdu.
1381 sonbaharı (783): Amasya emiri Hacı Şadgeldi'yi yenip öldürttü ve Sivas'ta sultanlığını ilan etti; Amasya'dan bazı âlimler Bursa'ya ve Karaman'a gitti.
1384: Amasya emiri Ahmed Bey'i üst üste yendi.
1393-94 (796): Divanın bugün British Library'de bulunan nüshası Halil b. Ahmed tarafından istinsah edildi.
1394: Amasya ve Erzincan seferleri.
1395-96 (798): İksîrü's-saâdât tamamlandı.
1398 (800): Kara Yülük Osman Bey tarafından öldürüldü.
1895: Melioransky yirmi rubai ve on iki tuyuğu Rusçaya çevirdi.
1922 (1338): Godsell'in seçmesi İstanbul'da yayımlandı.
1943-1944: Türk Dil Kurumu divanın ilk tıpkıbasımını çıkardı.
1951: Muharrem Ergin'in gramer denemesi yayımlandı.
1977: Ali Alparslan'ın seçmesi 1000 Temel Eser dizisinde çıktı.
1980: Muharrem Ergin'in çeviriyazılı neşri yayımlandı.
2000: Hatice Tören divanın ilk yüz sayfası için yeni okuyuşlar önerdi.
2019: Hatice Özdil'in hazırladığı yeni tıpkıbasım yayımlandı.
2020: Türk Dil Kurumu renkli tıpkıbasımı yayımladı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ahmet Kavaklıyazı, "Kadı Burhaneddin'i Anlamak: Divanındaki Bazı Tabirlerin Çözümlenmesi", Selçuk Türkiyat, 56, 2022, s. 307–327. https://acikerisim.selcuk.edu.tr/items/5207c1f3-aca0-43f1-9c9e-fef3350cf7bc
- Salim Küçük, "Kadı Burhaneddin Divanı ve Çeviri Yazılı Metni", Türk Dili, 73(872), Ağustos 2024, s. 92–96. https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/08/Salim-Kucuk-_-E-_-KADI-BURHANEDDIN-DIVANI-_5.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1 (e-kitap 1-4. Cilt, s. 183). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page183.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7 (e-kitap 6-8. Cilt, s. 445). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page445.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10 (e-kitap 9-12. Cilt, s. 252, 275). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page275.html
- Muharrem Ergin (nşr.), Kadı Burhanettin Divanı, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1980 (bu çalışmada doğrudan görülemedi; alıntılar Özkan ve Kavaklıyazı aracılığıyla).
- Ali Alparslan, Kadı Burhaneddin Divanından Seçmeler, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1977 (Küçük 2024 aracılığıyla).
- Hatice Özdil (haz.), Kadı Burhaneddin Divanı Yeni Tıpkıbasım, Ankara: Bitlis Eren Üniversitesi Yayınları, 2019 (Küçük 2024 aracılığıyla).
- Türk Dil Kurumu, Kadı Burhâneddin Dîvânı (tıpkıbasım), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2020 (Kavaklıyazı 2022 aracılığıyla).
Akademik çalışmalar
- Hatice Tören, "Kadı Burhâneddin (Edebî ve Tasavvufî Şahsiyeti)", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 75–76. https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- Abdülkerim Özaydın, "Kadı Burhâneddin" ve "Kadı Burhâneddin Devleti", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 74–75, 76–77. https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- Nevzat Özkan, "Kadı Burhaneddin Divanı'nda Yer Adları", Uluslararası Türk Lehçe Araştırmaları Dergisi (TÜRKLAD), 2(1), 2018, s. 82–108. https://dergipark.org.tr/tr/pub/turklad/article/422406
Çevrimiçi kaynaklar






