Antik Pontus dünyasında iktidar yalnızca kralların sarayında toplanmazdı. Ülkenin iç kesimlerinde, tanrıçaların adına kurulmuş iki büyük tapınak merkezi, kendi topraklarını, kendi hizmetkârlarını ve krala yaklaşan bir saygınlığa sahip baş rahiplerini barındıran birer küçük devlet gibi işlerdi. Bunlardan daha büyüğü, Yeşilırmak'ın (antik Iris) iki yakasına yayılan Komana Pontika'ydı. Bugün Tokat'ın yaklaşık dokuz kilometre kuzeydoğusunda, Niksar yolu üzerindeki Gümenek köyünün hemen güneyinde, Hamamtepe denilen doğal bir tepenin çevresinde uzanır. Komana, sıradan bir kentten çok, bir tapınağın etrafında örülmüş bir toplumdu: toprağı tapınağa ait, emekçileri tanrıçaya adanmış, başındaki rahip ise törenlerde kralın hemen ardından gelen kişiydi.

Kent hakkındaki bilgimizin omurgasını, Amaseialı coğrafyacı Strabon'un on ikinci kitaptaki anlatısı oluşturur. Strabon, kendi memleketinin yakınındaki bu kutsal şehri hem dışarıdan bir gözlemci hem de rahiplik makamıyla ailesi arasında bağ bulunan bir yurttaş olarak anlatır. Bu yazılı kaynağa, 2004'ten beri Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin yürüttüğü arkeolojik araştırmalar eklenmiştir. Kazılar, Strabon'un kaydettiği Helenistik kutsal alanın izlerine ulaşmış, ayrıca kentin Roma, Bizans, Danişmend-Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki uzun yaşamını da görünür kılmıştır.

Konumu ve Coğrafyası

Komana, Strabon'a göre Iris'in Pontus içindeki yukarı mecrasında, Dazimonitis denilen verimli ovanın (bugünkü Kazova) yukarısında yer alırdı. Strabon, ırmağın Komana'nın ortasından geçerek bu ovaya aktığını, ardından batıya yönelip Gaziura'nın yanından kuzeye döndüğünü ve sonunda doğuya kıvrılarak Amaseia'nın surlarının dibinden aktığını yazar. Böylece Komana ile Amaseia aynı ırmağın iki ayrı noktasında duran komşu merkezlerdi. Strabon bu ovanın her zaman nemli ve otlarla kaplı olduğunu, yeterli suyu sayesinde kıtlığın hiç görülmediğini ve dağ eteklerinde yabani üzüm, armut, elma ve ceviz gibi meyvelerin bolca yetiştiğini ekler.

Tepenin etrafındaki surların kalıntıları, kentin bu yüksek noktadan alttaki verimli ovaya hâkim olduğunu gösterir. Küçük, biçimsiz taşlardan örülmüş duvarların, tapınağı çevreleyen kutsal alan duvarının temel dolgusu olabileceği düşünülmektedir. Tapınağın ırmağın karşı yakasıyla şimdi yok olmuş bir köprü aracılığıyla bağlandığı sanılır; köprünün ayağına 2004 yılındaki araştırmalar sırasında, bugünkü su regülatörünün içinde rastlanmıştır. Alan, modern sulama kanalları ve sonradan açılan bir karayolu nedeniyle zarar görmüştür.

Tanrıça Ma ve Ma-Enyo

Komana'nın kutsal alanı, Anadolu'nun yerli ana tanrıçası Ma'ya adanmıştı. Adı "ana" anlamına gelen bu tanrıça, aynı zamanda yenilmez ve zafer getiren olarak anılır; yani hem bereketi hem savaşı temsil eden çift yönlü bir kudret olarak düşünülmüştür. Kimi yorumlarda ay tanrıçası olarak da görülür, Yunanlılar ise onu savaş tanrıçası Enyo ile ve Athena ile özdeşleştirmiştir. Bu özdeşleşmeden doğan Ma-Enyo adı, antik yazarların Komana'nın tapınağını batı Asya'nın büyük doğa tanrıçasına tapılan yer olarak anmalarının arkasındaki kavramsal çerçeveyi verir. Plutarkhos da tanrıçayı Semele ve Athena ile karşılaştırmıştır. İskender'in seferlerinin ardından Ma'ya tapınma Makedonya'ya kadar ulaşmıştır.

Pontus'taki Komana, aslında Büyük Kapadokya'daki aynı adlı kentin bir kopyası olarak kurulmuştur. Strabon, iki merkezin adak ayinlerinin, ilahî esrime hallerinin ve rahiplere duyulan saygının neredeyse aynı olduğunu, kehanet verme biçiminin de benzediğini yazar. Pontus kolu, Kapadokya'daki merkezin örnek alınarak kurulmuş bir benzeri sayıldığından, çoğu zaman onun yerel bir izdüşümü olarak değerlendirilir. Yine de Mithridates hanedanının yönettiği çağda Pontus Komana'sı, ülkenin başlıca kült merkezi olarak kendi ağırlığını kazanmıştır.

Ma'nın adı ve işlevi başka kaynaklarda da iz bırakmıştır. Bizanslı Stephanos'un aktardığına göre Ma, Rhea'nın yoldaşı sayılır, Zeus'un bebek Dionysos'u emzirip büyütmesi için ona emanet ettiği kişidir. Hera çocuğun kime ait olduğunu sorunca, onu gizlemek için Ares'in oğlu olduğunu söylemiştir; Karyalıların Dionysos için kullandığı "Masaris" lakabının bu hikâyeden türediği ileri sürülür. Aynı kaynak, Lidyalılar arasında Rhea'nın Ma diye anıldığını ve ona boğa kurban edildiğini, Mastaura kentinin adının da "Ma'nın boğası" biçiminde yorumlandığını belirtir. Bu aktarımlar kesin bir ayin tarifi vermez, ama Ma'nın Anadolu'nun çeşitli kesimlerinde Ana Tanrıça ile birleştirilerek anlaşıldığını gösterir.

Bir Tapınak Devleti

İç Pontus'ta tapınak devleti niteliği taşıyan iki yerleşim vardı. Bunların daha büyüğü Komana, daha küçüğü Zela'ydı; Zela'nın hikâyesi ayrı bir yazıda anlatılmaktadır. Komana'da tapınağın çevresindeki geniş araziler tanrıçaya aitti ve bu topraklar tapınağa bağlı kişiler tarafından işlenirdi. Strabon'un verdiği sayıya göre tapınağın hizmetinde altı bin kadar kutsal hizmetkâr, yani hierodouloi bulunurdu. Bunların bir bölümünün İranlı kökenli olduğu da kaydedilir. Hizmetkârlar tapınağın arazisinde çalışır, kentin ekonomik düzenini sürdürürdü; baş rahip onların yöneticisiydi ancak onları satma yetkisi yoktu.

Toprağın geliri tapınakta birikir, rahiplerin ve kutsal düzenin ihtiyaçlarına ayrılırdı. Böyle bir birikim, tapınağı bir güvence ve emanet yeri hâline getirmiş olmalıdır. Kazı ekibinin değerlendirmesinde Komana'nın, Mithridates krallığı için olasılıkla bir tür banka işlevi de gördüğü belirtilir. Strabon'un tasvirinde kent kalabalık ve zengindir; halkı bolluk içinde yaşar, bütün arazisi asmalarla kaplıdır. Pontus krallığı döneminde Komana ve Zela, toprağını kendi işleyen ve festival zamanlarında çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan bağımsız merkezler olmuş, buna rağmen kral dönemindeki öteki kentlerle aynı tipte şehir sikkeleri bastırmışlardır. Komana ayrıca polis statüsüne sahipti.

Baş Rahip

Komana'nın siyasî yapısının en dikkat çekici yanı, rahiplik makamıydı. Helenistik çağda makamdaki kişi kral tarafından seçilirdi ve törenlerde kraldan sonraki en yüksek onuru taşırdı. Strabon'un anlattığına göre tanrıçanın yılda iki kez yapılan çıkış törenlerinde, yani kutsal heykelin kente dolaştırıldığı exodos günlerinde, rahip tanrıçanın tacını taşır ve kralın hemen ardından gelen saygıyı görürdü. Tapınağın toprağı, hizmetkârları ve gelirleri bu kişinin gözetimi altındaydı.

Makamın krallık için ne kadar önemli, aynı zamanda ne kadar tehlikeli olabileceği, Strabon'un kendi ailesinin hikâyesinde belli olur. Coğrafyacı, annesinin büyükbabası olan komutan Dorylaos'u anar. Onun yeğeni, Filetairos'un oğlu ikinci Dorylaos, VI. Mithridates Eupator'dan en yüksek onurları ve özellikle Komana rahipliğini almış, ama krallığı Romalılara karşı ayaklandırma girişimi ile suçlanınca devrilmiş, aile de onunla birlikte gözden düşmüştür. Strabon bunun ardından uzun yıllar sonra, krallığın dağılmasından hemen önce, annesinin amcası Moaphernes'in yeniden öne çıktığını, ancak onun da kralla birlikte talihsizliğe uğradığını aktarır. Bu anlatı, rahiplik makamının siyasî sadakat ile iç içe olduğunu ve kralların bu makamı güvendikleri kişilere verdiğini gösterir.

Törenler, Ticaret ve Kent Hayatı

Komana'nın şöhretini yayan, belli dönemlerde yapılan büyük bayramlardı. Strabon'a göre tanrıçanın exodos günlerinde hem şehirlerden hem kırsaldan, kadınlı erkekli, her yerden insan bayrama katılmak için buraya toplanırdı. Ayrıca adak gereği sürekli orada kalıp tanrıçaya kurban sunan kişiler de vardı. Kent aynı zamanda Armenia'dan gelen tüccarlar için önemli bir ticaret merkeziydi. Komana'nın kutsal bir ziyaret yeri olması, ticarî canlılığını da besliyordu: Bayram kalabalığı pazarı büyütür, tüccarların konaklaması kente gelir sağlardı.

Strabon, kentin bu yönünü Korinthos ile karşılaştırarak anlatır. Ona göre Komana "küçük bir Korinthos" gibiydi; Korinthos'ta Aphrodite'e adanmış fahişelerin çokluğu nedeniyle yabancılar akın akın gelir ve bayram yapardı, Komana'da da tanrıçaya adanmış, bedeniyle kazanç sağlayan çok sayıda kadın bulunurdu. Tüccarlar ve askerler paralarını burada harcar, bunun üzerine "Korinthos'a yolculuk her adamın harcı değildir" sözü doğardı. Bu uygulamanın niteliği ve boyutu, modern araştırmada Strabon'un yorumuna dayandığı için tartışmalı bir konudur; yine de anlatı, kentin gündelik yaşamında tören, ticaret ve eğlencenin ne kadar iç içe olduğunu gösterir.

Pontus Krallığı'nın Sonu ve Roma Düzeni

Pontus krallığı çöktüğünde ve VI. Mithridates kaçtığında, Komana tapınak devleti bir prenslik hâline gelmiş, MÖ 1. yüzyılın ortalarında Pompeius tarafından Arkhelaos'a verilmiştir. Strabon'un aktardığına göre Pompeius, bu kişiyi rahip olarak atamış, kutsal toprağa ek olarak çevresi iki schoenus, yani altmış stadion olan bir bölgeyi de sınırlarına katmış ve halkın onun yönetimine uymasını emretmiştir. Arkhelaos böylece hem bu topraklar üzerinde hâkim, hem de kentte oturan tapınak hizmetkârlarının efendisi olmuştur. Strabon, hizmetkârların sayısının burada da altı binden az olmadığını belirtir. Bu ek toprakla kentin alanının yaklaşık dört kilometre çapına ulaştığı hesaplanmıştır.

Arkhelaos'un hikâyesi de Strabon'dan bellidir. Sulla ve Senato tarafından onurlandırılan aynı adlı kişinin oğlu olan bu rahip, Gabinius'un dostuydu. Gabinius Suriye'ye gönderilince Partlara karşı hazırlıklara katılmak umuduyla o da oraya gitmiş, Senato izin vermeyince bu umudundan vazgeçmiştir. O sırada Kleopatra'nın babası Ptolemaios Mısırlılar tarafından sürülmüş, kızı, yani Kleopatra'nın ablası tahtı ele geçirmişti. Kraliyet soyundan bir koca aranırken Arkhelaos kendisini Mithridates Eupator'un oğlu olarak tanıtmış, kabul görmüş, ancak yalnızca altı ay hüküm sürmüştür. Gabinius, Ptolemaios'u tahtına geri getirirken yapılan açık savaşta onu öldürmüştür. Rahipliği ise oğlu devralmıştır.

Bu oğul, MÖ 47'de Caesar tarafından görevden alınmıştır. Yerine Kapadokya kökenli Bithynialı Lykomedes atanmış, ona ek bir bölge verilmiştir; Strabon'daki rakam bir çeviride dört yüz schoenus, başka kaynaklarda dört schoenus olarak geçer ve ikincisi daha makul görünür. Lykomedes de azledildikten sonra rahiplik, Augustus'un kararıyla Adiatorix'in oğlu Dyteutus'a verilmiştir. Kimi kaynaklar Medeios ve Kleon adlı rahiplerden de söz eder ve Komana'nın Roma eyaletine katılışını, bu rahiplerin sonuncusunun ölümüyle ilişkilendirir. Strabon'un anlattığı Dyteutus'un öyküsü ise şöyledir: Octavianus, Adiatorix'i karısı ve çocuklarıyla birlikte zafer alayında yürüttükten sonra onu ve en büyük oğlunu öldürtmeye karar vermiştir. En büyük oğul Dyteutus'tu, ancak infaza götürülürken kardeşlerinden ikincisi askerlere en büyük kendisinin olduğunu söylemiş, iki kardeş arasında uzun bir çekişme çıkmıştır. Sonunda ana babaları, daha yaşlı olan Dyteutus'u, annelerine ve geriye kalan kardeşe daha uygun bir koruyucu olacağı gerekçesiyle zaferi küçüğe bırakmaya razı etmiştir. Küçük kardeş babasıyla birlikte öldürülmüş, Dyteutus kurtulmuştur. Octavianus durumu infazdan sonra öğrenince üzülmüş, hayatta kalanları lütfuna layık görerek bu rahiplik onurunu vermiştir.

Roma çağında rahiplerin gücü azalmış, ancak tapınak varlığını sürdürmüştür. Pontus Krallığı döneminde ve Roma çağında kentin toprakları genişlemiş, Augustus zamanında alan, bölgedeki civitas'lar boyutuna ulaşmıştır. Yeni eklenen toprakların doğu, güney ve batı yönünde olduğu, kuzeyin ise Magnopolis ve Neokaisareia'ya yakınlık nedeniyle sınırlı kaldığı düşünülür. Bu bölgeler Zelitis ve Megalopolitis adlarıyla bilinir. MS 34-35'te Komana, Galatya'ya bağlı Pontus eyaletine katıldığında Magnopolitis'in de büyük olasılıkla Komana'ya eklendiği sanılmaktadır. Munro'ya göre kentin batısında, Pontus krallarının Gaziura'daki saraylarını çevrelemek için aldıkları tapınak toprakları bulunuyordu; bu bölge sonradan imparator Maurikios döneminde (MS 582-602) imparatorluk toprağı olmuş, krallar çağı ile Maurikios arasında bir ara ager publicus statüsünde kalmıştır.

Roma Çağında Komana

Kent, Titus dönemine (MS 79-81) kadar hem Hierokaisareia hem de Komana adıyla anılmış, ardından adı Romalılaştırılarak Comana Pontica biçimine girmiştir. Ma'nın imparator Caligula döneminden itibaren sikkelerde görülmesi, tanrıçanın kentin kimliğindeki yerinin imparatorluk çağında da korunduğunu gösterir. Tapınağın görünüşü hakkındaki tek veri, Caracalla, Septimius Severus ve daha sonraki bir Trajan dönemine ait sikkelerdir; bunlar dört sütunlu, yani tetrastil bir tapınağı tasvir eder. Kazılarda Roma evresi, MS 2. yüzyıla tarihlenen ve Hierokaisareion Komaneon olarak anılan yapıyla temsil edilir.

Tapınağın mimarisinden günümüze doğrudan ulaşan bir yapı yoktur, fakat devşirme olabilecek parçalar Tokat'ta yaşamaktadır. Şehir merkezindeki Ali Paşa Camii'nde kullanılan sekiz gri sütunun tapınağa ait olabileceği düşünülür; Ulu Camii ve Garipler Camii'ndeki sütunlar ve başlıkların da Komana'dan getirilmiş olması mümkündür.

Hristiyanlık ve Geç Antik Dönem

Hristiyanlığın yayılması, tapınağın çöküşünü hızlandırmıştır. Çevredeki topraklar, Dazimonitis ovasında daha küçük ama merkezî bir yerleşim olan Daximon'a bağlanmıştır. Komana, Hristiyan geleneğinde de tanınmış bir piskoposluk merkezi olmuştur. Kaynaklarda üçüncü yüzyılda Komana piskoposu olarak anılan Aleksandros, kömür yakıcılığı yaparak dünyevî onurlardan kaçmış, bu yüzden "Kömürcü" lakabıyla anılmıştır. Gregorios Thaumaturgos, Komana'ya yeni bir piskopos seçmek için çağrıldığında önerilen adayların hepsini reddetmiş, biri alay ederek kömürcü Aleksandros'u önerince bunu ciddiye alıp onu çağırtmıştır. Aleksandros piskopos yapılmış, bilgelikle yönetmiş ve yaklaşık 251 yılında Decius zulmü sırasında yakılarak öldürülmüştür. Anısı, Nyssalı Gregorios'un, Gregorios Thaumaturgos'un yaşamı üzerine yazdığı bir konuşmada geçmesi sayesinde korunmuştur.

Yaklaşık 310'da idam edilen ve Komana piskoposu olarak anılan Basiliskos'un adı, kentin geç antik çağdaki Hristiyan kimliğini belirler. Aziz Ioannes Khrysostomos, İstanbul'dan sürgüne gönderildiği sırada yolda Komana'ya ulaşmış ve 407'de burada, Aziz Basiliskos kilisesine bağlı ruhban topluluğunun bulunduğu yapıda ölmüştür. Böylece tanrıça Ma'nın tapınağı olan şehir, birkaç yüzyıl sonra bir şehit kilisesi ve bir azizin ölüm yeriyle anılır hâle gelmiştir. Bu dönemde yerleşim surlarla çevrili, kırsal nitelikte bir kenteydi; kazılar Erken Bizans evresini, MS 6.-8. yüzyıllara tarihlenen tahkimli bir kırsal yerleşim olarak tanımlar.

Ortaçağ, Gümenek ve Adın Yolculuğu

Komana, Bizans döneminde tarihî kayıtlardan kaybolur. Bryer ile Winfield bunun, daha iyi korunan komşu Tokat'a ya da Hellenistik mezarlarla özdeşleştirdikleri Dazimon'a taşınmasıyla açıklanabileceğini öne sürmüştür. Paul Wittek ise bu görüşe karşı çıkar: Dazimon ile Komana, Kazova ovasının zıt uçlarında yer alır; 13. yüzyılda İbn Bîbî Dazimon'u ve Tokat'ı anarken, Komana 1347'de Komada adıyla ayrıca kaydedilir. Bu ad, 14. yüzyılda Hamdullah Müstevfî ve başka yazarlar tarafından Türkçe Qōmanāt biçiminde anılır ve bugünkü Gümenek adının kaynağıdır. Bu karşılaştırmada Tokat adının da Dokeia'dan, geç antik Eudocia'dan türediğine dikkat çekilir. Dazimon yakınlarındaki Kazova'da 838'de yapılan muharebe de bu bölgenin Bizans ile Abbasîler arasındaki sınır hattında yer aldığını gösterir.

Arkeolojik tablo bu adlandırma tartışmasını yerleşimin sürekliliğiyle destekler. Kazıların ilk on yılı Bizans ve sonrası katmanlara ayrılmıştır; ortaya çıkan kesit, 11.-12. yüzyıllarda iki şapelli bir mezarlığı, 12.-14. yüzyıllarda Danişmend ve Selçuklu dönemine ait tahkimli bir kırsal yerleşimi, 17.-18. yüzyıllarda ise Osmanlı köy yerleşimini içerir. Buluntular, Ortaçağ'da iklim, tarım, hayvancılık, yemek hazırlama ve tüketimi ile beslenme alışkanlıkları hakkında da önemli veriler sunmuştur.

Arkeolojik Araştırmalar

Komana'nın yeri 19. yüzyıl gezginleri tarafından saptanmıştı. 1899 yazında Oxford'dan J. G. C. Anderson, Pontus'u öküz arabasıyla dolaşırken Komana'da, Iris'i geçen bir köprünün yakınındaki höyükte bu kenti adlandıran bir yazıt bulmuştur. Yol arkadaşı J. A. R. Munro'nun "Roads in Pontus, Royal and Roman" başlıklı çalışması, Pontus'un eski yollarının iki bin yıl sonra hâlâ kullanıldığını göstermiştir. Heyet ayrıca Komana'daki koyu renk mermer ocağından çıkan taşların bolluğunu kaydetmiştir.

Komana Arkeolojik Araştırma Projesi (KARP), Prof. Dr. D. Burcu Erciyas yönetiminde, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı adına 2004'te yoğun yüzey araştırmaları ve jeofizik incelemelerle başlamıştır. Kazılar 2009'dan beri, kentin merkezi olarak yazıtlardan tanımlanan Hamamtepe'de ve çevresinde sürmektedir. Tepenin kuzeybatısındaki surlarda ve tepe üstünde yürütülen çalışmalar, yerleşimin yüzeyde Helenistik'ten Osmanlı'ya uzanan çanak çömlekle belirginleştiğini göstermiştir. Erciyas ve Tatbul'un 2015'te yayımladığı "Komana'da Ortaçağ Yerleşimi" ile Erciyas ve Acara Eser'in 2019 çalışması, bu uzun yaşamın dökümünü sunar.

2018 sezonunda daha önce bilinmeyen bir bağlama ulaşılmış, 2019'da kısa, 2020'de daha geniş çalışmayla bu bağlam kazılmıştır. Beş tabakadan ve iki mimari kattan oluşan bu kesitte seramik gruplarının yanında sikkeler, pişmiş topraktan kadın biçimli adak figürinleri, bronz bir fibula ve Ege ile Akdeniz'den gelmiş beklenmedik buluntular çıkmıştır. Bu malzeme, tabakaların Helenistik yerleşimi temsil ettiğini ortaya koyar. KARP'ın zaman çizelgesinde Helenistik evre MÖ 4.-2. yüzyıllara ve bir kutsal alana, en erken evre ise Geç Kalkolitik ile İlk Tunç Çağı'na (MÖ 3500-2500) yerleştirilir. Böylece Strabon'dan okunan tapınak devletinin arkasında, çok daha eski bir iskân geçmişinin bulunduğu da anlaşılmıştır.

Amaseia ve Komşu Merkezler

Komana Pontika, Amaseia ile aynı ırmağın, aynı krallığın ve aynı kültürel dünyanın merkeziydi. Amaseia hanedanın siyasî ve idarî merkezi, Komana ise kralın seçtiği rahibin yönettiği kutsal merkezdi. Strabon ikisini aynı sayfada anar, çünkü ikisi de ırmağın kıyısındadır; Iris Komana'dan geçer, Gaziura'nın eski kral konutunun yanından döner ve Amaseia'nın surlarının dibinden akar. Kentin çevresindeki antik yollar onu Amaseia, Zela ve Gaziura ile bağlıyordu; Munro'nun incelediği Pontus yolları bu ağın izlerini taşır. Amaseia'nın kayalara oyulmuş kral mezarları krallığın dünyevî iktidarını anlatırken, Komana'nın tapınağı bu iktidarın dinî gücünü ve ekonomik zeminini oluşturuyordu.

Kronoloji

MÖ 3500-2500: Komana'da Geç Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı yerleşimi.

MÖ 4.-2. yüzyıllar: Hellenistik evre, tanrıça Ma'ya adanmış kutsal alan.

MÖ 1. yüzyılın ortası: Pontus krallığının çöküşü; Pompeius, Komana'yı prenslik yapıp Arkhelaos'a verir.

MÖ 47: Caesar, Arkhelaos'un oğlunu görevden alır; yerine Lykomedes atanır.

MS 34-35: Komana, Galatya'ya bağlı Pontus eyaletine katılır.

MS 79-81 (Titus dönemi): Kent Hierokaisareia ve Komana adlarıyla anılır.

MS 2. yüzyıl: Kazılarda Roma evresi, Hierokaisareion Komaneon.

Yaklaşık 251: Komana piskoposu Kömürcü Aleksandros, Decius zulmünde yakılarak öldürülür.

407: Ioannes Khrysostomos, sürgün yolunda Komana'da ölür.

MS 6.-8. yüzyıllar: Erken Bizans evresi, tahkimli kırsal yerleşim.

838: Kazova'da Bizans-Abbasî muharebesi.

1347: Komana, Komada adıyla kaydedilir.

1899: Anderson ve Munro, Komana'yı yazıtla belirler.

2004: Komana Arkeolojik Araştırma Projesi başlar; kazılar 2009'dan itibaren sürer.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon, Geographika, XII. kitap, 3. bölüm (Pontus Komana'sı, 32-36. paragraflar). komana.org

Akademik çalışmalar

  • Munro, J. A. R., "Roads in Pontus, Royal and Roman", The Journal of Hellenic Studies 21, 1901.

Kitaplar

  • Erciyas, D. Burcu; Tatbul, Mustafa N. (ed.), Komana'da Ortaçağ Yerleşimi, İstanbul: Ege Yayınları, 2015.
  • Wilson, D. R., "Comana Pontica", The Princeton Encyclopedia of Classical Sites, 1976.
  • Bryer, Anthony; Winfield, David, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos, Dumbarton Oaks, 1985.
  • Wittek, Paul, "Von der byzantinischen zur türkischen Toponymie", Byzantion 10, 1935.

Diğer kaynaklar

  • Komana Arkeolojik Araştırma Projesi (KARP), Orta Doğu Teknik Üniversitesi: tarihçe, kazı ve zaman çizelgesi sayfaları, https://komana.org/
  • Vikipedi, "Comana Pontica" ve "Komana Pontiki" maddeleri; "Ma (goddess)" ve "Alexander of Comana" maddeleri (yardımcı kaynak). en.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar