Amaseia'nın antik çağdaki tarihi, çoğu zaman şehrin kendi yazdığı bir tarih olarak değil, Pontus Krallığı'nın Roma ile kırk yıl süren savaşını anlatan büyük yazarların kenar notlarından derlenerek bilinir. Bu savaşı bize aktaran dört isim öne çıkar: İskenderiyeli Appianos, Herakleialı Memnon, Khaironeialı Plutarkhos ve Nikaialı Cassius Dio. Dördü de farklı bir yüzyılda, farklı bir amaçla yazdı; hiçbiri Amaseia'yı kendine konu edinmedi. Buna karşın savaşın geçtiği vadiler, kaleler ve krallık sarayları Yeşilırmak havzasının içindedir ve şehrin o yıllardaki dünyasını anlamak için bu anlatılara başvurmak gerekir.
Kaynakların Durumu
Konuya girmeden önce açık söylemek gerekir. Appianos'un Mithridates Savaşları kitabında, Plutarkhos'un Lucullus ve Pompeius biyografilerinde, Memnon'un günümüze Photios özetiyle ulaşan parçalarında ve Cassius Dio'nun Pontus seferlerine ayrılmış bölümlerinde Amaseia, anlatının görünür bir öznesi olarak yer almaz. Bu metinlerde sürekli anılan yerler Amisos (bugünkü Samsun), Sinope, Kabeira, Eupatoria, Themiskyra, Talaura, Komana ve Gaziura'dır. Amaseia'yı adıyla anan, onu surlarının biçimine, su kanallarına ve çevresindeki ovalara kadar tarif eden yazar, kendi şehrinden söz eden Strabon'dur ve Strabon'un coğrafyası ayrı bir yazının konusudur. Dolayısıyla burada yapılacak iş, şehrin adını bu dört yazarın metinlerine zorla sokmak olamaz. Yapılabilecek olan, onların anlattığı savaşın hangi coğrafyada geçtiğini göstermek, Strabon'un verdiği uzaklıklarla bu coğrafyayı Amaseia'ya bağlamak ve şehrin krallıktan Roma eyaletine geçişini bu çerçevede okumaktır.
Savaşın kendisi kısaca şöyledir. Pontus Kralı VI. Mithridates Eupator, Anadolu'da, Yunanistan'da ve Ege'de Roma'ya karşı üç ayrı savaş yürüttü. Sulla ile yapılan birinci savaştan sonra krallık eski sınırlarına çekildi. Üçüncü savaşta, M.Ö. 73 sonlarında Lucullus Pontus'a girdi; Mithridates yenilince damadı Ermeni Kralı Tigranes'in yanına kaçtı, ancak birkaç yıl sonra ülkesine dönüp Romalı komutanları bozguna uğrattı. Savaşı Pompeius bitirdi. Mithridates, geleneksel tarihlemeye göre M.Ö. 63'te Kırım'daki Panticapaeum'da öldü. Bu uzun hikâyenin Anadolu sahnesi Amisos kıyılarından Kabeira'ya, oradan Zela ve Komana'ya uzanır. Amaseia bu hattın hemen batısında, kralların eski yerleşim bölgesinde durur.
Appianos ve Mithridates Savaşları
İskenderiye doğumlu Appianos, yaklaşık M.S. 95 ile 165 arasında yaşadı. Roma tarihini kronolojik değil, fethedilen ülkelere göre kitaplara böldü; Mithridates Savaşları bölümü bu düzenin en eksiksiz ulaşan parçalarından biridir. Metin, Mithridates'in mücadelesini Sulla döneminden Pompeius'un zaferine kadar sürdürür ve sonunda hesabı bağlar: Romalılar kralı kırk iki yılın sonunda yenmişlerdi, ama aynı sayfalarda savaşın kırk yıl sürdüğü de söylenir. Bu küçük sayı farkı, antik tarihçilerin kronolojiyi bugünkü kesinlikle tutmadığını gösterir.
Appianos'un Pontus anlatısının değeri, krallığın iç coğrafyasını ayrıntıyla vermesindedir. M.Ö. 73/72 kışında Lucullus'un bol yiyecekli, savaş görmemiş bir bölgeye girdiğini yazar; orada bir köle dört drahmiye, bir öküz bir drahmiye satılıyordu. Lucullus Amisos'u ve Mithridates'in kendi adını verip kraliyet konutu yaptığı Eupatoria'yı kuşattı, ayrı bir ordusuyla da Amazonlardan birinin adını taşıyan Themiskyra'yı sardı. Kuşatma sırasında kazılan lağımlar öylesine genişti ki yeraltında savaşlar yapılabiliyordu; kuşatılanlar bu tünellere yukarıdan ayılar, başka yabani hayvanlar ve arı sürüleri salıyordu. Mithridates ise kışı Kabeira'da geçirip orada yeni bir ordu topluyor, Amisos'a oradan mühimmat ve asker gönderiyordu. Appianos'a göre bu ordu yaklaşık kırk bin piyade ve dört bin atlıydı.
M.Ö. 72 baharında Lucullus dağları aşıp Kabeira'ya yöneldi. Mithridates ileri karakollara, önemli bir olay olunca ateş yakılarak haber verilmesini buyurmuştu; karakol komutanı Phoenix ateşi yaktıktan sonra adamlarıyla birlikte Lucullus'a geçti. Süvari çarpışmasında Romalılar geri çekildi ve Lucullus'un atlı komutanı Pomponius yaralı olarak krala getirildi. Kral ona canını bağışlarsa kendisine ne gibi bir iyilik yapabileceğini sorunca Pomponius, kralın Lucullus ile barış yapması hâlinde büyük bir iyilik olacağını, düşman kalmaya devam ederse soruyu ele bile almayacağını söyledi; Appianos ile Plutarkhos bu anekdotu hemen hemen aynı sözlerle anlatır. İskit asıllı Olkaba ile Sobdakos'un öyküsü ise yalnız Appianos'ta geçer. Olkaba önce Lucullus'a sığınmış, sonra yeterince itibar görmediğini ya da şüphe altında kaldığını sanıp krala dönmüş ve Lucullus'a kaçmak üzere olan Sobdakos'u ele vermişti. Lucullus'un ovaya inmekten çekinmesi, düşmanın atlıda üstün olmasındandı; dağ yollarını bilen bir avcı ona bir mağarada rehberlik etti ve Lucullus dolambaçlı bir inişle ordusunu Mithridates'in tepesine doğru aşağı indirdi.
Anlatının ikinci evresi, Lucullus'un ordusunun bozulmasıyla başlar. M.Ö. 68/67 kışından sonra Mithridates, Tigranes'in verdiği dört bin askerle kendi dört bin askerini birleştirip Pontus'a döndü. Lucullus'un geride bıraktığı Fabius'u bozdu; kendisi bu çarpışmada dizinden taşla, gözünün altından okla yaralandı. Appianos, kralın yarasını yılan zehirini ilaç olarak kullanan Agari adlı bir İskit kabilesinin tedavi ettiğini yazar; bu kabileden bazı hekimler kralın yanından hiç ayrılmazdı. Ardından Triarius, Zela yakınında gece bir saldırı yaptı. Çarpışma uzun süre dengede kaldı, sonunda kral Roma saflarına öyle bir hamle yaptı ki piyadeler çamurlu bir hendeğe sürüldü. Ölenler arasında yirmi dört tribün ve yüz elli yüzbaşı bulundu; Appianos'a göre tek bir Roma yenilgisinde bu kadar subay nadiren ölmüştü. Mithridates o gün de bir kılıç darbesiyle uyluğundan yaralandı; hekimi Timotheos kanı durdurup onu ordusuna gösterene kadar askerleri paniğe kapılmıştı.
Appianos'un Pompeius'a ilişkin bölümleri Pontus'un Roma düzenindeki yerini de belirler. Pompeius sekiz kenti Kapadokya'da, yirmisini Kilikya ve Koile Suriye'de kurdu ya da yeniden kurdu; Pontus'ta ise Mithridates'in kurup adını verdiği, ancak Romalıları içeri aldığı için yıktığı Eupatoria'yı onarıp Magnopolis adını verdi. Talaura'da Mithridates'in eşya deposu bulunmuştu: oniksten ve altınla kaplı iki bin içki kadehi, atların süsleri, mücevherli yataklar ve koltuklar. Envanterin tutulması otuz gün sürmüştü. Appianos kralı şöyle özetler: Pontus Krallığı'nı kuran ilk Mithridates'ten sekizinci kuşak, Pers Kralı Dareios'tan on altıncı kuşak, altmış sekiz ya da altmış dokuz yıl yaşamış, elli yedi yıl hüküm sürmüş, annesini, kardeşini, üç oğlunu ve üç kızını öldürmüş, bir günde yüz seksen kilometre at sürebilen, on altı atlı araba kullanan, Yunan kültürüne düşkün ve müziği seven bir hükümdar. Bu portre, kralın Roma gözüyle çizilmiş en kapsamlı betimlemelerinden biridir.
Memnon ve Herakleia'nın Yerel Belleği
Memnon'un kimliği ve yaşadığı çağ kesin değildir. Karadeniz'in güneybatı kıyısındaki Herakleia Pontika'nın tarihini yazdığı bilinir, ama eserin tamamı kaybolmuştur. Elimizdeki, IX. yüzyılda Konstantinopolis Patriği Photios'un okuyup özetlediği dokuzuncu ile on altıncı kitaplardır. Photios ilk sekiz kitabı okumadığını, on altıncıdan sonrasının da var olduğunu bildirir. Eserin yazılış zamanı M.S. I. ile II. yüzyıl arasında tartışılır; özetin son olayı, Caesar'a elçi gönderilen Brithagoras'ın ölümüdür. Memnon, Helenistik çağın büyük bölümünü sıkıştırılmış hâlde ve yerel bir bakışla aktaran, bu türde elimizdeki en eksiksiz örnektir.
Memnon'un Mithridates anlatısı, Appianos'un savaş kroniğinden farklı bir yerden başlar. Herakleia, savaşın başında Mithridates ile Romalılar arasında sıkışmış bir liman kentidir. Memnon, Lucullus, Cotta ve Triarius'un İzmit'te toplanıp Pontus'a yürümeye karar verdiklerini, Lucullus'un orduyla iç bölgelerden Kapadokya'ya geçerek krala ve krallığın tümüne saldıracağını, Cotta'nın Herakleia'yı, Triarius'un da Hellespontos ve Propontis çevresindeki donanmayı üstleneceğini yazar. Mithridates İskitlerin krallarına, Part Kralına ve Tigranes'e elçi gönderdi. Memnon'a göre ötekiler yardım etmedi; Tigranes ise kralın kızının defalarca yalvarmasına kulak asmadan, sonunda ittifaka razı oldu. Diophantos ve Taxiles'in kırk bin piyade ile sekiz bin atlıyla yürüttüğü çarpışmalar anlatılır, çoğu kez Romalılar üstün çıkar.
Photios'un özetinde en ilgi çekici kısım, Kabeira'nın düşüşüdür. Yenilgiden sonra Mithridates, kraliyet ailesinin kadınlarının öldürülmesini emretmiş ve Kabeira'dan halkın haberi olmadan kaçmaya karar vermişti. Onu bazı Galatlar izledi, ama kim olduğunu bilmeden altın ve gümüş yüklü bir katırı yağmalamaya koyuldular ve kral Ermenistan'a ulaştı. Lucullus Kabeira'yı kuşattı; kent bir ateşkes koşuluyla teslim oldu. Sonra Eupatoria'ya yöneldi. Burada kuşatmayı bilerek gevşek yürüttü, düşmanın dikkatini dağıttı ve bir anda merdivenleri kurdurup askerleri surlara çıkardı; kent alındı ve hemen yıkıldı. Amisos da benzer bir yöntemle düştü. Lucullus kentin sağ kalan halkına şehri ve topraklarını geri verdi. Memnon'un on beşinci kitabı, Tigranes'in Lucullus'a yazdığı mektupla kapanır: Tigranes, Mithridates'i teslim etmeyeceğini, kayınpeder olmanın bağını gözeteceğini yazmış, ancak mektupta Lucullus'a "komutan" diye hitap etmemişti. Lucullus da kendi mektuplarında Tigranes'e "kralların kralı" demediği için karşılık görmüştü; protokol ayrıntısı iki taraf arasındaki gerginliği daha da artırdı.
Memnon ile Appianos aynı olayları farklı noktalardan görür. Appianos kuşatmaların mekanik ayrıntılarına ve komutanların sözlerine eğilirken, Memnon ittifakların nasıl kurulduğunu, kimin neden yardım ettiğini ve bir liman kentinin hangi baskı altında karar verdiğini öne çıkarır. Eupatoria'nın düşüşü gibi olayları iki yazar birbirine yakın tarif ettiği için, Pontus'un iç bölgelerindeki harekât hakkında iki ayrı tanıklığımız olduğunu söylemek mümkündür.
Plutarkhos: Komutanların Karakteri
Khaironeia doğumlu Plutarkhos, M.S. 46 dolaylarında doğup 120 civarında öldü. Paralel Yaşamlar'da bir Yunanlı ile bir Romalıyı karşılaştırır; Lucullus, Kimon ile, Pompeius ise Agesilaos ile eşleştirilmiştir. Amacı, savaşın ayrıntısından çok kişilerin ahlâkı ve kaderidir. Buna rağmen Pontus'un iç bölgelerine ait sahneler onun metninde canlı bir biçimde yer alır.
Lucullus'un yaşamında Plutarkhos, Mithridates'in Kabeira'da durduğunu, kırk bin piyade ve dört bin atlı topladığını, Lykos ırmağını geçip ovada savaşa çağırdığını anlatır. Lucullus, atlı üstünlüğünden çekinerek ovaya inmedi; mağaraya sığınmış Yunanlılardan yaşlı Artemidoros, onu kampı için güvenli ve Kabeira'ya hâkim bir yere götürmeyi üstlendi. İki ordu da hemen çarpışmak niyetinde değildi, ama kralın adamlarının bir geyik kovalaması yüzünden başlayan çatışma büyüdü. Lucullus kaçmakta olan askerlerinin önüne tek başına çıkıp onları döndürdü ve sonra firarilere, kuşaksız gömleklerle on iki ayak genişliğinde bir hendek kazma cezası verdi; diğer askerler onları seyretti. Bu ceza, Plutarkhos'un Lucullus'un disiplin anlayışını göstermek için seçtiği bir ayrıntıdır.
Aynı bölümde Dandarioi kabilesinden Olthakos adlı bir prensin, kralın onayıyla Lucullus'u öldürmek üzere Roma kampına sığındığı, Lucullus'un onu sofrasına ve danışma kuruluna aldığı, planın öğle uykusu sırasında Lucullus'un çadırına girmeye çalışırken hizmetkârlarca engellenmesiyle çöktüğü anlatılır. Appianos'taki Olkaba öyküsü bu hikâyenin başka bir anlatımı olabilir, ama iki metin birbirinden ayrıntıda ayrıldığı için aynı olay olup olmadığını kesin biçimde söylemek mümkün değildir.
Plutarkhos'un Lucullus bölümündeki büyük dönüş, otuz dördüncü ve otuz beşinci bölümlerdedir. Askerler uzayan seferden yılmış, Pompeius'un askerlerinin kendileri çöllerde dolaşırken bereketli topraklara ve zengin kentlere yerleştiğini söyleyerek hoşnutsuzluk göstermişti. Mithridates'in Fabius'u yendiği haberi gelince utanıp Lucullus'u izlediler, ancak Triarius zaferi Lucullus gelmeden kazanmak istedi ve büyük bir yenilgiye uğradı. Plutarkhos yedi binden fazla Romalının, yüz elli yüzbaşı ve yirmi dört tribünün öldüğünü, kampın ele geçirildiğini bildirir. Lucullus birkaç gün sonra geldiğinde, öfkeli askerlerin Triarius'u aramasına karşı onu gizledi. Pontus'un işlerini düzenlemek için Roma'dan gelen komisyon üyeleri de Lucullus'u kendi askerlerince hor görülürken buldu.
Pompeius'un yaşamında ise gece savaşı ünlüdür. Plutarkhos'a göre Pompeius, Mithridates'i kırk beş gün kuşattıktan sonra Fırat kıyısında yakaladı, gece ay batarken saldırdı; Romalıların gölgeleri düşmanın önüne uzadığı için düşman uzaklığı yanlış hesapladı, mızraklarını boşuna fırlattı ve ölenlerin sayısı on binden fazla oldu. Mithridates sekiz yüz atlıyla yarıp çıktı, sonunda üç yoldaşıyla kaldı; bunlardan biri, kralın "Hypsikrates" diye çağırdığı Hypsikrateia adlı bir cariyesiydi. Pontus'un iç coğrafyası açısından önemli olan, Plutarkhos'un Caenum kalesinde, yani Strabon'un Kainon Khorion dediği yerde, krala ait özel belgelerin bulunduğunu yazmasıdır. Bu belgeler arasında kralın oğlu Ariarathes'i zehirlediğini gösteren notlar, rüya yorumları, Monime'nin ona yazdığı mektuplar vardı. Kalenin muhafızı Stratonike, Pompeius'a teslim olurken getirdiği hediyelerden yalnızca Roma tapınaklarını süsleyecek olanları kabul ettirdi, gerisini kendisine bıraktı. Kralın cesedi sonunda Sinope'ye gönderildi. Plutarkhos, Pompeius'un onun yüzünü görmeye dayanamadığını, ilâhî kıskançlığı yatıştırmak için bedeni uzağa yolladığını ekler.
Cassius Dio: Devletin Gözünden
Nikaialı Cassius Dio, yaklaşık M.S. 164 ile 235 arasında yaşadı; senatör ve iki kez konsüldü. Seksen kitaplık Roma tarihi, olayları imparatorluğun idari bakışıyla kaydeder. Mithridates Savaşı'nı anlatan otuz altıncı ve otuz yedinci kitaplar, Lucullus'un son yılları ile Pompeius'un Doğu seferini kapsar.
Dio'nun Pontus'a ilişkin sahneleri, Appianos ve Plutarkhos'tan ayrı bir tanıklıktır. Mithridates'in dönüşünde, kendilerine kötü davranıldığını düşünen halkın krala katıldığını, Marcus Fabius'u yenerken eski Trakyalı paralı askerlerle Roma kampındaki kölelerin ona yardım ettiğini, kralın yetmişten fazla yaşında olmasına rağmen savaşa girdiğini yazar. Appianos kralın yaşını altmış sekiz ya da altmış dokuz olarak vermişti; Dio'nun "yetmişi aşkın" ifadesi bu konuda kaynaklar arasında bir ayrılık doğurur. Dio'ya göre Fabius, Kabeira'da kuşatıldı ve Triarius tarafından kurtarıldı; Triarius, Komana'ya kadar kralı kovaladı. Ertesi yıl Mithridates, Gaziura yakınında Triarius'un karşısına kamp kurup ordusunu Romalıların gözü önünde talim ettirdi; Romalıların yük kampı Dadasa'ya saldırı göndererek Triarius'u savaşa çekmeye çalıştı. Dio, Romalı bir askerin kralın müttefikiymiş gibi yaklaşıp onu yaraladığını, kralın bu tehlikeyi görünce askerleri gözden geçirme bahanesiyle çadırlarına gönderip kampta gizlenen Romalıları ayıkladığını anlatır. Bu ayrıntı, Appianos'taki yüzbaşı öyküsünün farklı bir anlatımıdır.
Dio'nun anlatısında Lucullus'un Talaura yakınında yüksek bir mevziye yerleşen Mithridates'i çıkaramadığı, Medya'dan gelen öteki Mithridates'in Romalılara dağınık hâlde saldırdığı, Tigranes'in yaklaştığı haberleri ve ordudaki isyan bir arada verilir. Dio, isyanı asıl körükleyenin kız kardeşi Lucullus ile evli olan Publius Clodius olduğunu belirtir; yani Lucullus'un başına bela olan kişi kendi akrabasıdır. Otuz yedinci kitapta ise Mithridates'in son dönemi vardır: büyük bir deprem birçok kenti yıktı, ordu isyan etti, oğullarından bazıları Pompeius'a kaçırıldı, kral şüphelendiği çocuklarından birkaçını öldürttü. Oğlu Pharnakes, korkudan ve Roma'dan krallık umudundan dolayı babasına karşı kalkıştı. Mithridates zehir içti, ama ömür boyu panzehir alıştırması yaptığı için zehir etki etmedi; kılıç darbesi de yaşlı elinin zayıflığı yüzünden yetmedi, sonunda kendisine gönderilenler tarafından öldürüldü. Dio bu sahneyi, kralın hem kendi eliyle hem düşmanlarınca öldüğü biçiminde özetler.
Dio ile Appianos kralın cenazesi konusunda küçük bir ayrılık gösterir. Appianos, Pompeius'un onun cenazesini Sinope'deki kral mezarlarına gömdürdüğünü yazar; Dio atalarının mezarları arasına gömülmesini emrettiğini söyler; Plutarkhos ise cesedi Sinope'ye gönderdiğini bildirir. Üçünün ortak yanı, kralın cesedine saygısızlık edilmediğidir. Dio ayrıca Pompeius'un, Phasis'in ötesine kaçan kralın peşinden gönderdiği adamlar onu yakalayamayınca, yaralı ve yaşlı askerleri bir kente yerleştirdiğini, kentin sakinlerinin sonradan Nikopolisliler adıyla Kapadokya eyaletine bağlı kaldığını yazar. Bu, Pontus ve Küçük Ermenistan'ın Roma düzenine geçişinin küçük bir örneğidir.
Bu Anlatıların Amaseia ile Bağı
Savaşın anlatıldığı yerlerle Amaseia arasındaki bağı Strabon kurar. Strabon, Yeşilırmak'ın Komana'dan, Dazimonitis ovasından ve eski bir kraliyet konutu olan, o sırada terk edilmiş Gaziura'dan geçip Amaseia surlarının dibinden akarak Phanaroia'ya ulaştığını yazar; ırmak orada Lykos ile birleşir. Birleşme yerinde, Mithridates'in kurduğu Eupatoria, yani Pompeius'un yarım bulup tamamlayarak Magnopolis adını verdiği kent durur. Kabeira ise Magnopolis'in yüz elli stadion güneyindedir, yani yaklaşık yirmi sekiz kilometre; Amaseia da Magnopolis'e aynı uzaklıkta, batıdadır. Appianos ile Plutarkhos'un çarpışma sahnesi olarak anlattığı Kabeira ovası bu nedenle Amaseia'nın doğu komşusudur. Dio'nun Gaziura'sı da Strabon'un Amaseia'ya giden ırmak üzerinde saydığı yerdir.
Strabon, Mithridates'in sarayı, su değirmenleri, hayvan bahçeleri ve avlaklarıyla madenlerinin Kabeira'da bulunduğunu, kralın en değerli hazinelerinin Kainon Khorion'da tutulduğunu ve bunların Pompeius tarafından Capitolium'a adandığını bildirir. Plutarkhos ile Appianos'ın Pompeius'un buluntuları olarak aktardığı belgeler ve kadehler, Strabon'un bu bilgisiyle örtüşür. Aynı Strabon, Amaseia topraklarında Mithridates Savaşı yüzünden yıkılmış birçok kale ve boş kalmış çok arazi olduğunu da söyler. Savaşın bu bölgeye bıraktığı izin en açık tanıklığı, antik yazarların uzak sahnelerinden değil, şehrin kendi çocuğunun kaleminden gelir.
Sagylion kalesi bunun belki en çarpıcı örneğidir. Strabon, Amaseia topraklarının üst kısmındaki bu kalede Pharnakes'in oğullarından Arsakes'in, Roma valilerinden izin almadan hükümdarlık denediği için açlıkla teslim alındığını, kalenin su kuyularının Pompeius'un emriyle iri kayalarla tıkatıldığını yazar. Pompeius'un amacı, hırsızlık yapmak isteyenlere sığınak olacak garnizonları yıkmaktı. Bu, Pompeius'un Pontus'u bir eyalet olarak yeniden düzenlerken kralların eski askerî ağını nasıl söktüğünü gösteren somut bir ayrıntıdır. Aynı Pompeius, Pontus'un Karadeniz kıyısındaki kesimini on bir yönetim birimine bölüp Bitinya ile birleştirdi; Amaseia bu düzende bir süre krallara verildi, Strabon'un yazdığı dönemde ise eyalet toprağıydı.
Amaseia'nın tam olarak ne zaman ve nasıl Roma yönetimine geçtiği bu dört yazarda ayrıntılı bir olay olarak yer almaz. Modern anlatılar şehrin Lucullus'un harekâtı sırasında Roma'nın eline geçtiğini ve Pompeius döneminde Bitinya ve Pontus eyaletinin idari merkezi olduğunu yazar; ancak yukarıda aktarılan metinlerde bir kuşatma ya da teslim anlaşması geçmez. Bu yüzden şehrin kaderini kesin bir tarihe bağlamak yerine, savaşın bölgeye yayılan genel sonuçlarıyla birlikte düşünmek daha doğrudur. Şehrin Pontus kralları döneminden kalan en görünür izi ise kayalara oyulmuş mezarlardır; Robert Fleischer'in Amaseia'daki Pontus kral kaya mezarları üzerine yazdığı makale bu konudaki başlıca akademik çalışmalardan biridir.
Dört Yazarı Birlikte Okumak
Dört yazarın birbirinden bağımsız ya da kısmen ortak kaynaklardan beslendiği, çakışan ve çelişen noktalarından anlaşılır. Pomponius sahnesi hem Appianos'ta hem Plutarkhos'ta bulunur; Triarius'un yenilgisindeki kayıp sayıları, yirmi dört tribün ve yüz elli yüzbaşı olarak Appianos ile Plutarkhos'ta birebir tutar; Dio ise Triarius'un yenilgisini başka ayrıntılarla anlatır. Kralın yaşı, cenazesinin yeri ve Olkaba ile Olthakos'un aynı kişi olup olmadığı gibi sorular kaynaklar arasında açık kalır. Pontus savaşını anlatan geleneğin Roma sahnesinden, Karadeniz'in yerel hafızasından ve Plutarkhos'un portre merkezli yazısından ayrı ayrı beslendiği ve hiçbirinin diğerinin yerini tutmadığı bu karşılaştırmadan çıkan sonuçtur.
Amaseia bu gelenekte arka planda durur. Surların altından akan ırmak, krallık sarayının ve mezarların bulunduğu kaya, Mithridates'in bölgedeki hareketlerini belirleyen kaleler ve ovalar, anlatılan savaşın bütün sahnelerinin çevresindeki mekândır. Şehri tanımak için Strabon'a başvurmak şarttır; savaşı anlamak için Appianos, Memnon, Plutarkhos ve Dio okunur. İkisi birleştiğinde, kralların başkentinden Roma eyaletine geçen bir vadinin hem kendi sesiyle hem de dışarıdan bakanların kaleminden bir görüntüsü ortaya çıkar.
Kronoloji
M.Ö. 73/72 kışı: Lucullus Pontus'a girer; Amisos, Eupatoria ve Themiskyra kuşatılır, Mithridates Kabeira'da yeni ordu toplar.
M.Ö. 72: Kabeira çevresinde süvari çatışmaları; Mithridates sonunda Ermenistan'a çekilir.
M.Ö. 71 ve 70: Lucullus garnizonları ve kıyı kentlerini tek tek alır; Sinope kuşatması.
M.Ö. 68/67 kışı: Mithridates, Tigranes'in verdiği askerle Pontus'a döner, Fabius'u bozar.
M.Ö. 67: Zela yakınında Triarius yenilir; Lucullus'un ordusu dağılır.
M.Ö. 66: Pompeius, Mithridates'i Fırat kıyısında gece savaşında bozar; Pontus'un yeniden düzenlenmesi başlar.
M.Ö. 63: Mithridates, oğlu Pharnakes'in isyanı üzerine Panticapaeum'da ölür.
M.Ö. 61: Pompeius'un Roma'da zafer alayı; Mithridates'in tahtı, asası ve altın heykeli taşınır.
M.Ö. 47: Pharnakes, Zela yakınında Caesar'a yenilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika XII.3 (Loeb çevirisi): https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/12C*.html
Kitaplar
- Cassius Dio, Roma Tarihi, XXXVI ve XXXVII. kitaplar (Loeb çevirisi): https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Cassius_Dio/36*.html
Diğer kaynaklar
- Appianos, Mithridates Savaşları (Horace White çevirisi, Jona Lendering notlarıyla): https://www.livius.org/sources/content/appian/appian-the-mithridatic-wars/
- Plutarkhos, Lucullus (Loeb çevirisi): https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Lives/Lucullus*.html
- Plutarkhos, Pompeius (Loeb çevirisi): https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Lives/Pompey*.html
- Memnon, Herakleia Tarihi, Photios özeti (Andrew Smith çevirisi): https://www.attalus.org/translate/memnon2.html
- Amaseia maddesi (Jona Lendering): https://www.livius.org/articles/place/amasia/
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.livius.org/sources/content/appian/appian-the-mithridatic-wars/
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Lives/Lucullus*.html
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Lives/Pompey*.html
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Cassius_Dio/36*.html
- https://www.attalus.org/translate/memnon2.html
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/12C*.html









