Özgün Metin

Ölçü: 11'li hece ölçüsü

Seyrimde gezerken üç dilber gördüm
Biri aydır, biri ol güne benzer
Aşkın dolusunu sundu elime
Biri allar giymiş ahtere benzer
Üçler olup beşten haber alınca
Üç sünneti, yedi farzı kılınca
Sağıma soluma haber verince
Sağdaki sevdiğim Sultana benzer
Mümin olan arı gibi iniler
Bin çiçekten alır balı bir eyler
Güzeli görenler aynayı n’eyler
İçi ahret dışı dünyaya benzer
Aklımı başımdan aldı bakışı
Yaktı şu sinemi aşkın ataşı
Ölmeden evveli ölse bi kişi
Kur’an da okunan imlaya benzer
KUL FAKIR’im ezel ağladım, gülmem
Okumuşum aktan, karayı bilmem
Bin derman verseler bu derdi vermem
Her dem kalp evinde durana benzer

Günümüz Türkçesiyle

1. Seyre çıkıp dolaşırken üç güzel gördüm; biri aydı, biri o güneşe benziyordu. Aşkın dolusunu, yani aşk kadehini elime sundular; biri de kırmızılar giymiş bir yıldıza benziyordu.

2. Üçler olup beşlerden haber alınca, üç sünneti ve yedi farzı yerine getirince, sağıma soluma haber verilince, sağdaki sevdiğim bir sultana benzer.

3. Mümin olan arı gibi vızıldar; bin çiçekten aldığı balı bir eder. Güzeli görenler aynayı ne yapsın; o güzelin içi ahirete, dışı dünyaya benzer.

4. Bakışı aklımı başımdan aldı, aşkın ateşi göğsümü yaktı. Bir kişi ölmeden önce ölürse, Kur'an'da okunan yazıya benzer.

5. Ben Kul Fakır'ım; ezelden ağladım, gülmem. Aktan okumuşum, karayı bilmem. Bin derman verseler bu derdi vermem; bu dert her an gönül evinde durana benzer.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Deyiş beş dörtlükten oluşan bir koşmadır ve on birli hece ölçüsüyle söylenmiştir. Her dörtlüğün son dizesi "benzer" redifiyle biter; ilk dörtlükte bu redif ikinci dizede de tekrarlanır. Sonraki dörtlüklerde ilk üç dize kendi aralarında kafiyelenir: "alınca, kılınca, verince", "iniler, eyler, n'eyler", "bakışı, ataşı, kişi", "gülmem, bilmem, vermem". Mahlas son dörtlükte "Kul Fakır'ım" diye geçer. Ölçü kaynakta belirtilmez, hece sayımı bizimdir. Deyişin ne zaman ve hangi vesileyle söylendiği bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Deyiş bir seyir, yani manevi bir gezinti anlatısıyla açılır. Âşık yolda üç güzel görür ve onları ay, güneş ve kırmızılar giymiş bir yıldızla karşılaştırır. Şiir bu üç güzelin kim olduğunu söylemez. Alevî-Bektaşî şiirinde sık anılan Hak, Muhammed, Ali üçlüsünü çağrıştırdıkları düşünülebilir; bu bizim yorumumuzdur. İkinci dörtlükte "üçler" ve "beşler", yani ermişler topluluğunun mertebeleri ile yolun kuralları olan "üç sünnet, yedi farz" anılır. Böylece güzellik seyri, yolun kurallarına uyan bir müridin yükselişine bağlanır.

Üçüncü dörtlükteki arı benzetmesi tasavvufun birlik düşüncesini anlatır: arı bin çiçekten aldığını tek bir bala dönüştürür, mümin de çokluk içinde birliği bulur. "Güzeli görenler aynayı n'eyler" dizesi, Hakk'ın güzelliğini doğrudan görenin artık yansımaya ihtiyacı olmadığını söyler. Dördüncü dörtlükte "ölmeden evvel ölmek" sözü geçer. Bu, nefsin isteklerinden kurtulmayı anlatan ve tasavvuf geleneğinde hadis olarak aktarılan bir sözdür; ölmeden ölen kişi Kur'an'daki yazı gibi okunacak bir kitaba dönüşür.

Son dörtlükteki "Okumuşum aktan, karayı bilmem" dizesi şairin kendi hayatına da dokunur. Kaynaklar Kul Fakir'in okula gitmediğini, okuma yazma bilmediğini yazar. Akla karşılık olarak kâğıdın beyazı, kara da mürekkep, yani yazıdır. Âşık bilgisini yazıdan değil, gönülden ve Hak'tan aldığını bu tezatla söyler. Derdini bin dermana değişmemesi de halk şiirinde ilahi aşkın acısından vazgeçmeyen âşığın bilinen tavrıdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar