Anadolu'nun Türk yurdu hâline gelişi tek bir zaferin değil, birbirini izleyen savunma ve karşı hamlelerin sonucudur. Bu zincirin Karadeniz'e yakın halkalarından biri 1101 yılının ağustos ayında Merzifon çevresinde atıldı. Birinci Haçlı Seferi'nin ardından Doğu'ya yürüyen yeni Latin ordularının ilki, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan ile Danişmendli beyi Gümüştekin Gazi'nin birleşik kuvvetleri karşısında burada dağıldı. Muharebe, Haçlıların Anadolu'da kısa sürede uğradığı üç yenilginin ilkiydi ve Ahmet Kavas'ın makalesinde "Haçlılara vurulan ilk darbe" olarak anılır.

Birinci Haçlı Seferi'nden Sonra Avrupa

Kudüs'ün 1099'da ele geçirilmesi Batı Avrupa'da büyük bir coşku uyandırdı. Papa II. Paschalis, haçı alıp da yola çıkmayanları aforozla tehdit eden önceki kararı yeniden duyurdu ve Fransa'ya elçiler gönderdi. Milano Başpiskoposu Anselm, daha 1099 baharında Lombardiya'da yeni bir sefer için vaaz vermeye başlamıştı. Birinci seferin heyecanından büyük ölçüde uzak kalmış bölgeler bu kez ağırlık taşıyordu: Lombardlar, Burgonyalılar, Nevers ve Akitanya'dan gelenler, Bavyeralılar. Katılanların bir kısmı, ilk seferden dönerken yolu yarıda bırakıp yeminini yerine getirmediği için kınanan kişilerdi; Blois Kontu Stephen ile Vermandois Kontu Hugues bunların başında gelir. Paschalis'in Kutsal Roma-Germen imparatoru IV. Heinrich ve oğlu V. Heinrich'le sorunları sürdüğünden hiçbir kral çağrıya uymadı, buna karşılık dükler ve kontlar yola çıktı.

Sefer, ilkinde olduğu gibi tek bir komutanın emrinde değildi. Ordular ayrı zamanlarda ve ayrı yollardan yürüdü. Papa, Başpiskopos Anselm'i lider olarak belirlemişti, ama birinci seferde olduğu gibi bu kez de sözü geçen bir komutan çıkmadı. Katılanların çoğu eğitimsiz yoksullardan, kadınlardan ve çocuklardan oluşuyordu; iyi yetişmiş şövalyelerin sayısı azdı. Hedef de açık değildi. Çoğu Kudüs Krallığı'na yardım etmeyi düşünüyordu, kimi işaretler ise bazılarının Irak'a girmeyi, hatta Bağdat'a yönelmeyi tasarladığını düşündürür.

Bohemond'un Esareti ve Lombardların Yola Çıkışı

Seferin Anadolu'daki seyrini belirleyen olay, Antakya Prensi Bohemond'un Danişmendlilerin eline düşmesiydi. Malatya'nın Ermeni hâkimi Gabriel, 1100 baharında şehri Danişmendlilerden almıştı. Sivas hâkimi Gümüştekin Gazi şehri geri almak için hazırlık yapınca Gabriel, Bohemond'dan yardım istedi. Bohemond ordusunu toplayıp yola çıktı, ancak 1100 ağustosunda Malatya yakınlarındaki dağlarda pusuya düşürülüp esir alındı. Gümüştekin onu Niksar'a götürüp hapsetti. Bizans İmparatoru I. Aleksios, Bohemond'u kendi eline geçirmek için Gümüştekin'e 260.000 bizant önerdi; Kılıç Arslan'a pay verilmediği için pazarlık sonuçsuz kaldı ve Selçuklular ile Danişmendliler arasında ayrı bir gerginlik doğdu.

Esaret haberi Avrupa'da, özellikle İtalya'da büyük yankı yaptı. Birinci seferdeki kahramanlıkları Bohemond'u Lombardlar arasında bir halk kahramanına dönüştürmüştü. Anselm komutasındaki Lombard ordusu Milano'dan 13 Eylül 1100'de yola çıktı. Kaynaklarda elli bin kişi gibi abartılı bir sayı geçer; daha ihtiyatlı tahminler en az on bin kişiden söz eder. Karintiya ve Macaristan üzerinden Bulgaristan'a inen Lombardlar kışı orada geçirdi ve yol boyunca yerli halkla sürtüştü. Konstantinopolis'e vardıklarında İmparator Aleksios onları şehre almadı, iki ay kadar surların dışında bekletti. 21 Nisan 1101'de onları Boğaz'ın karşı yakasına geçirdi ve Lombardlar İzmit'te beklemeye başladı.

Anadolu'nun İçlerine Doğru

İzmit'te Lombardlara Blois Kontu Stephen komutasındaki Fransızlar, Burgonyalılar, Konrad adlı Alman kumandanın birliği ve Provence'tan gelen küçük bir grup katıldı. Provenceliler, birinci seferde Anadolu'dan geçmiş olan Toulouse Kontu IV. Raymond'un yanındaydı. Raymond ağır bir hastalıktan imparatorun hekimleri sayesinde kurtulmuştu ve Anadolu'yu tanıyan biri olarak ordunun başına geçti. Fransızlar Lombardlara beklemelerini önerdi ama onları ikna edemedi. Lombardlar Raymond'u imparatorun adamı sayıyor, Aleksios'un Bohemond'un kurtulmasını istemediğine inanıyordu. Fransızlar da onları yalnız bırakmamak için yola çıktı.

Ordu önce Dorylaion'a (Eskişehir) doğru, birinci seferin güzergâhında ilerledi. Lombardların itirazı üzerine yön doğuya, Anadolu'nun içlerine çevrildi. 23 Haziran 1101'de Ankara alındı ve Bizans'a iade edildi. Ankara'dan Çankırı'ya yönelen Haçlılar, Kılıç Arslan'ın uyguladığı yakıp yıkma taktiğiyle karşılaştı. Türkler köyleri boşalttı, taşıyamadıkları erzakı yaktı, kuyuları ve sarnıçları zehirledi, yem toplamaya çıkan birlikleri ve ikmal hatlarını sürekli vurdu. Haçlılar güçlü bir garnizonu olan Çankırı'yı kuşattı ama alamadı; Türk takviyeleri onları temmuza kadar bölgede oyaladı ve ordu bunaltıcı sıcak altında kaldı. Raymond, Kastamonu'ya yönelmeyi önerdi. Bunun Karadeniz kıyısına inip Bizans topraklarında erzak bulmak için olduğu, ayrıca Komnenos ailesinin Kastamonu kökenli olması nedeniyle imparatorun gözüne girmek istediği yorumu yapılır. Kastamonu'ya varıldığında ordu açlıktan ve susuzluktan bitkindi. Sahte kaçışlarla pusuya çekilen şövalyeler, dağınık gruplar hâlinde teker teker öldürülüyordu.

Kıyıya inip Bizans'a bağlı Paflagonya ve Pontus'a girmek, akla en yatkın seçenekti. Ama Bohemond'u kurtarmaya kararlı Lombardlar buna razı olmadı ve ordu yeniden doğuya, Niksar yönüne çevrildi. Temmuz sonunda ne yiyecek ne su vardı; ağır teçhizat taşıyan askerler aşırı sıcaktan kırılıyordu. Kızılırmak'ı geçen Haçlılar artık Danişmendli topraklarına girmişti. Burada Rum asıllı Hristiyanların yaşadığı bir köyü yağmaladılar; Anna Komnena bu saldırının anlamsız olduğunu yazar. Ağustos ayında ordu, Kızılırmak ile Niksar arasında yarı yolda, Merzifon köyü yakınında konakladı.

Türk Cephesinin Hazırlığı

Kılıç Arslan, Haçlıları birinci seferde olduğu gibi küçümsemedi. İznik elinden alınmış, Dorylaion'da ordusu yenilmişti ve bunun bedelini ödemişti. 1097'den sonra Haçlılara karşı bir ittifak kurmaya çalıştı. İttifaka Selçuklu sultanlığı, Sivas ve çevresine hâkim Danişmendliler ve Halep Emiri Fahrülmülk Rıdvan dahildi. Kavas, makalesinde Kılıç Arslan'ın İzmit'ten Merzifon'a kadar uyguladığı savaş taktiğini, Danişmendlilerle işbirliğini ve Güney Anadolu ile Kuzey Suriye'den aldığı destekleri zaferin temel nedenleri olarak ele alır.

Amasya ve Merzifon çevresi o sırada Danişmendli idaresindeydi. Kavas, Haçlılara karşı savaşanlar arasında bölgenin hâkimi Melik Gazi Gümüştekin'i anar. Burada bir isim karışıklığını belirtmek gerekir. Danişmendlilerin kurucusu kabul edilen Danişmend Ahmed Gazi 1084 dolayında ölmüştü ve 1101'de beyliğin başındaki kişi oğlu Gümüştekin'di. Kimi kaynaklar Gümüştekin'e de "Danişmend Bey" der; bu yüzden Haçlı seferiyle ilgili anlatılarda "Danişmend Gazi" ifadesi bazen baba ile oğul arasında karışır. Kaynaklara göre Kılıç Arslan'a Sivas Meliki Gazi'nin yanı sıra Harran'dan Karaca da katıldı.

Merzifon Önlerinde Beş Gün

Haçlı ordusu Merzifon'a yaklaşırken beş kol hâlinde ilerliyordu. Önde Anselm komutasındaki Lombardlar ve diğer İtalyanlar yürüyordu; ardından Pecenek süvarisiyle birlikte Raymond geliyordu. Onların arkasında Burgonya Kontu I. Stephen ile Burgonya Dükü I. Odo, sonra Konrad'ın Almanları, en arkada da Blois Kontu Stephen'ın Fransızları vardı. Atlar, askerler ve ordunun peşindeki sivil kalabalık güçten düşmüştü; ordunun büyüklüğü kollar arasındaki haberleşmeyi yavaşlatıyor, yürüyüşü uyumsuz kılıyordu. Kılıç Arslan ise Haçlıların ilerleyeceği yönü çoktan belirlemiş, savaş alanını kendisi seçmişti. Muharebe, kurak, verimsiz ve at koşturmaya elverişli bir arazide, Paflagonya dağlarının eteğinde yapıldı.

İlk gün Türkler Haçlıların önünü kesip orduyu çembere aldı. Haçlılar kampın çevresine arabalarını ve her türlü eşyayı yığıp bir engel kurdu; ordunun peşindeki sivil kalabalığı kampın içine aldılar, savaşçılar çevresinde dizildi. Türk okçuları kampın yanlarında mevzilenip bağırarak yoğun ok yağmuruna tutuyor, sonra hızla çekilip yerlerini başka gruplara bırakıyordu; yeni gruplar başka bir yönden aynı taktiği tekrarlıyordu. Haçlılar, farklı dilleri konuşmalarına rağmen saflarını korudu ve ilk saldırıları püskürttü. Ertesi gün Konrad, Alman birliğiyle Türk hatlarını yarmaya çalıştı. Başaramadı, üstelik ana kuvvetle bağlantısı koptu; birliğin birçok neferi öldürüldü, Konrad ve kalanlar yakındaki bir kaleye sığındı. Kampta bekleyenler, Konrad'ın birinci seferde Hugues ile Stephen'ın yaptığı gibi onları terk ettiğinden korkmaya başladı. Üçüncü gün önemli bir çatışma olmadı.

Dördüncü gün Anselm askerlere konuştu; Antakya kuşatmasında bulunduğuna inanılan Kutsal Mızrak'ı ve Aziz Ambrosius'a ait bir emaneti öne çıkardı. Ardından İtalyanlar doğudan Türk hatlarını yarmaya çalıştı. Türklere ağır kayıp verdiler, ama kendileri de çok adam kaybettikleri için geri çekildiler. Bu sırada Kılıç Arslan'a takviye geldi: Danişmendli beyleri, Halep Emiri Rıdvan ve çok sayıda Suriyeli Türkmen. Takviyenin geldiği gün kaynaklarda farklı gösterilir; Kavas ise muharebeyi 5 Ağustos 1101 tarihine yerleştirir. Güçlenen Türkler yorgun ve morali bozuk Haçlılara saldırdı. Lombardlar çözüldü; Biandrate'li Albert, çok sayıda İtalyan şövalyeyle birlikte kampı ve ordunun peşindeki kalabalığı bırakıp kaçtı. Yaya İtalyanlar da kaçmaya çalıştı ama Türk atlarına yetişemedi, tek tek vuruldu. Pecenekler çarpışmayı terk etti. Bir süre sonra Türkler her yönden kampa giriyor, Fransızlar ve Almanlar geri çekiliyordu. Bu karışıklıkta Raymond bir kayanın altında kaldı ve iki Stephen tarafından kurtarıldı.

Dağılma ve Kayıplar

Kimi anlatılara göre soylu kumandanlar o gece orduyu bırakıp küçük gruplar hâlinde dağlara kaçtı. Ertesi sabah Türkler kampa saldırdığında şövalyelerin çoğu gitmişti ve ordu savunmasız kaldı. Kamp ele geçirildi. Atı olmayanlar, özellikle Lombardlar, uzağa kaçamadı ve avlanır gibi kovalandı. Kadınlar, çocuklar ve rahipler ya öldürüldü ya köle edildi. Burgonya Dükü I. Odo ölenler arasındaydı. Antakya'da bulunan Kutsal Mızrak'ın da Kılıç Arslan'ın eline geçtiği anlatılır.

Kaçabilenler çoğunlukla atları olan şövalyelerdi. Raymond, küçük bir muhafız grubu ve iki Stephen ile Kızılırmak'ın ağzındaki Bafra limanına ulaştı ve oradan küçük bir gemiyle Konstantinopolis'e geçti. Başka şövalyeler Sinop'a varıp aynı yoldan İstanbul'a gitti. Anselm yaralı hâlde Konstantinopolis'e kaçtı ve kısa süre sonra öldü. Haçlıların birçoğu başarısızlığı Aleksios'a ve Bizans'a yükledi; oysa Aleksios, Raymond'u nezaketle karşılamakla birlikte hayal kırıklığını gizlemedi. Bazıları imparatorun, nefret ettiği Bohemond'un kurtulmasını istemediği için Türkleri uyardığını bile söyledi.

Kayıp sayıları kaynaklarda büyük farklılık gösterir. Kavas, Lombard, Fransız ve Alman kuvvetlerinden oluşan 20 bin kişilik birliğin beşte dördünün etkisiz hâle getirildiğini yazar. Başka aktarmalarda ise Türk gücü 20 bin olarak verilir, Haçlıların bundan çok daha kalabalık olduğu ve elli binin üzerinde kayıp verdiği söylenir. Türk kaynaklarına dayanan bazı tahminler daha da yüksektir. Ortaçağ sayıları genellikle abartılıdır ve burada da kesin bir rakam vermek mümkün değildir; hemen her anlatıda ortak olan, Haçlı ordusunun büyük bölümünün yok olduğu, kurtulanların başlıca atlı soylular olduğudur.

Ardından Gelen Haçlı Orduları

Merzifon'un ardından Kılıç Arslan'ın karşısına başka Haçlı kuvvetleri çıktı. Nevers Kontu II. Guillaume komutasındaki Fransızlar haziran ayında Konstantinopolis'e ulaşmış, Lombardların peşinden Ankara'ya gelmişti. İzlerini kaybedince Konya'ya yöneldi, ağustosun ortasında şehri kuşattı ama kuvvetli Selçuklu garnizonu karşısında üç gün sonra vazgeçti. Ereğli'ye ilerleyen bu ordu, Türklerin erzakı yaktığı ve kuyuları zehirlediği kurak bir bölgede ağır sıkıntı çekti, ardından pusuya düşürüldü. Atlı şövalyeler kaçmayı başardı; yayalar ve ordunun peşindeki sivil kalabalık öldürüldü ya da köle edildi. II. Guillaume Antakya'ya ulaşabildi. Bir hafta kadar sonra, Akitanya Dükü IX. Guillaume ile Bavyera Dükü Welf'in yürüdüğü üçüncü ordu da aynı güzergâhta, eylülün başında Ereğli yakınlarında benzer bir akıbete uğradı. Vermandois Kontu Hugues yaralı olarak Tarsus'a kaçtı ve 18 Ekim'de orada öldü.

Böylece iki ay içinde üç büyük Haçlı ordusu Anadolu'nun içinde dağıldı. Hayatta kalan kumandanlar Konstantinopolis'te toplandı ve imparatorun verdiği gemilerle Suriye'ye geçti; Raymond Tarsus'ta, Merzifon'dan kaçtığı gerekçesiyle bir şövalye tarafından tutuklanıp Antakya'daki Tankred'e teslim edildi. Yeminlerini yerine getirmek için Kudüs'e ulaşanlar 1102 baharında kutsal yerleri ziyaret etti. Blois Kontu Stephen, 1102 mayısında Remle'de Mısır ordusuna karşı Kral I. Baldwin'in yanında çarpışırken öldü.

Muharebenin Sonuçları

Merzifon'un en doğrudan sonucu, Bohemond'u kurtarmaya giden Lombard, Fransız ve Alman ordusunun ortadan kalkmasıydı. Bohemond'u kurtaracak kimse kalmadı, Kudüs Krallığı da beklediği takviyeyi alamadı. Haçlı devletleri kendi imkânlarına bırakıldı; bu durum onları bölgedeki Müslüman beylerle ilişkiye girmeye ve güçlü donanmalarıyla düzenli ikmal vaat eden İtalyan deniz şehirleriyle işbirliğine yöneltti. Konstantinopolis'ten Kudüs'e giden kara yolu güvenli olmaktan çıktığı için deniz yolu öne çıktı. Avrupa'da ise yeni bir genel sefer çağrısı, Urfa'nın düşmesinin ardından 1145'e kadar yapılmadı; bunda papalık ile imparatorluk arasındaki mücadelenin de payı vardı.

Türk tarafı için sonuçlar daha kalıcıydı. Zafer, Haçlıların birinci seferde göründükleri gibi yenilmez olmadığını gösterdi. Kılıç Arslan bu zaferle hem saygınlığını geri kazandı hem de Danişmendlilerle ilişkisini pekiştirdi; başkentini Konya'ya taşıdı. Sonraki seferlerde de Haçlılar Anadolu'yu geçerken benzer güçlüklerle karşılaştı. Kavas'ın değerlendirmesine göre bu başarı, Anadolu'da Türklerin varlık mücadelesini kalıcı kılan gelişmelerden biridir.

Unutulan Bir Zafer

Muharebe, Avrupalı tarihçilerce de çoğunlukla geçiştirilmiştir. 1101 seferi üç aşamada tam bir hezimetle sonuçlandığı için Avrupa'da neredeyse unutuldu; Kavas, birinci grubun yenilgisinin bilhassa çoğu Avrupalı tarihçi tarafından hiç yaşanmamış gibi ele alındığını belirtir. Aynı araştırmacı, bugün Amasya ve Merzifon yöresinde de bu savaşla ilgili en küçük bir hatıranın yaşatılmamasını büyük bir ihmal olarak niteler. Ayrıca bazı tarihçilerin Ereğli ve Konya yakınındaki iki ayrı imha olayını tek muharebe gibi sunduğu da kaydedilir. Muharebeyi Latin tarafından aktaran başlıca kaynaklar arasında Aachenli Albert'in Historia Hierosolymitana'sı ile Tyroslu Guillaume'un tarihi anılır.

Kronoloji

Ağustos 1100: Bohemond, Malatya yakınlarında Gümüştekin Gazi'ye esir düşer.

13 Eylül 1100: Anselm komutasındaki Lombard ordusu Milano'dan yola çıkar.

21 Nisan 1101: Lombardlar Boğaz'ın karşı yakasına geçirilir ve İzmit'te bekler.

23 Haziran 1101: Haçlı ordusu Ankara'yı alır ve Bizans'a iade eder.

Temmuz 1101: Çankırı kuşatması başarısız olur; ordu Kastamonu yönüne ilerler.

5 Ağustos 1101: Merzifon Muharebesi (Kavas'a göre).

Eylül 1101 başı: Nevers ve Akitanya orduları Ereğli yakınlarında yok edilir.

18 Ekim 1101: Vermandois Kontu Hugues Tarsus'ta ölür.

Mayıs 1102: Remle'de Blois Kontu Stephen ölür.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Kavas, Ahmet. "Haçlılara Vurulan İlk Darbe: Merzifon Muharebesi (5 Ağustos 1101) ve Türk Tarihindeki Yeri." İSMUS Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi 2/1 (2017): 1-36. dergipark.org.tr
  • Knox, Ellis L. "The Crusade of 1101." ORB: The Online Reference Book for Medieval Studies.

Kitaplar

  • Runciman, Steven. Haçlı Seferleri Tarihi. Çev. Fikret Işıltan. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
  • Setton, Kenneth M. (ed.). A History of the Crusades, Cilt I: The First Hundred Years. Madison: University of Wisconsin Press, 1969.

Diğer kaynaklar

  • Demirkent, Işın. Haçlı Seferleri. İstanbul: Dünya Yayıncılık, 1997.
  • Maalouf, Amin. Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri. Çev. Mehmet Ali Kılıçbay. İstanbul: Telos, 1998.
  • Albertus Aquensis. Historia Hierosolymitana.

Çevrimiçi kaynaklar