Bir şehrin Türk yönetimine geçtiği gün takvimde bir yaprak gibi durur, ama o yaprağın arkasında her zaman bir ad vardır. Amasya için bu ad Danişmend'dir. Kaynaklarda kendisinden çoğu zaman birkaç satırla söz edilir; halkın belleğinde ise yüzyıllar boyunca anlatılmış uzun bir destanın kahramanıdır. Bu iki Danişmend birbirinden ayrı tutulmak zorundadır. Biri ortaçağ vakayinamelerinin, sikkelerin ve Haçlı kroniklerinin ihtiyatla andığı, ayrıntıları çoğu yerde karanlık kalan bir Türkmen emiridir. Öteki, Danişmendname'de Battal Gazi'nin torunuyla arkadaşlık eden, rüyada peygamberden talimat alan ve Anadolu'yu kale kale alan menkıbe kahramanıdır. Aşağıda her iki anlatı da yer alacak, hangisinin hangisi olduğu her seferinde belirtilecektir.

Adı ve Kimliği

Kaynaklarda tam adı "Melik-i Muazzam Dânişmend Ahmed Gazi (Taylû) b. Ali et-Türkmânî" biçiminde geçer. Dânişmend, Farsça kökenli bir sözcüktür ve bilgin, ilim sahibi anlamına gelir. Yerel yazında ve halk dilinde "Melik Ahmed Gazi", "Danişmend Ahmed Gazi" ya da yalnızca "Melik Gazi" denir. Lakabın nereden geldiği konusunda Danişmendname'nin anlatısı bellidir: Ahmed gündüzleri Sultan Turasan'dan silah kullanmayı öğrenir, geceleri dinî ilimlerle uğraşarak âlimlik mertebesine ulaşır ve bu yüzden kendisine Dânişmend denir. Bazı tarihçiler ise kalem erbabının komutan olamayacağını ileri sürerek lakabın onun yalnızca okuma yazma bildiğini gösterdiğini savunmuştur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin ilgili maddesi bu itirazı kabul etmez ve Danişmend Gazi'nin hem âlim hem de savaşçı vasfını taşıyan seçkin şahsiyetlerden biri olabileceğini belirtir.

Kökeni konusunda kaynaklar uyuşmaz. İbnü'l-Esîr, Danişmend'in asıl adının Taylû olduğunu, Türkmenlere öğretmenlik yaptığını ve zamanla hükümdarlığa yükseldiğini yazar. Haçlı seferlerinin Latin tarihçilerinden Albertus Aquensis ona "Türk hükümdarı Donimannus" der, Sûr başpiskoposu Willermus Tyrensis ise "kudretli Türk emiri Dânişmend" adını kullanır. Bu anlatılar hanedanın Türk asıllı olduğunu açıkça gösterir. Çağdaşı Urfalı Mateos ise bir yerde onun Ermenistan doğumlu ya da Ermeni kökenli olduğunu, başka bir yerde Sivas'ın ve bütün Rum diyarının sahibi İranlı emir Dânişmend olduğunu söyleyerek kendi içinde çelişir. Bizans tarihçisi Nikitas Honiatis hanedanı Arsaklı soyuna bağlar. İbn Hamdûn ile İbn Şeddâd ise Danişmend Gazi'nin Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Süleyman Şah'ın dayısı olduğunu kaydeder. Bu kaynakların birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuç, TDV maddesine göre, Dânişmend Gazi'nin Azerbaycan'da Arrân dolaylarında yaşayan bir Türkmen ailesine mensup olduğu, hem Türkmenlere hocalık ettiği hem de Türkmen emirleriyle birlikte Hıristiyanlara karşı gazaya çıktığıdır.

Kimi çağdaş anlatılar bunlara ek olarak ataların Harezm'den gelip Selçuklulara hizmet ettiğini, babasının Ali adlı bir öğretmen, danışman, elçi ve atabeg olduğunu ve 1055 dolaylarında İsfahan'da öldüğünü yazar. Bu ayrıntılar Danişmend Gazi maddesinin dayandığı ortaçağ metinlerinde görülmez ve doğrulanamamıştır. Danişmendname ise onu Malatya'da, Malatya Emiri Ömer'in kızı ile Ali b. Mızrab'ın oğlu olarak doğmuş, Rumca bilen biri olarak anlatır. TDV maddesi bu eseri tarihî kaynak olmaktan çok destanî bir roman olarak niteler; dolayısıyla Malatya doğumu ve soy bilgisi bir menkıbe kimliğidir, belgeye dayanmaz.

Alparslan'ın Hizmetinde

Kaynakların ortak yönü, Danişmend'in Sultan Alparslan'ın 1064'teki Kafkasya seferi sırasında öteki Türkmen beyleriyle birlikte Selçuklu ordugâhına gelip orduya yol gösterdiğini ve o tarihten itibaren sultanın hizmetine girdiğini bildirmesidir. Bilgeliği ve cesareti sayesinde kısa sürede Alparslan'ın güvendiği emirler arasına girdi. Sultanın 1068 seferinde de yer aldığı belirtilir. Malazgirt Savaşı'na (1071) katıldığı Reşîdüddin Fazlullah-ı Hemedânî ve Kerîmüddin Aksarâyî gibi yazarlarca kaydedilir.

Reşîdüddin'in aktardığı bir anlatı, bu katılımın ne kadar önemsendiğini gösterir. Bizans İmparatoru Romanos Diogenes barış tekliflerini reddedince Alparslan, Artuk, Saltuk, Mengücük, Danişmend, Çavlı ve Çavuldur adlı emirleriyle yüksek bir tepeden Bizans ordugâhını seyretmiş ve onlara görüşlerini sormuştur. Danişmend o günün çarşamba olduğunu, çarşamba ile perşembeyi silahları hazırlamak, giysileri temizlemek ve zemzemle yıkanmış kefenleri hazırlamakla geçirmeleri gerektiğini söylemiş; cuma günü hatipler minberlerde İslâm ordularının zaferi için dua ederken tekbir getirip saldırmalarını önermiştir. Bütün beyler bu görüşü benimsemiş ve savaş kararlaştırılan günde kazanılmıştır. Bu hikâye çağdaş bir belgeyle teyit edilemez, ama Danişmend'in komutan olduğu kadar manevî bir danışman olarak da anıldığını gösterir.

Alparslan, savaştan sonra emirlerinden Anadolu'da fetihlere girişmelerini, ele geçirecekleri yerlerin kendilerine ikta edileceğini bildirdi. XII. yüzyıl yazarı Zahîrüddin Nîsâbûrî'nin aktardığına göre Erzurum ve çevresi Saltuk Bey'e, Mardin ve Harput yöresi Artuk Bey'e, Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar Mengücük Gazi'ye, Maraş dolayları Emir Çavuldur'a, Sivas, Tokat, Amasya ve Kayseri ise Danişmend Gazi'ye verildi. Sultanın fethedilecek yerleri vergiden muaf tutacağına, Danişmendoğulları'na herhangi bir yükümlülük getirmeyeceğine ve Selçuklu şehzadelerinin onun ülkesine karışmayacağına söz verdiği de aynı kaynaklarda anılır. Danişmend, Romanos Diogenes'in Malazgirt seferi sırasında tahrip ettiği Sivas'ı fazla direnişle karşılaşmadan ele geçirdi ve Danişmendli hanedanını kurdu. TDV bu olayı 1071'e bağlar; kuruluş tarihi bazı kaynaklarda 1072 ya da 1075 olarak da dolaşır.

Sivas'ı üs edinen Danişmend, Çaka, Turasan, Kara Doğan, Osmancık, İltegin ve Kara Tegin gibi emirlerinin yardımıyla çevredeki kentleri tek tek aldı. Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Elbistan, Develi ve Çorum bu listede yer alır. Anadolu'daki ilk Türkmen beyliklerinden biri böylece ortaya çıkmış oldu.

Amasya'nın Alınışı

Amasya, antik çağdan beri Pontus, Roma ve Bizans'ın nehir kıyısındaki kayalık kalesiydi. Kaleyi kimin yaptırdığı kesin olarak bilinmemektedir; Eskiçağ'da kale şehir olarak geliştiği anlaşılır. Danişmend Gazi'nin Bizans'ın elindeki bu şehri aldığına dair güçlü bir yerel gelenek vardır ve Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tarihçesi de Amasya ve çevresinin Danişmend Ahmet Gazi tarafından fethedilerek Türk egemenliği döneminin başladığını yazar. TDV'nin Amasya maddesi ise daha temkinlidir: şehrin Türkler tarafından ne zaman alındığı konusunda kesin bilgi yoktur, ancak Danişmendlilerin yönetimi altında olduğu bellidir.

Tarih sorunu da buradan doğar. Yaygın olarak 1075 yılı verilir. Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil, 16 Şubat 2022 tarihli TBMM gündem dışı konuşmasında, Danişmendname'ye dayanan eski tarihçilerin bilgisine atıfla, hicrî 467 (miladî 1075) yılında kentin akıncılarca önce kuşatıldığını, aylarca süren kuşatmanın ardından bahar başında Türklerin eline geçtiğini ve fetih gününün 14 Şubat 1075 olduğunu söyler. Ancak konuşma birincil bir kaynak ya da akademik atıf göstermez. Danişmendname Amasya'yı (Harşana) Danişmend'in son fethi olarak anlatır; TDV'nin Danişmend Gazi maddesi ise Amasya'yı Sivas'tan sonra alınan şehirler arasında sayar ve bir sıra vermez. Bu nedenle fethi kesin bir yıl ve günle yazmak yerine, Danişmend'in Amasya'yı Malazgirt'ten sonraki yıllarda Danişmendli hâkimiyetine kattığını, kesin yıl ve gün bilgisinin ise çağdaş bir belgeyle desteklenemediğini söylemek doğru olur.

Olayın sonuçları ise açıktır. Amasya yaklaşık bir yüzyıl sürecek bir Türk yönetimine girdi. Bizans'ın bölgedeki izleri bir anda silinmedi, ama kentin yönetim dili ve idarî düzeni değişti.

Danişmendlilerin Amasya'sı

Danişmendliler Amasya'yı yaklaşık yüz yıl yönetti. TDV'nin Amasya maddesine göre kentte Danişmendoğlu Melik Gazi tarafından, bugünkü Şamlar Camii'nin yerinde, kalenin hemen doğusunda yaptırılan cami şehrin bilinen en eski Türk yapısıdır. Bu Melik Gazi'nin Danişmend Gazi'nin kendisi mi yoksa hanedanın sonraki bir üyesi mi olduğu belirsizdir, çünkü Melik Gazi unvanını Danişmendli hanedanının birden fazla ismi taşımıştır. Emir Gazi'nin de Melik Gazi diye anıldığı düşünülürse, yapıyı onun yaptırmış olması da mümkündür.

Amasya, hanedanın iç mücadelelerinde de yer aldı. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud'un 1155'te ölümü üzerine yerine II. Kılıcarslan geçtiğinde, Mesud'un iki Danişmendli damadından Yağıbasan'a Amasya, Ankara ve Kapadokya, Zünnûn'a ise zengin Kayseri ile Sivas verilmişti. Sivas-Amasya meliki olarak anılan Yağıbasan, Karadeniz kıyısında Ünye, Samsun ve Bafra'yı da aldı. Hanedanın en nüfuzlu hükümdarlarından biri olan Yağıbasan, 1164'te öldüğünde Niksar'da yaptırdığı medresenin haziresine gömüldü. Niksar'da bulunan 552 (1157) tarihli bir kitabe onun unvanlarını ve soyunu sıralar: Melik Gazi oğlu, Melik Danişmend torunu. Bazı tarihçilerin anlattığına göre Yağıbasan'ın oğlu Cemâleddin Gazi Tokat ve Amasya çevresinde iki yıl hüküm sürdükten sonra amcazadesi İbrahim tarafından bertaraf edildi.

Danişmendli devletinin Sivas kolu, Yağıbasan'ın ölümünden sonra iç kavgalar, Bizans ve Zengîlerle kurulan değişken ittifaklar ve Sivas'ta yaşanan kıtlıkla zayıfladı. II. Kılıcarslan 1175 yazında Sivas, Niksar, Komana, Tokat ve öteki Danişmendli topraklarını ele geçirdi; Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tarihçesi şehrin Selçuklu hâkimiyetine bu yıl geçtiğini bildirir. Danişmendlilerin Malatya kolu ise 25 Ekim 1178'de Kılıcarslan'ın Malatya'yı zaptetmesiyle ortadan kalktı. Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Selçuklulara karşı bir denge unsuru olarak gördüğü Danişmendlilerin topraklarını geri almalarını istedi ve komutanı Gavras'ı 30.000 kişilik bir orduyla Amasya ve Niksar'a gönderdiyse de bir sonuç alamadı.

Amasya'nın Selçuklu dönemi, Danişmendlilerden sonra gelen yapılarla anılır. Kılıcarslan saltanatının sonlarında ülkeyi oğulları arasında paylaştırdığında şehir Nizâmeddin Argun Şah'ın payına düştü, ancak kardeşi Tokat Beyi Rükneddin Süleyman burayı zorla ele geçirdi. Halifet Gazi Külliyesi (1209-1210) ve Burmalı Minare Camii (1237-1247) gibi büyük Selçuklu eserleri bu yüzden Danişmend Gazi'nin değil, ondan bir iki yüzyıl sonrasının eseridir. Halk belleği Amasya'nın bütün eski taşlarını kolayca fatihe bağlama eğilimindedir; tarih ise taşların tarihini ayrı tutar.

Gümüştegin'den Melik Muhammed'e Hanedan

Danişmend Gazi'nin ölüm tarihi de belirsizdir. Süryani Mihail 1085'te onun Kapadokya'ya hâkim olduğunu söyler. Oğlu ve halefi Gümüştegin Gazi'nin, Anadolu Selçuklu hükümdarı Süleyman Şah'ın 1086'daki ölümünden sonra Anadolu'da bazı yerleri ele geçirdiğine dair bilgiler ve ona ait sikkeler göz önüne alınırsa, TDV Danişmend Gazi'nin 477'de (1085) vefat ettiğini söylemenin mümkün olduğunu belirtir; kimi anlatılar 1084 yılını verir. Niksar'da öldüğü ve orada gömüldüğü yaygın kabuldür. Bazı popüler anlatılar onu 1097 civarındaki Haçlılar karşısında Kılıcarslan'a yardıma koşar gösterir; bu tarih bilinen ölüm tarihiyle bağdaşmaz. O yılın Eskişehir ovasındaki savaşında Kılıcarslan'ın yanında yer alan Danişmendli emiri, kaynakların gösterdiğine göre oğlu Gümüştegin'dir.

Gümüştegin Gazi döneminde hanedan daha da güçlendi. Anadolu ve Suriye Selçukluları arasındaki mücadelelerden yararlanarak hâkimiyet alanını genişletti, Bizans ve özellikle Haçlılarla yapılan savaşlarda Selçuklu sultanının müttefiki olarak önemli rol oynadı. 30 Haziran 1097'de Kayseri Emiri Hasan'la birlikte Eskişehir ovasında Haçlılarla çarpıştı, ancak zırhlı birliklerden oluşan Haçlı ordusu karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Sonra Malatya'yı kuşattı ve üç yıl süren bu kuşatma sırasında yardıma gelen Antakya Prinkepsi Bohemund'un kuvvetlerini pusuya düşürüp yendi; Bohemund'u esir alıp önce Sivas'a, daha sonra Niksar'a götürdü (Temmuz 1100). 1101'de Lombardların, Fransızların ve Almanların katıldığı yeni bir Haçlı ordusu Ankara'yı aldıktan sonra Amasya ve Niksar'a yönelince Gümüştegin, I. Kılıcarslan, Rıdvân ve Karaca'nın komutasındaki yaklaşık 20.000 kişilik Türk kuvvetiyle Ağustos 1101'de Merzifon yakınında onları bozguna uğrattı.

Malatya, 18 Eylül 1102'de Gümüştegin'e teslim oldu. Ancak Bohemund'u fidye karşılığında salıvermesi (1103) Kılıcarslan'ı kızdırdı, çünkü müttefik olarak fidyeden pay istiyordu. Kılıcarslan, Gümüştegin'i Ağustos 1103'te Maraş yakınlarında yendi. Bu bozgundan kısa süre sonra, 1104'te, Gümüştegin Sivas'ta vefat etti. Ölümünden sonra Malatya Selçuklulara geçti ve hanedan içinde taht kavgaları çıktı. Büyük oğlu Emir Gazi, Urfalı Mateos'a göre başa geçerken kardeşlerini öldürttü. Emir Gazi sonraki yıllarda Danişmendlileri eski gücüne kavuşturdu, damadı Mesud'un 1116'da Selçuklu tahtına çıkmasını sağladı ve ölümüne (1134) kadar Anadolu'nun en nüfuzlu hükümdarı sayıldı. Oğlu Melik Muhammed 1143'te Kayseri'de öldü; Kayseri Ulucamii onun eseridir.

Danişmend Gazi'nin çevresinde yer alan Çaka, Turasan, Kara Doğan, Osmancık, İltegin ve Kara Tegin gibi isimler çağdaş yayınlarda fetih ortakları olarak sayılır. Beyliğin ilk merkezi Sivas'tı; Niksar, Kayseri ve Malatya sonraki dönemde önem kazandı. Hangi şehrin ne zaman başkent sayıldığı kaynaklara göre değişir.

Hanedanın Mirası

Sikkelere bakılırsa Danişmendliler çevrelerindeki Hıristiyan nüfusla yan yana yaşamaya hazırdı. Kendi adına para bastıran ilk Danişmendli hükümdar Gümüştegin'dir; onun ve sonraki bazı hükümdarların paralarında Grekçe ve Grekçe-Arapça yazılar bulunur, bazı sikkeler tamamen Hıristiyan simgeleri taşır. Aslan simgeli ve hükümdar portreli paralar da vardır. Kaynaklar basıldıkları yerleri belirtmez. Sivas, Malatya, Kayseri, Niksar ve Tokat gibi şehirler Danişmendli yönetimi sırasında önemli iktisadî ve sosyal merkezler oldu, Türk-İslâm şehri niteliğini de bu dönemde kazandı.

Selçuklularla ilişkileri hem ittifak hem rekabet biçimindeydi. Gümüştegin ile I. Kılıcarslan Haçlılara karşı birlikte savaştı ve sonra Malatya yüzünden birbirine düştü. Emir Gazi, damadı Mesud'u tahta çıkardı ve gücünü Selçuklu topraklarının Malatya'dan Sakarya'ya uzanan bir bölümüne yaydı; 1129'da Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz kıyılarını denetliyordu. II. Kılıcarslan'ın yükselişi bu dengeyi tersine çevirdi. TDV'ye göre Yağıbasan'dan sonra iş başına gelen ve birbirleriyle mücadele eden Danişmendli beyleri Bizans'a ve Zengî Atabeg Nûreddin Mahmud'a alet olmuş, Selçuklulara karşı bir koz olarak kullanılmıştır. Yine de Danişmend Gazi, Gümüştegin, Emir Gazi ve Melik Muhammed'in adları yüzyıllarca halk arasında saygıyla anıldı ve destanlara konu oldu.

Hanedanın yıkılışından sonra ona bağlı boylar Anadolu'ya dağıldı, bir kısmı Rumeli'de iskân edildi. Balıkesir ve Çanakkale yöresinde 1296 ile 1360 arasında hüküm süren Karesioğulları'nın büyük ihtimalle Danişmend Gazi'nin soyundan geldiği düşünülür; Tokat müzesindeki bir mezar taşında Karesi hanedanından Kutlu Melek Hatun'un nesebi Melik Danişmend Gazi'ye bağlanır. Balıkesir'in Balya ilçesine bağlı Danişmend adlı bir bucak, Gönen ve Lapseki yakınındaki iki Danişmend yerleşimi, Danışman ve Yağıbasan gibi köy adları bugün de bu izlerin sürdüğünü gösterir.

Danişmendname ve Destanın Doğuşu

Danişmend'in tarihî çizgisi kısa ve çıplaktır. Onu halkın belleğinde bu kadar büyük bir yere taşıyan Danişmendname'dir. Eser, Battalname ve Ebû Müslimname'den sonra, kahramanı Türk olan ve Anadolu'da meydana getirilmiş ilk kahramanlık destanı sayılır. Bazı yazma nüshalarında Kıssa-i Melik Dânişmend, Kıssa-i Dânişmend Gazi ya da Kitâb-ı Melik Dânişmend adlarıyla da geçer.

Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Mirkâtü'l-cihâd'ına dayanan ve araştırmacıların hemen hepsince kabul edilen görüşe göre eser, Melik Dânişmend'in o sırada hâlâ dillerden düşmeyen menkıbelerine ilgi duyan Anadolu Selçuklu hükümdarı II. İzzeddin Keykâvus'un emriyle münşilerinden İbn Alâ tarafından 1245'te, gazilerin arasında dolaşan hikâyelerin derlenmesiyle yazıldı. Osman Turan bu hükümdarın II. değil I. İzzeddin Keykâvus olduğunu ileri sürerek telif tarihini daha geriye çeker; Mükrimin Halil Yinanç ise yazılış tarihi olarak ancak XIV. yüzyılı kabul eder. İbn Alâ'nın metninden hiçbir nüsha günümüze ulaşmamıştır. Elimizdeki nüshaların tamamı, Tokat Kalesi dizdarı Ârif Ali'nin metni yeniden elden geçirip on yedi meclise bölerek ve manzum parçalar ekleyerek hazırladığı ikinci yazılışı yansıtır. Mustafa Âlî bunu 1360-61'e, yani I. Murad'ın ilk yıllarına tarihler; Fuad Köprülü başta olmak üzere hemen bütün araştırmacılar ise II. Murad dönemini kabul eder. Ârif Ali'nin İbn Alâ'nın metnine ne ölçüde bağlı kaldığı sorusu bugün de çözülmüş sayılmaz.

Eser Melik Ahmed'in Malatya'da doğumuyla başlar. Rüyasında Hz. Peygamber'i görür, ondan cihat ve gaza emri alır; aynı gece Sultan Turasan da dedesi Seyyid Battal Gazi'yi rüyada görmüştür. Birlikte Bağdat'a gidip halifeden izin alırlar, halife onlara Battal Gazi'nin sancağını ve Ebû Müslim-i Horasânî'nin alemini teslim eder. Böylece 360 (970-71) yılında Rum diyarında gazaya başlarlar. Harap haldeki Sivas Kalesi'ni onarıp merkez yaparlar. Danişmend, Rum cengâveri Artuhi'yi yenip Müslüman eder ve en yakın dostu kılar. Turasan'ı İstanbul'u almaya gönderir, ancak Turasan Alemdağı'nda şehit düşer. Ardından Danişmend, Yeşilırmak havzasının fethine yönelir: Yankoniya (Çorum), Sisiya (Gömenek), Dokiya (Tokat), Karkariye (Zile) ve Harsanosiya (Niksar) alınır. Amasya destanda en sona kalır. Harşana Kalesi, Müslüman olup Artuhi'yle evlenen Efromiya'nın babası Şâh-ı Şettât'ın elindedir. Danişmend Canik yönüne giderken yolda yaralanır, Niksar'a döner ve orada ölür. Fetihlerini oğulları sürdürür.

Menkıbenin takvimi bilinen tarihle bağdaşmaz. Malatya 934'ten beri Hıristiyan hâkimiyetindeydi; dolayısıyla 970-71'de oradan böyle bir mücahit topluluğunun çıkması mümkün değildir. TDV Danişmend Gazi maddesi, destanın bilinen tarihî gerçeklerle ilgisinin bulunmadığını açıkça yazar. Yine de eserin özellikleri ilgi çekicidir. Battalname ve Ebû Müslimname'deki olağanüstü motiflere, birkaç yerdeki Hızır dışında hemen hiç rastlanmaz. Kahramanlar sıradan insanlardır, cinler ve periler yoktur. Danişmend'in birkaç kerameti vardır, ancak bunlar istisnai olaylar olarak anlatılır. Efromiya eski Türk kadınları gibi cengâverdir ve birçok savaşta Danişmend'in sağ kolu gibi hareket eder. Kahramanlar beş vakit namaz kılar, içki içmez; destan baştan sona Sünni bir inanç çizgisi taşır, Danişmend'in düğününde 150 atın kesilmesi ise eski Türk inançlarını yansıtan tek motif sayılır. Tarafların birbirinin dilini bilmesi, casusluk için kılık değiştirmeleri ve halifeye gösterilen bağlılık, yani Danişmend'in ganimetten halifenin payını Bağdat'a göndermesi, eserin öteki belirgin özellikleridir. Evliya Çelebi XVII. yüzyılda bu yörede Danişmend menkıbelerinin hâlâ halk arasında yaşadığını yazar.

Destanın tarih kaynağı olarak kullanılışı üç aşamadan geçmiştir. XVI. yüzyıldan itibaren Gelibolulu Mustafa Âlî, Cenâbî, Kâtib Çelebi, Müneccimbaşı ve Hezarfen Hüseyin gibi Osmanlı tarihçileri onu hiçbir eleştiriden geçirmeden tarih kaynağı olarak kullandı. Âlî, Niksar'daki memuriyeti sırasında Ârif Ali'nin kitabının bir nüshasını görmüş ve ona yeni bir şekil vererek âdeta bir Danişmendliler tarihi yazmıştır. XIX. yüzyılda P. Casanova, J. H. Mordtmann ve Jean Laurent gibi şarkiyatçılar ile Necip Âsım, Halil Ethem ve Amasya Tarihi'nin yazarı Hüseyin Hüsâmeddin gibi Türk tarihçileri de aynı yolu izledi. Mükrimin Halil Yinanç ise tam tersi bir eğilimle eseri "ihticaca salih olmayan bir hurafat kitabı" saydı. Yinanç'a göre Danişmendname, Artuk Bey'in Yeşilırmak havzasındaki fetihlerini Danişmend'e mal eder; Artuhi bu gerçeğin yansımasıdır ve yer adları uydurmadır. Yinanç ayrıca bazı geç Ermeni kaynaklarının müphem ifadelerine dayanarak Danişmend'in Ermeni asıllı bir mühtedi olduğunu ileri sürdü.

Irène Mélikoff'un 1960'ta Paris'te yayımlanan eleştirel incelemesi bu iki uç görüşü dengeledi. Mélikoff, TDV'nin Danişmendname maddesine göre eserin ne eski Osmanlı tarihçilerinin sandığı gibi gerçek bir vakayiname ne de Yinanç'ın iddia ettiği gibi bir hurafe kitabı olduğunu gösterdi. Eseri dönemin yerli ve yabancı kaynaklarıyla karşılaştırdığında, Danişmend Gazi'nin şahsiyeti, fetihleri ve coğrafî isimler bakımından önemli ipuçları içerdiği ortaya çıktı. Osman Turan da Yinanç'ın aşırıya gittiğini belirtip eserin başka kaynaklarla karşılaştırılarak tarih kaynağı olarak kullanılabileceğini savundu. Bu nedenle destandan alınan her cümlenin vakayinamelerle karşılaştırılmadan tarihe karıştırılması doğru olmaz, ama eser tümüyle yok sayılabilecek bir metin de sayılmaz.

Türbe ve Anma

Niksar'ın güneyindeki Melikgazi Mezarlığı'nda bulunan türbe, Danişmend Gazi'ye atfedilir. Yapıda kitabe yoktur; inşa tarihi ve yaptıranı hakkında belge bulunmaz. Melik Gazi unvanını birçok Danişmendli emiri taşıdığı için türbenin hangi emire ait olduğu da kesin değildir. Danişmend Gazi'nin burada, oğlu Emir Gazi'nin ise Pınarbaşı'ndaki türbede yattığı gelenek olarak kabul edilir. Danişmendname de kahramanının Niksar'da ölüp gömüldüğünü yazdığı için halk belleği ile yapı arasındaki bağ güçlüdür. Melik Muhammed'in Kayseri Ulucamii'nin kıble tarafındaki Melik Gazi Medresesi'nde bulunan türbede yattığı söylenir; bu türbenin de kitabesi yoktur.

Amasya'daki Danişmend izleri ise anıttan çok bellektedir. Şehrin ilk Türk fatihi olarak anılması ve 1075'in fetih yılı olarak yaşatılması bu belleğin parçasıdır. Kentte Danişmend Gazi'ye adanmış ve ona kesin biçimde bağlanan ayakta bir yapı bulunduğu bilgisine ulaşılamamıştır. Adı Amasya'nın tarihine yapılardan çok anlatılar üzerinden girer.

Kronoloji

1064: Danişmend'in Alparslan'ın Kafkasya seferi sırasında Selçuklu ordusuna yol gösterip sultanın hizmetine girdiği bildirilir.

1071: Malazgirt Savaşı; Danişmend Gazi'nin katıldığı ve ardından Sivas ve çevresinin ikta olarak kendisine verildiği aktarılır. TDV, Danişmendli devletinin başlangıcını bu tarihe bağlar.

1075: Amasya'nın Danişmend Gazi tarafından fethi için yaygın olarak verilen tarih; kesin yıl ve gün çağdaş bir belgeyle doğrulanamamıştır.

1084 / 1085: Danişmend Gazi'nin ölümü (kaynaklara göre değişir); Niksar'da gömüldüğü kabul edilir. Yerine oğlu Gümüştegin geçer.

1097: Gümüştegin ile Kılıcarslan'ın Eskişehir ovasında Haçlılarla karşılaşması (30 Haziran).

1100: Gümüştegin'in Antakya Prinkepsi Bohemund'u esir alması.

1101: Merzifon yakınında Haçlıların yenilgisi (Ağustos).

1104: Gümüştegin Gazi Sivas'ta ölür.

1134: Emir Gazi'nin ölümü; yerine Melik Muhammed geçer.

1155: II. Kılıcarslan tahta çıkar; Yağıbasan'a Amasya, Ankara ve Kapadokya verilir.

1164: Yağıbasan ölür; Niksar'daki medresesinin haziresine gömülür.

1175: II. Kılıcarslan Sivas, Niksar, Tokat ve öteki Danişmendli topraklarını alır; Amasya Selçuklu hâkimiyetine geçer.

1178: Danişmendlilerin Malatya kolunun sonu (25 Ekim).

1245: Danişmendname'nin İbn Alâ tarafından ilk kez yazıya geçirildiği bildirilir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dânişmend Gazi" maddesi (Abdülkerim Özaydın), islamansiklopedisi.org.tr. islamansiklopedisi.org.tr
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dânişmendliler" maddesi (Abdülkerim Özaydın, M. Baha Tanman), islamansiklopedisi.org.tr. islamansiklopedisi.org.tr
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dânişmendnâme" maddesi (Ahmet Yaşar Ocak), islamansiklopedisi.org.tr. islamansiklopedisi.org.tr
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi, islamansiklopedisi.org.tr. islamansiklopedisi.org.tr

Resmî kaynaklar

  • T.C. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Tarihçe", amasya.ktb.gov.tr.
  • TBMM Genel Kurulu, Mustafa Levent Karahocagil'in 16 Şubat 2022 tarihli gündem dışı konuşması (Amasya'nın fethi), tbmm.gov.tr.

Diğer kaynaklar

  • Irène Mélikoff, La Geste de Melik Dânişmend: Étude critique du Dânişmendnâme, Paris 1960.
  • Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu'nun Fethi, İstanbul 1944.
  • Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984.

Çevrimiçi kaynaklar