Merzifon, Yeşilırmak havzasının kuzeyinde, Amasya'ya bağlı eski bir ova kentidir. Taşan (bugün Tavşan) Dağı'nın güney eteklerinde, hafifçe düzlüğe inen bir tepenin üzerinde kurulmuştur; önünde, güneydoğuya doğru Yedikır adıyla bilinen geniş bir sahra uzanır. Bugünkü Suluova'nın başladığı verimli Chiliokomon (Binköy) düzlüğünün ucunda, antik Phazemon yerleşmesinin bulunduğu sahada kurulduğu tahmin edilir. Şehrin bir Türk-İslam kenti olarak biçimlenmesi tek bir fetihle olmadı. Malazgirt'ten sonra gelen Danişmendli akınları kenti Bizans'tan kopardı, Selçuklu idaresi onu bir ilim ve imar merkezi hâline getirdi, Moğol valilerinin ve beylerin çağı ise üzerinde yüz yılı aşkın bir belirsizlik bıraktı. Yıldırım Bayezid'in 1390'ların başında bölgeye girmesiyle Merzifon Osmanlı idaresine geçti ve bu geçiş kentin sonraki altı yüz yılını belirledi.
Adı ve Türklerden Önceki Geçmişi
Adın kökeni tartışmalıdır. Hun Türklerinden Barsevinç'e dayandırılan açıklamanın bir dayanağı yoktur; Farsça "sınır, yer" anlamındaki merz ile Pont sözcüğünün birleşmesinden "Pont Devleti'nin sınır şehri" anlamı çıkaran görüş de şüphelidir. Romalı kumandan Pompeius milattan önce 64'te Pontus Kralı Mithridatis'i yendiği sırada burada Fazemonid adlı bir yerleşme bulunduğu, Pompeius'un onu şehir ilan edip Neapolis adını verdiği ve zamanla yerin Phazemon Neapolis diye anıldığı aktarılır. Beşinci yüzyılda Bizanslı Stefan şehri Phamidzon (Famizon) diye kaydetmiştir. Ad bundan sonra Famezon, Mazifon, Marsovan ve Mersivan biçimlerine dönüştü; Selçuklu kaynaklarında Bâzimûn, Fars kaynaklarında Merzubân, Osmanlı belgelerinde ise Merzifon imlâsıyla yazıldı. Halk ağzındaki Mersivan söyleyişi bu uzun dönüşümün son halkasıdır.
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nde iki açıklamayı da ayrıntılı olarak tartışır. Ona göre "merz" ve "Pon" sözcüklerinden kurulan ad "Pon sınırı, Pon karargâhı" demektir; halkın Marsıvan söyleyişini ise Barsevinç adının bozulmuş biçimi sayar ve kentin asıl çekirdeğinin, Merzifon'un iki kilometre kadar kuzeydoğusundaki Marınca köyü olabileceğini, Merzifon'un önce özel bir karargâh iken sonradan kasabaya dönüştüğünü ileri sürer. Bazı salnamelerde kentin Erzurum hâkimi Mengücek tarafından fethedildiği ve adını ondan aldığı yazılıdır; Hüsâmeddîn bu iddiayı, Merzifon adının daha önce de bilinmesi ve iki ad arasında hiçbir ses benzerliği bulunmaması gerekçesiyle "biraz garip" bulur. Onun Hunlara dayanan açıklamaları dönemin tarih anlayışını yansıtır ve bugünkü araştırmalarca desteklenmez; Marınca'yı eski çekirdek sayan görüşü de bir tahmin olarak kalır.
Roma ve Bizans döneminde Amasya'ya bağlı kalan şehir, 395-396 yıllarında Kafkasya'dan Bizans topraklarına giren Hunlarca yağmalandı; sekizinci yüzyılın başında Emevi akınlarıyla kısa bir süre Arap egemenliğine girdi, ardından Bizans yeniden hâkim oldu. Şehrin ortasındaki tepede küçük bir iç kale bulunuyordu; Hüsâmeddîn'in yazdığı yıllarda bu kalenin kasabanın güneydoğusunda harabesi görülüyordu ve o, yapının eski eserler arasında sayılacak bir önemi olmadığını not eder. Türklerin gelişi bu uzun Roma ve Bizans geçmişinin üzerine biner.
Malazgirt'ten Sonra Danişmendli Fethi
Alparslan'ın 1071'de Bizans ordusunu Malazgirt'te yenmesi Anadolu'nun kapılarını Türkmen beylerine açtı. Merzifon'un bu sürecin hemen ardından, Danişmend emirlerinden İltegin Gazi tarafından fethedildiği aktarılır. Danişmendli hanedanının kurucusu Dânişmend Gazi Malazgirt'e katılmış, kaynaklara göre 1080 dolayında Sivas'ı Bizans'tan alarak beyliğinin çekirdeğini oluşturmuştu. Sivas'ı üs edinen Dânişmend Gazi, emirleriyle birlikte Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri ve Çorum çevresini beyliğine kattı. Bu emirler arasında İltekin adlı bir komutan da sayılır. Merzifon'u fetheden İltegin Gazi ile onun aynı kişi olup olmadığı kaynaklarda açıkça söylenmez, ama yörenin Danişmendli beylerinin payına düştüğü açıktır.
Hüsâmeddîn, Târîh-i Âl-i Dânişmend ve Dürretü'l-Eslâk gibi eserlere dayanarak fethin seyrini daha ayrıntılı anlatır. Onun aktarımına göre Melik Ahmed Dânişmend Gazi 468 (1075-1076) yılında İltigin Gazi ile birlikte Nikonya'ya (Çorum) yürüdü, buranın beyi Nastûr'u esir aldı, ardından Eflanus (Osmancık) kalesini zorla fethetti. Sonra Mangıriyye (Gümüşhacıköy) kalesinin önüne geldi; birkaç günlük kuşatmadan sonra önce Mangıriyye, arkasından da Merzifon halkı aman dileyerek teslim oldu. Melik Ahmed Gazi bunun üzerine emirlerinden birkaçını Havza ve Köprü kasabalarını almaya gönderip kendisi Amasya'ya döndü. Bu anlatıya göre Merzifon, komşu kalenin düşmesinin ardından savaşa girmeden, bir teslim antlaşmasıyla Türklerin eline geçmiştir. Olayların ayrıntısı ve 468 tarihi geç dönem Danişmendnâme geleneğine dayandığı için ihtiyatla karşılanmalıdır; Merzifon'un fethini İltekin Gazi'ye bağlayan bilgi ise Hüsâmeddîn'de de aynen yer alır.
İltegin Gazi'nin oğlu, Sihâmüddevle lakaplı Hüseyin Gazi'nin uzun süre Merzifon'da oturduğu bilinir. Onun kaldığı yer önce köy, sonra mahalle olarak anıldı. Osmanlı tahrir kayıtlarında Samadola, 1642 tarihli avârız defterinde Sehmüddevle biçiminde geçen bu yerleşme bugün şehrin Samadolu (daha yakın dönemdeki adıyla Buğdaylı) mahallesidir. Hüsâmeddîn, Sehmüddevle Hüseyin Gazi'yi Merzifon emîri olarak anar, onun burada bir camisi ve vakfı bulunduğunu, eski kayıtlarda hem "Sihâmüddevle Mahallesi" hem "Sihâmüddevle Karyesi" adlarının geçtiğini yazar. Aynı yazar başka bir yerde onu, Amasya'da Yağıbasan Hanı yakınında mescit yaptıran Hüsâmüddevle Hasan Gazi Bey'in kardeşi olarak gösterir; Danişmendli beylerinin soy kütükleri kaynaklarda tam olarak oturmuş değildir. Ad, Danişmendli kumandanının hatırasını bugüne taşır ve Türk idaresinin kentte bıraktığı en eski izlerden biridir.
Danişmendli adı Merzifon kazasının köy ve nahiye adlarında da yaşadı. Kazanın batı kesimini kaplayan Gümüştekin nahiyesi, Hüsâmeddîn'e göre Melik Ahmed Dânişmend Gazi'nin oğlu Gümüştekin Gazi'ye nispet edilir; bu nahiye önce Bulak kazasına bağlıyken sonradan köyleriyle birlikte Merzifon'a katılmıştır. Danişmendlilerin Anadolu'daki rolü bir kenti ele geçirmekten ibaret kalmadı. Beylik, Haçlı seferleri sırasında I. Kılıçarslan'a destek verdi, 1100'de Malatya'yı kuşattı, 1103'te aldı ve Antakya Prensliği'nin kurucusu Boemondo'yu esir edip fidye karşılığında bıraktı. Merzifon bu hareketli siyasetin kuzeydeki kenar kentlerinden biriydi. Yapı bakımından Danişmendli izi Amasya'da daha belirgindir: Amasya'daki en eski Türk yapısı, Dânişmendoğlu Melik Gazi'nin kalenin hemen doğusunda, bugünkü Şamlar Camii'nin yerinde yaptırdığı camidir. Merzifon için kimi kaynaklar, şehrin İslam egemenliğine girmesiyle Bizans döneminden kalan bazı yapıların cami ve medreseye çevrildiğini belirtir.
Selçuklu İdaresi
Danişmendli birliği, Melik Gazi'den sonra hanedan içinde çıkan çekişmelerle zayıfladı. II. Kılıçarslan (1155-1192) bu dağınıklıktan yararlanarak beyliği tedricen ortadan kaldırdı. Süreç 1170'lerin ortasından 1178'e uzanır; Danişmendli hanedanının son hükümdarı Nasreddin Muhammed'in saltanatı 1175-1178 arasında gösterilir. Merzifon bu süreçte Anadolu Selçuklu Devleti'nin hâkimiyetine girdi. Amasya "Dârü'l-izz" unvanıyla anıldı ve II. Kılıçarslan'ın saltanatının sonlarında oğulları arasında yapılan taksimde Nizâmeddin Argun Şah'ın payına düştü. Merzifon'un bu taksimdeki yeri kaynaklarda ayrıca belirtilmez.
Selçuklu çağının Merzifon'daki en eski anıtı, Muînüddin Pervâne Süleyman'ın adıyla anılan camidir (Ulucami). Pervâne, Selçuklu devletinin Moğol denetimi altındaki en güçlü devlet adamıydı; Tokat'ta bir hankah, bir hamam ve bugün Gökmedrese diye bilinen şifahaneyi, Kayseri'de bir medreseyi yaptırmış, Sinop'taki Alâeddin Camii'ni ihya ettirmişti. Merzifon'daki cami bu yapı faaliyetinin kuzeydeki halkasıdır. Kitabesi 663 (1265) tarihli olan bu kitabe, Halil Edhem tarafından 1920'de "Merzifon'dan Pervane Muinüddin Süleyman Namına Bir Kitabe" başlıklı bir makaleyle yayımlanmıştır. Cami sonradan yandı; yangının tarihi kimi kaynaklarda 1904, kimilerinde 1902 olarak geçer. Bugün yapıdan yalnızca kitabesi, iki kanat kapısı ve minberi kalmıştır; Yokuşbaşı semtinde, Eskicami sokağının başında bulunduğu tahmin edilir. Uzun süre boş bir arsa olarak kalan yerin yeniden ibadet alanı olması kararlaştırılmış ve 2015'te özgün plana uygun bir yeniden yapım projesi için çalışma başlatılmıştır.
Komşu Amasya'da aynı çağdan Burmalı Minare Camii (1237-1247) ile Gökmedrese Camii (1266-1267) ayaktadır; Merzifon bu cami ve medrese kuşağının bir halkasıydı. Amasya'daki Halifet Gazi Medresesi ve Türbesi (1209-1210) Selçuklu döneminin vakıf geleneğinin başka bir örneğidir ve Amasya'nın bu çağda ilim ve sanat erbabı yetiştiren bir kültür merkezi olduğu aktarılır. Hüsâmeddîn, mahalle adlarına ve teşkilatına bakarak Merzifon'un asıl büyümesini 670 (1271-1272) sonrasına yerleştirir. Ona göre kentin en eski mahallesi Erzincânî Mahallesi'dir; ünlü âlim Şerefeddîn Mehmed Erzincânî 768 (1366-1367) yılına kadar burada oturup ders verdiği için geldiği büyük şehrin adı mahalleye kalmıştır. Bu mahalle adının 1520 tahririnde gayrimüslim mahalleleri arasında görülmesi, adın sonraki yüzyıllarda başka bir nüfusa geçmiş olabileceğini düşündürür; bu bir çıkarımdır.
Bu yüzyıllarda bölgenin siyasi hayatını iki olay sarstı. Birincisi Babaî isyanlarıdır. Baba İlyas'ın halifesi Baba İshak'ın başlattığı hareket Amasya çevresini de etkiledi, Baba İlyas yakalanarak Amasya Kalesi'nin burçlarında idam edildi. İkincisi 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonraki Moğol istilasıdır. Moğollar Amasya'yı zapt edip şehri atadıkları valilerle yönetmeye başlayınca Selçuklu hâkimiyeti fiilen zayıfladı ve Anadolu'da yeni bir dönem açıldı.
Moğol Valileri ve Merzifon Ovasındaki Çiftlikler
Moğol çağının Merzifon'daki izleri en açık biçimde kazanın nahiye adlarında görülür. Hüsâmeddîn'e göre Amasya'ya gelen Rum eyaleti nâzırı Alıcak Noyin, Merzifon'a geçerek bugün Alıcak nahiyesi diye bilinen çiftliğine yerleşmiş ve bütün Rum eyaletini buradan denetlemiştir. Kazanın güneybatısını kaplayan bu nahiye, Hüsâmeddîn'in hesabıyla 670 (1271-1272) yılından beri onun adıyla anılır; nahiyede bu kumandanın adından başka bir eseri yoktur, ama soyundan gelenlerin bir kısmı Müslüman olup burada yaşamaya devam etmiştir. Merzifon ovası, bu anlatıya göre, Moğol idaresinin Anadolu'daki yönetim merkezlerinden birine dönüşmüştü.
Alıcak Noyin'in kethüdası Zogay da kazanın kuzeydoğusunda "Zogay Alanı" adıyla bir çiftlik edinmişti; bugünkü Zoğu nahiyesi onun adının bozulmuş biçimidir. Hüsâmeddîn, Arap kaynaklarına dayanarak Zogay'ın zulmünü uzun uzun anlatır: kişi başına koyduğu şehir resmini yeni doğan çocuklara kadar yaymış, vergisini ödeyemeyen yoksulların çocuklarını üç akçe karşılığında alıp köle ve cariye olarak Mısır tüccarlarına satmıştır. Halkın şikâyetleri bu yüzden İlhanlı hükümdarı Abaka Han'a "yağmur gibi" yağıyordu. Zogay'ın adı halk arasında zulümle eşanlamlı bir mesel hâline gelmişti. Bu aktarım tek bir yazarın derlemesine dayanır ve ayrıntıları başka bir kaynakla doğrulanamamıştır, ama Moğol vergi baskısının yöredeki hatırasını yansıtması bakımından dikkate değerdir.
Kazanın güneyini kaplayan Gelgiras nahiyesinin adı da aynı çevreye bağlanır. Eski kayıtlarda Gelingiras biçiminde geçen ad, Alıcak Noyin'in kızı ve İzzeddîn Mehmed Pervâne Bey'in eşi Kiras Hatun'dan gelir; gelin olduğu sırada bu çiftliğe sahip olduğu için yere "Gelin Kiras" denmiş, ad zamanla Gelgiras'a kısalmıştır. Hatunun nahiye merkezi olan Gelingiras köyünde bir hamamı vardı. Gelgiras uzun süre ayrı bir kaza merkeziydi; Fatih devrinde öne çıkan Hayreddîn Hızır Paşa burada bir cami, oğlu Hasan Paşa bir medrese ve mektep yaptırmıştır. Hüsâmeddîn'in yazdığı yıllarda kasaba gerilemiş, yalnızca yapı kalıntıları görülür hâle gelmişti.
İlhanlı ve Eretna Dönemi
On üçüncü yüzyıl sonlarından itibaren Merzifon önce İlhanlıların, sonra onların mirasçıları olan Eretnaoğullarının idaresi altında kaldı. İlhanlı döneminde Merzifon ve çevresine Moğol kökenli valiler atanmıştı. Anlatıya göre İlhanlı hükümdarı Ebû Saîd Bahadır Han bölgenin idaresini Moğol beyi Çobanoğlu Demirtaş'a verdi. Komşu Amasya için bilinenler daha ayrıntılıdır: şehir bir ara son Selçuklu sultanı II. Gıyâseddin Mesud'un oğlu Tâceddin Altınbaş'ın hâkimiyetine girdi, sonra Sivas'ta hüküm süren Eretna ve halefleri tarafından yönetildi. Merzifon'un bu yıllardaki kaderi büyük ölçüde Amasya'nın kaderine bağlıydı ve kent, bölgenin idareci elleri değiştikçe aynı çevrenin bir parçası olarak yönetildi.
İlhanlı devletinin çöküşünden sonra Sivas ve Kayseri merkezli Eretna Beyliği ortaya çıktı (1335-1381). Beyliğin kurucusu Uygur kökenli Alâeddin Eretna, İlhanlıların Rum valisi Timurtaş'ın komutanlarından biriydi. Beylik, Eretna'nın ölümünden sonra oğulları arasındaki taht kavgaları, valilerin bağımsız davranması ve Karamanoğulları gibi komşuların toprak koparmasıyla zayıfladı. On üç yaşında tahta geçen Alâeddin Ali Bey 1380'de Amasya üzerine yapılan bir sefer sırasında vebadan öldü. Yedi yaşındaki oğlu hükümdar ilan edildi, ancak kısa süre sonra Kadı Burhâneddin Ahmed önce naipliği ele geçirdi, sonra çocuk hükümdarı tasfiye ederek 1381'de kendi adıyla anılan devleti kurdu.
Amasya bu çalkantılarda Eretna'ya bağlı bir emirlik olarak ayrı bir siyasi birim durumuna geldi. Emir Hacı Şadgeldi'nin 1359'dan 1381'e kadar, kısa bir kesintiyle burayı yönettiği anlatılır; Şadgeldi'nin Eretnaoğlu Ali Bey'i yenip şehri ele geçirdiği kaydedilir. Kadı Burhâneddin, tahtını tehdit eden en güçlü rakibi olarak gördüğü Şadgeldi'nin üzerine yürüdü ve onu 1381 sonbaharında yenip öldürttü. Şadgeldi ve müttefiki Melik Ahmed ile Kadı Burhâneddin arasındaki mücadeleler Merzifon'u da etkiledi ve kent bu yıllarda birkaç kez el değiştirdi. Şadgeldi'nin ölümü üzerine oğlu Ahmed, babasının intikamını almak için önce Candaroğlu Kötürüm Bayezid'den, sonra Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid'den destek arayarak Amasya'yı Kadı Burhâneddin'e karşı savundu. Kadı Burhâneddin 1384'te Amasya emîrini üst üste bozguna uğrattıysa da şehri alamadı. Bu destek arayışı, Osmanlı müdahalesinin siyasi zeminini hazırladı.
Taşanoğulları ve Merzifon Emirliği
Merzifon'un on dördüncü yüzyıl sonundaki yönetimi hakkında kaynaklar aynı şeyi söylemez. Kimi anlatılarda 1353-1396 arasında yöre, Türkmen beylerinden Taşanoğullarının elindedir ve Osmanlı hâkimiyeti Taşanoğullarından Hasan ve Ali Bey zamanında kurulur. Kadı Burhâneddin'in çevresindeki olayları anlatan Esterâbâdî ise onun kenti yağmaladığını ve Candaroğlu emirlerinden Celâleddin (Kötürüm) Bayezid'in de mücadeleye katıldığını aktarır.
Hüsâmeddîn, Taşanoğullarının kökenine dair başka bir yerde bulunmayan bir anlatı verir. Ona göre Merzifon'un kuzeyini kaplayan dağın tamamı, Kedeğra'da oturan Selçuklu Husrev Şah'ın soyundan Taşan Bey'in özel çiftliğiydi. Taşan Bey, Rum valisi Timurtaş'ın 727 (1327) yılında ortadan kaybolmasının ardından süren karışıklıktan yararlanarak güç kazanmış, sonra Eretna Bey'e bağlanıp küçük bir emirlik kurmuştur. Eretna'nın ölümünden sonra kimseyi tanımamış ve dağı merkez edinmiştir; dağın Taşan Dağı adını alması bundandır, halk ağzında ise ad Tavşan Dağı'na dönmüştür. Hüsâmeddîn'in bir başka bölümünde Emîrdâd oğlu Celâleddîn Taşan Bey'in Köprü, Havza ve Merzifon kazalarına hükmettiği, Köprü ile Merzifon arasındaki yüksek dağlarda ve yaylalarda oturduğu yazılıdır. Sülalenin Selçuklu soyuna bağlanması bu kaynağa özgüdür ve başka belgelerle doğrulanamamıştır.
Taşan Dağı, Hüsâmeddîn'in tarifiyle, Tersakan Çayı'ndan başlayıp Osmancık'ta Kızılırmak'a kadar kırk beş kilometre kadar uzanan, bir ucu yirmi beş, öbür ucu sekiz kilometre genişliğinde, tabut biçimine benzeyen bir kütledir. Güney eteklerinde Merzifon ve Gümüşhacıköy, kuzey eteklerinde Havza ve Köprü yer alır; doğu yamaçları orman ve yaylalarla kaplıdır. Bu konum, dağa hâkim olan bir sülalenin dört kasabanın arasındaki yolları da denetleyebildiğini gösterir ve Taşanoğullarının neden hem Köprü'yle hem Merzifon'la birlikte anıldığını açıklar.
Sülalenin iç tarihi de parça parça izlenebilir. Hüsâmeddîn'e göre Köprü ve Merzifon emaretinde Taşanoğlu Haydar Bey'in yerine kardeşi Umur Bey geçmiş, Umur Bey ile Zeytun emîri Araboğlu Zeynel Bey arasında açık bir çatışma çıkmıştır. Taşan Bey'in Bâlî, Ahmed, Ali, Hasan ve Şâhin Bey gibi çocukları ve torunları dağda yaşamaya devam etmiş, topraklarının bir kısmını vakfederek adlarını kalıcı kılmıştır. Hüsâmeddîn ailenin çoğunlukla Merzifon kasabasında oturduğunu, akranlarından önce Osmanlı himayesini kabul ettiğini ve savaşlarda sadakatini ispat ettiğini yazar; Bezm ü Rezm gibi bazı eserlerde Merzifon'un bir süre Taşanzâdelere nispetle "Vilâyet-i Hâs" unvanıyla anıldığını da kaydeder. Halil İnalcık da Bayezid'in bölgeye gelişinden sonra Merzifon bölgesindeki Taşanoğullarının, Çarşamba vadisindeki Tâceddinoğulları ve Bafra hâkimiyle birlikte Osmanlı hâkimiyetini tanıdığını belirtir. Taşanoğullarının Merzifon'daki konumunun ayrıntıları yine de daha fazla belgeyle aydınlatılmayı bekleyen bir konudur.
Siyasi belirsizlik, yapı faaliyetini durdurmadı. Komşu Amasya'da bu yıllara ait Dârüşşifâ (1308), Gümüşlü Camii (1326), Saraçhane Camii (1372), Hızır Paşa Camii ve Şadgeldi Paşa Türbesi gibi eserler yükselmeye devam etti. Bu tablo, beyler çağında yerel hanedanların vakıf ve imar geleneğini kesintisiz sürdürdüğünü, Osmanlı'nın bölgeyi böyle işleyen bir kurumsal zeminin üzerine devraldığını gösterir. Osmanlı çağında Amasya'da Beyazıt Paşa Camii (1414-1419) ve Yörgüç Paşa Camii (1430) gibi yeni yapılar da eklendi; on altıncı yüzyıl başında şehirde dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam sayılıyordu. Merzifon bu ağın kuzeydeki ova kentiydi ve kendi vakıf yapılarını aynı gelenek içinde kurdu.
Yıldırım Bayezid ve Osmanlı Hâkimiyeti
Osmanlıların bölgeyle ilk ilişkisi Yıldırım Bayezid'in tahta çıkışından önceye uzanır. Halil İnalcık, Bayezid'in Amasya'nın ilk Osmanlı valisi olduğu yolundaki kanaatin, Kadı Burhâneddin'e karşı Osmanlı hâkimiyetini kabul eden Amasya Emîri Ahmed ile kurulan ilişkiler sırasında (1384-1388) bazı bölgelerin Osmanlı idaresine girmesinden doğduğunu belirtir. Bayezid tahta çıktıktan sonra 1391'de Candaroğlu Süleyman Bey üzerine yürüdü, ancak Süleyman'ın müttefiki Kadı Burhâneddin'in kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. Ertesi yıl Süleyman Bey'in topraklarını alınca Kadı Burhâneddin'in itirazlarına rağmen Osmancık'a yürüdü; Çorumlu mevkiindeki çarpışmayı Kadı Burhâneddin kazandı ve Osmanlı kuvvetleri geri çekildi. İnalcık'a göre Kadı Burhâneddin'in kuşatması altındaki Amasya emîri 1392'de şehri Osmanlılara teslim etti, Bayezid de ertesi yıl bölgeye gelerek Amasya'yı teslim aldı.
Merzifon bu mücadelenin tam ortasındaydı, çünkü Amasya'ya kuzeyden ve batıdan gelen her ordu Merzifon ovasında konaklıyordu. Kadı Burhâneddin 795 (1393) yılında yeniden Merzifon'a gelip karargâh kurdu ve Amasya'ya asker gönderdi. Olaya karışan Yıldırım Bayezid kalabalık bir orduyla Merzifon'a ulaştı ve şehri ele geçirdi. Bu giriş, Merzifon'un Osmanlı topraklarına katıldığı tarih olarak yaygın biçimde anılır. Ancak mesele tek hamlede çözülmedi. Bayezid'in bu sırada Kadı Burhâneddin'e karşı yenildiği, yeniden giriştiği mücadele sonunda ise Amasya'yı Osmanlı topraklarına kattığı ve şehrin idaresini oğlu Çelebi Mehmed'e bıraktığı aktarılır; Amasya için verilen tarih 1398'dir. Kimi anlatılarda mücadelenin yaklaşık üç yıl sürdüğü ve Merzifon bölgesinin 1396'ya doğru kesin olarak Osmanlı'ya geçtiği belirtilir.
Hüsâmeddîn, Kadı Burhâneddin'in sarayında yazılmış Bezm ü Rezm'e dayanarak aynı olayları daha erken bir tarihe yerleştirir. Onun anlatısında Kadı Burhâneddin ikinci kez Amasya yöresine gelip Merzifon sahrasına inmiş, Amasya beylerbeyi Ahmed Paşa ile Canik beyi Alp Arslan Bey Yıldırım Bayezid'den yardım istemiştir. Kadı Burhâneddin Merzifon'dan kalkıp Amasya boğazını geçmiş, şehre zorla girmiş, Ahmed Paşa ise kaleye kapanarak direnmiştir. Bayezid Kastamonu işini bitirince süratle gelip Merzifon sahrasına konmuş, Kadı Burhâneddin onun geldiğini duyar duymaz Amasya'dan çekilmiştir. Bezm ü Rezm'in yazarı Azîz bin Erdeşîr bu çekilmeyi hükümdarını kollayarak anlatır: sultan Amasya'da uzun süre kalmış, askerini erzak toplamak için her yana dağıtmıştı, Osmanoğlu'nun ağır bir orduyla Merzifon'a geldiğini öğrenince hazırlığını tamamlamak üzere Turhal'a yöneldi. Hüsâmeddîn'e göre Bayezid bundan sonra Merzifon'dan kalkıp 793 yılı başlarında (1390 sonu ile 1391 başı) Amasya'ya gelmiş, Tokat'ı almış ve sadakatini gösteren Ahmed Paşa'yı ödüllendirmiştir.
Kaynaklardaki bu tarih farkı dikkat çekicidir. Hüsâmeddîn, Osmanlı kronolojisinin sikke tarihlerine dayanmasını eleştirir ve Mısırlı tarihçilerin Konya ile Kayseri'nin Bayezid tarafından alınışını daha erken yıllara koyduğunu hatırlatır; böylece Merzifon sahrasındaki karşılaşmayı 1390-1391'e çeker. Esterâbâdî'ye dayanan anlatılar ise Bayezid'in Merzifon'u ele geçirişini 795 (1393) yılına koyar. Bayezid'in birkaç kez Merzifon ovasına gelmiş olması da mümkündür; iki tarihin farklı seferlere ait olabileceği bir çıkarımdır. Hüsâmeddîn'in aktardığına göre Kadı Burhâneddin'in saldırıları bundan sonra da sürdü; Bayezid, Niğbolu zaferinden sonra Anadolu beylerbeyi Timurtaş Paşa'yı Amasya'ya gönderdi ve Timurtaş Paşa 798 yılının Zilkade ayında (1396 yazı) Amasya'ya ulaşarak Kadı Burhâneddin üzerine yürüdü. Merzifon bölgesinin 1396'ya doğru kesin olarak Osmanlı'ya geçtiğini söyleyen anlatıların bu seferle ilgili olması düşünülebilir.
Çelebi Mehmed'in Gelişi ve Merzifon Emîri Hacı Mehmed Bey
Yeni düzen kısa sürede sınandı. 1402 Ankara Savaşı'nda Bayezid, Timur'a yenilip esir düşünce Osmanlı birliği dağıldı. Savaşa katılan Çelebi Mehmed kuvvetleriyle birlikte Amasya'ya çekildi ve burayı kardeşleri Îsâ ile Süleyman'a karşı bir hareket üssü olarak kullandı. Hüsâmeddîn, şehzadenin Amasya'ya geldiği sırada Merzifon ve Gümüş kazalarının emîrinin Hakalalı Âbâdoğlu Hacı Mehmed Bey olduğunu yazar. Hacı Bey Merzifon'da, kardeşi Abdullah Bey ise Hakala'da oturuyordu. Candaroğlu İsfendiyar Bey şehzadeyi Amasya'ya yaklaştırmamak için Osmancık emîrini ve Hakala'da oturan Kara Devletşah'ı kendi tarafına çekmişti; Kara Devletşah'ın on bin süvarisi şehzadenin beş yüz süvarisinin karşısında ezici bir güçtü.
Hüsâmeddîn'in anlattığına göre durumu Merzifon emîrinin ailesi çözdü. Hacı Bey ile yeğeni Hasan Bey, şehzadenin Osmancık'a geldiğini öğrenir öğrenmez onu kurulan tuzaktan haberdar ettiler. Kara Devletşah ve adamları kendileri için hazırlanan bir ziyafette sarhoş olduklarında Çelebi Mehmed'in kuvvetleri baskın yaparak Devletşah'ı öldürdü ve süvarilerini dağıttı. Amasyalılar şehzadeyi Hakala önlerinde karşıladı; Çelebi Mehmed 805 yılının Şevval ayında (1403 baharı) Amasya'ya girerek müstakil emîr oldu. Bu anlatı yalnızca Hüsâmeddîn'in derlemesinde ayrıntılı biçimde yer alır, ama Merzifon'un yerel beylerinin Fetret Devri'nin ilk adımında Osmanlı şehzadesinin yanında durduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Fetret mücadelesinin sonunda Osmanlı birliğini yeniden kuran Çelebi Mehmed 1413'te tahta çıktı. Bölgede huzurun sağlanmasıyla Merzifon da eski önemine kavuştu.
Amasya Sancağının Bir Kazası
Osmanlı idaresinde Merzifon, Sivas eyaletine bağlı Amasya sancağının bir kazası oldu. Kaza geniş bir alanı kapsamıyordu; on altıncı yüzyıl başlarında merkeze yalnızca sekiz köy bağlıydı. Hüsâmeddîn'e göre bugünkü Merzifon kazası eskiden Merzifon, Merzifonâbâd ve Gelgiras adlarıyla üç ayrı kazadan oluşuyordu; Merzifonâbâd'ın merkezi bugün Gümüşhacıköy'e bağlı bir köy olan Bulak kasabasıydı. Bu kazalar on dokuzuncu yüzyılın sonlarında kaldırılınca köylerinin bir kısmı Merzifon'a katıldı ve kaza Alıcak, Zoğu, Gelgiras ve Gümüştekin nahiyelerine ayrıldı. Nahiye adlarının Moğol valileri, Selçuklu ve Danişmendli beylerinden gelmesi, kazanın idari haritasının Türk-İslam çağının ilk iki yüzyılında biçimlendiğini gösterir.
Amasya ise Çelebi Mehmed'den itibaren II. Murad, Fâtih ve II. Bayezid'in sancakbeyi olarak bulunduğu önemli bir şehzade merkeziydi; II. Murad'ın oğlu Alâeddin, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed, Kanûnî'nin oğulları Şehzade Mustafa ile Şehzade Bayezid de burada görev yaptı. Merzifon doğrudan şehzade sancağı olmadı, ama bu çevrenin gölgesinde gelişti. Hüsâmeddîn, Çelebi Mehmed'in Amasya'yı yönettiği yıllarda Merzifon'a gelip burada bir saray yaptırdığını, kentin bu sayede Osmanlı tarihinde önemli bir yer kazandığını yazar.
İlk Osmanlı Vakıfları
Osmanlı çağının ilk yarım yüzyılında şehir kurumsal bir görünüm kazandı. Bu dönemin en önemli yapısı Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'dir. Giriş eyvanının kemeri üzerindeki sülüs hatlı Arapça kitabeye göre inşaat Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle 817 (1414) yılında başlamış ve 820'de (1417) Umur Bey b. Ali tarafından tamamlanmıştır. Hüsâmeddîn medreseyi bir hamamla birlikte 818 yılına koyar. Mimarı Ebû Bekir b. Muhammed Hamza el-Müşeymeş, Şamlı bir mimar ailesine mensuptu; adı Amasya'daki 817 (1414) tarihli Bayezid Paşa Camii'nin kitabelerinden birinde de geçer, oğlu Ahmed ise Ankara'daki Karaca Bey Camii'nin kitabesinde anılır. Aynı ustanın Amasya ile Merzifon'da eş zamanlı çalışması, iki kentin Çelebi Mehmed'in yönetiminde tek bir imar programının parçası olduğunu düşündürür.
Medrese, Türk-İslam mimarisinin en eski medrese şemalarından olan açık avlulu ve dört eyvanlı planı Osmanlı devrinde yaşatan az sayıdaki yapıdan biridir. Bir kenarı yaklaşık on beş metre olan kare avlunun çevresine giriş eyvanı, yazlık dershane niteliğinde bir eyvan, iki kışlık dershane ve aralarına beşerden yirmi hücre yerleştirilmiştir. Giriş eyvanının koyu kırmızı ve açık sarı taşlarla örülmüş sivri kemeri Memlük zevkini hatırlatır; avlu kapısının geometrik motifler ve sülüs hadis ibareleriyle süslü ahşap kanatları bugün Ankara Etnografya Müzesi'ndedir. Yöre halkı yapıyı "Merzifon Sultâniyesi" diye anmıştır. Ferîdüddîn-i Dîvânî, Seydî Şemseddin Ahmed-i Kırîmî, Amasyalı Rükneddin Abdülkerim ve Nizâmeddin Abdurrahman-ı Âftâbî gibi âlimler burada müderrislik yaptı. 1844'ten sonra müderrisliğin babadan oğula geçmeye başlamasıyla medresenin ilmî hayatı sona erdi, yapı bir süre silah deposu olarak kullanıldı. Eyvanın üzerindeki saat kulesi 1865'te Amasya mutasarrıfı Ziyâ Paşa tarafından eklenmiştir.
Medreseyi başka vakıf eserleri izledi. Çelebi Mehmed'in annesi Devlet Hatun'un 822 (1419) yılında bir cami ve zaviye ile birlikte yaptırdığı imaret, tahminen 828 (1425) tarihli Tâceddin İbrahim Paşa Camii ve Çelebi Sultan Mehmed Camii adıyla bilinen, ama aslında II. Murad'ın yaptırdığı Medreseönü Camii (830/1427) bu dönemin vakıf eserleridir. Hüsâmeddîn bunlara Hoca Hacı Hasan Çelebi'nin camisini, II. Murad'ın camisiyle birlikte yaptırdığı hamamı, Kadı Mahbûb Çelebi'nin cami ve mektebini, Fâtih'in 878 (1473-1474) yılında yaptırdığı hamamı, Merzifonlu Şeyh Ali Çelebi'nin Zeynîlere ait tekkesini ve 900 (1494-1495) yılında Bozacı Ali Çelebi'nin kendi mahallesinde kurduğu cami ve mektebi ekler. Devlet Hatun'un kethüdası Yûsuf Paşa'nın soyu, Hüsâmeddîn'e göre hatunun vakıflarına dört yüz yıl kadar mütevellilik etmiş ve devlete Şehsüvâr Paşa, Ahmed Paşa gibi adamlar yetiştirmiştir. Alaca Minare Mescidi (906/1501) ve Sofular Camii (on altıncı yüzyıl) bunları izledi. Bu yapılar on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda şehrin fiziki görünümünü belirledi.
On Altıncı Yüzyılda Kentin Durumu
Osmanlı tahrir kayıtları, üç yüzyıllık Türk-İslam birikiminin kentte nasıl bir nüfus ve mahalle düzeni bıraktığını gösterir. 926 (1520) yılında Merzifon kasabasında yirmi sekizi Müslümanların, altısı gayrimüslimlerin oturduğu toplam otuz dört mahalle vardı. Nüfus tahminen beş altı bin kadardı; 786 Müslüman ve 239 gayrimüslim olmak üzere toplam 1025 hâne sayılmıştı. Mahalle adlarından bir bölümü bugüne ulaşmıştır: Câmi-i Atîk (bugünkü Eskicami), Câmi-i Cedîd (Camicedit), Hacı Balı, Harmanlı Mescidi, Hoca Süleyman, Kadı Mahbub (Gazimahbup), Mahzen, Neccar ve Sofular. Öteki Müslüman mahalleleri arasında Bakkal Süleyman, Çilehâne-i Halîfe, Hacı Âdil Mescidi, Mescid-i Ahî Bahtiyar, Seydi Bölüğü, Sütçü, Şatırvan, Tarakçı ve Tuzpazarı gibi adlar sayılır; gayrimüslim mahallelerinin kalabalık olanları Bozahâne, Erzincani, Kaplan ve Kilise mahalleleriydi. Mahallelere adlarını veren kişilerin on dördüncü ile on altıncı yüzyıllar arasında yörenin ileri gelenleri olduğu düşünülebilir. Hüsâmeddîn de Kadı İmâdeddîn Mahbûb-ı Buhârî, Hoca Süleyman ve Sofular gibi mahalle adlarını hicrî dokuzuncu yüzyılın, Seydî Bölük ve Ali Bozacı'yı ise onuncu ve on birinci yüzyılların tanınmış kişilerine bağlar.
Kasabadaki ticari ve sınai vergilerden elde edilen yaklaşık 82.000 akçelik yıllık gelir padişah haslarına ayrılmıştı. On altıncı yüzyıl sonlarında 1783 yetişkin erkek nüfusu olan şehirde Müslüman hâne sayısı 781, Ermenilerden oluşan Hristiyan hâne sayısı 175 olarak kaydedildi. On yedinci yüzyıl ortalarında yapılan avârız sayımında yirmi sekiz mahalle bulunmuştu ve dört mahallede dışarıdan gelip yerleşmiş Hristiyanlar kayıtlıydı. Bu defterdeki rakamlar, Şubat 1648'de kente gelen Evliya Çelebi'nin verdiği kırk dört mahalle ve dört bin ev gibi sayıların abartılı olduğunu gösterir. Bu sayılar kentin Osmanlı idaresinde istikrarlı bir gelişme gösterdiğini, Türk-İslam çekirdeğinin çevresinde çok dinli bir toplumun yaşadığını ortaya koyar.
Tasavvuf ve Kültür Hayatı
Danişmendli çağından itibaren Merzifon medreseleri, camileri, mescitleri, tekke ve türbeleri ile çeşitli hayır kuruluşlarıyla tipik bir Türk-İslam şehri görünümü kazanmıştı. Antik iç kale şehrin ortasındaki tepelikte yer alıyordu; dış kale ise tepenin eteklerindeydi ve bugüne ulaşmamıştır. Kentin manevi tarihinde Pîrî Baba'nın önemli bir yeri vardır. Menkıbeye göre Hoca Ahmed Yesevî'nin izniyle Anadolu'ya gelen Pîrî Baba'nın gerçekte on beşinci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olması muhtemeldir. Hayatı hakkındaki bilgiler Hoca İbrâhim'in yazdığı Menâkıb-ı Pîrî Baba ile Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sine dayanır. Menâkıbnâme'ye göre Pîrî Baba Merzifon'un Narince köyündendir ve küçük yaşta kasabada bir ayakkabıcı ustasının yanına çırak verilmiştir. Hüsâmeddîn, Horasanlı Pîrî Baba'nın zaviyesini 868 (1463-1464) yılına koyar; Hoca İbrâhim ise 926 (1520) tarihli tahrir defterinde adı geçen Pîrî Baba Zaviyesi'ni kendisinin yaptırdığını söyler.
Pîrî Baba'nın menkıbelerinin merkezinde dönemin padişahıyla ilişkisi yer alır. Hamamın külhanında yaşayan dervişin, kadınlara ayrılan saatlerde de hamamdan çıkmaması Merzifon ulemasının tepkisini çekmiş ve padişaha şikâyet edilmiştir. Menâkıbnâme'de onu cezalandırmak üzere Merzifon'a gelen hükümdar Fâtih Sultan Mehmed'dir; Pîrî Baba kerametleriyle onun gönlünü kazanır ve İstanbul'un fethini müjdeler. Evliya Çelebi ise şikâyet edilen padişahın II. Murad olduğunu yazar ve müjdenin gerçekleşmesi üzerine tekkeye 366 köy ile Merzifon şehrinin vakfedildiğini anlatır. Kaynaklarda dervişin "ışık" diye anılması ve çıplak dolaşması onun Kalenderî çevreye mensup olduğunu gösterir; menkıbedeki hükümdarla gerilim, kalender meşrepli dervişlerle kasaba uleması arasındaki mesafenin bir yansıması olarak yorumlanmıştır. Adını taşıyan tekke ve çevresinde gelişen Pîrî Baba kültü etkisini günümüze kadar sürdürdü. Şeyh Abdürrahîm-i Rûmî (on beşinci yüzyıl), Kılıç Baba, İsmâil Dede, Topçu Baba ve Pehlivan Dede gibi mutasavvıfların türbeleri de yörede ayaktadır. Hüsâmeddîn, Sünbüliyye tarikatının kurucusu Sünbül Sinan Efendi'yi de Merzifon'un yetiştirdiği büyük velîler arasında sayar.
Evliya Çelebi Merzifon'u on yedinci yüzyılda surlu, ticareti canlı bir şehir olarak anlatır. Bedesten, Taşhan, külliyeler ve su yolları gibi yapıların büyük bölümü sonraki yüzyıllarda, özellikle Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın 1666-1679 arasında yaptırdığı külliye ile şehre eklendi ve kentin Osmanlı çağındaki kalıcılığını pekiştirdi. Hüsâmeddîn'e göre paşa, kendi doğum yeri olan Marınca köyünde annesi Âbide Hatun'un yaptırdığı mescidi camiye çevirmiş, ardından kasabanın ortasına büyük camisini yaptırmış ve Taşan Dağı'ndan getirdiği suyla otuz kadar çeşme kurmuştur. Danişmendli fethinden altı yüz yıl sonra Merzifon, kendi yetiştirdiği bir sadrazamın eliyle yeniden imar edilmişti.
Kronoloji
- 1071: Malazgirt Savaşı; ardından Merzifon, Danişmend emirlerinden İltegin Gazi tarafından fethedildi.
- 1075-1076: Hüsâmeddîn'e göre Melik Ahmed Dânişmend Gazi'nin Nikonya, Osmancık ve Gümüş seferi; Merzifon halkı aman dileyerek teslim oldu.
- 1175-1178: II. Kılıçarslan'ın Danişmendli beyliğine son vermesi; Merzifon Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girdi.
- 1243: Kösedağ Savaşı; Moğol-İlhanlı idaresi dönemi başladı.
- 1265: Muînüddin Pervâne Süleyman Camii'nin kitabe tarihi.
- 1271-1272: Hüsâmeddîn'e göre Alıcak nahiyesinin Moğol nâzırı Alıcak Noyin'in adıyla anılmaya başlaması.
- 1327: Rum valisi Timurtaş'ın ortadan kaybolması; Hüsâmeddîn'e göre Taşan Bey'in yükselişi.
- 1335-1381: Eretna Beyliği dönemi.
- 1380-1381: Alâeddin Ali Bey'in ölümü; Kadı Burhâneddin Devleti'nin kuruluşu; Amasya emîri Hacı Şadgeldi'nin öldürülmesi.
- 1390-1391: Hüsâmeddîn'e göre Yıldırım Bayezid Merzifon sahrasına geldi, Kadı Burhâneddin Amasya'dan çekildi.
- 1392: İnalcık'a göre Amasya emîri şehri Osmanlılara teslim etti.
- 1393: Yıldırım Bayezid, Kadı Burhâneddin ile mücadele sırasında Merzifon'u ele geçirdi.
- 1396: Timurtaş Paşa'nın Kadı Burhâneddin'e karşı Amasya'ya gelişi.
- 1398: Amasya'nın Osmanlı topraklarına katılışı; yönetim Çelebi Mehmed'e bırakıldı.
- 1402: Ankara Savaşı; Çelebi Mehmed Amasya'ya çekildi.
- 1403: Kara Devletşah'ın Merzifon emîri Hacı Mehmed Bey'in yardımıyla bertaraf edilmesi; Çelebi Mehmed Amasya'ya girdi.
- 1414-1417: Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'nin inşası.
- 1419: Devlet Hatun İmareti.
- 1520: Merzifon'da 34 mahalle ve 1025 hâne sayıldı; Pîrî Baba Zaviyesi tahrir defterinde kayıtlı.
- 1648: Evliya Çelebi'nin Merzifon'a gelişi.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 397-410 (e-kitap s. 205-209; Merzifon kazası, ad tartışması, nahiyeler, vakıflar, Taşan Dağı): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page206.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 2, s. 288, 321, 396-407 (e-kitap s. 319, 330, 357-360; Danişmendli fethi, Sehmüddevle, Alıcak Noyin ve Zogay): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page319.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 3, s. 9, 147-154, 159, 171-173 (e-kitap s. 397, 449-451, 453, 457-458; Taşan Bey, Kadı Burhâneddin ve Yıldırım Bayezid, Hacı Mehmed Bey): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page450.html
- Tunay Karakök, "Sinop Hâkimi Bir Beylik: Pervaneoğulları Beyliği", 2014 (Halil Edhem'in 1920 tarihli Merzifon kitabesi makalesine atıf): https://makale.isam.org.tr/bitstreams/413b6db0-4521-4d41-a131-bdcdb1822310/download
Akademik çalışmalar
- Merzifon maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifon
- Amasya maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- Halil İnalcık, "Bayezid I", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-i
- Abdülkerim Özaydın, "Kadı Burhâneddin", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- M. Baha Tanman, "Mehmed I Medresesi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-i-medresesi
- Haşim Şahin, "Pîrî Baba", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/piri-baba
- "Muînüddin Süleyman Pervâne", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/muinuddin-suleyman-pervane
Diğer kaynaklar
- "Merzifon Ulu Camii restorasyon", Emlakkulisi.com, 2 Nisan 2015: https://emlakkulisi.com/guncel/merzifon-ulu-camii-restorasyon/1073665
- Merzifon: https://tr.wikipedia.org/wiki/Merzifon
- Danişmendliler: https://tr.wikipedia.org/wiki/Danişmendliler
- Eretna Beyliği: https://tr.wikipedia.org/wiki/Eretna_Beyliği
- Merzifon: https://en.wikipedia.org/wiki/Merzifon
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifon
- https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-i
- https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-i-medresesi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/piri-baba
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page206.html









