Merzifon'un tarihî çarşısında esnaf kültürünü anlamak için önce bu çarşının nasıl kurulduğuna, sonra içinde çalışanların hangi kurallara bağlı olduğuna bakmak gerekir. Şehrin ticaret hayatı, on yedinci yüzyılda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yaptırdığı külliyenin çevresinde şekillenmiştir. Dükkânların meslek meslek sıralandığı sokaklar, ustadan çırağa geçen zanaat terbiyesi ve komşular arasındaki karşılıklı yardımlaşma, Osmanlı esnaf ve lonca düzeninin bir Anadolu kasabasındaki izleri olarak okunabilir. Bu düzenin Merzifon'a özgü ayrıntılarının büyük bölümü belgelerle değil, çarşının bugüne taşıdığı alışkanlıklarla bilinir; belge bulunmayan yerlerde bu durum açıkça belirtilmiştir. Yine de Hüseyin Hüsâmeddin'in Amasya Tarihi'nde kasabanın vakıflarına, mahallelerine ve yetiştirdiği kişilere dair verdiği bilgiler, çarşının arkasındaki insanları ve kurumları beklenenden daha açık biçimde gösterir.
Lonca Kavramı ve Osmanlı Esnaf Teşkilatı
Lonca sözcüğü İtalyanca loggia'dan gelir ve başlangıçta bir odayı, özel olarak ayrılmış bir mekânı anlatırdı. Venedik, Ceneviz ve Ragusa tüccarlarının Galata'da kullandığı depo odalarına verilen bu ad, zamanla bir İstanbul mahallesinin adına dönüştü. On beşinci yüzyılın sonlarında özel bir ticaret yerini anlatan sözcük, on yedinci yüzyıldan itibaren teşkilatlanmış esnafın adı olarak kullanılmaya başladı. İstanbul esnafı için terimi içeren en eski arşiv belgesi 1697 tarihlidir, Bursa için ise 1632-33 yılı tespit edilmiştir. Sözcüğün belgelerde yaygınlaşması on sekizinci yüzyılı bulur. Merzifon esnafı için "lonca" sözcüğünün ne zaman kullanıldığı bilinmez; ancak aynı işi yapanların bir arada örgütlenmesi bu adlandırmadan çok daha eskidir ve Selçuklu dönemi esnaf birliklerinin devamı sayılır.
Osmanlı'da serbest esnaf birlikleri rekabetten çok karşılıklı denetim ve yardımlaşma esasına göre kurulmuştu. Aynı mesleği yapanlar bir arada çalışır, birbirinin işini gözetirdi. Birliğin başında esnaf şeyhi bulunurdu. Şeyh genellikle tören işlerini yürüten, okuryazar ve yaşlı bir esnaftı ve seçimi kadı aracılığıyla hükümete bildirilip onaylanırdı. On sekizinci yüzyıldan itibaren şeyhin yerini kethüda almaya başladı. Kethüda birliğin mali ve idari işlerini yönetir, esnaf arasındaki anlaşmazlıkları çözer, gerektiğinde konuyu kadıya ya da Divan-ı Hümayun'a taşırdı. Seçimini esnaf yapar, kadı sicile geçirirdi; sonraki dönemlerde bu görev için hükümetten berat alınması âdet oldu.
Yönetimin üçüncü üyesi yiğitbaşıydı. Çırakların iyi yetiştirilmesi, disiplin meseleleri, cezalandırma, yeni ustalara şed kuşatılması ve birliğin orta sandığının idaresi onun görevleri arasındaydı. Yardımcısı olan işçibaşı kalite kontrolüyle ilgilenir, bozuk malın piyasaya çıkmasını önlerdi. Heyetin son iki üyesine ehl-i hibre ya da ehl-i vukuf denirdi. Bunlar mesleği çok iyi bilen, esnafça sevilen kişilerdi; esnafla tüccar arasındaki anlaşmazlıklarda hakemlik yapar, malın ve hizmetin kalitesine göre fiyatını belirlerlerdi. Birliğin kuralları kısmen yazılı nizamnamelerde, kısmen gelenekte yer alırdı ve esnafa üretim kuralları konusunda belli bir özerklik tanınırdı. Devlet ise asıl denetimini narh yoluyla, yani resmî fiyat tespitiyle sürdürürdü.
Kasabanın Büyümesi ve Esnafın İlk İzleri
Merzifon, Danişmendliler'den başlayarak tipik bir Türk-İslam şehri görünümü kazanmıştı. Hüsameddin, Selçuklu öncesine ait durumun bilinmediğini, ancak mahallelerin adlarına ve teşkilatına bakıldığında kasabanın hicrî 670 (1271-72) yıllarından sonra büyüdüğünün anlaşıldığını yazar. Ona göre Merzifon, Amasya'ya bağlı kasabaların en büyüğüdür. Saydığı eski mahalle adları arasında Alaca Minare, Erzincânî, Hacı Ahmed, Hüsâm-ı Cedîd, Harmanlı, Sofular ve Kadı Mahbûb gibi kişilere ya da yapılara bağlı adların yanında Südçü, Tuz ve Ali Bozacı gibi gündelik ticaretin izini taşıyan adlar da vardır. Ali Bozacı Mahallesi'nin adını verdiği Bozacı Ali Çelebi, Hüsameddin'e göre hicrî 900 (1494-95) yılında kendi mahallesinde bir cami ve bir mekteb yaptırmıştır. Lakabını bir meslekten almış bir kişinin mahallesine ad vermesi ve orada hayrat bırakması, kasabada sanat ve ticaret erbabının on beşinci yüzyıl sonunda saygın bir yer edindiğini düşündürür.
Kasabanın ticari önemini artıran ilk büyük yatırımlar on beşinci yüzyılda yapıldı. Hüsameddin'e göre Çelebi Sultan Mehmed, Amasya'da hüküm sürdüğü yıllarda Merzifon'a gelmiş, burada bir saray yaptırmış ve 818 (1415) yılında büyük bir medrese ile bir hamam inşa ettirip vakfını düzenlemiştir. Annesi Devlet Hatun 822 (1419) yılında bir cami, zaviye ve imaret; II. Murad 830 (1426-27) yılında bir cami ile bir hamam; Fatih Sultan Mehmed de 878 (1473-74) yılında bir hamam yaptırmıştır. Hamamlar, zaviyeler ve imaretler vakıf gelirine dayanan kurumlardı ve gelirlerinin önemli bir kısmı çevrelerindeki dükkânlardan, hanlardan sağlanırdı. On beşinci yüzyıla ait medreseleri, imaretleri ve camileriyle bilinen kasaba, Bedesten ve Taşhan ile ticaret bakımından da önemli bir konuma sahipti. On altıncı yüzyıl sonlarında nüfusu yaklaşık beş altı bin kişi olarak hesaplanan şehirde, ticari ve sınai vergilerden elde edilen yıllık gelirin tahminen 82.000 akçesi padişah haslarına ayrılmıştı. Bu rakam, kasabanın küçük ama işleyen bir pazar yeri olduğunu gösterir.
Merzifon'da Ahilik geleneğinin adı da bu dönemde bir aile adında karşımıza çıkar. Fatih devrinin reisülküttabı Ahmed Çelebi, Hüsameddin'in aktardığına göre kendi imzasından anlaşıldığı üzere Ahi Toy bin Ahmed el-Merzifonî'nin oğludur. II. Murad döneminde Divan-ı Hümayun kâtibi olan Ahmed Çelebi, 851 (1447-48) yılında yazdığı bir kitabın sonuna "Ahmed bin Âhi Toy el-kâtibü's-Sultânî" diye imza atmış, 858 (1454) yılında Mahmud Paşa'nın sadaretinde reisülküttab olmuştur. Babasının adındaki "Ahi" unvanı, Anadolu esnaf birliklerinde mesleğin en dürüst ve saygın ustasına verilen, ona bir şeyh gibi nüfuz kazandıran sıfatla aynıdır. Ahi Toy'un Merzifon'da bir esnaf önderi olabileceği ileri sürülmüştür; ancak hangi zanaatla uğraştığına ya da bir birliğin başında bulunduğuna dair belge yoktur. Ailenin sonraki kuşakları ulema ve kadılar yetiştirerek Bedreddinzâdeler adıyla anılmıştır.
Kara Mustafa Paşa Külliyesi ve Çarşının Doğuşu
Çarşı düzenini asıl belirleyen yapı topluluğu, 1666-67 yıllarında kurulduğu bildirilen Kara Mustafa Paşa külliyesidir. Cami, kütüphane, han, hamam ve bedestenden oluşan bu külliyenin inşası kimi kayıtlara göre 1679'a kadar sürmüştür. Hüsameddin'in verdiği tarihler de bu son yıla işaret eder: Paşa, hicrî 1087 (1676-77) yılında doğduğu Marınca köyünde annesi Âbide Hatun'un yaptırdığı mescidi genişleterek bir cami ve mekteb, 1090 (1679) yılında ise Merzifon'un ortasında sağlam, kâgir bir cami ile önünde bir muvakkithane, kütüphane, dershane ve şadırvan yaptırmıştır. Aynı kaynağa göre Taşan Dağı'ndan iki kilometrelik bir mesafeden lağımlar döşetip kasabaya su getirmiş, otuz kadar kâgir çeşme yaptırarak kasabayı âdeta yeniden canlandırmıştır. Külliyenin yanı sıra vakıfları içinde yer alan bu su yollarının Merzifon'un sosyal ve ekonomik hayatında önemli değişiklikler yarattığı kabul edilir.
Külliyeyi yaptıran Kara Mustafa Paşa, 1634-35 yılında Merzifon'un Marınca köyünde, bugünkü Karamustafapaşa'da doğmuştu. Babası timarlı bir sipahiydi; erken yaşta yetim kalınca Amasya sancak beyi Köprülü Mehmed Bey'in himayesinde yetişti ve sonradan sadrazamlığa kadar yükseldi. Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir ve Halep'te de vakıflar kurmuş olan paşanın doğduğu şehirdeki külliyesi, Merzifon'un çarşı düzenini belirledi. Vakıfların bu rolü sonraki yüzyıllarda da sürmüştür. Bedesten ve arastadaki esnaf bu bakımdan bir pazarın olduğu kadar bir vakıf düzeninin de parçasıydı.
Külliyenin inşasını yerinde yürüten kişinin adı da Hüsameddin sayesinde bilinir. Gümüş kazasının Dövenci köyünden Kürd Sefer Ağa'nın oğlu Ahmed Ağa, sipahi olarak Kara Mustafa Paşa'nın maiyetine girmiş, onun güvenini kazanarak 1072 (1661-62) yılında Merzifon'da işlerinin vekili, ardından Merzifon voyvodası olmuştu. Hüsameddin'e göre Ahmed Ağa, paşanın Merzifon'daki hayratını yaptırmak, vakfedilecek mülkleri ve kiraya verilecek binaları düzenleyip satın almakla görevlendirilmiş, camiyi ve bedesteni "mükemmel bir surette" yaptırmıştır. Ahmed Ağa 1086 (1675-76) yılında İstanbul'a gidip sadrazam kethüdası olmuş, ancak üç ay sonra azledilerek Merzifon'a gönderilmiş, daha sonra Tokat voyvodalığı ve Amasya beytülmal eminliği yapmıştır. Bu kayıt, bedestenin yapımını üstlenen kişiyi göstermesi bakımından önemlidir; çünkü kimi kaynaklar bedestenin kim tarafından ve hangi yılda yaptırıldığını kesin olarak vermez, yalnızca mimari tekniğe bakarak onu on yedinci yüzyıla tarihler. Hüsameddin'in aktarımı ise yapıyı açıkça paşanın hayratı arasında sayar ve inşasını voyvodanın gözetimine bağlar. Bedestenin kitabesi bulunmadığından kesin yapım yılı yine de belgelenememektedir.
Bedesten
Bedesten, caminin sol tarafında, Taşhan ile hamam arasındaki çukur arazide yükselir. Plan kare, ölçüler yaklaşık 30 × 30 metredir. Dört kapılı yapının içini dört kalın pâye dokuz bölüme ayırır ve her bölüm sekizgen kasnaklı bir kubbeyle örtülüdür. Dış cephede ise tonozlu dükkânlar sıralanır; dört cephenin ortasında birer giriş, aralarında toplam otuz iki dükkân yer alır. Külliye vakfının parçası olması onun Kara Mustafa Paşa Vakfı'na ait olduğunu gösterir. Dış cepheye dizilen dükkânlar kiraya verilir, kira geliri vakfın hizmetlerine harcanırdı; içerideki güvenli hacim ise değerli malın saklandığı ve satıldığı yerdi.
Bedesten sözcüğü bezzâzistan ya da bezistan sözcüğünden gelir ve bez satılan yeri anlatır. Bu yapılar başlangıçta mücevherin, değerli taşların, silahların, süslü koşum takımlarının ve kıymetli kumaşların satıldığı, kâgir yapılı, güvenli mekânlardı. Çevresindeki hafif, ahşap dükkânlara karşı taştan yükselen bu kütle Türk şehirciliğinde ticaret bölgesinin çekirdeğini oluşturur, alışveriş onun etrafında dönerdi. Zamanla asıl işlevini yitiren Merzifon bedesteninin geniş iç hacmi bir süre Merzifon Dokumacılar Kooperatifi tarafından dokuma atölyesi olarak kullanıldı. Kasabanın en köklü zanaatlarından birinin bir dönem bu yapıya sığınmış olması, bedestenin adındaki "bez" ile Merzifon'un dokumacılık geçmişi arasında kendiliğinden bir bağ kurar. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 2006'da başlattığı çalışmalarla yapı aslına yakın biçimde onarıldı.
Taşhan ve Arasta
Bedestenin hemen yanındaki Taşhan, uzak yollardan gelen tüccarın konakladığı, malını indirip hayvanlarını barındırdığı yapıydı. Kitabesi kaybolduğu için yapım yılı bilinmez, mimari özelliklerine bakılarak on yedinci yüzyıla tarihlenir. Kesme taş ve tuğladan, dikdörtgen planlı ve iki katlı olan hana güney cephedeki yuvarlak kemerli kapıdan girilir. Ortada üstü açık bir avlu vardır. Zemin kattaki dükkânlar sivri kemerlerle birbirinden ayrılarak avluya bakan küçük revaklar oluşturur; kuzeydeki taş sütunlu revakın gerisinde, konsollar üzerine oturan sekilerin altında hayvanlar için ahırlar yer alır. Üst katta da revaklar ve tek pencereli kubbeli odalar sıralanır, kuzey duvarının önündeki iki çeşme avluya ayrı bir canlılık katar. Han, bedesten ve cami yan yana düşünüldüğünde, kervanla gelen malın handa indirildiği, değerli olanının bedestende satıldığı, gündelik ihtiyacın ise çevredeki arastada karşılandığı bir alışveriş düzeni ortaya çıkar.
Arasta, bir vakıf yapısına gelir sağlamak ve cemaati oraya çekmek amacıyla cami ya da külliyenin yakınında kurulan çarşıya verilen addı. Merzifon'da bedesten, arasta, han ve külliye aynı vakıf düzeninin parçaları olarak iç içe geçmiştir. Caminin cemaati namazdan çıkarken alışverişini de yapar, esnafın kirası caminin, kütüphanenin ve çeşmelerin bakımına dönerdi. Bu düzen, Merzifon çarşısının neden yüzyıllar boyunca aynı yerde kaldığını da açıklar.
Sokak Sokak Meslekler
Bedestenin etrafını saran tarihî çarşı bugün de ayakkabıcılar, terziler, kasaplar ve pideciler sokağı gibi bölümlere ayrılır. Meslek meslek ayrışan bu sokaklar, aynı işi yapanların bir arada çalışıp birbirini denetlediği lonca düzeninin mekâna yansımış hâlidir. Müşteri hangi malı arıyorsa doğru sokağa gider, fiyatı ve kaliteyi yan yana duran dükkânlarda karşılaştırabilirdi. Esnaf için de aynı yakınlık, ortak kuralların uygulanmasını kolaylaştırırdı.
Çarşının büyüklüğü hakkında yakın dönemden bir fikir verilebilir. Arastada yaklaşık üç yüz esnaf çalıştığı, burada giyimden gıdaya, ev eşyasından lokantaya kadar pek çok alanda hizmet verildiği anlatılır. Çarşının geçmişi dört yüz yılı aşkın diye anılır; dönemin belediye başkanı ise berber, terzi, ayakkabıcı ve lokantacısıyla yaklaşık beş yüz yıllık bir tarihten söz eder. Her iki rakam da kesin bir tarih değil, sözlü anlatıdır. Kervanların uğrak yeri olan, Osmanlı döneminde ekonominin canlı tutulduğu bir kasaba çarşısı olması, Merzifon'un iç bölgeleri Karadeniz'e, İstanbul'a ve Ankara'ya bağlayan yolların kavşağında bulunmasıyla açıklanır.
Merzifon'un Zanaat ve Nüfus Yapısı
Esnaf kültürünün kimlerden oluştuğu, kasabanın nüfus yapısından da okunur. On yedinci yüzyılın ortasında Merzifon'da yirmi sekiz mahalle kayıtlıydı ve bunlardan dördünde dışarıdan gelmiş gayrimüslimler yaşıyordu. Avarız defterine göre şehir toplam 925 haneden oluşuyordu; bunların 625'i Müslüman, 300'ü Hıristiyan hane sayılmıştır. Evliya Çelebi'nin Merzifon için verdiği kırk dört mahalle ve dört bin ev gibi rakamlar bu sayımlarla karşılaştırıldığında abartılı görünür. Hüsameddin ise kendi zamanında kazanın yirmi mahalle, yaklaşık dört bin hane ve kırk beş kadar köyle birlikte otuz sekiz bin kadar nüfusu barındırdığını yazar; bu rakam kasabanın yalnız kendisini değil, bütün kazayı kapsar.
On dokuzuncu yüzyılın ortasında, 1840'larda yapılan temettuat sayımında on üç mahallede 929 vergi mükellefi hane kayıtlıdır. Bu kayıtlarda kişilerin mesleklerine bakıldığında nüfusun önemli bir kısmının tekstil sektörü olarak adlandırılabilecek iş ve zanaat kollarında çalıştığı anlaşılır. Yüzyılın sonunda şehir nüfusu yaklaşık yirmi bine ulaşmıştı. Vital Cuinet 13.380 Müslüman, 5.820 Ermeni ve yaklaşık 800 Rum yaşadığını bildirir. Çok dinli bu karma yapı, çarşıdaki ticaret ve zanaat ilişkilerinin de aynı çeşitliliği taşıdığını düşündürür; ancak hangi mesleğin hangi cemaatin elinde olduğu konusunda burada belge aktarılamamaktadır.
Dokumacılık
Temettuat kayıtlarında öne çıkan tekstil ağırlığı, Merzifon'un uzun süre bir dokuma kasabası olduğunu gösterir. Dokumacılık çarşıdaki dükkânlardan çok evlerde yürüyen bir zanaattı. Yaşlı ustaların anlattığına göre eskiden her evde bir tezgâh bulunur, kadınlar geçimlerini bu işten sağlardı. Ailesinin Merzifon'da üç yüz yıllık bir dokumacılık geçmişi olduğunu söyleyen usta Memduh Dülger, 1900'den önce kasabada dört bin beş yüz dokuma tezgâhı bulunduğunu aktarır. Bu sayı ustaların kuşaktan kuşağa aktardığı bilgiye dayanır ve bir arşiv kaydıyla doğrulanamamıştır; yine de temettuat kayıtlarındaki tekstil ağırlığıyla uyumludur.
Merzifon dokumasını farklı kılan, bağlarıyla ünlü çarşaflar ve peştamallardır. Peştamalın Osmanlı esnaf geleneğindeki yeri ayrıca dikkat çekicidir; ustalığa geçen kalfaya törenle şed ya da peştamal kuşatılırdı. Dülger'in anlatımına göre dokumacılık kasabada 1960'a kadar yoğun biçimde sürmüş, sonra teknolojiye ayak uyduramadığı için sönmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminde dokuma sanayiinin şehirde fabrikalar eliyle devam etmesi, el tezgâhından makineye geçişin Merzifon'da da yaşandığını gösterir. 2018'de Merzifon Halk Eğitim Merkezi'nde on dokuma tezgâhıyla açılan kurslarda yaşları otuz ile yetmiş arasındaki kadınlar, masa örtüsünden gelinlik ve kına kıyafetine kadar ürünleri "Merzifon dokuması" etiketiyle yeniden üretmeye başlamıştır. Dülger aynı yıl bu işi kendisinden başka bilen kalmadığını söylüyordu.
Çıraklıktan Ustalığa
Osmanlı esnaf teşkilatında meslek bilgisi çıraklık, kalfalık ve ustalık basamaklarıyla aktarılırdı. Bir ustanın yanına çırak olarak giren kişi ustasına tam olarak itaat etmek ve mesleğin geleneklerine uymak zorundaydı. Çıraklar tek bir ustaya bağlı sayılmazdı, ancak birliğin izni olmadan çalıştıkları ustayı bırakamazlardı. Çıraklık döneminde ihtiyacına göre bir ücret alan aday, belli bir süre çalışıp kendini ispatladıktan sonra kalfalığa yükseltilirdi. Kalfanın ücreti artar, ustasının emrinde üretim yapar, çıraklara nezaret ederdi.
Ustalığa geçiş bir törenle olurdu. Yiğitbaşı dualar eşliğinde yeni ustaya şed ya da peştamal kuşatırdı. Kalfanın yaptığı işler ustalara gösterilir, bunlar ustalar ve zengin esnaf tarafından satın alınırdı. Toplanan para yeni ustanın sermayesine dönüşürdü. Böylece ustalık, unvanın ötesinde topluluğun sermaye ve itibar yoluyla verdiği bir destekti. Her mesleğin ayrıca bir pîri bulunurdu; örneğin demirci ve zırhçıların pîri Hz. Davud, debbağların pîri Ahi Evran sayılırdı.
Ahilik geleneği bu yapıyı ahlaki bir çerçeveye oturtmuştu. Ahi Evran Zaviyesi şeyhlerinin bütün esnafın şeyhi olarak duacı, ahi baba, kethüda ve yiğitbaşı atama, ustalık ve kalfalık icazeti verme yetkisine sahip olduğuna dair belgeler vardır. Esnaf bu zaviyenin bakımına ve konuklarının ağırlanmasına katkı olarak aidat öderdi. Ahi baba, belirli bir mekânda örgütlenmiş bütün birliklerin üstünde yer alır, esnaf tarafından seçilir ve kadının bildirimi üzerine berat alırdı. Bu ilişki on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısına kadar sürmüştür. Dürüstlük, ölçü ve tartıda doğruluk, işe sadakat ve çırağa karşı sorumluluk bu çerçevenin değerleri olarak anlatılır. Merzifon esnafının da bu anlayışı kuşaktan kuşağa aktardığı söylenir, ancak yerel kaynaklarda bu konuda Merzifon'a özgü bir kayıt bulunmamaktadır. On beşinci yüzyıldaki Ahi Toy adı dışında, kasabada bir ahi zaviyesine ya da ahi babasına dair belge de bilinmemektedir.
Çıraklık geleneğinin yirminci yüzyılda nasıl yaşandığına dair en canlı anlatılar yine ustalardan gelir. Merzifon'un son bakırcılarından Hamit Bozalı, mesleği on iki yaşında ağabeylerinin yanında öğrendiğini, "çıraklık, ustalık derken kademe kademe" bakırcılığı da kalaycılığı da edindiğini anlatır. Kendisi de pek çok usta yetiştirmiş, bunların bir kısmı Amasya ve Suluova'da dükkân açmıştır. Okul masraflarını çıkarmak için yanında çalışan çıraklarının sonradan astsubay, polis, avukat ve doktor olduklarını, ara sıra gelip hâlini hatırını sorduklarını söyler. Usta ile çırak arasındaki bağın iş bittikten sonra da sürmesi, eski lonca terbiyesinin gündelik hayattaki karşılığı sayılabilir.
Bakırcılık Geleneği
Merzifon'un kültürel kimliğinin öne çıkan unsurlarından biri bakırcılıktır. Yerel anlatıya göre bakırcılık bir zamanlar şehir ekonomisinin önemli kollarından biriydi. Bakır ustaları çarşının dar sokaklarındaki atölyelerde kızgın metali döverek tencere, tepsi, güğüm ve sini gibi gündelik eşya üretirdi. Parçalar elle şekillendirilir, usta ile çırak arasındaki öğretim yıllarca sürerdi. Sabahın erken saatlerinde başlayan çekiç sesleri çarşının gündelik ritmini belirlerdi.
Bakırcılık, Osmanlı saray esnafı içinde de ayrı bir meslek olarak yer alırdı. Saray ve kapıkulu ihtiyaçlarını karşılayan zümreler arasında güğümcü ve kazancı gibi bakır işleyen sınıflar bulunurdu ve her zümrenin kendi ustabaşısı, kalfası ve şâkird denilen çırakları vardı. Bu örnek, bakırcılığın Osmanlı'da yalnızca halk pazarına değil devlet ihtiyacına da hizmet eden saygın bir zanaat olduğunu gösterir. Merzifon bakırcılarının sarayla doğrudan bağı konusunda ise bilgi yoktur.
Yakın dönem bakırcılığının hikâyesi daha ayrıntılı bilinir. Hamit Bozalı'nın anlattığına göre ağabeyleri 1950'li yıllarda Trabzon'daki ustalarıyla birlikte Merzifon'a gelip çalışmaya başlamış, sonra aile kasabaya yerleşmiştir. Bir süre sonra eski hamamın çevresinde bir bakırcılar arastası kurulmuş ve burada otuz kadar esnaf mesleğini icra etmiştir. İbrikten siniye, leğenden tencereye her türlü kap üretilir, siparişler üzerine köylere gidilip köylülerin kapları kalaylanırdı. Kasabadaki topçu alayı ve eski devlet hastanesi de toplu siparişler verirdi; ustanın deyişiyle işin çok olduğu, sabaha kadar çalışılan günler yaşanmıştır. Kalaylamada kaplar havayla körüklenen ocakta ısıtılır, kumla yıkanır, eğrileri tahta tokmakla düzeltilir, ardından nişadır ve kalayla kaplanırdı.
Bozalı, çöküşün 1984'te başladığını söyler. Alüminyum, teflon ve çelik kapların yayılmasıyla bakıra ilgi azalırken şehir içindeki gürültü gerekçesiyle bakırcılardan çekiç seslerini kesmeleri istenmiş ve atölyeler şehir dışındaki sanayi sitesine taşınmıştır. Bozalı da otuz beş metrekarelik bir dükkânda mesleğini sürdürmüştür. Mesleğin "biraz kirli" sayılması yüzünden kimsenin çocuğunu çırak vermek istemediğini, meslektaşlarının ya öldüğünü ya da işsizlikten işi bıraktığını, bakırcı olarak en son kendisinin kaldığını anlatır. Bakırcılığın sonuyla kalaycılık da aynı akıbete yaklaşmıştır. Bugün Merzifon çarşısında bakırcılık ve semercilik gibi unutulmaya yüz tutmuş meslekleri ayakta tutmaya çalışan esnaf bulunduğu bildirilir. Bu kollar eski ağırlığını yitirmiş, ancak gelenek tümüyle sönmemiştir.
Esnaf Dayanışması ve Komşuluk Hukuku
Çarşının kuralları yalnızca yazılı düzenlemelerden ibaret değildir. Merzifon'da bugün de anlatılan âdetlerden biri siftah paylaşımıdır. Siftahını yapan esnaf, henüz müşteri çıkaramamış karşı komşusunu göstererek alışverişi ona yönlendirir. Dönemin belediye başkanı bu uygulamayı çarşıda ticaretin "ticaret ve komşuluk hukuku" içinde yürümesine örnek olarak anlatmıştır. Rekabetin yerine karşılıklı denetim ve yardımlaşmanın konduğu eski lonca anlayışı bu küçük âdette yaşıyor gibidir. Davranışın doğrudan loncalardan mı yoksa genel bir kasaba terbiyesinden mi geldiği kesin olarak söylenemez.
Düğün, kına gecesi, doğum ve bayram alışverişi gibi özel günlerde bölge halkı hâlâ arastaya yönelir. Yöresel yiyecekler ve geleneksel el sanatları ürünleri de burada satılır. Çarşıda altmış yıldır terzilik yapan bir usta, çarşının kendileri için bir ekmek kapısı olmanın yanında huzur kaynağı olduğunu, tek hayallerinin bu kültürün devam etmesi olduğunu söylemiştir.
On Dokuzuncu Yüzyılın Sonunda Çarşı
On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde Merzifon, Amasya sancağının bütün kazalarına merkez olabilecek büyüklükteydi. Hüsameddin'e göre Amerikalıların kasabada açtığı ve "Kolej" adıyla bilinen okulun içinde, rüşdiye ve idadi düzeyindeki derslerin yanında sanat erbabına mahsus bir darüssınaa, yani bir sanat atölyesi de kurulmuştu. Aynı yazar, okulun Ermeni gençleri arasındaki siyasi etkisine karşılık Müslüman ahalinin kendi medreselerini ıslah etmeye ve yeni okullar açmaya yöneldiğini anlatır. Kolejin atölyesinin çarşı esnafıyla ilişkisine dair bilgi bulunamamıştır.
Çarşının bugünkü görünümünü belirleyen olaylardan biri 1311 (1893-94) yılındaki karışıklık sırasında çıkan yangındır. Hüsameddin'e göre bu olaylarda hükümet konağı ve kasabanın ortası yanmış, kazanın eşrafı ve halkı yardım toplayarak yeni bir hükümet konağı, belediye dairesi ve kışla yaptırmıştır. Gelirleri eğitime ayrılmak üzere bir hamam, otel, kıraathane ve ticaret mağazaları inşa edilmiş, kasabaya Tatar muhacirleri yerleştirilmiştir. Hüsameddin bu gelişmelerle kasabanın büyüklüğünün, güzelliğinin, ticaretinin ve servetinin olağanüstü arttığını yazar. Yangından sonra yapılan mağazaların gelirlerinin eğitime bağlanması, vakıf geleneğinin çarşı ekonomisini kamu hizmetine bağlama alışkanlığının yeni bir biçimde sürdüğünü gösterir.
Lonca Düzeninin Çözülmesi
Esnaf teşkilatı on sekizinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sorun üretmeye başladı. Tekel haklarına dayanan esnaf fiyatları narhın üzerine çıkardı; devlet de 1794'te III. Selim döneminde zorunlu gıda maddeleri dışındaki esnaf tekellerinin kaldırılmasını emreden bir ferman çıkardı. Ardından 1838 Baltalimanı Muahedesi her türlü tekel hakkını sona erdirdi. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Avrupa kaynaklı fabrika üretiminin rekabeti karşısında çoğunlukla iç pazara ve yakın çevreye çalışan esnaf birlikleri giderek dağıldı. Tanzimat'tan sonra yeni nizamnameler hazırlanarak esnafın yeniden örgütlenmesi denendi, 1913'te gedik ve lonca usulü kaldırıldı.
Cumhuriyet döneminde esnaf düzeni oda ve dernek yapısıyla sürdü. 1924'te Ticaret ve Sanayi Odası Kanunu yayımlandı, bugün ise esnaf dernekleri Türkiye Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Konfederasyonu çatısında toplanmaktadır. Merzifon da bu süreçte dokuma ve gıda sanayii başta olmak üzere küçük ve orta ölçekli imalatın geliştiği bir şehre dönüştü. Bakırcılık ve semercilik gibi el zanaatları geri çekilirken, ayakkabıcılık, terzilik, kasaplık ve lokantacılık gibi gündelik ihtiyaca dönük kollar çarşının sürekli parçası olarak kaldı.
Kronoloji
1265: Merzifon'daki en eski anıt olan Muînüddin Pervâne Süleyman Camii'nin kitabe tarihi.
1415: Çelebi Sultan Mehmed'in Merzifon'da medrese ve hamam yaptırıp vakfını düzenlemesi (818).
1447-48: Ahi Toy oğlu Ahmed Çelebi'nin "Ahmed bin Âhi Toy el-kâtibü's-Sultânî" imzalı kitabı (851).
1494-95: Bozacı Ali Çelebi'nin kendi mahallesinde cami ve mekteb yaptırması (900).
1632-33: Bursa esnafı için lonca teriminin geçtiği tespit edilen yıl.
1661-62: Kürd Sefer Ağazâde Ahmed Ağa'nın Merzifon'da Kara Mustafa Paşa'nın vekili, ardından voyvodası olması (1072).
1666-67: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın cami, kütüphane, han, hamam ve bedestenden oluşan külliyesinin kuruluşu.
1679: Hüsameddin'e göre kasaba ortasındaki caminin ve çevresindeki yapıların inşası; su yolları ve otuz kadar çeşme (1090).
1697: İstanbul esnafı için lonca teriminin geçtiği en eski arşiv belgesi.
1794: III. Selim'in zorunlu gıda dışındaki esnaf tekellerini kaldıran fermanı.
1838: Baltalimanı Muahedesi ile tekel haklarının sona ermesi.
1893-94: Karışıklık sırasında kasabanın ortasının yanması; ardından hükümet konağı, otel, kıraathane ve ticaret mağazalarının yapılması (1311).
1913: Gedik ve lonca usulünün kaldırılması.
1950'ler: Trabzonlu bakır ustalarının Merzifon'a gelmesi; eski hamam çevresinde bakırcılar arastasının kurulması.
1984: Bakırcı atölyelerinin şehir içinden sanayi sitesine taşınması.
2006: Merzifon Bedesteni'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışmalarıyla aslına yakın biçimde onarılması.
2018: Merzifon Halk Eğitim Merkezi'nde Merzifon dokumasını yaşatmak için kursların açılması.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 397–405 (e-kitap s. 205–207). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page206.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 379–380, 569–570 (e-kitap s. 122, 179). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page179.html
Akademik çalışmalar
- Ahmet Kal'a, "Lonca", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 27, İstanbul 2003. https://islamansiklopedisi.org.tr/lonca
- Ahmet Kal'a, "Esnaf", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 11, İstanbul 1995. https://islamansiklopedisi.org.tr/esnaf
- Semavi Eyice, "Bedesten", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992. https://islamansiklopedisi.org.tr/bedesten
- Mehmet Öz, "Merzifon", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, İstanbul 2004. https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifon
- Abdülkadir Özcan, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, İstanbul 2004. https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifonlu-kara-mustafa-pasa
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Merzifon Taşhan (Stone Khan)". https://amasya.ktb.gov.tr/EN-262627/merzifon-tashan-stone-khan.html
Diğer kaynaklar
- Anadolu Ajansı, "Geleneksel alışverişin simgesi 'Merzifon Arastası'", 11 Eylül 2018. https://www.aa.com.tr/tr/tarihi-yasatan-carsilar/geleneksel-alisverisin-simgesi-merzifon-arastasi/1251799
- Haber7 (Anadolu Ajansı), "Merzifon dokumacılığı geleceğe aktarılacak", 26 Aralık 2018. https://www.haber7.com/amasya/2792175-merzifon-dokumaciligi-gelecege-aktarilacak
- Mynet (Cihan Haber Ajansı), "Bakırcılık Mesleği Son Demlerini Yaşıyor", 6 Ocak 2013. https://www.mynet.com/bakircilik-meslegi-son-demlerini-yasiyor-180100629354
Çevrimiçi kaynaklar
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page206.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page179.html
- https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifon
- https://islamansiklopedisi.org.tr/esnaf
- https://amasya.ktb.gov.tr/EN-262627/merzifon-tashan-stone-khan.html
- https://www.mynet.com/bakircilik-meslegi-son-demlerini-yasiyor-180100629354









