Amasya'nın Türk-İslam kimliğini kazanmasının ardından şehrin kaderi uzun bir süre Danişmendli hanedanının elinde kaldı. Danişmend Gazi'nin Malazgirt sonrasında Sivas merkezli olarak kurduğu bu beylik, onun torunu Emîr Gazi'nin idaresinde en görkemli çağını yaşadı. Kaynaklarda çoğunlukla Gazi, Emîr Gazi ya da Melik Gazi adıyla anılan, Yunanca kaynaklarda "Amir Gazis" diye geçen bu hükümdar, 1104'ten 1134'e kadar otuz yıl hüküm sürdü. Babası Gümüştegin Gazi'den sarsılmış ve bölünmüş bir ülke devraldı, ölürken ise ardında Fırat'tan Sakarya'ya uzanan, Anadolu'nun en nüfuzlu Türk devletini bıraktı. Amasya bu geniş coğrafyanın kuzey kanadında, Yeşilırmak havzasının kale şehirlerinden biri olarak onun hâkimiyetinde yaşadı. Hanedanın genel tarihi ve Amasya'nın Danişmendli dönemi ayrı bir yazıda ele alınmıştır; burada yalnızca Emîr Gazi'nin hayatı, siyaseti ve hatırası anlatılmaktadır.

Adı, Soyu ve Unvanları

Emîr Gazi'nin soyu hakkında kaynaklar ilk bakışta birbirini tutmaz görünür. Eski yerel anlatılarda ve onları izleyen kimi popüler metinlerde o, doğrudan "Danişmend Gazi'nin oğlu" olarak tanıtılır. Bunun sebebi, hanedanın kurucusu Danişmend Gazi ile onun oğlu Gümüştegin'in halk hafızasında çoğu zaman tek bir kişi gibi düşünülmesidir. Nitekim kimi kaynaklarda ve Niksar'daki türbenin geleneğinde kurucu, "Melik Danişmend Gümüştekin Ahmed Gazi" adıyla, iki kuşağı tek bir şahsiyette birleştiren bir isimle anılır. Modern araştırma ise iki ayrı kuşağı birbirinden ayırır: hanedanın kurucusu Danişmend Gazi 1085 dolaylarında ölmüş, yerine oğlu Gümüştegin Gazi geçmiş, Emîr Gazi de bu Gümüştegin'in büyük oğlu olarak 1104'te tahta çıkmıştır. Bu hesaba göre Emîr Gazi, Danişmend Gazi'nin torunu ve hanedanın üçüncü hükümdarıdır.

Adının kendisi de bir başka karışıklığın kaynağıdır. "Melik Gazi" unvanı yalnızca ona özgü kalmamış, ailenin başka üyeleri için de kullanılmıştır. Niksar'daki Melikgazi Türbesi kurucuya atfedilir, Kayseri Ulucamii'nin kıble tarafındaki Melik Gazi Medresesi'nde ise oğlu Melik Muhammed'in yattığı söylenir. Dolayısıyla Anadolu'nun farklı yerlerinde bu adla anılan yapı ve mezarların hangisinin Emîr Gazi'ye ait olduğu her seferinde ayrıca sorgulanmalıdır. Kendi devrinde onun asıl unvanı "emîr"di; "melik" unvanı ise hayatının son günlerinde Bağdat'tan ve Büyük Selçuklu sarayından resmen gönderilmek istenmiş, fakat tören ancak ölümünden sonra oğlu adına yapılabilmiştir. Bu yüzden ona sonradan verilen "Melik Gazi" adı, bir bakıma yetişemediği bir taçtan kalmış bir hatıra gibidir.

Halifenin ve sultanın ona tevcih etmek istediği tam unvan, devrin diplomatik dilinin bütün ihtişamını taşır: el-Melikü'l-âlim ve'l-âdil Nâsırü'd-dünyâ ve'd-dîn Ebü'l-Muzaffer Melik Gazi. "Âlim ve âdil hükümdar, dünyanın ve dinin yardımcısı, zaferler babası" anlamına gelen bu sözler, bir uç beyinin otuz yıl içinde İslam dünyasının merkezlerince tanınan bir hükümdara dönüştüğünü gösterir.

Babadan Devralınan Sarsıntılı Miras

Emîr Gazi'nin devraldığı beylik, onun babası Gümüştegin Gazi'nin zamanında Haçlılara karşı kazanılan büyük zaferlerle ün yapmıştı. Gümüştegin, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıcarslan ile birlikte 1097'de Eskişehir ovasında Haçlı ordusuyla çarpışmış, 1100 yazında Malatya önlerinde Antakya Prinkepsi Bohemund'u pusuya düşürüp esir almış ve onu önce Sivas'a, sonra Niksar'a götürüp hapsetmişti. 1101 yazında Bohemund'u kurtarmak için Amasya ve Niksar istikametine yürüyen büyük Lombard ordusu, Merzifon yakınlarında Türk kuvvetleri karşısında bozguna uğramıştı. Bu olaylar Emîr Gazi tahta geçmeden önce yaşanmıştır, fakat onun büyüdüğü ortamı ve hanedanın ona bıraktığı itibarı anlamak için önemlidir.

Ne var ki bu parlak yılların sonu iyi gelmedi. Gümüştegin, Bohemund'u 1103'te fidye karşılığında serbest bırakınca fidyeden pay isteyen I. Kılıcarslan'la arası açıldı. Selçuklu sultanı Maraş yakınlarında Danişmendli kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve bu bozgundan bir süre sonra Gümüştegin Sivas'ta öldü (1104). Ölümü hanedanı derin bir sarsıntıya soktu. Malatya, birkaç yıl içinde Selçukluların eline geçti; hanedan üyeleri arasında ise taht kavgaları başladı. Ülke bir süre fiilen ikiye ayrılmış göründü: Emîr Gazi Sivas ve çevresini, kardeşi Sungur ise Malatya ile güneydeki toprakları elinde tutuyordu. Sungur'un payına düşen topraklar 1106 dolaylarında I. Kılıcarslan tarafından alındı.

Emîr Gazi'nin iktidarı tek başına ele geçirmesi kanlı oldu. Çağdaşı Ermeni tarihçi Urfalı Mateos, onun hanedanın başına geçtiği sırada bütün kardeşlerini öldürttüğünü yazar. Bu kaydı doğrulayacak başka bir kaynak bulunmadığı için ayrıntıları belirsiz kalır, fakat Emîr Gazi'nin saltanatının ilk yıllarında bir taht mücadelesinden galip çıktığı açıktır. Bu dönemde beylik, Malatya'yı kaybetmiş ve Selçukluları metbû, yani üst egemen olarak tanımak zorunda kalmış zayıf bir yapıydı. Sivas, Tokat, Niksar, Amasya ve Çorum dolaylarından oluşan çekirdek toprakları elde tutmak, bu ilk yılların asıl başarısıydı.

Amasya'nın Beylik İçindeki Konumu

Amasya, Danişmendli idaresinde yalnızca bir kale şehri olarak kalmadı, vadinin bereketli topraklarıyla beslenen bir yönetim merkezi hâline geldi. Yeşilırmak vadisinin verimi, Harşena Dağı'nın sarp korunağı ve şehrin Karadeniz kıyısı ile iç Anadolu arasındaki yollar üzerindeki konumu, onu beyliğin önemli şehirlerinden biri yapıyordu. 1101 Haçlılarının Ankara'dan sonra Çankırı üzerinden doğrudan Amasya ve Niksar'ı hedef alması da şehrin Danişmendli ülkesinin kalbine açılan bir kapı sayıldığını gösterir. Emîr Gazi'nin Trabzon Rumlarıyla ve Karadeniz kıyılarındaki Bizans kaleleriyle süren mücadelesinde Amasya ve Niksar, kuzeye uzanan seferlerin arka cephesi işlevini gördü. Şehirdeki en eski Türk yapısının, "Danişmendoğlu Melik Gazi" tarafından bugünkü Şamlar Camii'nin bulunduğu yerde, kalenin hemen doğusunda yaptırılan bir cami olduğu bilinir. Bu yapı günümüze ulaşmamıştır ve adı geçen Melik Gazi'nin hangi hanedan üyesi olduğu kesin değildir; yine de şehrin Türk dönemindeki ilk imar izinin bu ailenin adıyla anılması, Amasya'nın Danişmendli çağıyla bağını gösteren nadir somut işaretlerden biridir.

Gazi geleneğinin ve yerleşik şehir hayatının buluştuğu bu yıllarda Amasya, doğudan gelen Türkmen boylarının yerleştiği bir hudut ülkesinin parçasıydı. Müslüman Türkmenlerin yanında Rum, Ermeni ve Süryani Hristiyanlar da bu ülkenin şehirlerinde yaşıyordu; Danişmendli beyleri bu karma nüfusu yönetirken eski düzenin kurumlarından ve hatta sembollerinden yararlanmaktan kaçınmadılar. Emîr Gazi'nin babası Gümüştegin'in, bir yüzünde haleli İsa tasviri, öbür yüzünde kendisini "büyük emîr" olarak niteleyen Yunanca yazı bulunan sikkeler bastırması, bu pragmatik yönetim anlayışının bilinen örneklerindendir.

Selçuklu Tahtında Bir Damat

Emîr Gazi'nin kaderini değiştiren gelişme, 1107'de I. Kılıcarslan'ın ölümü oldu. Sultanın ölümüyle Anadolu Selçuklu ülkesinde bir otorite boşluğu doğdu, oğulları arasında uzun sürecek bir saltanat mücadelesi başladı. Emîr Gazi bu karışıklığı ustalıkla kullandı. Kızını Kılıcarslan'ın oğullarından Mesud ile evlendirerek Selçuklu hanedanıyla akrabalık bağı kurdu ve damadını kardeşi Şâhinşah'a karşı destekledi. Mesud, kayınpederinin desteğiyle 1116'da Konya'da Selçuklu tahtına çıktı.

Bu evlilik ve onun ardından gelen taht değişikliği, iki hanedan arasındaki güç dengesini tersine çevirdi. Birkaç yıl önce Selçukluları metbû tanımak zorunda kalan Danişmendli emîri, şimdi Selçuklu sultanı üzerinde bir tür atabeg gibi davranıyordu. Sultan I. Mesud uzun saltanatının ilk yarısında kayınpederinin gölgesinde kaldı; Danişmendliler ise yeniden Anadolu'nun en önemli siyasi gücü hâline geldi. Bu durum, Emîr Gazi'nin siyasetinde kılıç kadar akrabalık ve ittifak ağlarının da belirleyici olduğunu gösterir: bir kızını Selçuklu sultanına, bir başkasını Mengücüklü beyi İshak'a vermiş, kız kardeşi ise Zamantı (Symnada) gibi önemli bir kalenin sahibesi olmuştu.

Doğuda İttifaklar ve Malatya'nın Geri Alınması

Emîr Gazi'nin doğudaki siyaseti, Artuklular, Mengücüklüler ve Trabzon'daki Bizans dükleriyle kurulan değişken ittifaklar içinde şekillendi. Harput merkezli Artuklu Belek Gazi, Kılıcarslan'ın dul eşi Ayşe Hatun ile evlenerek Malatya'ya hâkim olmuş, ardından Mengücüklülerin elindeki Dersim bölgesini ele geçirmişti. Mengücükoğlu İshak 1118'de bu toprakları geri alınca Belek, Malatya'nın genç Selçuklu meliki Tuğrul Arslan ile birlikte Kemah'a kadar Mengücüklü ülkesini istila etti (1119). Zor durumda kalan İshak, Trabzon dükü Konstantin Gabras'a sığınarak onunla ittifak yaptı. Bunun üzerine Belek ve Tuğrul Arslan, Trabzon Rumlarıyla zaten mücadele hâlinde olan Emîr Gazi ile birleştiler.

İki ittifak 1120'de Gümüşhane'nin Şiran yöresinde, kaynaklarda Serman diye geçen yerde karşılaştı. Savaşı Emîr Gazi ve müttefikleri kazandı; Gabras ile İshak esir düştü. Gabras otuz bin dinar fidye ödeyerek serbest bırakıldı. İshak ise Emîr Gazi'nin damadı olduğu için karşılıksız salıverildi. Bu jest bir yandan Emîr Gazi'nin aile bağlarına verdiği önemi gösterir, öte yandan ona pahalıya mal oldu: müttefikine danışmadan böyle bir karar verilmesine öfkelenen Belek ile arası açıldı ve Artuklu-Danişmendli ilişkileri bir süre gerginleşti. Buna karşılık zafer, Danişmendlilerin doğu Karadeniz ile Fırat havzası arasındaki nüfuzunu sağlamlaştırdı. Mengücüklü İshak uzun süre onların etkisi altında kaldı; serbest kalan Gabras da sonraki yıllarda Bizans'la arası bozulunca gelip Danişmendlilere sığındı.

Aynı yıllarda Emîr Gazi'nin Haçlı prenslikleriyle de karşı karşıya geldiği bilinir. 1119 Mayısında yedi bin kişilik bir orduyla Antakya topraklarına akın düzenlediği ve üzerine yürüyen Antakya Prinkepsi Roger'i bozguna uğrattığı kaydedilir. Bu sefer, Haçlı devletleriyle sınır komşusu olan Danişmendli ülkesinin artık yalnız savunmada kalmadığını, güneydeki dengelere de müdahale ettiğini gösterir.

Hükümdarlığının ilk aylarında elinden çıkan Malatya, Emîr Gazi için hiçbir zaman unutulmayan bir hedef oldu. Ancak Belek hayatta kaldıkça şehre yürümeye cesaret edemedi. 1124'te Belek'in ölümü üzerine Malatya meliki Tuğrul Arslan ile Artukluların Harput emîri Süleyman arasında anlaşmazlık çıkınca fırsat doğdu. Emîr Gazi, damadı Sultan Mesud ile birlikte 13 Haziran 1124'te Malatya'yı kuşattı. Şehirde açlık baş gösterdi ve aylar süren kuşatmanın sonunda Tuğrul Arslan ile annesi Ayşe Hatun şehri teslim etmek zorunda kaldı. Teslim tarihi kimi kaynaklarda 10 Aralık 1124 olarak verilir. Melik ile annesinin yönetiminden şikâyetçi olan Malatya halkı, yeni hâkimini bir kurtuluş olarak karşıladı. Emîr Gazi'nin şehirde Müslüman ve gayrimüslim herkese merhametle davrandığı, çiftçilere tohumluk dağıttığı, şehre hayvan sürüleri getirttiği ve Malatya'nın kısa sürede refah ve huzura kavuştuğu anlatılır. Babası Gümüştegin'in yirmi yıl önce aynı şehirde uyguladığı siyasetin neredeyse aynısıdır bu; Danişmendliler, uzun kuşatmalarla yıpranan şehirleri iktisadi yardımla kazanmayı bir yönetim geleneği hâline getirmişlerdi.

Anadolu'nun En Güçlü Hükümdarı

Emîr Gazi'nin gücünün doruğa ulaştığı yıllar, damadı Sultan Mesud'un kardeşleriyle yaptığı mücadelenin içinde geldi. Kastamonu ve Çankırı dolaylarının hâkimi olan Mesud'un kardeşi Melik Arab, Bizans ve Ermenilerden yardım alarak isyan etmişti. 1127'de Emîr Gazi'nin oğlu Muhammed'i pusuya düşürüp esir aldı ve bu başarıdan cesaret alarak Emîr Gazi'nin üzerine yürüdü. Ancak ağır bir yenilgiye uğradı ve Bizans'a sığındı. Emîr Gazi, damadıyla birlikte hareket ederek Kayseri ve Ankara'yı ele geçirdi. Melik Arab bir kez daha Bizans'a kaçtı. Sonuçta Sultan Mesud, kayınpederinin desteğiyle kardeşleri Şâhinşah, Tuğrul Arslan ve Arab'a karşı tahtını korudu, fakat bunun bedeli büyük oldu.

Bu mücadelelerin sonunda Emîr Gazi, damadına bıraktığı Konya ve çevresi dışında, Fırat'tan Sakarya'ya kadar uzanan Anadolu Selçuklu topraklarının neredeyse tamamını kendi sınırlarına kattı. 1129'da Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz kıyılarını da denetim altına aldı. Babasından kalan Sivas, Tokat, Niksar, Amasya ve Çorum çekirdeği böylece Malatya'dan Kastamonu'ya, Kayseri'den Karadeniz sahiline kadar uzanan bir ülkeye dönüştü. Bu genişleme, Danişmendlileri kısa bir süre için Anadolu'nun tartışmasız birinci gücü yaptı; Selçuklu sultanı ise kayınpederinin gölgesinde, Konya çevresindeki küçük bir alanla yetinmek zorunda kaldı.

Bizans ile Karadeniz Cephesi

Emîr Gazi döneminde Danişmendli-Bizans ilişkileri genelde savaşlarla geçti. Bizans, bir zamanlar Emîr Gazi'nin müttefiki olan Mesud'a karşı Melik Arab'ı ve Tuğrul Arslan'ı desteklemişti. Bu tutum yüzünden iki taraf arasındaki mücadele özellikle Batı Karadeniz'de, Kastamonu ve dolaylarında 1126-1133 yılları arasında aralıksız sürdü; bölge birkaç kez el değiştirdi. İmparator II. Ioannes Komnenos, Emîr Gazi'nin Çukurova'da bulunmasından yararlanarak Kastamonu yöresini istila etti, fakat Emîr Gazi 1132'de bölgeyi geri aldı. Emîr Gazi bu yıllarda imparatora karşı isyan eden kardeşi İsaakios Komnenos'u da himayesine alarak Bizans'ı içeriden zayıflatmaya çalıştı. Bizans sarayının asi bir prensinin bir Türk emîrinin sarayında barınması, Emîr Gazi'nin bölge siyasetinde kazandığı ağırlığın açık bir göstergesidir.

Emîr Gazi'nin Karadeniz kıyılarına yönelik akınları da bu cephenin parçasıydı. Kilikya Ermenilerine karşı ikinci bir sefer düzenleyemeyişi, kaynaklarda tam da bu sırada Karadeniz kıyılarında akınlarla meşgul olmasına bağlanır. Amasya ve Niksar, bu kuzey seferlerinin doğal üsleri olarak beyliğin savunma ve ikmal düzeninde önemli bir yer tuttu.

Çukurova Seferleri ve Haçlılarla Mücadele

Emîr Gazi'nin adını İslam dünyasında en çok duyuran olay, 1130'daki Çukurova seferi oldu. Kilikya Ermeni prensi I. Toros'un ölümünden yararlanmak isteyen Antakya Prinkepsi II. Bohemund, Kilikya üzerine yürümüştü. Ermeni prensi I. Levon'un yardım isteği üzerine Emîr Gazi de Çukurova'ya indi. İki ordu Anavarza (Aynizerbâ, bugünkü Dilekkaya Kalesi) ovasında karşılaştı ve savaşı Emîr Gazi kazandı. II. Bohemund savaşta öldürüldü; mumyalanan başı, hediyelerle birlikte Abbasi Halifesi Müsterşid-Billâh'a gönderildi. II. Bohemund'un, otuz yıl önce Emîr Gazi'nin babası tarafından esir alınan I. Bohemund'un oğlu olması, olaya hanedanlar arası bir hesaplaşma görüntüsü de verir. Kimi araştırmacılara göre Emîr Gazi, Antakya'nın iç işlerine kendi nüfuzunu yaymak isteyen İmparator II. Ioannes'in müdahalesi olmasaydı prinkepslik topraklarından daha fazlasını ele geçirebilirdi.

Zafer, Ermenilerle ittifakın da sonunu getirdi. Toros'un ölümünden sonra onun oğlunu zehirleterek yönetimi ele geçiren I. Levon, 1131'de Emîr Gazi'nin kız kardeşine ait olan Zamantı'ya saldırdı. Emîr Gazi yeniden Kilikya'ya girdi, birçok kaleyi aldı ve Levon'u yıllık vergiye bağladı. Yapılan anlaşmaya göre Levon hem vergi verecek hem de Ermeni çetelerinin Türk topraklarına saldırmasını önleyecekti. Böylece Kilikya Ermenileri ilk defa Anadolu'da hüküm süren bir Türk devletine vergi vermeyi kabul etmiş oldu. Ancak Emîr Gazi geri çekildikten sonra Levon sözünde durmadı, vergiyi ödemediği gibi saldırıları da engellemedi; Emîr Gazi ise başka cephelerle uğraştığı için ona karşı yeni bir sefere çıkamadı.

Aynı yıllarda doğuda Urfa Haçlı Kontluğu ile de bir hesaplaşma yaşandı. Urfa kontu Joscelin de Courtenay 1129'da Diyarbekir dolaylarını yağmalamış, 1130'da Re'sülayn'ı ele geçirerek birçok kişiyi öldürmüş ya da esir almıştı. Emîr Gazi Maraş üzerinden Urfa kontluğu topraklarına girdi ve kimi kaynaklara göre bugünkü Çakırhüyük yakınlarındaki Keysun kalesini kuşattı. Yaralı olduğu hâlde sedye üzerinde ordusunun başında yola çıkan Joscelin, 1131 yılının sonlarında Dülük'te öldü. Bu haberi alan Emîr Gazi, Haçlıların yenilgiyi hükümdarlarının ölümüne bağlamalarına fırsat vermemek için savaşa girmeden geri döndü. Kimi anlatılar ise geri çekilişi farklı yorumlar; buna göre Emîr Gazi, Joscelin'in çoktan öldüğünü sandığı hâlde kontun ordusuyla geldiğini öğrenince kuşatmayı kaldırmıştı. Hangisi doğru olursa olsun bu olay, Emîr Gazi'nin savaş meydanında olduğu kadar savaşın siyasi anlamına da dikkat eden bir hükümdar olduğunu düşündürür.

Halifeden Gelen Unvan ve Ölümü

Bizanslılar, Haçlılar ve Ermenilerle yapılan savaşlar, Emîr Gazi'yi İslam dünyasının gözünde gazanın simgesi hâline getirdi. Ülkesinde huzur ve asayişi sağlayan, Selçuklu topraklarının bir bölümünü de kendi hâkimiyetine katan Emîr Gazi, Anadolu'nun en nüfuzlu hükümdarı olarak tanındı. Abbasi Halifesi Müsterşid-Billâh ile Büyük Selçuklu Sultanı Sencer, bu durumu resmen tasdik etmeye karar verdiler. Ona menşur, bayrak, davul, altın asa ve taç gibi hükümdarlık alametleri göndermek ve "melik" unvanını tevcih etmek için elçiler yola çıkarıldı. Kimi anlatılarda gönderilen hediyeler arasında altın bir gerdanlıktan ve Abbasi rengi olan siyah sancaklardan da söz edilir. Bu jest, bir uç beyinin artık tanınmış bir melik olarak kabul edildiğinin nişanesiydi.

Ancak elçiler geldiğinde Emîr Gazi hasta yatıyordu. Bir süre bekleyen elçiler, onun ölümü üzerine hükümdarlık alametlerini yerine geçen büyük oğlu Muhammed'e verdiler ve onu Malatya'da melik ilan ettiler. Emîr Gazi'nin ölüm tarihi 528 (1134) olarak bilinir; kimi kaynaklar ayı Eylül olarak verir. Ölüm yeri konusunda ise kaynaklar ayrılır: bir kısmı onun Malatya'da, bir kısmı Sivas'ta öldüğünü yazar. Elçilerin hükümdarlık alametlerini Malatya'da oğluna teslim etmeleri, ölümün bu şehirde gerçekleşmiş olabileceğini düşündürse de kesin bir belge yoktur.

Kayseri Pınarbaşı'ndaki Türbesi

Emîr Gazi'nin cenazesi, sağlığında yaptırdığı türbeye taşınarak defnedildi. Bu türbe bugün Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı, Pazarören yakınlarındaki Melikgazi köyünde, Melikgazi Kalesi'nin eteğinde, yüksek bir tepenin yamacında durmaktadır. Klasik Selçuklu türbeleri gibi iki katlıdır: alt katta mumyalık, üst katta sandukaların bulunduğu bölüm yer alır. Mumyalık kısmına türbe girişinin altındaki küçük bir kapıdan girilir; bu bölüm çapraz tonozlu ve haç planlıdır, dışı kesme taştan, içi tuğla ve moloz taş karışımıyla örülmüştür. Mumyalığın üzerindeki sanduka katı ince ve yassı tuğlalardan yapılmıştır. Yerden yetmiş beş, seksen santimetre yükseklikteki kesme taş bir kaide üzerinde yükselen yapı, temeli dışında baştan başa tuğladır ve Anadolu'da tamamen tuğladan yapılmış ender anıtlardan biri sayılır. Baklava ve zikzak biçiminde dizilmiş geometrik tuğla kaplamaları, her cephenin iki yanındaki dar ve uzun mukarnaslı nişleri, dört cepheye açılmış mazgal pencereleri ile erken dönem karakteri taşır. Üzeri içten tromplu bir kubbe, dıştan altıgen bir kasnak üzerinde sivri bir külahla örtülüdür. Araştırmacılar onu Meraga'daki Kümbet-i Kırmız, Niksar'daki Kırkkızlar Kümbeti ve Sivas'taki I. İzzeddin Keykâvus türbesiyle karşılaştırır.

Türbenin alt katında, Emîr Gazi'ninki de dahil olmak üzere üç mumyalanmış ceset bulunduğu bilinmektedir. Onun mumyalanmış cesedinin günümüze kadar geldiği ve türbenin bir yatır olarak ziyaret edildiği kaydedilir.

Türbenin kime ait olduğu konusu ise tartışmalıdır. Yapının üzerinde herhangi bir kitabe yoktur ve onu Danişmendlilerin hangi Melik Gazi'sine ait olduğunu belgeleyen bir yazı bulunmamaktadır. Oktay Aslanapa, benzer yapılarla karşılaştırarak türbe mimarisinin XII. yüzyılın son çeyreğine ait olabileceğini, oysa Emîr Gazi'nin 1134'te öldüğünü belirtir ve yapının kesin olarak ona atfedilemeyeceğini söyler. Orhan Cezmi Tuncer de türbenin bulunduğu köyün Danişmendlilerce kurulduğunu ve yapının onların egemenliği sırasında inşa edildiğini kabul etmekle birlikte Aslanapa'nın görüşüne katılır. Buna karşılık türbenin Melik Gazi'ye ait olduğu bilgisi ağızdan ağza günümüze kadar gelmiştir. Kesin olan, yapının Danişmendli çevresiyle ilişkili erken bir anıt olduğu ve yöre halkınca yüzyıllardır Emîr Gazi'nin mezarı olarak ziyaret edildiğidir.

Ailesi ve Halefleri

Emîr Gazi'nin Muhammed'den başka Yağıbasan, Yağan ve Aynüddevle adlarında üç oğlu daha vardı. Muhammed tahta geçer geçmez kardeşleri Aynüddevle ve Yağan isyan ettiler. Melik Muhammed bir yandan kardeşleriyle, bir yandan Bizans saldırılarıyla uğraşmak zorunda kaldı; 1135'te Yağan'ı öldürdü, Aynüddevle ise Malatya'ya kaçtı. Melik Muhammed dindar ve hayırsever bir hükümdar olarak tanındı, harap durumdaki Kayseri'yi yeniden imar edip Kayseri Ulucamii'ni yaptırdı ve 1143'te Kayseri'de öldü. Onun ölümünden sonra hanedan Sivas, Malatya ve Kayseri olmak üzere üç kola ayrıldı. Emîr Gazi'nin bir başka oğlu Nizâmeddin Yağıbasan, Sivas ve Amasya meliki olarak anıldı ve Amasya, onun yönetimindeki Sivas kolunun parçası olarak kaldı. Malatya'da ise Aynüddevle ve onun soyu hüküm sürdü.

Emîr Gazi'nin ölümü, beyliğin en parlak çağının da sonu oldu. Onun yıllarca kurduğu ittifaklar ve akrabalık bağları, oğulları ve torunları arasındaki taht kavgalarıyla kısa sürede çözüldü. Bir zamanlar kayınpederinin gölgesinde kalan Sultan I. Mesud ve ardından oğlu II. Kılıcarslan, Danişmendli hanedanının iç çekişmelerine müdahale ederek hâkimiyet alanlarını genişlettiler. Bu süreç, 1170'lerde Danişmendli topraklarının bütünüyle Anadolu Selçuklu ülkesine katılmasıyla sona erdi ve Amasya da yeni hâkimiyet mücadelelerinin sahnesi hâline geldi.

Danişmendname'de ve Halk Belleğinde Melik Gazi

Danişmendlilerin gaza geleneği, XIII. yüzyılda derlenip XV. yüzyılda Tokat Kalesi dizdarı Ârif Ali tarafından yeniden yazılan Danişmendname adlı destani anlatıda yaşatıldı. Eser asıl olarak hanedanın kurucusu Danişmend Gazi'nin menkıbelerini anlatır ve onun Yankoniya (Çorum), Dokiya (Tokat), Karkariye (Zile), Harsanosiya (Niksar) gibi kalelerle birlikte Harşena, yani Amasya kalesini almasını konu edinir. Ancak Emîr Gazi döneminin Bizans'la süren çetin mücadeleleri de bu anlatıya aksetmiştir. Destanın bazı yazma nüshaları "Hikâyet-i Melik Gazi" başlığını taşır; bunlardan 1607 tarihli bir nüsha İstanbul'da Atatürk Kitaplığı'nda bulunmaktadır. Sefer Solmaz'ın Danişmendname'deki Emîr Gazi faaliyetlerini ayrıca incelemesi, destanla tarih arasındaki bu bağın araştırmacıların da ilgisini çektiğini gösterir.

Anadolu'nun pek çok yöresinde Melik Gazi adı halk hafızasında bir gazi-evliya olarak yaşamayı sürdürdü. Bu adı taşıyan türbeler ve makamlar Kayseri, Niksar ve Kırşehir gibi farklı şehirlerde ziyaretgâh oldu; bunların bir kısmı hanedanın başka üyelerine ait ya da kime ait olduğu belirsiz yapılardır. Tarihî şahsiyetlerin zamanla menkıbevi bir kimliğe bürünmesinin tipik bir örneği olan bu durum, Emîr Gazi'nin kendi devrinde de ne kadar büyük bir şöhrete sahip olduğunu dolaylı olarak doğrular. Amasyalı için Melik Gazi, şehrin Türkleşme sürecinin gaza ile taçlanmış bir devrinin, kahramanlık çağının hükümdarı olarak anılır. Onun döneminde Yeşilırmak havzasında kurulan Türk-İslam düzeni, Selçuklu ve Osmanlı çağlarında Amasya'da yükselecek büyük eserlerin de zeminini oluşturmuştur.

Kronoloji

1085 dolayları: Hanedanın kurucusu Danişmend Gazi'nin ölümü; yerine oğlu Gümüştegin Gazi geçer.

1100: Gümüştegin Gazi, Antakya Prinkepsi I. Bohemund'u esir alır ve Niksar'da hapseder.

1101: Amasya ve Niksar'a yürüyen Haçlı ordusu Merzifon yakınlarında bozguna uğratılır.

1104: Gümüştegin Gazi Sivas'ta ölür; büyük oğlu Emîr Gazi hanedanın başına geçer.

1106 dolayları: Malatya, I. Kılıcarslan tarafından Danişmendlilerden alınır.

1107: I. Kılıcarslan'ın ölümü; Selçuklu ülkesinde taht kavgaları başlar.

1116: Emîr Gazi'nin damadı I. Mesud, onun desteğiyle Anadolu Selçuklu tahtına çıkar.

1119: Antakya topraklarına akın; Antakya Prinkepsi Roger'in kuvvetleri bozguna uğratılır.

1120: Şiran (Serman) savaşı; Mengücüklü İshak ile Trabzon dükü Konstantin Gabras esir alınır.

1124: Malatya kuşatması (13 Haziran) ve şehrin teslim alınması (kimi kaynaklara göre 10 Aralık).

1126-1133: Kastamonu ve Batı Karadeniz'de Bizans ile aralıklı savaşlar.

1127: Melik Arab, Emîr Gazi'nin oğlu Muhammed'i esir alır; ardından yenilerek Bizans'a sığınır. Kayseri ve Ankara Danişmendlilerin eline geçer.

1129: Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz kıyıları Danişmendli denetimine girer.

1130: Anavarza ovasında II. Bohemund yenilip öldürülür; başı Abbasi halifesine gönderilir.

1131: İkinci Çukurova seferi; Ermeni prensi I. Levon yıllık vergiye bağlanır. Urfa kontluğu topraklarına sefer; Joscelin'in ölümü üzerine geri dönüş.

1132: Bizans'ın işgal ettiği Kastamonu yöresi geri alınır; İsaakios Komnenos himayeye alınır.

1134: Halife ve Sultan Sencer'in elçileri melik unvanını getirirken Emîr Gazi ölür; yerine oğlu Melik Muhammed geçer.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor'un Zeyli (çev. H. D. Andreasyan), Ankara 1987.

Akademik çalışmalar

  • "Artuklu-Dânişmendli İlişkileri Hakkında", Belleten (Türk Tarih Kurumu). belleten.gov.tr
  • Mustafa Demir, "Danişmendli Emâreti'nin Kurucuları", Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Dergisi, X/1 (2008), s. 141-149.

Resmî kaynaklar

  • Kayseri Valiliği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı, Melikgazi Türbesi tanıtım metinleri. kayseri.gov.tr

Diğer kaynaklar

  • Sefer Solmaz, "Melik Gazi", TDV İslâm Ansiklopedisi, Ek-2, Ankara 2019, s. 245-247. islamansiklopedisi.org.tr
  • Abdülkerim Özaydın, "Dânişmendliler", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. VIII. islamansiklopedisi.org.tr
  • Abdülkerim Özaydın, "Dânişmend Gazi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. VIII. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Dânişmendnâme", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. VIII.
  • "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. III.
  • Oktay Aslanapa, Anadolu'da İlk Türk Mimarisi: Başlangıç ve Gelişmesi.
  • Orhan Cezmi Tuncer, Anadolu Kümbetleri.
  • Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993.
  • Vikipedi, "Melik Gazi", "Emir Gazi", "Gazi Gümüshtigin" ve "Melikgazi Türbesi" maddeleri (yardımcı kaynak). tr.wikipedia.org