Mondros Mütarekesi'nden sonra Anadolu'nun büyük bölümü işgal tehdidi altına girmiş, bu tehdidin ağırlığını da en çok kasabalar ve köyler hissetmişti. Millî Mücadele çoğu zaman kongrelerle, genelgelerle ve cephelerle anlatılır; oysa mücadelenin dayandığı yük taşradaki küçük merkezlerde, köy odalarında, kaymakamlık binalarında ve postanelerde taşındı. Amasya bu bakımdan iki katmanlı bir örnektir. Şehir merkezi Mustafa Kemal Paşa'ya ev sahipliği yaptı ve 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesi buradan yayımlandı; çevresindeki kazalar ve nahiyeler ise asayiş, iaşe, asker ve nakliye gibi gündelik ve yorucu işlerin altına girdi.

Bugün Amasya'ya bağlı ilçelerin çoğu o yıllarda ayrı birer idarî birim değildi. Merzifon ve Gümüşhacıköy kaza statüsündeydi. Suluova, Alevi adıyla anılan ve 1903'te nahiye olan bir yerleşimdi; Hamamözü Gümüşhacıköy'e bağlı küçük bir bucaktı. Taşova yöresi Tokat Sancağı içinde kalıyordu ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Erbaa'ya bağlı olarak yönetildi. Göynücek ise Varay (Gediksaray) nahiyesi üzerinden Mecitözü'ne, oradan da Amasya Sancağı'na bağlanan bir yerleşimdi; ilk kez 1922'de ilçe vasfı kazandı, 1926'da bu vasfı yitirdi ve 1954'te yeniden ilçe oldu. Bu yüzden ilçelerin Millî Mücadele'deki payı çoğu zaman kendi adlarıyla değil, bağlı oldukları idarî birimlerin kayıtları içinde aranmak zorundadır.

Mondros Sonrasında Güvenlik Sorunu

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919'da Dokuzuncu Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a çıktığında Karadeniz bölgesi ciddi bir güvenlik bunalımı yaşıyordu. Sorunun kökleri Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar gider; savaş sırasında asker kaçaklarından ve farklı unsurlardan oluşan çeteler hırsızlık ve cinayetle uğraşmış, ateşkesten sonra ordular küçülüp silahların önemli bölümü toplanınca bölge halkını savunacak bir güç kalmamıştı. Arşiv belgelerine dayanan çalışmalar, Pontus fikri etrafında örgütlenen Rum çetelerinin bu boşlukta daha saldırgan hâle geldiğini, Müslüman köylerine baskınlar yaptığını kaydeder. Çetelerin saldırılarına sahne olan on üç kaza merkezi arasında Amasya, Merzifon, Gümüşhacıköy, Havza, Köprü (Vezirköprü), Ladik, Erbaa ve Tokat sayılmıştır.

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'dan gönderdiği 25 Mayıs 1919 tarihli rapor tabloyu açıkça çizer. Ona göre mütarekeden sonra Rumlar Yunan millî emelleri etrafında toplanmış, bütün çeteler düzenli bir programa bağlanarak siyasî bir nitelik kazanmıştı. Müslüman çoğunluk ise "ürkek bir vaziyette" mal ve geleceğinin güvencesinden endişe ediyordu; köylüler kendisine gözyaşlarıyla başvuruyor, bir kısmı saldırganların adını vermekten bile çekiniyordu. Havza'dan çektiği 5 Haziran 1919 tarihli ikinci raporda Amasya Livası'nın sınırları içinde yirmi bir Rum çetesi bulunduğunu yazar; Tokat Livası'nda Amasya'nın Ladik ilçesinin doğusunda, Erbaa'da ve kısmen Niksar'da da avenesi güçlü beş çetenin faaliyet gösterdiğini ekler. Aktarılan kayda göre mütarekeden 1920 sonuna kadar yalnızca Amasya şehir merkezinde işlenen cinayetlerin sayısı yirmi üç dolayındadır; bunlarda yirmi beş Müslüman öldürülmüş, dört kişi yaralanmış, on yedi köye saldırı yapılarak eşya ve hayvanlar gasp edilmiştir.

Çetelere ilişkin kayıtların büyük bölümü dönemin Türk makamlarınca tutulmuş ve sonradan derlemelerde toplanmıştır; bu yüzden sayılar tek tek bağımsız biçimde doğrulanabilmiş değildir. Buna karşılık Mustafa Kemal Paşa'nın kendi raporları ve askerî birliklerin çatışma kayıtları, bölgede 1919'dan 1922'ye kadar süren gerçek bir güvenlik sorunu bulunduğunu birlikte gösterir.

Amasya Genelgesi ve Merzifon

Mustafa Kemal Paşa 12 Haziran 1919'da Amasya'ya geldi. 14 Haziran'da Atik Âli Mektebi'nde toplanan şehrin ileri gelenleri Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi'nin başkanlığında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdu ve 22 Haziran'da yayımlanan genelge "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" cümlesiyle Millî Mücadele'nin yöntemini çizdi. Genelge, Sivas'ta millî bir kongre toplanmasını ve her sancaktan üç temsilcinin gönderilmesini istiyordu. İlçeler bu çağrının kasaba ve köylerde karşılık bulduğu yerlerdi.

Merzifon ilçeler arasında en erken ve en görünür karşılığı veren yer oldu. Kasaba 15 Mart 1919'da İngilizlerce işgal edildi. 16 Haziran 1919'da düzenlenen büyük mitingde İzmir'in işgali protesto edildi ve Amasya'da bulunan Mustafa Kemal Paşa mitingi bir telgrafla Harbiye Nezareti'ne bildirdi. Müftü Vehbi Efendi'nin başkanlığında bir Müdafaa-i Hukuk Derneği kuruldu. İngilizler 27 Eylül 1919'da Merzifon'dan çekildi.

Gümüşhacıköy

Gümüşhacıköy, Anadolu ile Rumeli arasındaki ticaret yolunun üzerinde kurulmuş, bedesteni ve yakınındaki gümüş madeniyle bilinen bir kazaydı. Millî Mücadele sırasında bu kasaba, Merzifon'daki yabancı varlığın hemen yanı başında yer aldığı için ilk denemeleri yaşayan yerlerden biri oldu. M. Metin'in araştırmasına dayanan aktarıma göre 15 Mayıs 1919'da Merzifon Anadolu Koleji öğretmenlerinden Mister Getchell, bir subay ve yirmi beş kadar silahlı İngiliz askeriyle Gümüşhacıköy'e geldi, hükûmet konağının salonunda memurları topladı ve "Biz galibiz, siz mağlupsunuz. Her ne emredersek icra edeceksiniz" dedi. Dinleyiciler arasındaki müftü şu karşılığı verdi: "Biz galip mağlup bilmeyiz. Hükûmetimiz tarafından verilecek emre itaat mecburiyetindeyiz." Aynı aktarıma göre Getchell ayrıca kazadaki, Müslüman olmuş Ermenilerin kiliseye toplanıp eski dinlerine dönmesini, Müslümanlarla evli Ermeni kadınların da aynı yolu izlemesini istemiştir.

Ziyaret kasaba için bir işgal sayılmadı, çünkü kaymakamlık, belediye ya da başka bir kurumun denetimi ele geçirilmeye çalışılmamıştı. Yerel anlatılar yine de aynı noktada birleşir. Gelişleri önceden duyulan İngiliz grubu, belediyenin çağrısıyla elinde kazma, kürek, balta ve tüfekle caddenin iki yanına dizilen halkın protesto sesleri arasında kasabaya girmiş, Gümüş'e gidip akşam döndüğü yoldan aynı tepkiyle geçerek Merzifon'a dönmüş ve bir daha gelmemiştir. Bu anlatıların bir bölümü sözlü aktarıma dayanır ve ayrıntılarda birbirinden ayrılır; ancak olayın bir işgal değil, kısa bir gövde gösterisi olduğunda ve karşısında örgütlü bir yerel direnç bulduğunda hemfikirdirler.

Gümüşhacıköy'ün Millî Mücadele'ye katkısı bu karşılamayla sınırlı kalmadı. Mustafa Kemal Paşa Amasya'da Saraydüzü Kışlası'nda çalışırken yazısı düzgün, güvenilir bir telgraf memuruna ihtiyaç duymuştu. Posta müdürünün önerdiği isim, çocukluğunu Gümüşhacıköy'de geçirmiş, ilk memuriyetine ilçenin postanesinde başlamış Abdurrahman Rahmi (Erden) Bey'dir; annesi Gümüşhacıköy Kız Mektebi'nin başöğretmeniydi. Genelgeyi sivil makamlara şifreleyen memur olarak adı Amasya Genelgesi'nin altında yer alır.

Gümüşhacıköy aynı zamanda bölgesel örgütlenmenin bir parçasıydı. Orta Karadeniz Kuva-yı Milliyesi'ni düzenlemek üzere 3 Temmuz 1920'de toplanan Merzifon Kongresi'ne Gümüşhacıköy, Vezirköprü, Havza, Ladik ve Merzifon kazalarından toplam yirmi dört delege katıldı. Gümüşhacıköy'ü Kaymakam Şeref, Müftüzade Şükrü, Kılağuzzade Hilmi, Becenzade Necip, Yusufzade Namık Necip ve Karslızade Rıza temsil etti. Ankara'daki Büyük Millet Meclisi'nin ilk döneminde Amasya'yı temsil eden mebuslardan biri de bu ilçenin çocuğuydu. 1876'da Gümüşhacıköy'de doğan Ali Rıza Özdarende, ilçe müftülüğü yaparken birinci dönem Amasya Milletvekili seçildi, ikinci dönemde de görevini sürdürdü ve Kanun-ı Esasi ile Şer'iye encümenlerinde çalıştı; 1952'de öldü.

Maddî destek de ilçeden eksik olmadı. Millî Mücadele'nin ilk büyük direnişi sayılan Maraş savunması sırasında, 1920'de, Gümüşhacıköy'den 300 lira yardım gönderildi; aynı dönemde yardım yapan yer sayısı yalnızca yirmi iki il ve ilçeydi ve toplam tutar 21.864,23 liraydı. 1921'de Gümüşhacıköylü tüccar Kilimzâde Halil Efendi, Tekâlif-i Millîye hissesini verdikten sonra ayda bin adet teslim edilmek üzere beş bin bargir yuları yapmayı üstlendi ve bu fedakârlığı nedeniyle Müdafaa-i Milliye Vekâleti tarafından teşekkürle anıldı. Kızılay'ın ilçe şubesi 14 Mart 1921 tarihli kayıtta 2.199 kuruş gelir göstermiştir. Osmanlı arşivinde 9 Ağustos 1919 tarihiyle Gümüşhacıköy'den Samsun'a kağnılarla erzak taşındığına dair bir kayıt vardır; sevkiyatın askerî menzillere mi yoksa Samsun Limanı'na mı gittiği belgede açık değildir.

Savaş bittiğinde ilçe halkının tepkisi de kayıtlara geçti. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Amasya'da yayımlanan Emel Gazetesi'nin 24 Temmuz 1923 tarihli Gümüş ve Hacıköy özel sayısı kasabadaki kutlamaları ayrıntısıyla aktarır: arasta esnafının dağıttığı bedava lokum ve şekerler, bayraklarla süslenen dükkânlar ve mektepler, gece binlerce fenerle yapılan ateş alayı, dağ başlarında yakılan ateşler ve Gümüş ile Gümüşhacıköy arasında çocukların kaplumbağaların sırtına mum yakarak gezdirmesi. Genç tüccar Şakir Efendi sulh şerefine dükkânında çalgı çaldırmış, şehit yetimleri adına para dağıtmıştır. 1924'te Hâkimiyet-i Millîye'ye gelen telgraf, Cumhuriyet'in ilk yıldönümünün aynı coşkuyla kutlandığını bildirir.

İlçenin çok kültürlü yapısına dair bir not da yer almalıdır. Gümüşhacıköy'de yaşayan Ermeni asıllı bir ailenin 2016'da aktardığı sözlü tanıklığa göre Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı günlerinde kasabanın ileri gelenleri Ermeni karşıtı grupları eski Çorum yolunun sapağında karşılayıp kasabaya sokmamış, böylece hiçbir Ermeni zarar görmemiştir. Bu bir tanıklıktır ve tek başına belge değeri taşımaz; ancak savaş yıllarında ilçenin yalnızca askerî bir seferberlik değil, aynı zamanda bir toplumsal denge arayışı da yaşadığını düşündürür.

Taşova ve Kuzeydoğu Vadileri

Taşova yöresinin Millî Mücadele hikâyesi diğer ilçelerden farklı olarak doğrudan çatışmalarla anlatılır. Osmanlı döneminde Tokat Sancağı'na bağlı bir köy olarak örgütlenen Taşova, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da Erbaa'ya bağlı kaldı ve ancak 1944'te bağımsız ilçe oldu; 1953'te Tokat'tan ayrılarak Amasya'ya bağlandı. Kurtuluş Savaşı'nda yöre Rum çetelerinin saldırılarına hedef oldu. Belediyenin ve yöre tarihçilerinin aktardığı anlatıya göre çeteler Türk köylerine saldırıp kadın, çocuk ve yaşlı ayırt etmeden pek çok kişiyi öldürdü; bunun üzerine halk silahlanarak karşı koymaya başladı. Aynı anlatı, Millî Mücadele başarıya ulaştıktan sonra bölgeye askerî kuvvet gönderildiğini ve silahlı mücadele sonunda yörenin çetelerden temizlendiğini ekler. Arşivlerden derlenen kayıtlar ise çatışmaların bu temizlikten çok önce, 1920-1922 arasında yoğun biçimde yaşandığını gösterir.

Hüseyin Menç'in Millî Mücadele Yıllarında Amasya adlı derlemesine ve TBMM'nin yayımladığı Pontus Meselesi'ne dayanan yerel kayıtlar, Taşova ve çevresinde işlenen olayları köy köy sıralar. Mayıs 1920'de Kozluca'da bir kişi öldürülmüş, 65 sığır, 170 davar ve bin ölçek zahire alınmıştır. Aynı ay Bidevi (bugünkü Esençay) ve Boladan köylerinden birkaç kişi Gökçukur çevresindeki çatışmada kurşunla öldürülmüştür. 20 Ocak 1921'de Destek nahiyesinin karakol komutanı Rıfat Efendi, 2 Haziran 1921'de ise teravih namazından dönen Destek nahiye müdürü öldürülmüştür. Haziran 1921'de Karsavul köyünden dört kişi ile kimlikleri belirlenemeyen beş kişi öldürülmüş, Eylül 1921'de Karlık köyünde birkaç kişi öldürülmüş, yüzün üzerinde manda ve sığır alınmış ve on iki ev yakılmıştır. Ağustos 1921'de Boraboy ve Halamaz köylerinde kişiler öldürülmüş, yüzlerce hayvan gasp edilmiştir. Aynı kayıtlar Ocak 1922'de Boladan'ın (bugünkü Kumluca) baskınla yağmalandığını, yetmiş haneli köyün yakıldığını ve evlerinden çıkamayan on bir kişinin, altı erkek ve beş kadının, yanarak öldüğünü bildirir.

Bu saldırılara karşı yöreye gönderilen askerî birlikler ağır bedel ödedi. Sakarya Muharebesi'nin ardından Amasya, Samsun ve Tokat bölgesindeki birlikler takviye edildi; 5. Kafkas Fırkası'nın komutanı Cemil Cahit Bey Samsun'daki 15. Tümen komutanlığına atandı ve daha önce görev yaptığı bu bölgede çete takibine yeniden girişti. Kayıtlara göre çeteler yüz ile sekiz yüz kişi arasında değişen gruplar hâlinde hareket ediyor, geçitlerde pusu kuruyordu. Bu geçitlerin başında Destek yakınlarındaki Cubi (Cobu) Deresi ile Erbaa yakınlarındaki Dazlı Geçit geliyordu. Dazlı Deresi çevresinde çok sayıda mağara bulunması, çetelerin saklanmasını ve dere boyunu denetlemesini kolaylaştırıyordu. 1921 Mart sonrasında çoğu Amasyalı askerlerden oluşan bir birlik pusuya düşürüldü ve on bir asker şehit oldu. 18-21 Ocak 1922'de Dazlı Deresi'nde dört gün süren çatışmalarda dokuz asker şehit düştü, bir subay ve on dokuz asker yaralandı. 2 Şubat 1922'de arazi kontrolüne çıkan jandarma bölüğü Cubi Deresi'nde saldırıya uğradı; dört şehit, sekiz yaralı verildi. İki gün sonra aynı bölgede yapılan çatışmada dokuz er şehit oldu, bir subay ve on dokuz asker yaralandı. Çeteler bu çatışmanın ardından vadiyi terk etti; bıraktıkları silahlar arasında çok sayıda Rus tüfeği ve saplı Alman bombası vardı.

Harekâta katılan yedek subay Rifat Erdal'ın not defterindeki anlatı, vadiye üç koldan yapılan taarruzu canlı biçimde aktarır. Erbaa'daki 65. Alay'ın birinci taburunda görev yapan Erdal, yüz kadar çetenin Kâtıralanı yönündeki kayalıklara yerleşip Destek Boğazı'ndan gelen 6. Süvari Alayı'na ateş açtığını, kendi bölüğünün yan ateşiyle bu direnci kırdığını ve ateş hattına girerken kurşunla düşen Amasyalı yedek teğmen Şeref Efendi'nin şehit olduğunu yazar. Çarşamba'dan Bafra'ya, Erbaa'dan Samsun'a uzanan geniş sahayı dokuz ay boyunca taradıklarını da belirtir. Bu kayıtlar, Taşova çevresindeki çatışmaların yerel bir olaydan çok, Amasya'dan, Erbaa'dan ve Samsun'dan beslenen bir askerî harekâtın parçası olduğunu gösterir.

Suluova, Hamamözü ve Göynücek

Suluova o yıllarda Alevi adıyla anılan bir nahiyeydi ve Amasya merkez kazasına bağlıydı. Amasya'nın batısındaki ovanın ortasında bulunan bu yerleşimin Millî Mücadele'deki rolü, bir geçiş güzergâhı olmasından kaynaklanır. Yerel anlatılara göre Mustafa Kemal Paşa 1919'da Havza'dan Amasya'ya geçerken kullandığı araç sık sık arızalandığı için Suluova'da mola vermiş ve dinlenmiştir. Bu anlatı belgeye değil sözlü aktarıma dayanır. Ovanın ekonomik önemi de bu yıllarda arttı: Eski Çeltek'te 1911'de bulunan linyit kömürü ilk dönemde askerin ısınma ihtiyacını karşıladı, 1927'den itibaren de Devlet Demir Yolları tarafından işletildi.

Hamamözü ve Göynücek için tablo daha da kısıtlıdır. Hamamözü, 1887'de Kafkasya'dan göç eden altmış haneli Çerkes grubunun Gümüş'ten iki ileri gelenin çiftliğini satın alıp yerleşmesiyle kurulmuş, Gümüşhacıköy'e bağlı bir bucak olarak varlığını sürdürmüştür. Millî Mücadele sırasında ayrı bir idarî kimliği olmadığı için anıları Gümüşhacıköy'ün kayıtlarıyla iç içedir. Göynücek de bu dönemde ilçe değildi, ilk ilçe vasfını 1922'de aldı. Bu iki yerleşim için müstakil bir direniş belgesi, çete kaydı ya da kongre temsilcisi listesi, taranan kaynaklarda bulunamamıştır. Bu nedenle iki ilçenin payı, bağlı oldukları kazaların ve Amasya Sancağı'nın seferberlik yükü içinde değerlendirilmek durumundadır.

Cepheye Giden Yük

TBMM Hükümeti kurulup ülkenin yönetimini üstlendikten sonra Amasya'dan, ilçeleri ve köyleri de içeren geniş bir çevreden cepheye sürekli kaynak aktı. Millî Savunma Bakanlığı'nın 28 Temmuz 1921 tarihli emriyle kurulan Yurtiçi Menzil Teşkilâtı içinde, Çorum Menzil Bölge Müfettişliği'ne bağlı olarak Amasya'da bir Askeralma Komutanlığı ve 200 yataklı bir askerî hastane açıldı. 7 Mayıs 1922 tarihli Askerî Nakliye Yükümlülüğü Kararnamesi uyarınca 27 Temmuz 1922'de belirlenen güzergâhlar arasında Amasya, Erbaa ve Zile bölgelerinin nakliye araçları, Samsun-Çorum-Sungurlu-Yahşihan-Ankara hattının Samsun-Çorum kesiminde cepheye giden malzemeyi taşıdı.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın Ağustos 1921'de yayımladığı Tekâlif-i Millîye Emirleri her haneye belirli yükümlülükler getirdi. Prof. Dr. Mehmet Evsile'nin Amasya için derlediği rakamlara göre ikinci numaralı emir kapsamında 3.446 elbiselik, 10.130 kat çamaşır, 124 çift kundura, 185 çift yemeni, 14.141 çift çarık ve 14.584 çift çorap toplanıp komisyona teslim edildi. Halkın elindeki nakliye araçlarının yüzde yirmisini orduya ayıran onuncu numaralı emir kapsamında da 93 çift atlı araba, 125 mekkâre ve ester, 119 binek ve koşum hayvanı, 352 merkep, 3.093 öküz ve manda, 14 yaylı at arabası ve 1.708 yaylı araba cephe hizmetine alındı. Bu sayılar ilçelere göre ayrıştırılarak yayımlanmamıştır; kaynakta ilçe dökümü yoktur.

Listedeki kalemlerin çoğu çarık, çorap ve çamaşırdan oluşur. Cephenin ihtiyacı büyük ölçüde bir köy evinin dikebileceği ya da dokuyabileceği şeylerden meydana geliyordu. Öküz ve manda sayısının atlı arabaların çok üstünde olması da bölgenin nakliyesinin ağırlıklı olarak hayvan gücüne dayandığını gösterir.

Kaynakların Gösterdiği ve Göstermediği

İlçelerin Millî Mücadele'deki yeri bugün birkaç düzeyde okunabilir. Birinci düzey 1919'un başındaki güvenlik bunalımıdır: Pontus çetelerinin saldırıları, Mustafa Kemal Paşa'nın raporları ve bölgeye yığılan askerî birlikler. İkinci düzey siyasî örgütlenmedir: Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri, Merzifon Kongresi ve Meclis'e gönderilen mebuslar. Üçüncü düzey seferberliğin gündelik yüküdür: çarık, çorap, nakliye hayvanı, para yardımı ve postanede çalışan bir telgraf memuru. Bu üç düzeyin ağırlığı ilçeden ilçeye değişir. Merzifon ve Gümüşhacıköy için siyasî ve idarî kayıt boldur, Taşova için çatışma ve kayıp kayıtları, Suluova, Hamamözü ve Göynücek için ise ancak dolaylı bilgi vardır.

Bölgedeki Rum ve Ermeni topluluklarının tümünü çetelerle özdeşleştirmek kaynakların desteklemediği bir genellemedir; Gümüşhacıköy örneği, savaş yıllarında komşuluk ilişkilerinin de belirleyici olduğunu hatırlatır. İlçelerdeki gerçek tablonun tam olarak çıkarılması, bu kayıtların köy köy ve kaza kaza karşılaştırılmasına bağlıdır.

Kronoloji

15 Mart 1919: Merzifon İngilizlerce işgal edilir.

15 Mayıs 1919: Mister Getchell, bir subay ve yirmi beş kadar silahlı İngiliz askeriyle Gümüşhacıköy hükûmet konağına gelir.

19 Mayıs 1919: Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkar.

25 Mayıs ve 5 Haziran 1919: Mustafa Kemal Paşa Samsun ve Havza'dan Amasya Livası'ndaki çete faaliyetlerine ilişkin raporlarını gönderir.

12 Haziran 1919: Mustafa Kemal Paşa Amasya'ya gelir.

14 Haziran 1919: Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulur.

16 Haziran 1919: Merzifon'da İzmir'in işgalini protesto eden büyük miting yapılır.

22 Haziran 1919: Amasya Genelgesi yayımlanır.

9 Ağustos 1919: Gümüşhacıköy'den Samsun'a kağnılarla erzak taşındığı kaydedilir.

27 Eylül 1919: İngilizler Merzifon'dan çekilir.

3 Temmuz 1920: Merzifon Kongresi toplanır; Gümüşhacıköy altı delegeyle temsil edilir.

1920: Gümüşhacıköy Maraş savunmasına 300 lira yardım gönderir; Ali Rıza Özdarende birinci dönem Amasya Milletvekili olur.

28 Temmuz 1921: Amasya'da Askeralma Komutanlığı ve 200 yataklı askerî hastane kurulmasına ilişkin emir verilir.

Ağustos 1921: Tekâlif-i Millîye Emirleri yayımlanır.

18-21 Ocak 1922: Dazlı Deresi çevresinde çatışmalar yaşanır.

2 Şubat 1922: Cubi Deresi'nde jandarma bölüğü saldırıya uğrar.

24 Temmuz 1923: Emel Gazetesi'nin Gümüş ve Hacıköy özel sayısı Lozan kutlamalarını aktarır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Menç, Millî Mücadele Yıllarında Amasya: Portreler-Belgeler, Yeşilırmak Kitabevi, Ankara 1992.

Resmî kaynaklar

Kitaplar

  • Yılmaz Kurt (haz.), Pontus Meselesi, TBMM Yayınları, Ankara 1995.

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar