Merzifon bugün Amasya'nın en kalabalık ilçesi ve Orta Karadeniz'in iç kesimindeki başlıca pazar kentlerinden biridir. Tavşan Dağı'nın güney eteğinde, deniz seviyesinden yaklaşık 750 metre yükseklikte, adını da taşıyan ovanın kıyısında kurulmuştur. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, 20. yüzyılın başında kasabayı Taşan Dağı'nın güney eteklerinde, hafif düzlüğe doğru inen "gayet latif bir tepe" üzerinde anlatır; etrafı bağlarla çevrilidir ve önünde, güneydoğuda, Yedikır adıyla bilinen geniş bir sahra uzanır. İstanbul ile Ankara'yı Samsun Limanı'na bağlayan yol bu ovadan geçer; Orta Anadolu'dan Karadeniz kıyısına inen güzergâhların kavuştuğu yerde bulunması, kentin tarihteki ağırlığını da büyük ölçüde açıklar. Osmanlı döneminin camileri, hanları ve vakıflarıyla bilinen Merzifon'un daha eski katmanları ise çok daha az konuşulur. Aşağıdaki satırlar o katmanlarla, Hitit çağındaki ilk kaleden Pontus, Roma ve Bizans yönetimine, oradan Danişmendli fethine kadar uzanan dönemle ilgilidir.

Verimli Bir Ovada Erken Yerleşim

Merzifon çevresindeki yerleşme izleri Kalkolitik çağa kadar gider. Bölgede yapılan yüzey araştırmalarında yüzlerce höyük ve yerleşim yeri saptanmış, bunlardan çıkan çanak çömlek ve buluntular yerleşmenin MÖ 5500 dolayına indiğini göstermiştir. Ortaova köyündeki Onhoroz ile Büyük ve Küçük Küllük höyükleri ve Hayrettin köyü höyükleri Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı yerleşmelerinin en önemlileri olarak sayılır. Göllerle ve bereketli topraklarla çevrili bu ova hem avcılığa hem tarıma elverişliydi. Strabon, Amaseia'nın kuzeyinde, Halys'e (Kızılırmak) kadar uzanan verimli düzlüğü anlatırken ovanın bir bölümüne Chiliokomon, yani "Bin Köy" adını verir; TDV'ye göre Phazemon da bu verimli Chiliokomon ovasının başladığı yerde aranmıştır. Yüzlerce höyüğün varlığı bu adın abartı olmadığını, yörenin gerçekten sık iskân edildiğini düşündürür.

Bu tablonun ortaya çıkması uzun bir araştırma geçmişinin ürünüdür. 1972 yazında İstanbul Üniversitesi adına U. Bahadır Alkım'ın yönettiği Orta Karadeniz araştırması kapsamında A. M. Dinçol ile J. Yakar, Durağan, Kargı, Osmancık ve Gümüşhacıköy üzerinden Merzifon'a uzanan hattı dolaşmış, fakat karayolundan içerilere pek girmedikleri için Gümüşhacıköy ile Merzifon arasında kayda değer bir kalıntıya rastlamamışlardı. Ovanın asıl haritası 1986'dan itibaren Mehmet ve Nesrin Özsait'in yürüttüğü yüzey araştırmalarıyla çıkarıldı. 1997-1999 yıllarında Şevket Dönmez de Merzifon, Gümüşhacıköy, Suluova ve Göynücek'te çalışarak bu höyüklerin bir kısmını yeniden inceledi ve birkaçını ilk kez saptadı. Aradaki fark, tek bir yol boyunca yapılan hızlı bir taramayla köy köy yürünerek yapılan araştırmanın ne kadar farklı sonuç verebileceğini gösterir.

Dönmez'in yayımladığı höyükler ovanın ne kadar uzun bir süre kesintisiz kullanıldığını açıkça ortaya koyar. Merzifon-Gümüşhacıköy yolunun sekizinci kilometresinde, yolun üç kilometre güneyinde ve Alıcık köyünün yaklaşık 500 metre güneydoğusunda yer alan Alıcık Höyük, doğal bir tepe üzerine kurulmuş, 25 metre kadar yüksekliğinde ve 150 x 120 metre boyutlarında bir yerleşmedir; burada İlk Tunç Çağı II-III, Orta ve Son Tunç Çağı, Hellenistik ve Roma dönemlerinin yanı sıra Geç Demir Çağı'na ait boya bezekli çanak çömlek bulunmuştur. Yolüstü köyünün bir buçuk kilometre kuzeydoğusundaki Onhoroz Tepe'de İlk Tunç Çağı'ndan Hellenistik çağa kadar uzanan katmanların yanında Orta ve Geç Demir Çağı yerleşmeleri de tespit edilmiştir. Merzifon'un yedi kilometre güneyinde, Hayrettin köyünün iki kilometre kuzeydoğusunda birbirine yüz metre mesafedeki Alacapınar Tepe ile Delicik Tepe, eski kayıtlarda Hayrettin I ve II diye anılan höyüklerdir ve ikisinde de Tunç Çağı, Geç Demir Çağı ve Hellenistik çağ malzemesi ele geçmiştir. Delicik Tepe'deki boya bezekli testi parçalarının benzerleri Akalan, Maşat Höyük, Eskiyapar, Kerkenes Dağı, Alişar ve Kültepe'de bulunur; yani Merzifon ovası Demir Çağı'nda Orta Anadolu'nun büyük merkezleriyle aynı çömlek geleneğini paylaşıyordu.

Hitit ve Kaşka Arasında Bir Sınır Bölgesi

Hitit çağında bölgenin önemi, Hitit başkenti Hattuşa'ya komşu olmasından ve iki doğal yolun buradan geçmesinden gelir. Bu iki yol, 1974'te Hititlerin kutsal kenti Nerik'in yerini tartışan Dinçol ile Yakar'ın makalesinde tarif edilir. Onlara göre birinci yol bugünkü karayolunu izleyerek Çorum, Merzifon, Havza ve Kavak üzerinden Samsun'a iner, ikincisi ise Çorum, Merzifon, Havza ve Vezirköprü üzerinden Oymaağaç'a ve oradan Alaçam yönüne uzanır. Bu Oymaağaç, üzerinde sur kalıntıları ve bir potern bulunan Vezirköprü yakınındaki höyüktür; Merzifon ilçesinde de Oymaağaç adını taşıyan bir köy ve Özsaitlerin incelediği Oymaağaç-Kalebaşı adlı bir yerleşme bulunduğu için iki yer zaman zaman birbirine karıştırılır. Aynı araştırmacılar, Hitit belgelerinden tanınan Kaşka ülkesinin Merzifon-Amasya hattının kuzeyinde, Sinop ile Ordu arasında bulunduğu konusunda araştırmacıların uzlaştığını yazar. Buna göre Merzifon ovası Hatti ülkesi ile Kaşkalar arasında kalan, Hitit tarihi boyunca süren Kaşka-Hitit mücadelesine sahne olmuş bir sınır bölgesidir.

Merzifon'un çekirdeğini, ticaret yolunun güvenliğini sağlamak ve Kaşka akınlarına karşı koymak için kurulan küçük bir sınır karakolunun, bir kalenin oluşturduğu kabul edilir. Kale bugün şehrin ortasındaki tepelik mevkide aranır; Osmanlı döneminde de kayıtlara geçen iç kale bu tepede, dış kale ise tepenin eteklerinde bulunuyordu ve dış kale günümüze ulaşmamıştır. Hüsameddin de kasabanın güneydoğu tarafında harabesi görülen kalenin "ufak olduğu hâlde âsâr-ı atîkadan sayılacak bir ehemmiyeti hâiz" olmadığını söyler; yani yirminci yüzyılın başında bile yapıdan geriye pek bir şey kalmamıştı. Kalenin Hitit kökenli olduğuna dair anlatı kazı raporuyla belgelenmiş bir bilgiden çok, bölgedeki yerleşme düzenine ve yolların seyrine dayanan bir kabuldür. Hitit ordularının kuzeye yaptığı seferlerin bu yollardan geçtiği ve Hitit gücü zayıfladığında yolların kuzey ucunun Kaşka hâkimiyetine girdiği düşünüldüğünde, ovada bir gözetleme noktasına ihtiyaç duyulmuş olması akla yatkındır; ancak bu da bir çıkarımdır.

Karanlık Çağdan Pers Dönemine

MÖ 1200 dolayında Anadolu'daki Hitit egemenliği çökünce bölge karanlık bir döneme girdi. Bu dönemin Merzifon ovasında nasıl yaşandığı arkeologlar arasında bir tartışma konusudur. Özsaitler, Oymaağaç-Kalebaşı, Karatepe, Büyük ve Küçük Küllük, Akkaya, Elma Tepesi, Körceviz, Kızkayası, Alacapınar, Civek Tepe, Onhoroz ve Aliağa Pınarı gibi Merzifon yerleşmelerinde topladıkları kırmızı boya bezekli bazı parçaları Boğazköy-Büyükkaya'nın Erken Demir Çağı çömleklerine benzetmiş ve bunların Hitit kültürünün etkisindeki yerel halklara, daha çok da Kaşkalara ait olabileceğini ileri sürmüştür. Dönmez bu görüşe katılmaz: kendi araştırmalarında Amasya ili sınırları içinde Erken Demir Çağı özelliği taşıyan çanak çömleğe rastlamadığını, söz konusu parçaların biçim ve bezemesinin Orta Karadeniz ile Orta Anadolu'nun Orta ve Geç Demir Çağı örneklerinden farksız olduğunu, tabakalı bir kazı buluntusu olmadıkları için de bu kadar ince tarihlenemeyeceklerini savunur. Tartışma çözülmüş değildir ve Hitit sonrası ilk yüzyılların ovada boş mu kaldığı yoksa yerel topluluklarca mı yaşatıldığı sorusu, ancak bir kazıyla aydınlanabilecektir.

MÖ 8. yüzyılda Frigler, Hitit kentlerinin üzerine yerleşerek Merzifon kalesini ve çevredeki öteki Hitit yerleşimlerini onarıp kullandılar; Oymaağaç ile Onhoroz ve Küllük höyüklerinde Frig izleri bu yüzden görülür. TDV ise aynı yüzyılda yöreye hâkim olan Frig, Kimmer ve İskit saldırılarının ilk kaleyi yıktığını yazar. İki anlatı birbirini tam olarak tutmaz: biri kalenin Frigler eliyle yeniden kullanıldığını, öteki yıkıldığını söyler. Muhtemelen kale yıkımı ve onarımı art arda yaşamıştır, ama bunu gösteren kesin bir belge yoktur. Dinçol ile Yakar'ın 1972'de Gümüşhacıköy'e giden yol üzerinde, Kışla mevkiinde buldukları ve en erken Frig dönemine tarihlenebilecek çanak çömlek veren küçük köy yerleşmesi, Frig çağında İç Anadolu'yu Karadeniz'e bağlayan ikinci derecedeki yolların da kullanıldığını gösterir.

MÖ 600'lerde Kafkaslardan gelen Kimmer ve İskit akınları Frig siyasi egemenliğine son verdi. Kimmerlerin bazı boylarının Paflagonya üzerinden Orta Karadeniz'e, oradan Doğu Karadeniz'e kadar ilerlediği düşünülür ve Amasya ilinde bu atlı göçebe savaşçılara ait buluntular komşu bölgelere göre daha fazladır. Merzifon ile Gümüşhacıköy çevresinde İskit hâkimiyeti çok kısa sürmüş olsa da, Gümüşhacıköy'ün İmirler köyündeki Yedi Pelitler mevkiinde kaçak kazılarla tahrip edilmiş kurgan tipi bir mezar bu dönemin en çarpıcı izidir. Demir bir kılıç, tunç ve demirden bir savaş kazması, tunç bir at gemi parçası ve tunç ok uçları rastlantı sonucu müzeye ulaşınca Amasya Müzesi burada bir kazı yapmış, sert balçık zemin üzerinde yedi tunç ok ucu ile bir insana ve bir ata ait kemikleri ortaya çıkarmıştır. Dönmez'e göre burada atıyla birlikte gömülen kişi Avrasyalı atlı savaşçıların bir komutanıydı; mezardan hayvan figürleriyle süslü altın bir bileziğin de çıktığı ve bilinmeyen birine satıldığı söylenir. Buluntular bugün Amasya Müzesi'nde sergilenmektedir. Ardından bölge Pers hâkimiyetine girdi; bu dönem MÖ 333'teki İssos Savaşı'na kadar sürdü.

Pontus Krallığı Dönemi

Amasya'yı başkent yapan Pontus Krallığı kurulduğunda Merzifon, başkentin kuzeyinde kalan bir ticaret durağı ve askerî savunma noktası olarak önem kazandı. Strabon'un anlatımında Pontus krallarının sarayları, kaleleri ve su depoları bu çevreye yayılmıştır; Amaseia'nın üstünde, kralların birçok iş için kullandığı Sagylium gibi yüksek kayalık kaleler ve Phazemonitae'nin sağlığa çok iyi gelen sıcak suları vardır. Ovadaki höyüklerin neredeyse hepsinde Hellenistik çağ katmanı bulunması, Alıcık'tan Samadolu'ya kadar köy yerleşmelerinin bu dönemde de dolu olduğunu gösterir; Pontus krallığının tahıl ambarlarından birinin bu ova olduğu düşünülebilir. Yaklaşık iki yüzyıl süren Pontus (Mithridatlar) dönemi, Roma ile yapılan savaşlarla sarsıldı. Pompeius ile Lukullus'un seferleri sırasında Pontus şehirleri büyük zarar gördü; VI. Mithridates, MÖ 66'da Pompeius karşısında yenildi. MÖ 47'de Sezar'ın Pontus Kralı II. Pharnakes'i Zile (Zela) ile Amasya arasındaki Bacul köyü yakınlarında yenmesiyle krallığın bölgedeki egemenliği zayıfladı ve Roma hâkimiyeti dönemi başladı.

Merzifon'u doğrudan bir Pontus kralına bağlayan tek anlatı Hüsameddin'e aittir. Onun hesabına göre hicretten 844 yıl önce, yani MÖ 222 dolayında tahta çıkan ve kendi sıralamasında Beşinci Mithridates diye andığı kral, Marınca'daki eski kasabanın batısına bir kale yaptırarak Osmancık ve Amasya boğazlarını gözetim altına almıştır. "Merzepon" adıyla bilinen bu kale, sonradan Araplaştırılarak "Merzefon", tamlama kesresinin yerine bir "ye" eklenerek de "Merzîfon" olmuştur. Hüsameddin bu sonuca, aşağıda değinilecek olan ad yorumundan hareketle ulaşır; olayı aktaran çağdaş bir antik kaynak göstermez. Kale yapımı, kral listesi ve tarih bu yüzden yazarın kendi kurgusu olarak okunmalıdır. Yerel anlatılardaki "MÖ 222'de V. Mithridates'in Merzpond kalesini kurduğu" bilgisinin kaynağı da büyük ihtimalle bu sayfalardır.

Phazemon ve Neapolis Sorunu

Merzifon'un eski tarihi anlatılırken en sık tekrarlanan bilgi, kentin antik Phazemon'un yerinde kurulduğudur. Bunu olduğu gibi kabul etmek doğru olmaz. Strabon, Amisos topraklarından Halys'e kadar uzanan bölgeyi Phazemonitis diye tanımlar ve Pompeius'un buna Neapolitis dediğini, Phazemon köyünü kent ilan edip adını Neapolis koyduğunu yazar. Bölgenin kuzeyi Gazelonitis ve Amisos toprağıyla, batısı Halys'le, doğusu Phanaroea'yla, kalan yanı ise Amaseia topraklarıyla sınırlıdır. Phanaroea'ya bakan kesimi, balık bakımından zengin, çevresi bol otlaklarla kaplı, denize benzeyecek büyüklükte Stephane Gölü kaplar. Strabon'a göre Phazemonitis'in geri kalanı ağaçsız, buna karşılık tahıl bakımından verimli bir ülkedir. Gölün kıyısında sağlam bir kale olan Icizari, yanında da kalıntı hâlindeki bir kral sarayı bulunur ve ikisi de Strabon'un zamanında terk edilmiştir.

Bu tarifin hangi bugünkü yere karşılık geldiği konusunda üç ayrı görüş vardır. TDV maddesi Merzifon için yalnızca, Phazemon'un yerinde kurulduğu "tahmin edilen" bir şehir ifadesini kullanır; bir başka çalışma Merzifon'un Phazemon ile özdeşleştirilebileceğini kabul eder, fakat Havza yakınındaki yerleşimi de aynı ölçüde olası görür. Barrington Atlası, Phazemonitae'nin sıcak sularını, yani antik adıyla Thermai Phazemoniton'u esas alarak Phazemon'u Havza çevresine, Samsun ilinin sınırları içine yerleştirir. Son yıllarda Vezirköprü çevresinde yürütülen araştırmalar ise üçüncü bir görüşü ağırlaştırmıştır: Akın Temür'ün özetlediği gibi Strabon'un andığı Phazemon köyü bugünkü Vezirköprü'dür; Pompeius'un kurduğu Neapolis, imparator Claudius onuruna sonradan Neoklaudiopolis adını almış, bu adla 2. yüzyıldan 3. yüzyılın başına kadar sikke basmış, Roma'nın ikiye ayrılmasından sonra da Andrapa adıyla anılmıştır. Bu görüşte Havza, Neoklaudiopolis'ten güneye inen yolun ulaştığı Thermai, yani bölgenin kaplıcasıdır.

Sagylium kalesinin yeri de bu tartışmayı destekler. Strabon'un "yüksek ve dik bir dağ üzerinde, gagaya benzer biçimde yükselen" diye tarif ettiği bu kale, araştırmacılarca Vezirköprü çevresinde aranır; Olshausen ile Biller onu ilçenin 15 kilometre güneyinde, aynı adı taşıyan mahallenin üstündeki Büyükkale ile özdeşleştirmiştir. Burada denizden 1400 metre kadar yüksekteki kayalık sırtta Hellenistik duvar temelleri, kayaya oyulmuş bir sarnıç ve basamaklı bir tünel ağzı saptanmıştır. Strabon'a göre Pompeius bölgeyi idarî olarak düzenlerken garnizonların yıkılmasını emretmiş, Pontus kralları ve onların yandaşları yöreyi sığınak olarak kullanamasın diye yüksek kalelerin sarnıçlarının taşla doldurulmasını istemişti; sonraki yöneticiler ise toprakları yeniden krallar arasında paylaştırdı. Kral Pharnakes'in oğlu Arsakes, kendini hükümdar ilan edip ayaklandığında ovadan dağa kaçmış, burada taşla doldurulmuş sarnıçlar yüzünden kuvvetle değil açlık ve susuzlukla teslim alınıp öldürülmüştür. Olayın geçtiği yer bu nedenle Merzifon ovası olamaz; Vezirköprü çevresindeki bu dağ kalesidir.

Merzifon ovasının bugünkü görünümü Strabon'un andığı tahıl tarımına uyar, ama büyük gölün ve sıcak su kaynaklarının izi Merzifon çevresinde aranmaz. Bu fark, özdeşleştirme tartışmasının neden Havza ve Vezirköprü lehine ağır bastığını gösterir. Merzifon'un Phazemonitis'in güney kesiminde, Chiliokomon ovasına bakan bir köy olması mümkündür; ancak bu da kaynaklardan çıkarılan bir olasılıktır ve kentin o dönemde adı bilinen ayrı bir yerleşme olup olmadığı bugünkü verilerle çözülemiyor. Dolayısıyla sağlam olan şudur: Pompeius, MÖ 64 dolayında VI. Mithridates'e karşı kazandığı zaferin ardından bölgeyi düzenlediği sırada Phazemonitis'te Phazemon adlı bir köy bulunuyordu ve onu şehir statüsüne yükseltti; bu şehir Neapolis diye anıldı. Merzifon'un tam olarak bu şehre karşılık geldiği ise varsayımdır ve yerel anlatılar, bugün Karşıyaka (Neopolis) olarak anılan köyü de aynı adla ilişkilendirir.

Roma Yönetiminde İmar

Roma egemenliği altında bölgenin yeniden toparlanması Hadrianus döneminde hız kazandı. Yerel anlatıya göre imparator, 131 yılının sonbaharında Anadolu'yu gezerken Amasya ve çevresinin harap hâlini görmüş, antik çağda yoğun yerleşme görmüş Merzifon ve çevresindeki Roma köylerini de ziyaret etmiş, eski tapınakların onarılmasını ve yenilerinin yapılmasını buyurmuştur. Bugünkü Karşıyaka (Neopolis) köyünde Zeus Stratios adına bir tapınak yaptırıldığı bildirilir; bu tapınağa ait sütun başlıkları ile sunak yazıtı Amasya Müzesi'nin bahçesinde sergilenir. Merzifon'da bulunan Roma tapınağı buluntularının bir bölümü de aynı müzededir. Huzurun sağlanmasıyla ekonomik yaşam canlandı; kenti çevreleyen surlar ve kale yeniden onarıldı, artan nüfus için yeni mahalleler eklendi. Alıcık Höyük ile Samadolu Höyüğü'nde Roma çağı çanak çömleğinin ele geçmesi, ovadaki eski yerleşim tepelerinin bu dönemde de kullanıldığını gösterir.

Bu dönemin ilçedeki en iyi bilinen arkeolojik buluntusu, bugün Merzifon'a bağlı Aktarla (Nureni) köyündendir. Burada Amasya Müzesi'nce 1994'te yapılan kurtarma kazısında MS 3. yüzyıla ait, akroterli ve bezemeli, kireç taşından bir lahit çıkarılmıştır. Lahdin üç yüzünde, mezarı korusun diye, bakanı taşa çevirdiğine inanılan Medusa'nın başı işlenmiştir. Üzerindeki Grekçe yazıt bir beddua metnidir: saygı ve merhametle yaklaşanların Tanrı'dan iyilik görmesini diler, mezarı ele geçirmeye ya da başka bir kötülüğe kalkışanlar için ise "bu dünya basılmaz, denizler aşılmaz olsun" der ve onların çocuklarının, özellikle karısının hayrını görmemesini, rızkının azalmasını ister. Bu ilenç işe yaramamıştır: lahdin içinden ikisi yetişkin dört kişiye ait iskelet çıkmış, fakat hiçbir ölü hediyesi bulunamamıştır. Müze yetkilileri bunu mezarın daha antik çağda soyulmuş olmasına bağlar. Lahit bugün Amasya Müzesi'nde teşhir edilmektedir ve köyün Roma çağında birden çok kuşak boyunca kullanılan, varlıklı ailelerin yaşadığı gerçek bir yerleşim olduğunu açıkça gösterir.

Buna karşılık bu dönemdeki Merzifon hakkında yazılı kaynaklar çok kısıtlıdır; kentin adının antik metinlerde güvenle Merzifon diye anıldığına dair sağlam bir kanıt da yoktur. Roma dönemi anlatıları bu yüzden büyük ölçüde Amasya'nın ve çevre ovanın genel durumuna dayanır. Hadrianus'un imar emriyle ilgili aktarım, ilçenin kendi tarih anlatısında yer almakla birlikte, çağdaş bir yazıta ya da imparatorluk belgesine bağlanmış değildir; bu nedenle yerel bir bilgi olarak okunmalıdır. Pompeius'un düzenlemesi ise Strabon gibi çağdaş bir yazarın metnine dayandığı için çok daha sağlam bir zemindedir. Aynı çekince Zeus Stratios tapınağı için de geçerlidir: sütun başlıkları ve yazıtlı sunak somut buluntulardır, ama tapınağı kimin ve hangi tarihte yaptırdığı konusunda yalnızca yerel anlatı elimizdedir. Aktarla lahdi gibi kazıyla çıkarılmış ve yayımlanmış buluntular bu yüzden ayrı bir değer taşır.

Doğu Roma Yönetimi

395'te Roma İmparatorluğu'nun doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasıyla Merzifon ve çevresi Doğu Roma, yani Bizans sınırları içinde kaldı. Yöre, Roma ve Bizans döneminde Amasya'ya bağlıydı. 395-396 yıllarında Kafkasya'dan Bizans topraklarına giren Hunlar şehri yağmaladı. 5. yüzyılda Bizanslı Stephanos'un coğrafya sözlüğünde Phamidzon (Famizon) biçiminde bir ad geçer; aynı ad Phamadzon ve Phameidzon yazımlarıyla da görülür. Yalnız klasik coğrafya sözlükleri bu kaydı Phazemon'un bozuk bir yazımı sayar; dolayısıyla Stephanos'un adının doğrudan Merzifon'a bağlanması, yukarıda anlatılan özdeşleştirmeye dayanır. Ortaçağ yazarları ve sonraki dilbilimsel çalışmalar kentin adını Marzifūn, Mersivan, Marsovan, Marsiwān, Mersuvan gibi çeşitli biçimlerde kaydeder; Ermenice kaynaklarda Marzvan, Orta Farsçada Merzban ve Yunanca metinlerde Mersyphon ile Merziphounta biçimleri geçer. Bu çokluk, adın farklı dillerde birbirinden bağımsız duyulup yazıldığını, yani tek bir resmî yazımın hiçbir zaman yerleşmediğini düşündürür. Bu adın zamanla Famezon'a, ardından Mazifon, Marsovan ve Mersivan'a dönüştüğü, Selçuklu kaynaklarında Bâzimûn, Fars kaynaklarında Merzubân, Osmanlı belgelerinde de Merzifon biçimini aldığı kabul edilir.

Roma'nın devamı olan Bizans'ta eski yerleşmelerin büyük bir kısmı varlığını sürdürdü ve Merzifon bu çağda önemli bir kültür merkezi sayıldı. Yerel anlatıya göre 8. yüzyılın başında Emevilerin akınları bölgeyi de etkiledi; şehir kısa bir süre Arap hâkimiyetinde kaldıktan sonra yeniden Bizans'ın eline geçti. Merzifon ovasına hâkim olan, Alıcık köyü yakınlarında ve ticaret yolu üzerinde bulunan Bulak Kalesi'nin yol güvenliğini sağlamak üzere kurulduğu belirtilir; yapının tam yapım tarihini veren kesin bir belge yoktur. Komşu Vezirköprü'de bu çağın izleri daha iyi izlenebilir: Andrapa adını alan eski Neoklaudiopolis bir piskoposluk merkezi olmuş, yüzey araştırmalarında bulunan çok sayıda Bizans devşirme taşı kentin Roma dönemindeki kadar olmasa da önemini koruduğunu göstermiştir. Sagylium'un duvarlarının üst kısımlarındaki horasan harçlı tuğla ve moloz örgü de Pontus kalelerinin Roma ve Bizans döneminde onarılıp yeniden kullanıldığını kanıtlar. Merzifon'da ise Bizans döneminin bıraktığı somut eserler bugün büyük ölçüde kaybolmuştur; iç kale yalnızca antik çekirdeğin yerini gösterir.

Adın Kökeni Üzerine Görüşler

Merzifon adının kökeni hakkında kesin bir sonuca varılamamıştır. Bugün dolaşan açıklamaların çoğu, ilk kez Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde ayrıntılı biçimde ileri sürülmüştür. Hüsameddin'e göre kasabanın kim tarafından ve ne zaman kurulduğuna dair sağlam bilgi yoktur, fakat ad bir ipucu verir: Farsçada "merz" sınır, oturulacak yer demektir; "fon" ise "Pon" sözünün Arapçalaşmış biçimidir. İkisi birleşince "Pon sınırı, Pon karargâhı" anlamına gelen Merzifon ortaya çıkar. Yazar bu yorumdan kasabanın Pontus devrinde kurulmuş iki bin yıllık bir şehir olduğu sonucunu çıkarır, ama Pontus'u Hunlarla bir tutarak adı "Hunlar karargâhı" diye de okur; bu okuma, eserinin başka bölümlerinde de görülen ve Pontus'un yerli halkını Turan kökenli sayan genel tarih anlayışına dayanır. TDV maddesi ise Farsça merz ile Pont sözcüğünün birleşerek "Pont Devleti'nin sınır şehri" anlamına geldiği görüşünü şüpheli bulur.

Hüsameddin'in ikinci açıklaması halk ağzındaki "Marsıvan, Marsivan" biçiminden yola çıkar. Âsâru'l-İbâd adlı esere dayanarak bu adın Barsevinç adlı bir Türk beyinden bozma olduğunu yazar ve "bar" sözcüğünü yarı bağımsız valilere verilen bir unvan olarak açıklar. Ona göre Barsevinç, hicretten 1340 yıl önce, yani MÖ 8. yüzyıl başlarında Amasya valisi olmuş ve kasabanın iki kilometre kadar kuzeydoğusundaki Marınca köyünün yerinde kendi adını taşıyan bir kasaba kurmuştur; ad önce Barsevinç, sonra Marsevinç, en sonunda Marınca'ya dönüşmüştür. Merzifon ise Pontus devrinde önce özel bir karargâh olup sonradan kasabaya dönüşmüş, eski Marınca kasabası da köy hâline gelmiştir. Yerel anlatıdaki "MÖ 700'lerde Marınca köyünün yerinde Barsevinç adlı bir valinin kasaba kurduğu" bilgisi bu sayfalardan gelir. Marınca, Osmanlı kayıtlarında Merzifon'a bağlı köylerin en kalabalığı olarak geçer ve bugün Karamustafapaşa adını taşır; Hüsameddin'e göre burası Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın doğduğu köydür; paşa, annesi Âbide Hatun'un yaptırdığı mescidi 1087 (1676) yılında genişleterek camiye çevirmiş ve yanına bir mektep eklemiştir. TDV ise adın Hun Türklerinden Barsevinç'ten geldiği iddiasının hiçbir dayanağı olmadığını açıkça belirtir.

Hüsameddin bazı salnamelerde geçen üçüncü bir görüşü de aktarır ve reddeder: kasabayı Erzurum hâkimi Mengücek'in fethedip kendi adını verdiği, adın zamanla Merzifon'a dönüştüğü ve bunun 480 (1087) yılında olduğu ileri sürülmüştür. Yazar, Mengücek ile Merzifon sözcükleri arasında hiçbir ilişki bulunmadığını, Mengücek Bey'in Merzifon'u fethettiğinin tarihen bilinmediğini ve Merzifon adının bu tarihten önce de kayıtlı olduğunu hatırlatarak bu iddiayı "biraz garip" bulur. Asıl ilgi çekici kanıt ise yazarın elindeki bir Hulâsatü'l-Fetâvâ nüshasının arka sayfasındaki kayıttır: Sa'deddin Muhammed el-Merzifonî, 793 (1391) yılı rebiülâhirinde nüshayı karşılaştırdığını yazarken kendini "şehri Merzebân diye bilinen" Sa'd bin Halil bin Süleyman er-Rûmî olarak tanıtır. Hüsameddin buna dayanarak adın "Merzebân" sözünden bozma olabileceğini de kabul eder. Bu not, adın Orta Farsçadaki Merzban biçimiyle uyuşan bir yazımının 14. yüzyılın sonunda yerli bir âlim tarafından kullanıldığını gösteren somut bir belgedir.

Özhan Öztürk ise halk ağzındaki Marsıvan biçiminden hareketle adın Farsça marz (sınır) ile Ermenice van (kent) sözcüklerinden oluştuğunu, yani "sınır kenti" anlamına geldiğini savunur. Bu görüşlerin hiçbiri belgeyle kanıtlanmış değildir; ortak noktaları adın bir sınır ve geçit yeri fikrine bağlanmasıdır. Hitit ile Kaşka ülkeleri arasındaki konumu, Pontus ile Paflagonya arasındaki yeri ve Bizans ile Türk beylikleri arasında el değiştirmesi düşünüldüğünde, bu yorumun kentin tarihine uyduğu söylenebilir; ancak bu uyum, etimolojinin doğruluğunu kanıtlamaz.

Danişmendli Fethi ve Antik Çağın Kapanışı

Bizans yönetimi Malazgirt Muharebesi'nin (1071) ardından bölgede çöktü. Şehri Danişmendli emirlerinden İltegin Gazi fethetti; Hüsameddin de bu bilgiyi Târîh-i Âl-i Dânişmend'e dayanarak verir. Oğlu Sihâmüddevle lakaplı Hüseyin Gazi uzun süre burada oturdu; kaldığı yerin adı bugün Samandolu (Buğdaylı) mahallesinde yaşar. Osmanlı tahrir kayıtlarında Samadola, 1642 tarihli avârız defterinde ise Sehmüddevle olarak geçen bu ad, ortaçağa geçişin kentteki en kalıcı izlerinden biridir. Dönmez'in Merzifon-Gümüşhacıköy yolunun üçüncü kilometresinde, Samadolu köyü arazisinde saptadığı höyükte İlk Tunç Çağı'ndan Roma çağına kadar uzanan katmanlar bulunması, Danişmendli emirinin yerleştiği çiftliğin çok eski bir yerleşim yerinin yanında kurulduğunu gösterir.

Hüsameddin'in biyografiler cildinde Hüseyin Gazi'nin hayatı daha ayrıntılı anlatılır. Danişmendli serdarı Nâsırüddevle İltegin Gazi'nin ikinci oğludur ve Amasya'da Efrumiye Banu'dan doğmuştur. Emir İsmail Gazi zamanında Merzifon emiri olmuş, uzun süre burada emirlik ederek bir cami yaptırmış, "Sehmüddevle" diye bilinen çiftliğini de bu caminin giderlerine vakfetmiştir; çiftlik sonradan Sehmüddevle köyü adıyla anılır olmuştur. 518 (1124) yılında Danişmendli hükümdarı Melik Sungur Gazi Amasya'ya yerleşince ona bağlılığını bildirmiş, fakat kardeşi Hüsâmüddevle Hasan Gazi ile arası açılınca 522'de Şam hükümdarı Tâcülmülûk Böri'nin yanına gitmiştir. Böri'nin oğulları zamanında Humus emiri olmuş, Nureddin Mahmud Zengi'nin Şam'ı almasından sonra Humus ve Hama emirliğinde bırakılmış, fakat bağımsızlık peşinde olduğundan kuşkulanılınca kölesi Karatigin tarafından 554 (1159) yılında öldürülmüştür. Merzifon'da emirlik etmiş bir Danişmendli beyinin hayatının Suriye'de sona ermesi, Danişmendli ailesinin bu dönemde ne kadar geniş bir coğrafyada hareket ettiğini gösterir.

Şehrin İslam hâkimiyetine girmesiyle Bizans eserlerinin bir bölümünün camiye ve medreseye dönüştürüldüğü belirtilir; hangi yapıların bu biçimde yeniden kullanıldığını gösteren bir liste ise elimizde yoktur. Hüsameddin, Selçuklu devrinden önceki durumun tarihen bilinmediğini, mahalle adlarına ve teşkilatına bakılırsa kasabanın asıl büyümesinin hicrî 670'ten (1271) sonra olduğunu yazar; eski mahallelerden en eskisi olarak da hicrî 768 (1366-67) yılına kadar burada ders veren Şerefeddin Mehmed Erzincânî'nin adını taşıyan Erzincânî Mahallesi'ni gösterir. Bizans, fetihten sonra Merzifon'a bir daha hâkim olamadı. Malazgirt'in doğrudan sonucu sayılmasa da, bu gelişme Anadolu'nun iç kesimlerinde Bizans'ın sınırlarının geri çekildiği sürecin bir parçasıdır. Danişmendlilerden sonra yöre II. Kılıçarslan zamanında Anadolu Selçuklularının eline geçti ve Merzifon, Türk-İslam şehri kimliğini bu dönemden itibaren kazandı.

Kronoloji

MÖ 5500 dolayı: Merzifon çevresindeki höyüklerde Kalkolitik yerleşme izleri.

MÖ 1700-700: Hitit dönemi; Hatti ile Kaşka ülkesi arasındaki sınırda yolu koruyan ilk kale.

MÖ 8. yüzyıl: Frigler kaleyi kullanır; Frig, Kimmer ve İskit baskıları.

MÖ 333: İssos Savaşı; Pers hâkimiyetinin sonu.

MÖ 66: VI. Mithridates, Pompeius karşısında yenilir.

MÖ 64: Pompeius, Phazemon'u şehir ilan eder ve Neapolis adını verir.

MÖ 47: Sezar, II. Pharnakes'i yener; Roma hâkimiyeti başlar.

131: Hadrianus'un yöredeki imar emri (yerel anlatıya göre).

3. yüzyıl: Aktarla (Nureni) köyündeki Medusa kabartmalı lahit.

395: Roma'nın bölünmesi; Merzifon Bizans'ta kalır.

5. yüzyıl: Bizanslı Stephanos Phamidzon adını kaydeder.

8. yüzyıl başı: Arap akınları ve kısa süreli Arap hâkimiyeti.

1071 sonrası: Danişmendli emiri İltegin Gazi şehri fetheder.

1124: Merzifon emiri Hüseyin Gazi, Melik Sungur Gazi'ye bağlılığını bildirir.

1159: Hüseyin Gazi, Humus'ta öldürülür.

1391: Bir fetva kitabı nüshasında şehrin adı "Merzebân" olarak geçer.

1972: Dinçol ve Yakar'ın Merzifon'a uzanan yüzey araştırması.

1994: Aktarla lahdi kurtarma kazısıyla çıkarılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 397-403 (e-kitap 1-4, s. 205-207); c. 2, s. 141-142, 158-159 (e-kitap 1-4, s. 268, 274); c. 9, s. 2-4 (e-kitap 9-12, s. 12). amasya.bel.tr
  • Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: XII-XIII-XIV), çev. Adnan Pekman, İstanbul 1993; Geographika XII.3.

Akademik çalışmalar

  • A. M. Dinçol, J. Yakar, "Nerik Şehrinin Yeri Hakkında", Belleten, c. XXXVIII, sy. 152 (1974), s. 563 vd. belleten.gov.tr
  • Şevket Dönmez, "1997-1999 Yılları Yüzey Araştırmalarında İncelenen Amasya İli Demir Çağı Yerleşmeleri", Belleten, c. LXIX (2005), s. 467 vd. belleten.gov.tr

Resmî kaynaklar

  • Merzifon Kaymakamlığı, "Merzifon Tarihçesi".

Diğer kaynaklar

  • Mehmet Öz, "Merzifon", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 243-245.
  • Akın Temür, "Two Pontos Castles in Vezirköprü, Reg. Samsun: Büyükkale (Sagylion) and Küçükkale", Materialy po Arkheologii i Istorii Antichnogo i Srednevekovogo Prichernomor'ya, sy. 15 (2023), s. 121-141.
  • Richard Talbert (ed.), Barrington Atlas of the Greek and Roman World, Princeton 2000, s. 87.
  • "Amasya'da, bin 700 yıllık 'lanetli' lahit dikkat çekti", Ensonhaber (İhlas Haber Ajansı). ensonhaber.com
  • Özhan Öztürk, Pontus: Antik Çağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi, Ankara 2011.

Çevrimiçi kaynaklar