Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Geldi yine hâtırıma bir eser
Toldı mezâk ile gönül ser-be-ser
İnne mine'ş-şi‘ri le-hikmetden
Söyleme hezyâne ki ey bî-haber
Bil ki kulûbü'ş-şu‘arâdur Hudâ
Mahzen-i esrâr ne sîm ü ne zer
Ehl-i dile serzenişin eylemez
Fâide sana ki sanadır zarar
Ka‘beye her kim ki atar fi'l-mesel
Seng urur gendine kûh-ı keder
Söyle gel ey tab‘ bu güftârdan
Kâşif-i esrârsın ey pür-hüner
Şehd-i leb-i rûh-fezâdan meger
Nûş kılup sen ki saçarsın şeker
Eyleme gam kim yeter imdâdına
Ey dil-i mihnet-zede hayrü'l-beşer
Mîr Nigârî ne elem kim sana
Lutf-ı kerem-kâr kılupdur nazar

Günümüz Türkçesiyle

1. Yine hatırıma bir eser (şiir) geldi; gönül baştan başa tatla doldu.

2. "Şiirin bir kısmı hikmettir" sözünü bilmeden, ey habersiz, (şiire) saçma (hezeyan) deme.

3. Bil ki şairlerin gönülleri, Allah'ın sır hazinesidir; gümüş ve altın (hazinesi) değil. (Beytin anlamı kesin değildir.)

4. Gönül ehline sitem etmenin sana bir faydası yoktur; zarar sanadır.

5. Kim meselâ Kâbe'ye taş atarsa, kendine keder dağından taş vurur. (Bu beyit için verilen anlam bir tahmindir.)

6. Ey tabiat, gel, bu sözden söyle; ey hüner dolu, sen sırları açansın.

7. Sen meğer can artıran dudağın balından içmişsin ki şeker saçıyorsun.

8. Ey mihnete uğramış gönül, gam yeme; insanların en hayırlısı (Hz. Muhammed) yardımına yetişir.

9. Mîr Nigârî, sana ne elem olabilir ki kerem sahibinin lütfu sana nazar etmiştir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiir savunması olan bu gazel, divanın re bölümünün ilkidir. İkinci beyitte Nigârî Arapça bir hadisten bir parça alır: "İnne mine'ş-şi‘ri le-hikmeten", şiirin bir kısmı muhakkak hikmettir. Buhârî'nin de aktardığı bu söz, Osmanlı şairlerinin şiire yöneltilen suçlamalara karşı en sık başvurduğu dayanaklardan biriydi; Kur'an'ın Şuarâ suresinde şairlerin kınanması karşısında şiirin meşruluğunu gösterirdi. Şair, şiire "hezyân", saçmalık diyen habersize bu hadisi hatırlatır.

Üçüncü beyit savunmayı bir adım ileri götürür: şairlerin gönülleri Allah'ın sır hazinesidir ve bu hazinede altın ve gümüş değil sırlar saklıdır. Dördüncü ve beşinci beyitler gönül ehline sitem edene seslenir. Böyle bir sitemin zararı sitem edenin kendinedir; Kâbe'ye taş atan, kendi başına keder dağından taş indirir. Kâbe benzetmesi, şairin gönlünü kutsal bir yere eşitler. Neşir bu beyitleri açıklamaz; aktarım yaklaşıktır, söylenmek istenen ise bellidir.

Altıncı ve yedinci beyitlerde şair kendi tabiatına döner. Tabiat, şiir söyleme gücüdür ve "kâşif-i esrâr", sırları açan diye övülür; sevgilinin dudağının balından içtiği için şeker saçmaktadır. Gazelin sonunda dert yerini teselliye bırakır: mihnete uğramış gönlün yardımına "hayrü'l-beşer", insanların en hayırlısı yetişecektir. Bu sıfat Hz. Muhammed için kullanılır; divanın dal bölümü Peygamber'in adıyla açılmıştı, re bölümünün ilk gazeli de onun adını anarak kapanır. Uyak dizisi "eser" ile açılır, "beşer" ve "nazar" ile kapanır; hepsi bölümün harfi re ile yazılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar