Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün
Felek ser-geşte-i zülf-i mutarrâ-yı Muhammeddir
Kamer, hûrşîd-i Mecnûndur ü Leylâ-yı Muhammeddir
Sehî-serv-i sanevber kãmet-i şimşâd hem ‘ar‘ar
Kadi tûbâ esîr-i nahl-i bâlâ-yı Muhammeddir
Mukayyed Yûsufun olmaz tel-i tarrârına hem kim
Esîr-i turra-i tarrâr sevdâ-yı Muhammeddir
Melâhat mülkünün şehbâz u şâhı Yûsuf-ı zîbâ
Şikâr u çâker-i hüsn-i dil-ârâ-yı Muhammeddir
Sürer zevk u safâsın ‘âlemin ol rind kim ser-hoş
Der-i meyhânede meşşâk-ı tuğrâ-yı Muhammeddir
Bulupdur devleti el-hâsıl ol merd-i mücerred kim
Habîb ü ‘âşık-ı ism ü müsemmâ-yı Muhammeddir
Teberrâ itdim ‘âlemden hevâdan câna pervâdan
Temennâm ey Nigârî bir tevellâ-yı Muhammeddir
Günümüz Türkçesiyle
1. Felek, Muhammed'in süslü zülfünün başı dönmüş âşığıdır; Ay, Mecnun'un güneşi ve Muhammed'in Leylâ'sıdır.
2. Dümdüz selvi, çam, şimşir boylu ardıç ve Tûbâ ağacının boyu, hepsi Muhammed'in yüce hurma fidanı gibi boyunun esiridir.
3. Muhammed sevdasının hilekâr kâkülüne esir olan, Yusuf'un hilekâr saç teline bağlanmaz. (Beytin anlamı kesin değildir.)
4. Güzellik ülkesinin şahini ve şahı olan güzel Yusuf, Muhammed'in gönül süsleyen güzelliğinin avı ve kuludur.
5. Meyhane kapısında sarhoş olup Muhammed'in tuğrasını meşk eden rint, dünyanın zevkini ve safasını sürer.
6. Kısacası Muhammed'in adının ve adlandırdığı zatın dostu ve âşığı olan o dünyadan soyunmuş adam devleti bulmuştur.
7. Dünyadan, hevesten, can kaygısından teberra ettim (uzaklaştım); ey Nigârî, dileğim Muhammed'e bir tevellâdır (bağlılıktır).
Edebî ve Tarihî Yorum
Hüsameddin Amasya Tarihi'nde Nigârî'yi anlatırken bu gazelin yalnız matlaını vermişti; o beyit sitemizde Matla‘ 1 adıyla ayrı bir sayfada yayımlandı. O sayfada beytin bir naatın matlaı olduğu tahmin edilmiş, "Kamer hûrşîd-i Mecnûndur" sözünün iki okunuşu tartışılmıştı. Bilgin neşri gazelin yedi beyitlik bir naat olduğunu gösterir ve ikinci mısraı "Kamer, hûrşîd-i Mecnûndur" diye virgülle verir; bu noktalama, Ay'ın Mecnun'un güneşi olduğu okumasını destekler.
Divanın dal bölümünü açan "Sînemdedir ol dâg-ı temennâ-yı Muhammed" naatındaki "tevellâ" kelimesi son beyitte yeniden görünür ve bu kez karşılığıyla birlikte gelir. Şair dünyadan, hevesten ve can kaygısından "teberrâ" etmiştir; dileği ise Muhammed'e bir "tevellâ"dır. Şii ve Alevi geleneğinde bu iki terim birbirini tamamlar: tevellâ Peygamber'i ve Ehl-i Beyt'i dost tutmak, teberrâ onların karşısında duranlardan uzak durmaktır. Nigârî teberrâyı düşmanlara değil dünyaya ve kendi hevesine yöneltir.
İkinci, üçüncü ve dördüncü beyitler güzellik örneklerini Peygamber'in karşısında bir bir küçültür. Selvi, çam, şimşir, ardıç ve cennetteki Tûbâ ağacı onun boyunun esiridir; güzellik ülkesinin şahı Yusuf bile onun güzelliğinin avıdır. Beşinci beyitteki "meşşâk", meşk eden, hat öğrencisinin örnek yazıyı tekrar tekrar yazarak çalışmasını anlatır; "tuğrâ" ise padişahın imzası olan süslü işarettir. Meyhane kapısındaki sarhoş rint, Muhammed'in tuğrasını meşk eden bir öğrenciye benzetilir.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 154, s. 98. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, (e-kitap s. 95). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page95.html
Çevrimiçi kaynaklar






