Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Nazar kıl ey gazâlim ‘âşıkın gör kim ne meftûndur
Tutupdur kûh u sahrânı gezer âvâre mecnûndur
Dem-â-dem âh ider cânım döker kan çeşm-i giryânım
Leb-i la‘lin temennâsıyla çün-kim bağrı pür-hûndur
Sorup hâl-i perîşânım nigârım bir dem ihsân it
Şarâb-ı şehd-i la‘linden şifâ kim derdim efzûndur
Giriftârem esîrem mübtelâyem zâr-ı meftûnem
Ki zülfün dâmdır u gamzen belâdır çeşmin efsûndur
Uzaldım gayrlardan hamdü li'llâh ragbetim kesdim
Hayâl-ender-hayâlin tâ derûn-ı dilde mahzûndur
Şarâb-ı feyz-i la‘linden süzülmüş şi‘r-i şîrînim
Hevâ-yı serv-i mevzûnunla tab‘ım bile mevzûndur
Kiçek çûn u çerâdan söylemen meh-pâreler adın
Beni rüsvây-ı ‘âlem eyleyen bir mâh-ı bî-çûndur
Ne anlar çekmeyen mey olmayan sevdâ giriftârı
Nigârîyi ki ol kenz-i hafîdir dürr-i meknûndur

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey ceylanım, bir bak, âşığını gör, ne kadar tutkundur; dağı ve çölü tutmuş, avare bir Mecnun olarak dolaşır.

2. Canım her an âh eder, ağlayan gözüm kan döker; çünkü la'l dudağını dilemekten bağrı kanla doludur.

3. Sevgilim (nigârım), perişan hâlimi sorup bir an ihsanda bulun; derdim artmakta, la'l dudağının bal şarabından şifa ver.

4. Tutsağım, esirim, belaya düşmüşüm, inleyen bir tutkunum; çünkü zülfün tuzaktır, gamzen beladır, gözün büyüdür.

5. Allah'a hamd olsun, başkalarından uzaklaştım, isteğimi kestim; hayalinin içindeki hayal, gönlümün derinliğinde hazine gibi saklıdır.

6. Tatlı şiirim la'l dudağının feyiz şarabından süzülmüştür; ölçülü selvi boyunun sevdasıyla tabiatım bile ölçülüdür.

7. Ay parçası güzellerin adını "nasıl" ve "niçin" diye söyleme; beni dünyaya rüsvay eden, nasılı olmayan (eşsiz) bir aydır. (Beytin anlamı kesin değildir.)

8. Şarap içmeyen, sevdaya tutulmayan, gizli bir hazine, saklı bir inci olan Nigârî'yi ne anlar?

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyitte "mevzûn" kelimesi iki kez ve iki ayrı anlamla gelir. Sevgilinin selvi boyu mevzûndur, yani ölçülü, endamlıdır; şairin tabiatı da mevzûndur, yani vezinli söz söyler. Aruz ölçüsüyle yazılmış şiire "manzûm ve mevzûn" denirdi. Nigârî, şiirinin ölçüsünü sevgilinin boyunun ölçüsüne bağlar: selvinin endamı tabiata geçmiş, şiir de bu yüzden vezinli olmuştur. Aynı beytin ilk mısraında şiirin kaynağı ikinci bir benzetmeyle gösterilir; tatlı şiir, sevgilinin dudağındaki feyiz şarabından süzülmüştür.

Son beyit şairin kendisi için iki tasavvuf sözünü kullanır. "Kenz-i hafî", gizli hazine, tasavvufta çok anılan bir kudsî hadise dayanır: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim ve âlemi yarattım." "Dürr-i meknûn", saklı inci, Kur'an'da cennet güzellerini anlatan bir benzetmedir. Şair, şarap içmeyen ve sevdaya tutulmayan kişinin onu anlayamayacağını söyler; Nigârî'yi bilmek için onun yolundan geçmek gerekir.

Beşinci beyitteki "mahzûn" da çift anlamlıdır. Kelime çoğunlukla hüzünlü demektir; ama aynı kökten "hazîne" kelimesi de gelir ve burada sevgilinin hayali gönlün derinliğinde hazine gibi saklanmıştır. Dördüncü beyit ise sevgilinin üç silahını sayar: zülf tuzaktır, gamze beladır, göz büyüdür. Yedinci beyitteki "bî-çûn", nasılı olmayan, nitelenemeyen demektir ve çoğunlukla Allah için kullanılır; şair bu sıfatı kendisini rüsvay eden aya verir. Neşir beyti bütünüyle açıklamadığından anlamı üzerinde kesin konuşulamaz. Redif "-dur", uyaklar ise meftûn, mecnûn, pür-hûn, efzûn, efsûn, mahzûn, mevzûn, bî-çûn ve meknûn kelimeleridir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar