Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün
Sevdâ-zede olmuş dil-i sûzun elemi var
Ne sohbeti ne sâzı ne şâd-âne demi var
Ne sâkî-i dil-hâhı ne nây u ne nevâsı
Ne bâde-i dil-şâdı vü ne câm-ı Cemi var
Firkat-zede olmuş yine çerhun siteminden
Ya‘kûb-ı dilin hüzn-ile vîrân haremi var
Bir dâğ-ı ciger eyledi Mevlâ bize ihsân
Hakkın yine erbâb-ı dilâna keremi var
Eyvâh ne sabr eyleyem âh eylemeyem kim
Bağrımdaki bir Yûsuf-ı hüsnün veremi var
Büt-hâne-i mihnetde gezer hâli perîşân
Bî-çâre dilin firkat-i zîbâ sanemi var
Bir dem güzer it Mîr Nigârîye nazar kıl
Teftîş eyle ey nûr gözüm gör ne gamı var
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevdaya tutulmuş yanık gönlün elemi var; ne sohbeti, ne sazı, ne de sevinçli bir anı var.
2. Ne gönlünce bir sâkîsi, ne neyi ve nağmesi var; ne gönül açan şarabı, ne de Cem'in kadehi var.
3. Feleğin zulmünden yine ayrılığa uğramış; gönül Yakub'unun hüzünle yıkılmış bir haremi var.
4. Mevlâ bize bir ciğer yarası ihsan etti; Hakk'ın gönül ehline yine keremi var.
5. Eyvah, nasıl sabredeyim, nasıl âh etmeyeyim; bağrımda bir güzellik Yusuf'unun vereminin (açtığı hastalık) var.
6. Çaresiz gönül mihnet puthanesinde hâli perişan dolaşır; güzel bir putun ayrılığı var.
7. Bir an uğra, Mîr Nigârî'ye bak; ey gözümün nuru, onu yokla, gör ne gamı var.
Edebî ve Tarihî Yorum
İlk iki beyit yokluk listesidir ve her öğe "ne" ile sayılır: ne sohbet, ne saz, ne sevinçli bir an; ne gönlünce bir sâkî, ne ney ve nağme, ne gönül açan şarap, ne Cem'in kadehi. Redif "var" olduğu hâlde bu beyitlerde var olan tek şey elemdir. Sevdaya tutulmuş gönlün bir meclisin bütün süslerinden mahrum kalışı, Türkçe redifin sade gücüyle anlatılır.
Üçüncü ve beşinci beyitler Yusuf kıssasından iki sahne alır. Gönül, Yusuf'u kaybettikten sonra yıllarca ağlayan Yakub'a benzetilir ve onun hüzünle yıkılmış bir "harem"i, yani mahremi, iç odası vardır; Yakub'un ağladığı "beytü'l-ahzân", hüzünler evi burada akla gelir. Beşinci beyitte ise âşığın bağrında "bir Yûsuf-ı hüsnün veremi" vardır. Verem, insanı yavaş yavaş eriten hastalıktır; güzellikte Yusuf gibi bir sevgilinin yol açtığı dert de âşığı böyle eritmektedir. Gönül hem Yakub hem de Yusuf'un yokluğunda eriyen bir hasta olur.
Dördüncü beyit teselliye benzeyen bir kabulle konuşur: Mevlâ bize bir ciğer yarası ihsan etmiştir, Hakk'ın gönül ehline keremi vardır. Yara bir ceza değil bir lütuf olarak sayılır. Altıncı beyitteki "büt-hâne", puthane, divan şiirinde güzellerin toplandığı yeri anlatır; gönül bu puthanede perişan dolaşır. Son beyitte şair sevgiliye "nûr gözüm", gözümün nuru diye seslenir ve ondan bir an uğrayıp gamını yoklamasını ister. Uyak kelimeleri elem, dem, Cem, harem, kerem, verem, sanem ve gam, redif "var"ın önünde birbirine bağlanır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 157, s. 100. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






