Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

İkãmet-sâz der-i kûyundan ayrılmaz dil-i şeydâ
Reved Mecnûn kocâ ez âsitân-ı hayme-i Leylâ
Ümîdim böyledir kim ölmedin evvel görem rûyun
Eger kim görmesem hayfâ bana vâveylâ vâveylâ
Nevâ-yı nây tek nâle-i kelbin câna kâr eyler
Kılur te’sîr zîrâ nagme-i âheng-i şûr-efzâ
Meger kim bâr virmez nahl-i âhım yohsa kim senden
Umulmaz bî-keremlik ‘âlem içre ey kad-i bâlâ
Leb-i la‘lin temennâsında yanmış bağr-ı pür-hûnum
Gözüm yaşından almış mâye-i şûr-engîz-i deryâ
Cihân bâğında ey gül âh u feryâdım bülend midir
Beni rüsvâ seni meşhûr-ı ‘âlem eyleyen mahzâ
Habîbim bunca feryâd u figãnından haber sormaz
Degül bî-ma‘nî ey Mîr Nigârî bî-haber sanma

Günümüz Türkçesiyle

1. Çılgın gönül senin kapında yerleşmiştir, kapından ayrılmaz; Mecnun, Leylâ'nın çadırının eşiğinden nereye gider ki? (İkinci mısra Farsçadır: "Reved Mecnûn kocâ ez âsitân-ı hayme-i Leylâ", Mecnun Leylâ'nın çadırının eşiğinden nereye gider.)

2. Umudum şudur ki ölmeden önce yüzünü göreyim; eğer göremezsem yazık bana, vay bana, vay.

3. Kapındaki köpeğin iniltisi ney nağmesi gibi cana işler; çünkü coşku arttıran bir ahenk nağmesi gibi tesir eder.

4. Anlaşılan ahımın hurma ağacı meyve vermiyor; yoksa ey uzun boylu, âlemde senden kerem yoksunluğu umulmaz.

5. La'l dudağının arzusuyla kanla dolu bağrım yanmıştır; deniz, coşkunluğunun mayasını gözümün yaşından almıştır.

6. Ey gül, dünya bahçesinde ahım ve feryadım yüksek mi çıkıyor; beni rüsvay, seni âlemde meşhur eden yalnızca odur.

7. Sevgilim bunca feryadımdan, figanımdan haber sormuyor; ey Mîr Nigârî, (bu sessizliği) anlamsız, (onu) habersiz sanma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazel, Türkçe bir mısrayı Farsça bir mısrayla eşleyerek açılır. Birinci mısrada çılgın gönül sevgilinin kapısından ayrılmaz; ikinci mısra bunun gerekçesini Fars şiirinin diliyle verir: Mecnun, Leylâ'nın çadırının eşiğinden nereye gidebilir? İki dilin bir beyitte buluşması (mülemma) Nigârî'nin divanında zaman zaman görülür. Burada Farsça mısra bir atasözü gibi işler; Leylâ ile Mecnun hikâyesini bilen her okur, sevgilinin eşiğinden ayrılmamanın âşık için tek seçenek olduğunu hemen anlar.

Üçüncü beyit divan şiirinin en alçakgönüllü imgelerinden birini kullanır. Sevgilinin kapısında bekleyen köpek, divan şiirinde çoğu zaman âşığın kendisidir; köpek sadakatin ve sevgilinin eşiğinden ayrılmamanın simgesidir. Nigârî bu köpeğin iniltisini ney nağmesine benzetir: kapıda inleyen âşığın sesi bir müzik gibi cana işler. Dördüncü beyit ise başka bir ağaç imgesine geçer. Ahın bir hurma ağacı olduğunu, ama meyve vermediğini söyler; yani ahlar sevgiliye ulaşıp karşılık getirmez. Yine de suç sevgilide aranmaz, çünkü ondan "bî-keremlik", cömertlikten yoksunluk umulmaz.

Altıncı beyit âşıkla sevgili arasındaki ilişkinin ilginç bir tarafını gösterir: âşığın feryadı onu rüsvay eder, ama aynı feryat sevgiliyi dünyaya tanıtır. Gül ile bülbül mazmunu burada açıkça söylenmeden işler; bülbülün feryadı gülü meşhur eder. Son beyit bir teselliyle kapanır: sevgilinin sessizliği ilgisizlik değildir, şairin bilmediği bir anlamı vardır. Son beyitteki "sanma" kafiyeye ancak yaklaşır; öteki beyitlerde şeydâ, Leylâ, vâveylâ, şûr-efzâ, bâlâ, deryâ ve mahzâ kelimelerinin uzun "â"sı düzenli işler.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar