Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün

el-Minnetü li'llâh evimiz av yeridir
Avları güzel âhûları hûrî perîdir
Ser-menzilimiz nefha-i ‘anberle melâdır
Zîrâ yerimiz âhûların reh-güzeridir
Zülfün hevesi ‘âşıka bâde-i şebâne
Mihr-i lebin ey mâh sabûhî seheridir
Erbâb-ı nazar hâline dahl eyledi vâ‘iz
Memnû‘dur anun sözi zîrâ nazarîdir
Pervânede bülbülde bu hâlât ü harâret
Mecnûn da bilür bâde-i ‘aşkın eseridir
Ol neş’e-i hâlât ü bu rütbe-i makãmât
Her şâm u seher şecre-i sabrın eseridir
‘Âkıl özin ‘aşka düşürüp âteşe yahmaz
Bu iş bana ey Mîr Nigârî kaderîdir

Günümüz Türkçesiyle

1. Allah'a şükür, evimiz bir av yeridir; avları güzel ceylanlar, huriler ve perilerdir.

2. Konak yerimiz amber kokusunun esintisiyle doludur, çünkü yerimiz ceylanların (misk taşıyan ceylanların) gelip geçtiği yoldur.

3. Ey ay yüzlü, zülfünün hevesi âşık için gece içilen şaraptır; dudağının sevgisi de onun seher vakti içilen sabah şarabıdır.

4. Vaiz nazar ehlinin hâline karıştı; onun sözü geçersizdir, çünkü nazarîdir (yalnız kuramdan ibarettir).

5. Pervanedeki, bülbüldeki bu hâller ve bu hararet aşk şarabının eseridir; Mecnun da bunu bilir.

6. O hâllerin coşkusu ve bu makamların mertebesi, her akşam ve sabah sabır ağacının meyvesidir.

7. Akıllı kişi kendini aşka düşürüp ateşte yakmaz; ey Mîr Nigârî, bu iş benim alnıma yazılmıştır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Vaiz ile nazar ehli arasındaki çekişme, dördüncü beyitte tek bir kökün iki türeviyle çözülür. "Nazar" bakış demektir; "erbâb-ı nazar", güzel yüzde ilâhî güzelliği seyreden, bakışı bir yol edinmiş kişilerdir. Vaiz onların hâline karışmıştır, ama sözü geçmez, çünkü "nazarî"dir: düşünceye, kuramdan öteye geçmeyen bilgiye dayanır. Aynı kelime ailesinden çıkan bu iki anlam, görerek bilen ile okuyarak bilen arasındaki farkı tek beyitte ortaya koyar. Nigârî'nin vaize ve zahide karşı tavrı divanın pek çok gazelinde karşımıza çıkar; bu beyitte o tavır bir kelime oyununa sığdırılmıştır.

Gazelin ilk iki beyti bir av sahnesiyle açılır, ama avlananlar ceylanlar, huriler ve perilerdir, yani güzellerdir. Ceylan imgesi ikinci beyitte koku ile birleşir: misk ceylanından elde edildiği için ceylanların geçtiği yol amber ve misk kokar. Âşığın konağı güzellerin uğrak yeri olduğu için baştan sona kokuludur. Üçüncü beyitte gece ile sabah, zülüf ile dudak arasında paylaştırılır. Siyah zülfün hevesi gece şarabı, kırmızı dudağın sevgisi ise sabah şarabı olur; âşık gecesini de sabahını da sevgiliyle sarhoş geçirir.

Beşinci ve altıncı beyitler aynı kafiye kelimesini, "eser"i, iki ayrı anlamda kullanır. Beşinci beyitte pervanenin muma, bülbülün güle duyduğu hararet ve Mecnun'un deliliği aşk şarabının eseridir, yani tesiridir. Altıncı beyitte ulaşılan hâllerin coşkusu ve makamların mertebesi sabır ağacının eseridir; burada kelime ağaçla birlikte kullanıldığı için meyve, ürün anlamına yaklaşır. Böylece cezbe ve sarhoşluk ile sabır ve bekleyiş aynı kelimede buluşur. Son beyitte şair akıllı kişinin yapmayacağı işi kendine kader sayar: aklı olan kendini aşk ateşine atmaz, ama Nigârî için bu bir tercih değil, alın yazısıdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar